Kasas Suresi Işığında Nefis, İstek, Dua ve Teslimiyet
İnsan isteyen bir varlıktır.
Bir şey ister, ona yönelir, onun için emek verir, sebepler oluşturur ve sonunda bir netice bekler. Kimi para ister, kimi evlilik ister, kimi çocuk ister, kimi sağlıklı olmak ister, kimi borçlarından kurtulmak ister, kimi işini büyütmek ister, kimi de huzurlu bir aile hayatı ister.
İstemek kötü değildir. Çünkü insanın içinde istek mekanizması vardır. Buna nefis ya da ego da diyebiliriz. İnsan su ister, yemek ister, sevilmek ister, güvende olmak ister. Bunlar insan olmanın doğal parçalarıdır.
Fakat mesele şudur:
İstek ölçülü olursa hayatı hareket ettirir.
İstek aşırılaşırsa insanın dengesini bozar.
İstek Allah’ın önüne geçerse insanın imtihanı olur.
Kasas Suresi bu konuyu Musa, Firavun ve Karun kıssaları üzerinden çok güçlü şekilde anlatır.
İstek Kötü Değildir, Aşırı İstek Tehlikelidir
İnsan para kazanmak isteyebilir. Ev sahibi olmak isteyebilir. Güzel bir evlilik isteyebilir. Çocuk sahibi olmak isteyebilir. İşinde başarılı olmak isteyebilir. Bunlar tek başına kötü değildir.
Kasas Suresi’nde Karun’a yapılan uyarı da bunu gösterir:
“Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma.”
Yani Kur’an dünyayı tamamen terk et demiyor. Ama dünyayı ilah hâline getirme diyor.
Ev iste ama evi ilah yapma.
Para kazan ama paraya kul olma.
Eşini sev ama eşini Allah’ın önüne koyma.
Çocuğunu sev ama çocuğunu putlaştırma.
İşini büyüt ama işin seni Karunlaştırmasın.
Çünkü insan bir şeyi aşırı isterse mizan bozulur. Denge bozulunca akıl bulanır, kalp daralır, insan gerçekleri göremez hâle gelir.
Kasas 50: Hevaya Uymak
Kasas Suresi 50. ayette çok önemli bir ölçü vardır. Allah, hakka cevap veremeyenlerin hevalarına uyduklarını bildirir.
Heva sadece şehvet değildir. Heva, insanın Allah’ın ölçüsünü bırakıp kendi arzusunu merkeze almasıdır.
Bir adam para için yalan söylüyorsa, para onun hevası olmuştur.
Bir kadın evliliğinde hep kendi isteğini dayatıyorsa, nefsi onun hevası olmuştur.
Bir genç bir ilişki uğruna anne babasını eziyorsa, arzusu onun hevası olmuştur.
Bir patron işini büyütmek için kul hakkına giriyorsa, iş onun hevası olmuştur.
Bir insan bir evi, arabayı, makamı, kişiyi veya düzeni kaybetmemek için Allah’ın sınırlarını çiğniyorsa, o şey onun sınavı olmuştur.
Bu yüzden insan kendine şu soruyu sormalıdır:
Ben neyi çok istiyorum?
Neyi kaybetmekten çok korkuyorum?
Hangi isteğim benim dengemi bozuyor?
Çünkü insanın en çok istediği şey, çoğu zaman en büyük imtihanıdır.
Musa’nın Yolu: Dua, Sebep ve Teslimiyet
Kasas Suresi’nde Musa’nın hayatı bize çok önemli bir yol gösterir.
Musa hata yaptığında Rabbine döndü:
“Rabbim, ben kendime zulmettim, beni bağışla.”
Korktuğunda Rabbine sığındı:
“Rabbim, beni zalimler topluluğundan kurtar.”
Medyen’e vardığında, yalnız ve muhtaçken şöyle dua etti:
“Rabbim, bana indireceğin her hayra muhtacım.”
