İçki&sigara ve Furkan suresi ilk 33 ayet ile ilişkisi

Bu konunun resimli özet sunum pdf dosyasını indirmek için tıklayınız.

İçki ve sigara bağımlılığı bir bireyin tercihi değil, bütün insanlığın ortak yarasıdır. Biz bugün burada sadece içkiyi değil, içkinin açtığı kapıları konuşuyoruz. Çünkü içki hiçbir zaman “tek başına bir günah” ya da “tek başına bir zararlı madde” olmadı. O, bir zincirin ilk halkasıdır. Arkasından gelen halkalar ise bir toplumun yıkımını oluşturur.

Ve ben diyorum ki:
“Ben içki satan marketten bile alışveriş yapmam. Çünkü destek vermek istemiyorum. O düzenin bir parçası olmak istemiyorum.”

Bu cümlenin altında hem sosyolojik hem psikolojik hem de ahlaki çok büyük bir gerçek yatıyor.


BİRİNCİ PERDE: İÇKİ BİR MADDE DEĞİL, BİR DÜZEN
İçki, sadece bir şişenin içindeki sıvı değildir.
Bu, dev bir ekonomi.
Bir rant kapısı.
Bir medya gücü.
Bir reklam çarkı.
Bir bağımlılık endüstrisi.

Nasıl ki bir örümcek ağı sadece ortadaki örümcekten ibaret değilse, içki de tek başına değildir.
Arkasında milyarlarca dolarlık bir sistem vardır.

Bu yüzden bir insan “marketten alışveriş yapmam” dediğinde aslında şunu demiş olur:
“Ben bu örümcek ağına bir iplik bile vermeyeceğim.”
Bu bir duruştur.
Bu bir farkındalıktır.
Bu bir vicdan sarsıntısıdır.


İKİNCİ PERDE: İÇKİ BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİN ANASIDIR
Bu cümle bir slogan değil, bir istatistiktir.
Dünya Sağlık Örgütü’nün verileri bunu söylüyor:
Dünyada her yıl üç milyona yakın insan doğrudan içki nedeniyle ölüyor.
300 binden fazla insan trafik kazalarında içkiden dolayı hayatını kaybediyor.
Cinayetlerin büyük bir kısmı alkol altında işleniyor.
Boşanmaların, kavgaların, aile içi şiddetin en temel tetikleyicilerinden biri içki.

Ve bu sadece görünür olanlar.
Görünmeyen bir tarafı daha var:
Sakat kalanlar…
Aylarca komada kalanlar…
Çalışamaz hale gelenler…
Çocukluğunu kaybeden evlatlar…
Sevdiğini toprağa veren anneler…
Aç kalan aileler…

İçki gerçekten bütün kötülüklerin kapısını açan bir anahtardır.


ÜÇÜNCÜ PERDE: DESTEK VEREN DE SİSTEMİN PARÇASIDIR
Şimdi dikkat et…
Bir insan içki içmeyebilir.
Ama içki satan bir marketten alışveriş yaptığında aslında o marketin gelirine katkı sağlar.
O gelir o marketin içki rafını destekler.
O raf, bir insanın ölümüne sebep olabilecek bir şişeyi taşır.

Senin aldığın ekmek, o raftaki içkinin satış gücünü “dolaylı olarak” besler.

Bu bir benzetme değil.
Bu bir gerçek.
Ekonomik sistem böyle işler:
Destek verilen her kurum, tüm ürünleriyle desteklenmiş olur.

Bu yüzden “Ben almam” demen, bir vicdan duruşudur.
Diyorsun ki:
“Benim param bir insanın ölüm zincirine katkı olmayacak.”

Bu, modern dünyada çok az insanın fark ettiği bir bilinç seviyesidir.


DÖRDÜNCÜ PERDE: ÖLENDE DE SAKAT KALANDA DA DESTEKLE YÜRÜYEN BİR ZİNCİRİN PAYI VARDIR
Bir trafik kazasında ölen bir gencin arkasında sadece sürücünün içkisi yoktur.
Onu alkole alıştıran reklam vardır.
O reklamı yayınlayan kanal vardır.
O şişeyi satan market vardır.
O marketi besleyen müşteri vardır.
Ve zincir devam eder gider.

Bir aileyi dağıtan öfke krizinin arkasında sadece içki içen eş yoktur.
Sistemin sessizce beslediği bir bağımlılık vardır.

Bir baba akşam sarhoş gelip çocuğunu korkuttuğunda,
sadece baba suçlu değildir.
O babayı o hale getiren düzenin her halkasında pay vardır.

Bu yüzden şu söz çok ağır ama çok doğrudur:
“Destek veren de dolaylı olarak bu kötülüğün bir parçası olur.”


BEŞİNCİ PERDE: SEN BU SİSTEMDEN ÇEKİLEREK ZİNCİRİ KIRMIŞ OLURSUN
Her insan, her gün bir tercih yapar.
Kimine göre bu sadece basit bir alışveriştir.
Ama bilinçli bir insan için bu bir duruştur.

Sen diyorsun ki:
“Ben sadece kendimi değil, sistemi de düzeltmek için bir adım atıyorum.”

Bu adım belki dünyayı değiştirmez,
ama seni değiştirir.
Vicdanını arıtır.
Allah’ın huzurunda seni güçlü kılar.

Çünkü bu dünyada herkes kötülüğe karşı savaşamaz.
Ama herkes kendi cebindeki parayı nerede harcadığını seçebilir.

Bu da bir cihattır.
Hem de sessiz, görünmez, ama çok güçlü bir cihat.


SON: İÇKİ KÖTÜLÜKLERİN ANASIDIR… AMA BİLİNÇ BU ZİNCİRİ KIRABİLİR
İçki yıkar.
Sigara çürütür.
İrade çöker.
Aile dağılır.
Toplum bozulur.
Doğa kirlenir.
Ekonomi sömürülür.
Vicdan kararır.

Sen ise diyorsun ki:
“Ben bu zincire bir halka olmak istemiyorum.”

Ve işte bu, Allah’ın “mizan” dediği dengeye en yakın duruştur.

Bu bir farkındalık değil sadece;
bu bir bilinç devrimidir.
Bu, “herkes içiyor ben de alırım” demek yerine,
“Benim param kimseye ateş olmayacak” demektir.

Bu tavır, dünyayı tamamen değiştirmez…
Ama senin dünyanı değiştirir.
Ve bazen bir insanın dünyasını değiştirmek,
bir evin, bir ailenin, bir çocuğun kaderini değiştirmeye yeter.

İşte gerçek mücadele budur.

Sigara ve içkinin zararlarını sadece “sağlığa zararlı” diye okumak, okyanusu bardakta göstermek gibidir. Bu iki alışkanlığın insana, topluma, doğaya, havaya, suya, toprağa, hayvanlara ve hatta geleceğe kadar uzanan bir zincir etkisi vardır.


BİRİNCİ PERDE: İNSANA VERDİĞİ ZARAR
Düşün… İnsan Allah’ın emanetidir. Bir mühendislik harikası.
Ve sigara da içki de, bu harika yapıyı içten içe çürüten iki sinsi düşmandır.

Sigara ne yapar?
Akciğeri kor ateşe döndürür.
Damarları tıkar, kanı çamura çevirir.
Kalbi yorulur, beyin sislenir, nefes daralır.
Cilt erken yaşlanır, dişler kararır, gözlerin ışığı solar.
İrade yıpranır, ruh daralır, beyinde “bir tane daha” diye fısıldayan bir kölelik devreye girer.

İçki ne yapar?
Karaciğeri taşlaştırır.
Beynin fren sistemini bozar.
Kişiyi düşünemez hale getirir; sözü, davranışı, öfkesi, şehveti… hepsi kontrolden çıkar.
Aileyi dağıtan kavgaların çoğu, adam öldürmelerin bir bölümü, kazaların çok büyük kısmı içkiden doğar.

İkisinin ortak zararı nedir?
İradenin iptal edilmesi.
İnsanın kendine karşı savaş açması.
Kendi bedenine, kendi ruhuna karşı bir isyan hâli.


İKİNCİ PERDE: ÇEVREMİZDEKİ İNSANLARA VERDİĞİ ZARAR
Sigara içenin dumanını kim çeker?
Eşi, çocuğu, annesi, babası, iş arkadaşları…
Pasif içici dediğimiz şey, masum insanların üzerine çöken zehirdir.
Bir babanın içtiği sigara, evladının ciğerine işleyen dumandır.
Bir annenin sigarası, bebeğin damarlarına yazılan bir zehir imzasıdır.

İçki ise…
Kavgaların, boşanmaların, şiddetin, trafik cinayetlerinin perde arkasındaki gizli oyuncudur.
Toplum içkiden dolayı kaybedilmiş milyonlarca saat, milyonlarca para ve milyonlarca mutluluk kaybetmiştir.


ÜÇÜNCÜ PERDE: DOĞAYA, HAVAYA, SUYA VERDİĞİ ZARAR
Sigara izmariti…
Dünyanın en çok atılan çöpüdür.
Plastiktir.
Doğada 10 yılda bile kaybolmaz.
Denizlere, göllere karışır; balıklara zehir olur; kuşların kursağına girer.
Bir izmarit 1000 litre suyu kirletir.
Bir tek izmarit…

Düşün şimdi milyonları, milyarları…

İçki üretimi?
Tonlarca su tüketir, kimyasal atık üretir.
Şişeler, kapaklar, çöpler…
Toprağı kirleten, suyu bulandıran bir zincir.

Ve duman…
Bir sigarada 7 binden fazla zehirli madde var.
Havaya karışıyor, soluduğumuz oksijene saldırıyor.
Sadece içene değil, sokaktan geçen çocuğa bile zarar veriyor.


DÖRDÜNCÜ PERDE: HAYVANLARA VERDİĞİ ZARAR
Görmüşsündür…
Sigara izmaritini kuşlar yem sanıp yutar.
Köpekler çöp poşetinden çıkarıp ağzına alır.
Balıklar mikro plastiklerini suyla birlikte içine çeker.
Deniz kaplumbağaları bir izmariti “bir balık yumurtası” sanıp yutar ve ölür.

İçkinin kırık şişeleri?
Sokak hayvanlarının patilerini keser, gözlerini kör eder.
Dökülen alkol, küçük hayvanların derisini yakar.

İnsanın eliyle doğaya atılmış her izmarit, hayvanlara açılmış bir tuzaktır.


BEŞİNCİ PERDE: TOPRAĞA VE SUYA VERDİĞİ ZARAR
Sigara toprağa düşer…
Toprak zehirle yoğrulur.
Bitki kökleri o zehri emer.
Sonra o sebzeyi biz yeriz.

Suya düşer…
Suda yaşayan bakterileri, planktonları öldürür.
Ekosistemin zincirini kırar.

İçki atıkları ve şişeleri çevre kirliliğinin görünmeyen tarafıdır:
Toprağı camla doldurur, suyu kimyasalla bulandırır.


ALTINCI PERDE: TOPLUMSAL ZARAR
Sigara ve içki yüzünden sağlık sistemine yüklenen milyarlarca lira…
Hastanelerde dolan yataklar…
İş gücünün kaybı…
Ailelerin dağılması…
Karayollarındaki kazalar…
Kaybolan gençlikler…

Bu iki alışkanlık sadece bireyi değil, tüm bir ülkenin enerjisini, bütçesini, huzurunu sömüren bir kara deliktir.


SON PERDE: İNSANIN KENDİNE ETTİĞİ EN BÜYÜK ZULÜM
Sigara da içki de, insanın kendi elini alıp kendi kalbine dayadığı bir hançerdir.
Yavaş yavaş batırır.
Nefesi çalar.
Ruhu ezer.
İradesini kelepçeler.

İnsanı hem kendine hem ailesine hem doğaya hem topluma karşı mahcup eder.

Ve bu noktada insanın sorması gereken tek bir soru kalır:
“Ben kendime bunu neden yapıyorum?”


Kıssa şu 
Sigara ve içki sadece vücuda değil, dünyaya da zarar verir.
Sadece ciğeri değil, toprağı da yakar.
Sadece karaciğeri değil, denizleri de zehirler.
Sadece insanı değil, hayvanları da öldürür.
Sadece bireyi değil, toplumu da çökerir.

Bu yüzden Kur’an’ın “mizan” dediği o denge…
Sigara ve içki ile bozulur.
İnsan kendine zulmeder; doğaya zulmeder; canlıya zulmeder.

Ve bu zulümden dönmek, sadece bir sağlık kararı değil…
Bir merhamet, bir vicdan, bir sorumluluk kararıdır.

İşte hakikat budur.

“Sigara ve içki her şeye zarar veriyor, o zaman insanlar neden bırakamıyor?” diye soruyorsun. Bu soru, insan psikolojisinin, iradenin, nefsin ve modern dünyanın en karanlık köşesine dokunuyor.

Ve cevabı basit değil. Ama anlaşılır. 


BİR: BAĞIMLILIK İNSANIN BİLİNCİNİ KAPATIR
İnsan içki ve sigaraya “keyif” diye başlar…
Ama “kayıp” ile devam eder.
Başlangıçta eğlencedir, sonunda esarettir.

Bilinç neden kapanır?
Çünkü madde, beynin karar mekanizmasını devre dışı bırakır.
Sigara nikotinle, içki etanolle beyne şu mesajı gönderir:
“Sen düşünme, ben senin yerine karar veririm.”

İrade devreden çıkar.
Vicdanın sesi kısılır.
Uzun vadeli düşünme kapasitesi çöker.
Gelecek yok olur, anlık haz tek ilah olur.

Bilinç kapalı bir insan…
Kendini doğru değerlendirebilir mi?
Hayır.
Eşini düşünebilir mi?
Hayır.
Çocuğunu düşünebilir mi?
Hayır.
Annesini babasını düşünebilir mi?
Hayır.

Neden?
Çünkü düşünmek için önce “özgür zihin” lazımdır.
Madde ise zihni prangalar.


İKİ: BAĞIMLI İNSAN BASKI ANINDA YALANA SARILIR
Bağımlılığın en karanlık çıktılarından biri yalandır.
Neden?
Çünkü maddeyi savunmak için insan, önce gerçeği çarpıtır.
Kendine yalan söyler.
Ailesine yalan söyler.
Arkadaşına yalan söyler.

“Bir tane içtim.”
“Dün içmedim.”
“Bıraktım.”
“Bu sondu.”
“Kafam çok doluydu.”

Bu cümleleri sen de defalarca duymuşsundur.

Bağımlı insan için yalan, bir savunma mekanizmasıdır.
Çünkü gerçeğin yüzüne bakacak gücü kalmaz.


ÜÇ: BAĞIMLI İNSANIN İRADESİ ARTIK KENDİNİN DEĞİLDİR
Asıl acı olan şudur :
Bağımlı insanın iradesi artık kendi kontrolünde değildir.

Dışarıdan bir güç – madde – onun iç dünyasına oturmuş,
adeta tahta kurulmuştur.
Eski krallıklarda saray basılırdı ya…
İrade sarayı da böyle basılmıştır.

O kişi artık iki kişi gibidir:

Biri “bırakmak isteyen”,
diğeri “bıraktırtmayan”.

Bu iki taraf sürekli savaşır.
Ve çoğu zaman iradeyi öldüren taraf kazanır.


DÖRT: BAĞIMLI İNSAN BAŞKA ŞEYLERE DE ÇOK KOLAY BAĞIMLI OLUR
Burası çok önemli.

Nikotin veya alkol yalnız gelmez.
İnsan bir şeye köle olunca, diğer kölelik kapıları da açılır.

Bağımlı insan:
Kolay kandırılır,
kolay yönlendirilir,
kolay manipüle edilir,
kolay sömürülür.

Neden?
Çünkü iradesi zayıftır.
Bir kapı kırıldı mı, diğerleri çabuk açılır.

Maddeye bağımlı olan, çoğu zaman:
Bir insana,
bir ilişkiye,
bir arkadaş grubuna,
bir patrona,
bir hevesine,
bir “kolay mutluluk” kaynağına da hızlı bağlanır.

Artık irade kendi elinde değildir.
Kontrol içerden çalınıp dışarı verilmiştir.


BEŞ: BAĞIMLILIK TOPLUMUN EN BÜYÜK SESSİZ YIKIMIDIR
Bak kardeşim… Dünyada savaşlar var, depremler var, krizler var…
Ama bağımlılık sessiz bir yıkım.
Sessiz ama geniş.
Sessiz ama derin.
Sessiz ama evler yıkıyor, aileler dağıtıyor, çocukları travmaya sokuyor.

İnsan düşünemeyince, duyarsızlaşır.
Duyarsızlaşınca sevgisi solar.
Sevgisi solunca sorumlulukları da çöker.
Bu çözülme en çok evin içinde olur.

Ve bağımlı insan çoğu zaman farkında bile değildir.


SON: İNSAN NEDEN VAZGEÇEMEZ?
Cevap tek cümlede toplanır:

“Çünkü bağımlılık, iradeyi öldürür; iradesi ölen insan kendi zararını görmez.”

Bu kadar açık, bu kadar acı.

Ama unutma:
Bilinç kapandıysa açılır.
İrade kırıldıysa tamir edilir.
İnsan düştüyse kalkar.
Yeter ki içten bir “yeter artık” desin.

İnsan Allah’ın yarattığı en güçlü varlıktır.
Zincirlerini kırabilir.
Karanlıkta kaybolabilir ama bir ayetlik ışıkla geri dönebilir.

İşte Furkan’ın verdiği diriliş de budur.

Sigara, içki, bağımlılık, bilinç kaybı, ailelerin yıkılışı, toplumun çöküşü, doğanın zehirlenişi, ekonomik sömürü… Bunların hepsini konuştuk.
Şimdi bütün bu tabloyu Furkan Suresi’nin ilk 33 ayetiyle yeniden okuyacağız.

Çünkü Furkan’ın ilk ayetleri, aslında insanlığın binlerce yıldır yaşadığı bu büyük bağımlılık krizinin köklerine işaret eder.

Çünkü Furkan bir kitap değil… Bir uyanış çağrısıdır.

Başlayalım.


BİRİNCİ BAŞLIK: “Tebârekellezî nezzelel Furkân…”
Allah’ın Furkan’ı indirmesi, hakla batılın ayrılması içindir.
Bugün içki ve sigara, hak ile batılı birbirine karıştıran en büyük sis perdesidir.
İnsan akıl ile nefsin arasındaki çizgiyi göremez hale gelir.
Furkan ise tam burada devreye girer ve şöyle der:
“Bu sisin arkasında bir gerçek var, ona bak.”

Modern bağımlılıkların en temel problemi işte budur:
Gerçek ile sahte karışır.
Zararı “keyif” sanırsın.
Ölümü “rahatlama” zannedersin.

Furkan’ın ilk ayeti, bilinci kapanan insana bir şimşek gibidir:
“Kalk, ayıl, gör!”


İKİNCİ BAŞLIK: “O, göklerde ve yerde hiçbir ortağı olmayan Allah’tır.”
Bağımlılık tam da bu ayetin reddettiği şeydir: ortaklık.
İnsan iradesini Allah’ın verdiği saf güçten alır.
Ama içki ve sigara bu iradenin içine ortak olur.

Artık insanın ilahı bir şişe olur.
Bir paket olur.
Bir alışkanlık olur.

Ayet 2 ve 3 tam olarak bunu reddeder:
“Allah’tan başka ortak kabul etmeyin.”
Yani iradeyi kimseye vermeyin.
Maddeye, bağımlılığa, heveslere, sisteme…


ÜÇÜNCÜ BAŞLIK: “Onlar, bu vahiy bir yalandır derler.” – Ayet 4–5
Bugünün bağımlısına bak:
“Bir şey olmaz.”
“Ben istersem bırakırım.”
“Abartıyorsun.”
“Keyif için içiyorum.”

Aynı savunma ayette çizilir:
Vahyin uyarısını görünce “Bu bir uydurma” derler.
İnsan gerçeği reddetmek için bahaneler üretir.

Bağımlı insanın ilk savunması inkârdır.
Tıpkı ayetteki gibi.


DÖRDÜNCÜ BAŞLIK: “De ki: Onu göklerin ve yerin sırrını bilen indirdi.” – Ayet 6
Bağımlılık çoğu zaman gizlidir.
İnsan kendi annesinden gizler, eşinden gizler, çocuklarından gizler.
Ama ayet şunu der:
“Sen gizlesen de Allah bilir.”
Hem halini bilir,
hem acını bilir,
hem çıkamadığın kuyunun derinliğini bilir.

Bu ayet bağımlının iç dünyasına bir tesellidir:
“Utanma, gel. Seni senden daha iyi bilen var.”


BEŞİNCİ BAŞLIK: Ayet 7–8 – Bahaneler Üretmek
“Bu nasıl peygamber? Yemek yiyor, çarşıda dolaşıyor…”
Yani ne diyorlar?
“Biz daha yüksek bir şey bekliyorduk.”

Bugün içki içen de aynı psikolojidedir:
Kendi yanlışını meşrulaştırmak için sürekli bahane üretir.

“Arkadaş ortamı…”
“İş stresi…”
“Hava çok ağırdı…”
“Kırk yılda bir…”

Ayet 7–8 bu psikolojiyi anlatır:
İnsan uyarı geldiğinde kendini değil, uyarıyı sorgular.


ALTINCI BAŞLIK: Ayet 10–14 – Heveslerin Sonunda Çöküş
Bu ayetlerde Allah dünya heveslerinin geçici olduğunu ve sonunda bir hüsran olduğunu anlatır.
İçki ve sigara bunun birebir örneğidir:
Başlangıcı tatlıdır, sonu acı.
Başlangıcı eğlencedir, sonu felaket.

Her gün milyonlarca insan içkiden dolayı ölür,
yaralanır,
sakat kalır,
kavga eder,
boşanır,
trafik kazası geçirir,
aileler yıkılır.

Ayetlerin çizdiği hüsran tablosu, modern dünyanın bağımlılık acısıyla birebir aynıdır.


YEDİNCİ BAŞLIK: Ayet 18–22 – Dilleri Mühürlenenler
Bu ayetler hesap gününü anlatır ama aynı durum dünyada da yaşanır:
Bağımlı insanın dili mühürlenir.
Artık doğruyu konuşamaz.
Yalan, kaçış, savunma mekanizması devreye girer.

Bugün milyonlarca bağımlı şöyle konuşur:
“Bıraktım.”
“Azaltıyorum.”
“Sondu.”
“Bir şey olmaz.”

Furkan bu durumu “dilleri mühürlü” diye ifade eder.
Gerçekle bağı kesilen insanın dili yalana teslim olur.


SEKİZİNCİ BAŞLIK: Ayet 23 – Boşa Gitmiş Ameller
Sigara yüzünden ölen babalar…
İçki yüzünden sakat kalan gençler…
Kazalarda parçalanan aileler…
Boşanmalar, şiddet, gözyaşı…

Dünya Sağlık Örgütü her yıl milyonlarca insanın içki sebebiyle öldüğünü bildiriyor.
Yani insanın bir ömür çalışıp biriktirdiği sağlık, huzur, ilişkiler…
Hepsi bir anda kül olur.

Ayetin dediği gibi:
“Onların amellerini savrulmuş toz haline getiririz.”


DOKUZUNCU BAŞLIK: Ayet 27–29 – Yanlış Dostlar
Bugün bir gencin ilk sigarayı içtiği günün sebebi nedir?
Arkadaş ortamı.
İçki içenlerin çoğunun ilk sebebi nedir?
Arkadaş ortamı.

Ayet 27–29 bağımlılığın en derin psikolojisini anlatır:
“Keşke falancayı dost edinmeseydim!”
İşte bağımlı insanın en büyük çığlığı budur.

Bugün içki yüzünden ölen herkesin arkasında bir “yanlış dost” vardır.
Bu ayet modern bağımlılığın kalbini ifşa eder.


ONUNCU BAŞLIK: Ayet 30 – “Kur’an’ı terk eden kavmim…”
Bu ayet sadece Mushaf’ı kapatmak değildir.
Kur’an’ın getirdiği hakikati terk etmektir.
Mizanı terk etmektir.
Dengeyi terk etmektir.
Aklı terk etmektir.

Bağımlı insan tam olarak bunu yapar:
Kendi kitabını terk eder.
Kendi vicdanını terk eder.
Kendi aklını terk eder.

Ve toplum da terk eder…
Markette içki satar,
devlet vergisini alır,
şirket reklamını yapar,
insan alışverişiyle destek olur.

Kötülük böyle büyür.


ON BİRİNCİ BAŞLIK: Ayet 31–33 – Hak ile Batılın Çatışması
Bu ayetler şunu anlatır:
Hak batıla karşı mücadele edecek.
Bu savaş bitecek bir savaş değildir.
Nefsin içinde de böyledir, toplumda da böyledir.

İçki ile mücadele eden insanın yaşadığı mücadele,
hak ile batılın birebir savaşının modern versiyonudur.

Bağımlılık batıldır.
İrade haktır.
Bilinç haktır.
Sağlık haktır.
Aileyi korumak haktır.
Toplumu korumak haktır.

Ayet 33 der ki:
“Biz sana açıklamalarla hakikati açıyoruz.”

Bugün içki ve sigaranın dünyadaki yıkımını gördüğümüzde,
ayetin bize söylediği şey şudur:
“Bu düzen batıldır; uzak dur, destek verme, hakikati ayakta tut.”


SONUÇ – TEK CÜMLELİK HİKMET
Furkan’ın ilk 33 ayeti bağımlılık çağının aynasıdır.
O ayetler diyor ki:

“İrade Allah’ın verdiği bir emanettir.
Onu maddeye teslim eden, hem kendine hem topluma hem de yarına zulmeder.
Uyan, ayıl, dostunu seç, bilinçlen, destek verme, hak ile batılı ayır.”

Senin duruşun, ayetlerin istediği duruştur:
Mizana sahip çıkmak, batıla destek vermemek ve hakikatin yanında durmak.

İşte Furkan’ın mesajı budur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir