Ali’nin sadakası
Ali’nin maddi durumu yerindeydi. Hayat onu zorlamamıştı. Kazanıyordu, biriktiriyordu, hesap biliyordu. Bir gün bir hocanın dersine katıldı. Hoca kürsüde sadakayı anlatıyordu ama alışılmış bir dille değil… “Sadaka,” diyordu, “önce yakınına dokunmalı. Çünkü akrabalık sadece kan bağı değildir; kalp bağıdır. Akrabalar arasında kin, haset, dargınlık dolaşmaya başlarsa, o evlere bereket uğramaz.”
Ali’nin içi kıpırdadı. Elini kaldırdı.
“Hocam,” dedi, “benim kız kardeşimin maddi durumu iyi değil. Ama eniştem tutumlu değil, parayı gereksiz harcıyor. Açık konuşayım… Bu yüzden yardım etmek istemiyorum.”
Sınıf sessizleşti.
Hoca Ali’ye baktı. Yargılayan bir bakışla değil… merhametle.
“Ali,” dedi, “eniştenin hatasını kız kardeşine ceza keserek düzeltemezsin. Sen yardımı eniştene değil, kız kardeşinin kalbine yapacaksın. Allah’ın rızasını kazanmak için yardım edeceksin. Yardım, karşı tarafın kusursuz olmasını bekleyerek yapılmaz. Yardım, senin insan kalabildiğinin delilidir. Yardım karşı tarafın senin istediğin gibi bir olması yapması için yapılmaz”
Bu söz Ali’nin içinde bir yere oturdu. Eve döndü, düşündü… Çok düşündü.
Ve bir gün internete alışveriş sitesine girdi ve kız kardeşinin evinin ihtiyaçlarını buradan sipariş verdi. Koltuk takımları, halılar, yemek takımı, çay makinası, yatak baza yatak örtüsü vs…
Kargocu Kız kardeşini aradığında önce anlamadı. Sonra kargocu geldiğinde anladı ve Gözleri doldu. Bir çocuk gibi sevindi. Gerçekten çocuk gibi… Sanki yıllardır içine gömdüğü bir eksiklik bir anda tamamlanmıştı.
Eşyaların başında durdu, dokundu, güldü, ağladı.
O kadar mutlu oldu ki, mahalledeki komşuları eve çağırdı. Evde bayram sevinci vardı.
“Sevinçle Bakın,” dedi, “kardeşim bana eşyalar aldı. Bütün bunları bana Kardeşim almış. Benim kardeşim var ve O bana değer veriyor. Kardeşim beni seviyor. Kardeşim beni çok mutlu etti.”
Komşulardan biri dedi ki “Ne kadar çok şanslısın. Keşke benim de seninki gibi bir kardeşim olsaydı. Keşke beni de düşünen, bana da hediyeler alan bir kardeşim olsaydı” dedi
Sonra annesini aradı. Sesi titriyordu.
“Anne,” dedi,
“Evlendiğimde bile benim yemek takımım yoktu!
Hayatımda ilk defa bir yemek takımım oldu!
Kardeşim aldı!
Benim yeni yemek takımım var anne…
Anne benim yemek takımımım oldu…
Anne benim yemek takımımım oldu diyorum sana…
Anne bunlar çok güzel….
Anne kardeşimi aradım.. kendine aldığının kendi evinde kullandığının aynısını almış bana Anne…
Anne ben kendimi ilk defa değerli hissettim….
Anne ben çok mutluyum.”
dedi hıçkıra hıçkıra…
hüngür hüngür ağladı, annesi de ağladı.
Telefon kapandı.
Bu sefer anne Ali’yi aradı.
“Oğlum,” dedi, “sen bugün çok büyük bir dua aldın. Kız kardeşin o kadar mutlu olmuş ki… Allah sana cennetin kapılarını açsın. Allah sana gökten indirsin, yerden çıkarsın, birin bin olsun. Rabbim ne dileğin varsa gerçekleştirsin. Ailene çoluk çocuğuna huzur versin korusun”
Anne ağlıyordu. Kız kardeş ağlıyordu. Sevinçten… Mutluluktan… Değer görmekten…İlgiden sevgiden….
Ve Ali…
Ali o gün şunu anladı:
Sadaka bazen bir paradır.
Bazen gülümsemek, gülümsemektir.
Bazen bir tabaktır, yemek takımıdır.
Ama en çok da, “Ben de değerliyim” duygusudur.
Ve bazen bir insanın cennete en yakın olduğu an, bir kardeşinin gözyaşının aktığı andır.