Bu dualar bize şunu öğretir:
Dua, sadece “Allah’ım bana şunu ver” demek değildir.
Dua, Allah’a sığınmaktır.
Dua, aczini bilmektir.
Dua, sonucu Allah’a bırakmaktır.
Dua, insanın Rabbini hatırlamasıdır.
Ama Musa sadece dua etmedi. Aynı zamanda sebepler de oluşturdu.
Mısır’dan çıkması gerekti, çıktı.
Medyen’e yürüdü.
Su başında iki kadına yardım etti.
Gölgeye çekilip dua etti.
Sonra gelen davete icabet etti.
Yıllarca çalıştı.
Sonra Allah’ın verdiği göreve yürüdü.
Demek ki doğru yol şudur:
Dua + emek + sebep + sabır + teslimiyet.
Dua etmek sebepleri terk etmek değildir.
Sebep oluşturmak da Allah’ı unutmak değildir.
Mümin, elinden geleni yapar ama sonucu ilahlaştırmaz.
Sonuca Ulaşınca Karunlaşma Tehlikesi
İnsan bazen çalışır, uğraşır, emek verir ve istediği sonuca ulaşır.
Şirketi büyür.
Borçlarını kapatır.
Ev alır.
Araba alır.
Evlilik kurar.
Çocuk sahibi olur.
Makam kazanır.
İşte burada ikinci büyük imtihan başlar.
İnsan şöyle derse tehlike başlamış demektir:
“Ben yaptım.”
“Ben başardım.”
“Benim zekâm.”
“Benim çalışmam.”
“Ben olmasam olmazdı.”
Bu, Karun’un dilidir.
Karun da şöyle demişti:
“Bu bana bendeki bilgi sayesinde verildi.”
Karun’un hatası zengin olması değildi. Karun’un hatası nimeti Allah’tan bilmemesiydi.
Bugün de insan sahip olduğu başarıyı sadece kendinden bilirse, emeğini ilahlaştırır. Oysa insanın emek verebilmesi bile Allah’ın izniyledir.
Sabah uyanmak Allah’tandır.
Nefes almak Allah’tandır.
Akıl Allah’tandır.
Fırsat Allah’tandır.
Doğru insanlarla karşılaşmak Allah’tandır.
Sağlıklı kalmak Allah’tandır.
Çalışabilecek güç Allah’tandır.
Bu yüzden sonuca ulaşan insanın dili Karun dili değil, şükür dili olmalıdır.
Sonuca Ulaşamayınca İsyan Etme Tehlikesi
İnsan bazen de çalışır, çabalar, dua eder ama istediği sonucu elde edemez.
Evlilik olmaz.
İş büyümez.
Borç kapanmaz.
Hastalık geçmez.
Aile düzelmez.
Kardeşle sorun çözülmez.
Çocuk istenilen yola gelmez.
İşte burada üçüncü büyük imtihan başlar.
İnsan ya şöyle der:
“Rabbim, ben elimden geleni yaptım. Sen hayırlısını bilirsin.”
Ya da şöyle der:
“Ben bu kadar uğraştım, neden olmadı? Allah adaletli olsaydı böyle olmazdı.”
Birincisi teslimiyettir.
İkincisi isyandır.
Musa Mısır’dan çıkmak zorunda kaldığında isyan etmedi. Korktu ama Rabbine yöneldi. Medyen’e yalnız vardığında şikâyet etmedi. “Rabbim, bana indireceğin her hayra muhtacım” dedi.
Bu dua bize çok büyük bir ahlak öğretir:
Musa hayrı Allah’a bırakıyor.
“Benim istediğim olsun” demiyor.
“Rabbim, senin göndereceğin hayra muhtacım” diyor.
Çünkü insan neyin hayır, neyin şer olduğunu her zaman bilemez.
Bazen istediğimiz şey bizim için zarar olabilir.
Bazen istemediğimiz şey bizim için rahmet olabilir.
Bazen gecikme korumadır.
Bazen kayıp kurtuluştur.
Bazen olmaması, olmasından daha hayırlıdır.
Firavun: Güç ve Korkunun Kör Ettiği İnsan
Kasas Suresi’nde Firavun, gücün insanı nasıl kör ettiğini gösterir.
Firavun güç istiyordu. Tahtını, düzenini, hâkimiyetini kaybetmek istemiyordu. Bu korku onu zalimleştirdi.
Erkek çocukları öldürdü. İnsanları sınıflara böldü. Zayıf gördüklerini ezdi. Musa’nın hak ile gelişini tehdit olarak gördü.
Firavun’un meselesi sadece güç sahibi olması değildi. Asıl mesele gücü Allah’tan bağımsız görmesiydi.
Bugün de insan Firavunlaşabilir.
Bir baba evinde herkesi korkuyla yönetiyorsa Firavunlaşır.
Bir patron çalışanlarını eziyorsa Firavunlaşır.
Bir eş diğerini susturuyorsa Firavunlaşır.
Bir kardeş mirasta diğerlerini eziyorsa Firavunlaşır.
Bir insan “ben ne dersem o olur” diyorsa Firavun diline yaklaşır.
Güç emanet olursa adalet getirir.
Güç ilahlaştırılırsa zulüm getirir.
Somut ve Soyut Denge
İnsan somut şeyler ister: ev, araba, para, iş, eş, çocuk, sağlık, düzen.
Ama bunların arkasında soyut bir arayış vardır:
Mutlu olmak.
Güvende olmak.
Sevilmek.
Değerli hissetmek.
Huzur bulmak.
İnsan somut şeyleri elde edince otomatik olarak huzura ulaşacağını zanneder. Fakat her zaman öyle olmaz.
Ev olur ama huzur olmaz.
Para olur ama bereket olmaz.
Evlilik olur ama sevgi olmaz.
Çocuk olur ama vefa olmaz.
Şirket olur ama iç huzur olmaz.
Makam olur ama güven olmaz.
Çünkü somut olan, soyut hakikate bağlanmazsa insanı doyurmaz.
Kasas Suresi bu dengeyi Karun kıssasında kurar:
“Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma.”
Yani dünya var ama ahirete bağlı olmalı.
Mal var ama Allah rızasına hizmet etmeli.
İş var ama adaletle yürümeli.
Aile var ama emanet bilinciyle yaşanmalı.
Beden var ama kulluk için kullanılmalı.
Aşırı İstek İnsanı Kör Eder
İnsan bir şeyi çok aşırı isterse, o isteğin etrafında dönmeye başlar. Artık göz gerçekleri görmez, kulak nasihati duymaz, kalp dengeyi kaybeder.
Bir kadın bir adamı çok ister, kendini kaybeder.
Bir adam bir kadını çok ister, haysiyetini kaybeder.
Bir iş adamı projeyi çok ister, helal-haram sınırını unutur.
Bir insan parayı çok ister, kul hakkını göremez.
Bir anne çocuğu çok sahiplenir, onu Allah’ın emaneti olduğunu unutur.
Bir eş karşı tarafı kaybetmekten çok korkar, kontrolcü ve zalim olur.
Bu hâlde insan kendi isteğinin kölesi olur.
Kasas Suresi’nin son ayeti bu yüzden çok güçlüdür:
“O’nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.”
Yani insanın aşırı bağlandığı her şey geçicidir.
Para geçer.
Ev geçer.
Araba geçer.
Eş geçer.
Çocuk geçer.
Makam geçer.
Beden geçer.
Alkış geçer.
Dünya geçer.
Allah kalır.
Dua, Namaz ve Salih Amel Bilinci Açık Tutar
İnsan dünya işlerine dalınca Allah’ı unutabilir. İş, aile, borç, sağlık, evlilik, ticaret, gelecek korkusu insanın zihnini doldurur. Bu yüzden namaz, dua, sadaka, Kur’an, iyilik ve salih amel insanın bilincini diri tutar.
Namaz Allah’ın ihtiyacı değildir.
Dua Allah’ın ihtiyacı değildir.
Sadaka Allah’ın ihtiyacı değildir.
Bunlara insanın ihtiyacı vardır.
Çünkü insan unutandır.
Namaz hatırlatır.
Dua sığındırır.
Sadaka bencilliği kırar.
Kur’an yön verir.
Salih amel kalbi temizler.
Tövbe insanı yeniden ayağa kaldırır.
Musa’nın hayatında da bu vardır.
Hata yapınca tövbe eder.
Korkunca Allah’a sığınır.
Muhtaçken dua eder.
Yalnızken iyilik yapar.
Görev alınca Allah’tan destek ister.
Bu yüzden Musa’nın yolu, insanın iç dengesini koruyan yoldur.
İnsan Ne Zaman Sınavı Kaybeder?
Kasas Suresi’ne göre insan üç yerde sınavı kaybedebilir.
Birincisi: Sonuca ulaşınca kibirlenirse.
Bu Karun’un yoludur.
“Ben yaptım, ben başardım, bu benim bilgim sayesinde oldu” demek insanı bozar.
İkincisi: Sonuca ulaşamayınca isyan ederse.
“Ben bu kadar uğraştım, niye olmadı?” diyerek Allah’a güveni kaybetmek insanın kalbini karartır.
Üçüncüsü: Güç eline geçince zulmederse.
Bu Firavun’un yoludur.
Gücü emanet değil, hükümranlık sanmak insanı zalimleştirir.
İnsan Ne Zaman Sınavı Kazanır?
İnsan sonuca ulaşınca şükrederse kazanır.
Sonuca ulaşamayınca sabrederse kazanır.
Hata yapınca tövbe ederse kazanır.
Güç bulunca adaletli olursa kazanır.
Muhtaçken bile iyilik yaparsa kazanır.
İstekleri aşırılaşınca kendini durdurursa kazanır.
Allah’ın hükmünü kendi hevasının üstünde tutarsa kazanır.
İşte Musa’nın yolu budur.
Sonuç: İste Ama İlahlaştırma
Kasas Suresi ve bu dersin ortak mesajı şudur:
İste ama ilahlaştırma.
Çalış ama “ben yaptım” deme.
Dua et ama sonucu Allah’a bırak.
Sebep oluştur ama sebepleri de Allah’tan bil.
Sonuca ulaşırsan Karunlaşma.
Sonuca ulaşamazsan isyan etme.
Güç bulursan Firavunlaşma.
Hata yaparsan Musa gibi tövbe et.
Yalnız kalırsan Musa gibi Allah’a sığın.
Muhtaç olsan da Musa gibi iyiliği bırakma.
Çünkü insanın asıl sınavı sadece ne istediği değildir.
Asıl sınav şudur:
İstediğin şeye giderken Allah’ı unutuyor musun?
İstediğin şeyi elde edince şükrediyor musun?
Elde edemeyince teslim oluyor musun?
O şey uğruna hak yiyor musun?
O şey uğruna kendini kaybediyor musun?
O şeyi Allah’ın önüne koyuyor musun?
Kasas Suresi’nin son ayeti bütün bu meseleyi bitirir:
O’nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve hepimiz O’na döndürüleceğiz.
Öyleyse insan şunu unutmamalıdır:
Geçici olanı sev ama kalıcı sanma.
Dünyayı kullan ama dünyaya kul olma.
İste ama esir olma.
Çalış ama kibirlenme.
Kaybedince yıkılma.
Kazanınca şımarma.
Musa gibi Rabbine güven.
Çünkü gerçek huzur, istediğin her şeyi elde etmekte değil; Allah’a teslim olmayı öğrenmektedir.
