Allah Dilediğini mi Dileyene mi Hidayete Erdirir ?


Câsiye Suresi 23. Ayet Üzerine

Allah Teâlâ Câsiye Suresi 23. ayette şöyle buyuruyor:

“Hevâ ve hevesini tanrı edinen kimseyi gördün mü?”

Bu çok sarsıcı bir sorudur.

Çünkü insan kendisine şunu sormalı:

Ben hiç heva ve hevesimi ilah edinir miyim?
Ben hiç isteğimi, arzumuzu, keyfimi, zevkimi Allah’ın önüne geçirir miyim?

İlk bakışta insan “Ben böyle bir şey yapmam” der. Ama biraz düşününce mesele değişir.

Heva ve heves nedir?

İnsanın kontrolsüz isteği, arzusu, keyfi, tutkusu, nefsinin hoşuna giden şeydir. İnsan bir şeyi çok ister. Sonra o isteği hayatının merkezine koyar. Gece gündüz onu düşünür. Onunla yatıp onunla kalkar. Ona ulaşırsa mutlu olacağına inanır.

İşte burada çok büyük bir tehlike başlar.

Çünkü insan bazen Allah’a değil, isteğine teslim olur.

Bir makam ister.
Bir insan ister.
Bir para ister.
Bir eşya ister.
Bir hayat tarzı ister.
Bir zevk ister.
Bir başarı ister.

Sonra kendi kendine der ki:

“Ben buna sahip olursam mutlu olacağım.”
“Ben bunu elde edersem huzura kavuşacağım.”
“Benim kurtuluşum bunda.”

İşte bu noktada o şey artık sıradan bir istek olmaktan çıkar. İnsanın kalbine hükmetmeye başlar.

Tapmak sadece secde etmek değildir.
Tapmak, bir şeye teslim olmaktır.
Tapmak, bir şeyi hayatın merkezi yapmaktır.
Tapmak, bütün umudu bir şeye bağlamaktır.
Tapmak, “Ben bununla kurtulurum” demektir.

İnsan neye teslim olursa, artık onun düşüncesi de ona göre şekillenir. Neye inanacağını, neyi doğru göreceğini, neyi yanlış sayacağını bile o belirlemeye başlar.

Bu yüzden ayette devamında çok ağır ifadeler gelir:

Allah onun kulağını ve kalbini mühürler, gözünün üzerine perde çeker.

Peki bunu kim yaptı?

İnsan mı yaptı, Allah mı yaptı?

İnsan seçti, Allah sonucunu yarattı.

İnsan kendi iradesiyle Allah’ın rehberliğini değil, kendi arzusunu seçti. “Benim neye inanacağıma Allah değil, ben karar veririm” dedi. Kur’an’ın gösterdiği yolu değil, nefsinin gösterdiği yolu tercih etti.

Allah da onun tercihinin sonucunu ona yaşattı.

Ayette geçen çok önemli bir ifade var:

“Alâ ilmin” — bir bilgiye göre.

Yani Allah rastgele saptırmaz. Bilgisizce, sebepsizce, haksız yere kimsenin kalbini mühürlemez. İnsan neyi tercih ettiyse, hangi yola yöneldiyse, hangi hakikati bile bile reddettiyse, Allah onun sonucunu ona yaşatır.

Bir süre sonra insanın bilinci kapanır.

Kulağı duyar ama hakikati işitmez.
Gözü görür ama gerçeği fark etmez.
Kalbi vardır ama ibret almaz.
Aklı vardır ama doğruyu seçmez.

Çünkü artık merkezde Allah yoktur. Merkezde heva vardır. İstek vardır. Keyif vardır. Arzu vardır.

Böyle bir insan ne yediğinden zevk alır, ne içtiğinden. Elindekiler yetmez. İnsanlar yetmez. Eşyalar yetmez. Başarı yetmez. Para yetmez. Eğlence yetmez. Çünkü yanlış yerde huzur aramaktadır.

Dünyanın geçici şeylerinden kalıcı huzur beklemektedir.

Oysa sahte olan şey doğurgan değildir. Sahte olan insanı bir yere ulaştırmaz. Gerçek bilgi, insanı başka gerçeklere götürür. Ama sahte bilgi, sahte mutluluk ve sahte hedefler insanı içeride tüketir.

Ayetin sonunda Allah soruyor:

“Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız?”

Bu soru aslında hepimize soruluyor.

Seni bu dağınıklıktan kim çıkaracak?
Sana gerçeği kim gösterecek?
Kalbindeki perdeyi kim kaldıracak?
Kafandaki karışıklığı kim düzeltecek?
Seni nefsinin köleliğinden kim kurtaracak?

Allah’tan başka kim?

İnsan hidayeti dilemelidir. Allah insana kitap gönderir, elçi gönderir, ayet gönderir, uyarı gönderir, hayatın içinde işaretler gösterir. Yani Allah kulun hidayet dilemesini ister. Ama insanın da istemesi gerekir.

Allah dileyeni hidayete erdirir.
Dilemeyeni zorla hidayete erdirmez.

Kim Allah’a yönelmek isterse, Allah ona yol açar.
Kim gerçeği görmek isterse, Allah ona ışık verir.
Kim hakikati istemezse, kendi arzusunun karanlığında kalır.

Bugün insanlığın en büyük problemi de budur:

İnsan Allah’a inanmadığı için değil sadece; çoğu zaman kendi arzusuna daha çok inandığı için kaybolur.

Kimi paraya iman eder.
Kimi güce iman eder.
Kimi güzelliğe iman eder.
Kimi teknolojiye iman eder.
Kimi kendi aklına iman eder.
Kimi keyfine iman eder.

Ama bunların hiçbiri insanı kurtaramaz.

Çünkü hepsi geçicidir.

Gerçeği bilen insan hem dünyayı doğru görür hem de ölüm ötesini hesaba katar. Ama sadece dünyayı gören insan, dünyanın oyun ve eğlencesine aldanır. Geçici olanı gerçek zanneder. Sahte olanı kalıcı sanır.

Câsiye 23 bize şunu söylüyor:

İnsan neye teslim olduğuna dikkat etmelidir.
Çünkü teslim olduğun şey, zamanla senin ilahın olur.
Ve insan Allah’a kul olmazsa, mutlaka başka bir şeye kul olur.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir