Ben Yakup Çağlar 16.02.1979 doğumlu 3 çocuk babası evli Orduda yaşayan bir kardeşinizim.
Bu sayfanın amacı, Kur’an-ı Kerim ayetlerini sadece okumak veya geçmişte yaşanmış olaylar olarak görmek değil; onları bugünün insanının hayatına nasıl uygulayabileceğimizi anlamaya çalışmaktır.
Çünkü hepimiz bu hayatta mutlu olmak, huzurlu yaşamak ve başarılı olmak istiyoruz.
Fakat bu hedeflere doğru ilerlerken bilerek veya bilmeyerek birçok hata yapıyoruz.
Evleniyoruz, boşanıyoruz.
Çocuk sahibi oluyoruz, onları büyütmeye çalışıyoruz.
Bir meslek sahibi oluyoruz, kariyerimizde yükselmek istiyoruz.
İşveren isek şirketimizi büyütmeye, daha fazla kazanmaya, daha başarılı olmaya çalışıyoruz.
Bütün bunlar hayatın doğal bir parçası.
Ancak hedeflerimize doğru giderken bazen ölçüyü kaybediyoruz.
Daha mutlu olmak isterken mutsuz oluyoruz.
Daha başarılı olmak isterken kendimizi tüketiyoruz.
Çocuklarımızın iyiliğini isterken onlara zarar verebiliyoruz.
Sevdiğimizi söylerken birbirimizi kırabiliyoruz.
Kazanmak isterken kaybedebiliyoruz.
Haklı olduğumuzu düşünürken zulmedebiliyoruz.
Bazen başkalarına zalim oluyoruz, bazen de kendi nefsimizin, korkularımızın, hırslarımızın ve yanlış seçimlerimizin peşinden giderek kendimize zulmediyoruz.
Sonra dönüp aynı soruları soruyoruz:
Neden insanlar sürekli aynı hataları yapıyor?
Neden insanlar mutsuz?
Neden sürekli bir koşturmanın içindeyiz?
Neden bu kadar çok şeye sahip olduğumuz hâlde huzurlu değiliz?
Neden insan bazen apaçık gördüğü bir yanlışı yine de yapıyor?
Neden bilincimiz kapanıyor?
Nasıl düzeleceğiz?
Korkularımızı nasıl yöneteceğiz?
Hırslarımızı nasıl kontrol edeceğiz?
Nefsimizin anlık isteklerine karşı nasıl direnebileceğiz?
Öfkelendiğimizde nasıl doğru karar vereceğiz?
Kıskandığımızda, korktuğumuzda veya çok istediğimiz bir şey olduğunda gerçeği nasıl görebileceğiz?
Bu hayat çok kısa.
Her günümüz, hatta her saatimiz çok kıymetli.
Öyleyse neden hayatımızın önemli bir bölümünü korkularla, pişmanlıklarla, öfkeyle, hırsla, kıyaslamayla, hasetle, anlamsız mücadelelerle ve yanlış seçimlerle ziyan ediyoruz?
Bence asıl mesele tam da burada başlıyor:
İnsan doğruyu nasıl ayırt edecek?
Bir karar verirken neye göre karar vereceğiz?
Bizim için gerçekten doğru olan nedir?
Bir şeyi çok istememiz, onun bizim için hayırlı olduğu anlamına gelir mi?
Bir şeyden çok korkmamız, onun gerçekten kötü olduğu anlamına gelir mi?
Bir insanı çok sevmemiz, onunla evlenmemizin doğru olduğu anlamına gelir mi?
Bu kadın veya erkekle evlenmem doğru bir karar mı?
Bu evliliği sürdürmeli miyim?
Bu işi kurmalı mıyım?
İşimi büyütmeli miyim?
Ortaklık yapmalı mıyım?
Bu insanla çalışmalı mıyım?
Hangi durumlarda risk almalıyım?
Ne zaman sabretmeliyim, ne zaman mücadele etmeliyim, ne zaman vazgeçmeliyim?
Bir şey için mücadele etmekle hırs yapmak arasındaki sınır nedir?
Bir insana iyilik yapmakla onun yanlışlarını beslemek arasındaki fark nedir?
Affetmek ile zulme izin vermek aynı şey midir?
Sabır nedir? Her şeye katlanmak mıdır, yoksa doğru olanı yapmaya devam etmek midir?
İşte bu sayfada ve yazılarımda bu soruların cevaplarını Kur’an ayetleri üzerinden anlamaya çalışıyorum.
Çünkü Kur’an yalnızca ibadetleri anlatan bir kitap değildir.
Kur’an insana;
kendini,
nefsini,
korkularını,
hırslarını,
öfkesini,
ailesini,
evliliğini,
çocuklarını,
ticaretini,
malını,
başarıyı,
başarısızlığı,
adaleti,
zulmü,
sabır ve şükrü,
hak ile batılı
nasıl değerlendirmesi gerektiğini öğretir.
Kur’an’ın anlattığı kıssalar sadece geçmişte yaşamış insanların hikâyeleri değildir.
Firavun yalnızca geçmişte yaşamış bir hükümdar değildir; insanın içindeki kibri de anlatır.
Karun yalnızca zengin bir adam değildir; malın insanın gözünü nasıl kör edebileceğini de anlatır.
Hz. Musa yalnızca geçmişte yaşamış bir peygamber değildir; korkuya rağmen doğru olanın peşinden gitmeyi öğretir.
Hz. İbrahim, insanın çevresindeki herkes yanlış düşünüyor olsa bile hakikatin peşinden nasıl gidebileceğini gösterir.
Hz. Yusuf, insanın ihanete, iftiraya, haksızlığa ve imtihanlara rağmen nasıl temiz kalabileceğini gösterir.
Kur’an’ı böyle okumaya başladığımızda ayetler yalnızca geçmişi anlatmaz.
Bizi anlatmaya başlar.
İşte benim yazılarımda yapmaya çalıştığım şey de budur.
Ayetleri günümüz hayatıyla ilişkilendirmek…
Bir insanın evliliğinde, işinde, ailesinde, ticaretinde, kararlarında ve günlük hayatında Kur’an’ın bize ne söylediğini anlamaya çalışmak…
Elbette bütün bunları yalnızca yazıyla anlatmak çok kolay değil.
Bu nedenle bazı konuları daha geniş ve detaylı olarak videolarda anlatıyorum.
Videolar için:
https://www.youtube.com/@VesileOlun
adresini ziyaret edebilirsiniz.
Neden Anlatıyorum?
Bu konuda beni en çok etkileyen ayetlerden biri A‘râf Suresi 164. ayettir:
“Onlardan bir topluluk dedi ki: ‘Allah’ın yok edeceği veya şiddetli bir azap ile cezalandıracağı bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz?’ Dediler ki: ‘Rabbinize karşı bir mazeretimiz olsun diye ve belki sakınırlar diye.’”
A‘râf Suresi, 164
Bu ayet benim için çok önemli.
Çünkü insan bazen şöyle düşünebilir:
“Anlatmanın ne faydası var?”
“İnsanlar zaten dinlemiyor.”
“Kimse değişmiyor.”
“Herkes bildiğini yapıyor.”
Fakat ayette öğüt verenlerin cevabı çok etkileyicidir:
“Rabbimize karşı bir mazeretimiz olsun ve belki sakınırlar diye…”
Yani bizim görevimiz insanları zorla değiştirmek değildir.
Hidayet Allah’tandır.
Bizim yapabileceğimiz; gördüğümüz hakikati anlatmak, doğru bildiğimizi paylaşmak, uyarmak ve elimizden gelen iyiliği yapmaktır.
Belki bir kişi okur.
Belki bir insan hayatındaki büyük bir yanlışı fark eder.
Belki bir anne çocuğuna yaptığı bir hatayı görür.
Belki bir eş zulmettiğini fark eder.
Belki bir işveren çalışanına haksızlık ettiğini anlar.
Belki bir genç hayatını mahvedecek bir kararın eşiğinden döner.
Belki bir insan nefsinin peşinden gittiğini fark eder.
Belki bir kişi yeniden düşünür.
Ve belki takva sahibi olur.
Ben de bunun için yazıyorum.
Belki Rabbimiz bizim bu çabamızı kabul eder.
Belki bir insana faydamız dokunur.
Belki bir insanın hayatında küçük de olsa hayırlı bir değişikliğe vesile oluruz.
Çünkü ben kendimin, ailemin, akrabalarımın, arkadaşlarımın, komşularımın, vatanımın, milletimin ve bütün müminlerin yanlışların içinde kaybolmasını istemiyorum.
İnsanların kendilerine ve birbirlerine zulmetmesini istemiyorum.
İnsanların mutlu olmak isterken kendi elleriyle mutsuzluk üretmesini istemiyorum.
Hepimizin daha bilinçli, daha adaletli, daha merhametli ve Allah’ın bizlere gösterdiği ölçülere daha uygun bir hayat yaşayabilmesini diliyorum.
Hata insandandır.
Hayır Allah’tandır.
İnsanın görevi, kendi hatalarını Allah’a yüklemek değil; kendisine verilen aklı, iradeyi, vicdanı ve vahyin gösterdiği ölçüyü kullanarak kendisini düzeltmeye çalışmaktır.
Rabbim hepimize hak ile batılı ayırt edecek basiret, yanlışımızı görecek bir bilinç ve doğruyu gördüğümüzde ona uyacak bir irade nasip etsin.
Allah’a emanet olun.
