Hayatın Çarkları: Nimet, Sıkıntı ve İnsan 25 Ekim 2024

Bu dersin resimli özet pdf dosyasını indirmek için tıklayınız

 “Euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racim

Bismillahirrahmanirrahim.

Kardeşlerim,
Rabbimiz bir ayette bize şöyle sesleniyor:

“Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir zarar dokunduğunda yalnız O’na yalvarırsınız…
Sonra O, üzerinizden o zararı giderince, içinizden bir grup hemen Rablerine ortak koşar.
Kendilerine verdiklerimize nankörlük etmeleri için böyle yaparlar.
De ki: ‘Bir süre daha faydalanın; yakında bileceksiniz.’”

Bakın, bu ayet aslında hepimizin hayatını özetliyor.
Ne varsa nimetin, nefesinden sağlığına, çocuğundan işine, aklından imanına… Hepsi Allah’tan.
Ama iş tıkırında giderken çoğu zaman unuttuğumuz da yine Allah oluyor.

Sıkıntı gelince ne yapıyoruz?
Hastalık, borç, iflas, boşanma, terk edilme, çaresizlik…
O zaman eller hemen açılıyor:
“Rabbim, yardım et!”
O an biliyoruz ki kimse yok, sadece O var.

Peki sonra ne oluyor?
Sınav hafifleyince, borç biraz kapanınca, raporlar temiz çıkınca, işler yoluna girince…
Yavaş yavaş eski benliğimize dönüyoruz.
Sanki o zor günde dua eden biz değilmişiz gibi.
Sanki o geceleri ağlayıp yalvaran kişi başkasıymış gibi.

Asıl problem burada başlıyor.


1. Nefsini Tanımayan, Hayatını Yönetemez

Kardeşlerim,
İnsanın önce şunu dürüstçe kendine itiraf etmesi gerekiyor:

“Benim nefsim haz istiyor.
Acı istemiyor.
Bedel ödemek istemiyor.
Sıkıntı istemiyor.
Zorlanmak istemiyor.”

Nefis, “Kolay gelsin, çabuk olsun, canım sıkılmasın, yorulmayayım, kırılmayayım, üzülmeyeyim, kimse bana yanlış yapmasın, ben hep haklı olayım.” istiyor.

Şimdi düşünün:
Böyle bir hayat mümkün mü?
Hiç soru yok, hiç dert yok, hiç sınav yok, hiç haksızlık yok, hiç kayıp yok…
Böyle bir dünya var mı?
Yok.

O zaman ne oluyor biliyor musunuz?
Hayatın normal akışındaki her “soru”yu, her “pürüzü” biz “büyük problem”e çeviriyoruz.


2. Soru – Sorun – Problem Ayrımı

Hayatta yaşadığımız her şey önce “soru” olarak gelir.

Bir söz işitirsin,
Bir davranış görürsün,
Bir dedikodu kulağına gelir,
Bir yanlışla karşılaşırsın.

Bu aslında sana sorulan bir sorudur:
“Şu anda nasıl cevap vereceksin?”

Eğer:
– Ya doğru cevap verirsin, konu kapanır.
– Ya hiç cevap vermezsin, es geçersin, yine kapanır.

Ama egon devreye girerse,
“Ben bunu yedirmem, ben bunu affetmem, ben buna susmam, ben bunu sineye çekmem.” derse;
O zaman soru “sorun”a dönüşür.

Sorunu da büyütmeye başlarsın.
Gece yatarken düşünürsün,
Duş alırken düşünürsün,
Arabada giderken düşünürsün…

Derken “sorun”, artık düğüm olmuş bir “problem” halini alır.
Yani işler karışır, çarklar birbirine girer.

Problem şu:
Bazen soruyu cevaplamaman gereken yerde cevaplıyorsun,
Bazen de cevaplaman gereken yerde “aman boş ver” diyorsun.

Bilgi yoksa, hikmet yoksa, vahyin rehberliği yoksa,
Bu süreci sağlıklı yönetemiyorsun.


3. Hayatımız Bir Makine, İçindeki Çarklar

Hayatınıza bir motor, bir saat gibi düşünün.
İçinde onlarca çark var:

– Evlilik çarkı,
– Çocuk çarkı,
– İş çarkı,
– Sağlık çarkı,
– Para çarkı,
– İman çarkı,
– Aile, anne-baba, kardeş çarkı…

Bu çarklardan birinde bozulma başladığında, onu önemsemezsen,
Çark diş atlamaya, vuruntu yapmaya başlar.
Sonra o bozulma, yanındaki çarkı da bozar.
O, öbürünü bozar.

En sonunda diyorsun ki:
“Her şey üst üste geldi.”

Hayır, her şey bir anda olmadı.
Sen zamanında küçük arızayı ciddiye almadın.
Ne yaptın?
Deneme yanılmayla kurcaladın.
Ehli ustaya götürmedin.
Vahyin ustalığına, hikmetin rehberliğine teslim etmedin.

Sonra ne oldu?
Çarkların yarısı kırıldı.
Hem ruhun yorgun,
Hem bedenin yorgun,
Hem ilişkilerin yorgun,
Hem cebin yorgun…


4. Bir Babayla Kızı: Çarkların Nasıl Dağıldığına Bir Örnek

Size gerçek bir hikâye anlatayım.

Yıllarca çalışan, fabrika kuran, yüzlerce işçi çalıştıran çok başarılı bir iş adamı düşünün.
Uzun yıllar çocuğu olmuyor.
Tedaviler, doktorlar, tüp bebekler…
Dünya kadar para, emek, gözyaşı…
En sonunda bir kız çocuğu oluyor.

Şimdi dikkat edin:
Adam bu çocuğa sadece sevgiyle değil, “aşırı bedelle” bağlanıyor.
Ne isterse yapıyor.
Hiç sınır yok.
Hiç “hayır” yok.
Çocuk yavaş yavaş ne oluyor?
Şımarıyor, mizanı kayboluyor.

Kız büyüyor,
Tüketimi artıyor,
İstekleri uçuyor,
Baba da sürekli bedel ödüyor.

Ne oluyor sonunda?
Adam işine odaklanamaz hale geliyor.
Psikolojisi bozuluyor,
Kararları bozuluyor,
İşleri bozuluyor,
Borçlar büyüyor,
Adam iflas ediyor.

Sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Karı kocayı para birleştirmişse, para gidince ilk giden eş olur.
Eşi onu terk ediyor.

Peki, o “ilahlaştırdığı” kızı ne yapıyor?
O da babasını bırakıyor.
Çünkü o da bağımlı olduğu konforu kaybetmek istemiyor.

Bakın, tek bir çark –çocuğa yanlış bağlılık– nasıl bütün sistemi çökertti?
İman çarkı bozuldu,
Aile çarkı bozuldu,
İş çarkı bozuldu,
Psikoloji çarkı bozuldu.

Niye?
Çünkü “nimet”i verenin Allah olduğunu unuttu.
Çocuğu, malı, konforu ilah haline getirdi.
“Ben çocuğum için yaşıyorum.” dedi.
Halbuki Allah sana çocuğu “emanet” verdi, “ilah” olarak değil.


5. Somut Problemler, Soyut Problemler

Kardeşlerim,
Sadece somut problemler yok hayatımızda.

Borç, hastalık, işsizlik, iflas, trafik kazası…
Bunlar somut.

Bir de soyut problemler var:

– Kin,
– Kıskançlık,
– Kibir,
– Gurur,
– İnat,
– Hırs…

Bunlar görünmüyor ama içten içe ruhu kemiriyor.
Sen “Ben kimseye bir şey yapmıyorum.” zannediyorsun ama
O kin, o kıskançlık, o kibir senin kararlarını bozuyor.

Sonra ne oluyor?
– İşine odaklanamıyorsun,
– Kendini geliştiremiyorsun,
– İmanını büyütemiyorsun,
– Geceleri uyuyamıyorsun,
– Sağlığın bozuluyor,
– Böbrek, mide, kalp, tansiyon…

Niye?
Çünkü çarklar içerden içerden kırılıyor.


6. Bollukta Bozulmak, Darlıkta Sorgulamak

Ayet bize diyor ki:
“Nimet size ulaşınca Allah’tandır.
Sıkıntıya düşünce yine O’na yalvarırsınız.
Sıkıntı kalkınca bir kısmınız yine şirk koşar.”

Bu iki hâli de yaşıyoruz:

  1. Bollukta yetişen insan
    Zengin doğmuş,
    Araba görmüş, konfor görmüş, marka görmüş…
    Hiç yokluk nedir bilmemiş.

Bu kişi bir gün bir krizle karşılaştığında,
Bir iflas, bir hastalık, bir kayıp…
O zaman dua etmeye başlıyor.
“Rabbim, yardım et!” diyor.
Hatta Covid döneminde bunu çok gördük.

Evine kapanıp Kur’an okuyan,
Yıllardır Allah demeyen insanların “Acaba ben yanlış mı yaptım?” diye sormaya başladığını gördük.

Ama tehlike şu:
Sıkıntı geçince,
Maske kalkınca,
İşler açılınca,
Eski hayata dönmek çok kolay oluyor.

  1. Kıtlıkta yetişen insan
    Fakir büyümüş,
    Mahallede yokluk görmüş,
    Afrika’da, gecekonduda, varoşta, kenar mahallede.

Bu kişi biraz para kazanmaya başlayınca,
Biraz güçlenince,
Bir dükkan açınca,
Bir altına, bir arabaya kavuşunca…

Bu sefer de zenginlik bozuyor.
İbadetler gevşiyor,
Dünya ağır basıyor,
Haram helal hassasiyeti azalıyor,
İsyan artıyor.

Kimisi şöyle diyor:
“Ben fakirken daha iyiydim.”
Evet, çünkü imtihan değişti.

Allah hem fakirlikle, hem zenginlikle imtihan eder.
Mesele şu:
Hangi halde olursan ol, nimetin Sahibinin kim olduğunu unutmayacaksın.


7. Zanna Kapılan İnsan Hidayeti Kaçırır

Bugün bazı insanlar şöyle diyor:
“Madem Allah var, adalet var,
Niye Afrika’da açlık var?
Niye Gazze’de çocuklar ölüyor?”

Bu sorunun arkasında çoğu zaman samimi bir arayış değil,
“Benim inanmak istemeyişime bir mazeret çıkarabilir miyim?” psikolojisi yatıyor.

Neden?
Çünkü nefis, sorumluluktan kaçmak istiyor.
Çünkü iman bedel istiyor.

Kur’an bize diyor ki,
“Onlar zanna uyarlar.”

Zan ne demek?
Bilmediğin halde biliyormuş gibi hüküm vermek.

– İlmi yok,
– Kur’an’ı bilmiyor,
– Sebep-sonuç bağlarını bilmiyor,
– Allah’ın sünnetini tanımıyor.

Ama sosyal medyada iki video izleyip,
Üç slogan duyup,
Hemen Allah’ın adaletini sorgulamaya başlıyor.

Halbuki Kur’an ne diyor?
Hidayet isteyen için yollar açık.
Kim içtenlikle “Rabbim, ben gerçeği bulmak istiyorum.” derse,
Allah o kulunu boşa çıkarmaz.


8. Dürüst Olmadan Şirkten Kurtulamazsın

Bakın kardeşlerim,
Ayet diyor ki:

“Sıkıntıdayken yalnız Rabbine yalvarırsın.
Sıkıntı kalkınca bir kısmınız Rabbine ortak koşar.”

Bu ne demek biliyor musunuz?

– Darlıkta Allah’a koşan insan,
– Rahatlıkta paraya, mevkiye, çevreye, egoya, çocuğa, eşiğine, patronuna, hatta cemaatine, hocasına bel bağlamaya başlıyor.

Şirk dediğimiz şey, sadece putun önüne geçip eğilmek değil.
Kalbinin merkezine Allah’tan başka bir şey oturttuğun anda,
Orası şirk risk bölgesidir.

Peki bundan kurtulmanın şartı ne?
Dürüstlük.

Kendimize dürüst olacağız:

– Ben gerçekten Allah için mi yaşıyorum,
Yoksa işler bozulunca mı Allah’ı hatırlıyorum?

– Düşünce teheccüde kalkıp, sıkıntı bitince sabah namazını bile bırakıyorsam,
Ben Allah’a değil, ihtiyacıma koşuyorum demektir.

– Kritik ameliyat öncesi dua edip, sonuç temiz çıkınca hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorsam,
Ben keseceğim kurbanı, vereceğim sadakayı unutuyorsam,
Bu nankörlüktür.

– Çocuğumun, eşimin hatasını görmemezlikten gelip “Merhamet ediyorum.” diyorsam,
Çoğu zaman merhamet değil, rahatımı koruyorumdur.

Bazen “hayır” demek de merhamettir.
Bazen sınır çizmek de rahmettir.


9. “Merhamet” Zannettiğin Şey, Taviz Olabilir

Anne-babalar,
Eşler,
İşverenler,
Öğretmenler…

Çoğu zaman “Aman huzurum bozulmasın.” diye susuyoruz.
Bu suskunluğa “Merhamet” diyoruz.

Halbuki bazen:

– Çocuğuna,
– Eşine,
– Kardeşine,
– Çalışanına

şunu diyebilmen gerekiyor:

“Bu yanlış.
Ben bunu onaylamıyorum.
Bu yaptığın, Allah’ın rızasına uygun değil.”

Bu kadar.
Kavga etmek zorunda değilsin,
Üstelemek zorunda değilsin,
Hakaret etmek zorunda değilsin.

Ama bir defa “Bu yanlış.” demek zorundasın.
Niye?
Çünkü bir gün Allah sana soracak:

“Ben sana bu nimeti verdim.
Eş, çocuk, akıl, imkân…
Sen bunları hangi ölçüyle yönettin?”

Bu yüzden Kur’an’da helâk olacak topluma nasihat eden bir grup için şöyle denir:

“Niçin öğüt veriyorsunuz?” dediler.
Onlar da:
“Rabbimize mazeretimiz olsun diye.
Belki de öğüt dinlerler.” dediler.

Bizim de Rabbimize karşı bir mazeretimiz olması lazım:
“Ya Rabbi, elimden geleni söyledim, anlattım, uyarmaya çalıştım.
Zorla kimseyi değiştiremezdim, ama susmadım.”


10. Musibetler: Tokat Gibi Gelen Rahmetler

Bir arkadaşınız düşünün.
İyi bir insan,
Namazı ara ara kılıyor,
Ama içki var, kumar var, yanlış çevre var.

Ona yıllar önce diyorsunuz ki:
“Bak, bunları bırak.
Şimdi küçük gibi görünüyor,
Ama ileride büyük musibetlere dönüşebilir.”

O ne diyor?
“Abartıyorsun, ben kontrol ediyorum, bana bir şey olmaz.”

Aradan zaman geçiyor.
Bir gün telefonu açıyor:
“Eşim kansere yakalandı…”

İnsanız, yüreğimiz sızlar,
“Elhamdülillah, oh olsun.” diyemeyiz tabii ki.
“Allah şifa versin.” deriz.

Ama aynı zamanda şunu da söyleriz:

“Bak kardeşim, bu büyük ihtimalle bir uyarı.
Bir tokat.
Seni uyandırmak için, aileni silkelemek için.
Eğer hâlâ aynı hayata devam edersen,
Musibet büyüyerek gelir.”

Bu acımasızlık değil.
Bu, hakikatin adını doğru koymaktır.

Bugün dünyada da olan bu.
Mikroda birey,
Makroda toplum…
Aynı yasaya tabi.

Kardeşlerim,
Zaman daralıyor.
Eskiden bir yanlışın faturası belki 30 yıl sonra çıkıyordu.
Şimdi çok daha hızlı.

Bu, “son yaklaşırken hızlanan bir arınma süreci”dir.
Bu dönemde tövbesini tazeleyen,
Şükrünü artıran,
Sadakasını çoğaltan,
İmanını güçlendiren kazanacak.


11. Yanlış Yardım, Yanlış Sevgi, Yanlış Merhamet

Bir de şu mesele var:

Kardeşi sürekli borca giren bir adam düşünün.
Her seferinde gelip ondan para istiyor.

“Ev haciz olacak,
Çocuklar perişan,
Yardım et.”

Soruyorsun:
“Kaçıncı bu?”
“Valla bilmiyorum, saymadım, çok oldu.” diyor.

O zaman diyorsun ki:

“Artık verme.
Sen ona yardım etmiyorsun, bağımlılık üretiyorsun.
Sen onun yanlış düzenini ayakta tutuyorsun.”

Ama ne yapıyor?
Gidip yine veriyor.
Niye?
Anneden, çevreden duygusal baskı var:
“Vermezsen hakkımı helal etmem.”

Bir süre sonra yine geliyor:
“Keşke vermeseydim.
Yine kredi çekmiş, yine batmış.”

Bakın, burada asıl mesele şu:
Nimet ve musibeti gönderen Allah.
Ama biz, O’nun kurduğu düzenle kavga ediyoruz.
Biz, değişmesi gereken kişinin önüne yastık koyuyoruz.

Allah bazen kulunu çarpmak istiyor ki uyansın.
Biz araya girip “yastık” koyuyoruz ki,
Darbe az gelsin.

Bu da yanlış bir merhamettir.
Bu yüzden diyorum:
“Denge gerekiyor.
Her ‘evet’ merhamet değil,
Her ‘hayır’ acımasızlık değil.”


12. Son Söz ve Dua

Kardeşlerim,
Bu ayetin bize anlattığı çok net bir tablo var:

– Ne nimetin varsa Allah’tan.
– Ne musibetin varsa ya uyarı, ya kefaret, ya dereceni yükselten bir imtihan.
– Sıkıntıda Allah’ı hatırlayıp, rahatta unutursan bu nankörlüktür.
– Çarkların bozulduysa, vahye, hikmete, ilme gitmeden kendi kafana göre tamir etmeye kalkarsan, bütün sistemi dağıtabilirsin.
– Çocuğunu, eşini, malını, konforunu, cemaatini ilah haline getirirsen, en çok onlardan darbe yersin.
– Soyut ve somut problemlerini küçümsemez, zamanında çözersen;
Hayatın motoru daha uzun, daha sağlıklı çalışır.

Öyleyse bugün kendi kendimize şunu diyelim:

“Rabbim,
Bana ulaşan her nimetin Senden olduğunu unutturma.
Sıkıntıda yalnız Sana yalvarmayı,
Rahatlıkta da Seni unutmamayı nasip et.

Nefsimin haz peşinde koşan arzularını ilah edinmekten Sana sığınırım.
Kalbimi, çocuğumu, eşimi, paramı, işimi, sağlığımı, hiçbir şeyi
Senin üstüne koymaktan Sana sığınırım.

Bana, soruları doğru cevaplama bilinci ver.
Sorunları büyütmeyen,
Problemleri ustalıkla çözen bir kul eyle.

Nimetle de, musibetle de bozulmayan,
Şükürde de sabırda da Seni unutmayan kullarından eyle.
Âmin.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir