Mukātil b. Süleyman’dan Ankebût 1–11
Evet. Bu kez Mukātil b. Süleyman’ın kendi tefsirindeki nüzul ve ilk muhatap bilgilerini özellikle ayırarak gidelim. Mukātil’in verdiği rivayetleri “kesin tarihî gerçek” diye değil, “Mukātil böyle naklediyor” diye aktaracağım; çünkü onun rivayet yöntemi hadis usulü açısından ayrıca değerlendirilmiştir. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Ankebût 1–3
1. ayet
الم — Elif Lâm Mîm
Mukātil burada sureye doğrudan yaşanan imtihan ortamıyla giriyor. Onun anlatımına göre Allah, Müslümanlara Allah yolunda bela ve meşakkatin kaçınılmaz olduğunu bildiriyor. (الموسوعة القرآنية)
2. ayet
“İnsanlar, ‘İman ettik’ demeleriyle bırakılacaklarını ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar?”
Mukātil’e göre nüzul sebebi ve ilk muhatap
Mukātil burada çok somut bir isim veriyor:
Mehca‘ (مهجع).
Mukātil’in anlatımına göre Mehca‘, Bedir günü Âmir b. Hadramî’nin attığı bir okla öldürülüyor. Bunun üzerine Mehca‘ın babası Abdullah ve annesi büyük üzüntü yaşıyor. Mukātil, bu ayetin özellikle Mehca‘ın anne ve babası hakkında indirildiğini söylüyor. (الموسوعة القرآنية)
Yani Mukātil’in verdiği ilk sahne şu:
Bir aile Müslüman oluyor.
Oğulları iman uğruna bir mücadele içerisinde öldürülüyor.
Anne-babanın yüreği yanıyor.
Tam burada Kur’an:
“İman ettik demekle bırakılacağınızı mı sandınız?”
diyor.
Mukātil, “وهم لا يفتنون / imtihan edilmeyeceklerini mi?” ifadesini, imanlarında bela ve sınamayla karşılaşmayacaklarını mı sandılar şeklinde açıklıyor. (İslam Web)
Burada “fitne” kelimesi sadece fikirsel bir sınav değil.
Acı var.
Kayıp var.
Bedel var.
Sabır var.
İman sözü, hayatın içerisinde sınanıyor.
3. ayet
“Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah elbette doğru söyleyenleri ortaya çıkaracak, yalancıları da ortaya çıkaracaktır.”
Mukātil buradaki “onlardan öncekiler” ifadesini, bu ümmetten önce yaşamış müminler olarak açıklıyor.
Onlar da bela ve sıkıntılarla imtihan edildi. (İslam Web)
Mukātil ardından çok önemli bir ayrım yapıyor:
İmtihan geldiğinde imanında sadık olanlar, Allah’ın hükmüne sabrediyor.
İmanında yalancı olanlar ise bela geldiğinde şikâyete ve çözülmeye başlıyor. (İslam Web)
Yani mesele:
“Kim iman ettim dedi?” değil.
Asıl mesele:
“İmtihan geldiğinde kim durduğu yerde kaldı?”
Bu, surenin anahtarlarından biri gibi.
Ankebût 4
“Yoksa kötülük yapanlar bizi geçip kurtulabileceklerini mi sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!”
Burada Mukātil yine ilk muhatapların kim olduğunu açıkça isimlendiriyor.
Mukātil’e göre ilk muhataplar
Ayetin Benî Abdüşems hakkında indiğini söylüyor. (الموسوعة القرآنية)
Mukātil, ayetteki:
“Kötülük yapanlar”
ifadesindeki kötülüğü burada özellikle şirk olarak açıklıyor.
“Bizi geçeceklerini mi sandılar?” ifadesini de:
Allah’ın hükmünden ve yaptıklarının karşılığından kaçabileceklerini mi sanıyorlar?
anlamında ele alıyor. (الموسوعة القرآنية)
Sonra Mukātil isim bile veriyor.
Bedir’de öldürülenlerden:
Şeybe b. Rebîa,
Utbe b. Rebîa,
Velîd b. Utbe,
Hanzala b. Ebû Süfyân,
Ukbe b. Ebî Muayt
gibi isimleri zikrediyor ve bunu ayetin dünyadaki karşılığının örnekleri arasında görüyor. (الموسوعة القرآنية)
Burada 2. ayetle 4. ayeti yan yana koyunca ilginç bir mizan çıkıyor:
Mümin:
“İman ettim.” → İmtihan ediliyor.
Kötülükte ısrar eden:
“Nasıl olsa bana bir şey olmaz.” → O da hesapla karşılaşacak.
Yani hiç kimse sistemin dışında değil.
Ankebût 5
“Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa, şüphesiz Allah’ın belirlediği vakit mutlaka gelecektir. O işitendir, bilendir.”
Burada vurgu artık sonuca dönüyor.
İmtihan var ama sonsuz değil.
Bela var ama başıboş değil.
Sabır var ama karşılıksız değil.
Mukātil’in akışı içerisinde bu ayet, önceki imtihanların ardından insanın önüne Allah’a kavuşma ve belirlenmiş vakit bilincini getiriyor. (الموسوعة القرآنية)
Bence Mukātil’in ilk 5 ayette ortaya çıkardığı sahne şöyle okunabilir:
Mehca‘ ve ailesi → iman edenlerin bedeli.
Önceki müminler → bu bedelin yeni olmadığının örneği.
Benî Abdüşems → kötülük yapanların da kaçamayacağının örneği.
Sonra:
“Allah’a kavuşma vakti mutlaka gelecek.”
Yani sure daha başında iki tarafa da konuşuyor:
İman edene:
“Başına sıkıntı gelince imanının yanlış olduğunu sanma.”
Kötülük yapana:
“Başına hemen bir şey gelmedi diye kurtulduğunu sanma.”
Ve insanın önüne şu soruyu koyuyor:
Ben, hayatımda bir sıkıntı geldiğinde bunu “Allah beni terk etti” diye mi okuyorum; yoksa “Şimdi iman iddiamın sınandığı yerdeyim” diye mi okuyorum?
Devam edelim. Bu bölümde Mukātil’in verdiği ilk muhatap ve olay bilgileri gerçekten çok dikkat çekici.
Ankebût 6
“Kim cihad ederse, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir.”
Mukātil burada “cihad”ı hayır işlemek, salih amel için çaba göstermek şeklinde açıklar: İnsan yaptığı iyiliği aslında kendi lehine yapmaktadır. Allah kulların ameline muhtaç değildir. (الموسوعة القرآنية)
İlk muhataplar
Mukātil önceki 5. ayette özellikle Benî Hâşim ve Benî Abdülmuttalib içinden bazı isimleri zikreder:
Hz. Ali, Hz. Hamza, Ca‘fer b. Ebî Tâlib, Ubeyde b. Hâris, Zeyd b. Hârise ve başkaları. Ardından 6. ayette Allah’ın bu iki kabilenin amellerine de muhtaç olmadığını vurgular. (الموسوعة القرآنية)
Burada çok güzel bir ölçü var:
İnsan Allah’a iyilik yapmıyor.
İnsan yaptığı iyilikle kendisini inşa ediyor.
Ankebût 7
“İman edip salih ameller işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz ve onları yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandıracağız.”
Mukātil burada imanla beraber salih ameli öne çıkarıyor. Önceki ayetin devamı gibi düşünürsek:
Emek sana dönüyor.
Salih amel sana dönüyor.
Bağışlanma ve karşılığı da sana dönüyor. (İslam Web)
Ankebût 8 — Sa‘d b. Ebî Vakkas ve annesi
“Biz insana anne-babasına güzel davranmasını tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle mücadele ederlerse onlara itaat etme…”
Burada Mukātil doğrudan bir isim veriyor:
Sa‘d b. Ebî Vakkas. (İslam Web)
Nüzul sebebi
Mukātil’in anlatımına göre Sa‘d Müslüman olduğunda annesi buna çok sert tepki gösteriyor.
Annesi:
“Sen İslam’dan dönmedikçe yemeyeceğim, içmeyeceğim ve eve girmeyeceğim.”
diye yemin ediyor.
Sa‘d annesine çok bağlı, ona iyi davranan bir evlat. Annesini razı etmeye çalışıyor fakat kadın vazgeçmiyor.
Bunun üzerine Sa‘d, Hz. Peygamber’e giderek durumunu anlatıyor. Mukātil, 8. ayetin Sa‘d hakkında indiğini söylüyor. Peygamberimizin de ona annesini razı etmek için elinden geleni yapmasını, yemesi ve içmesi için uğraşmasını söylediğini aktarıyor. (İslam Web)
Burada Kur’an’ın mizanınin ne kadar ince olduğunu görüyoruz:
Anneye iyilik var.
Anneye merhamet var.
Onu razı etmek için çaba var.
Ama:
Allah’a şirk konusunda itaat yok.
Yani Kur’an:
“Annen yanlış söylüyorsa onu terk et.”
demiyor.
Aynı şekilde:
“Annen olduğu için her söylediğini yap.”
da demiyor.
İkisini birbirinden ayırıyor:
İyilik devam eder, fakat Allah’ın hududu aşılmaz.
Ankebût 9
“İman edip salih ameller işleyenleri mutlaka salihlerin arasına katacağız.”
Mukātil burada yine imanın davranışa dönüşmesine dikkat çeker. (İslam Web)
Bence 8 ve 9’u birlikte okumak önemli:
Sa‘d’ın imanının sınandığı yer, yalnız kaldığı bir mağara değil.
Annesinin yanı.
Yani insanın en büyük imtihanlarından biri bazen en sevdiği insanla yaşanabilir.
Ankebût 10 — Ayyâş b. Ebî Rebîa
Şimdi Mukātil çok daha ayrıntılı bir nüzul hikâyesi anlatıyor.
“İnsanlardan öylesi vardır ki ‘Allah’a iman ettik’ der. Fakat Allah uğrunda eziyete uğradığında insanların fitnesini Allah’ın azabı gibi görür…”
Mukātil:
“Bu ayet Ayyâş b. Ebî Rebîa hakkında indi.”
diyor. (الموسوعة القرآنية)
Ayyâş kim?
Mukātil’e göre Ayyâş, Mahzûmoğullarından bir kişidir.
Müslüman olur.
Fakat ailesinden korkar.
Bu yüzden Peygamberimiz henüz Medine’ye hicret etmeden önce dinini korumak için Mekke’den Medine’ye kaçar. (الموسوعة القرآنية)
Şimdi olay çok çarpıcı hâle geliyor.
Ayyâş’ın annesi Esmâ bint Muharrime, oğlunun geri dönmesi için:
- yememeye,
- içmemeye,
- saçını yıkamamaya,
- gölge altına girmemeye
yemin ediyor.
Mukātil onun üç gün bu şekilde direndiğini, sonra yiyip içtiğini anlatıyor. (الموسوعة القرآنية)
Sonra kim geliyor?
Ebû Cehil ve Hâris b. Hişâm.
Bunlar Ayyâş’ın anne tarafından kardeşleridir. Medine’ye kadar gidiyorlar. (الموسوعة القرآنية)
Ve Ayyâş’ın en hassas noktasından yaklaşıyorlar:
Annesi.
Ona kabaca şu mesajı veriyorlar:
“Sen annenin en sevdiği evladısın. Annen sen dönene kadar yememeye, içmemeye yemin etti. Senin dinin de anne-babaya iyiliği emretmiyor mu? Gel annenin yanına dön.” (الموسوعة القرآنية)
Dikkat edin:
Burada ona:
“Allah yok.”
demiyorlar.
Onu dinin içindeki bir doğruyu kullanarak yönlendirmeye çalışıyorlar:
“Anneye iyilik.”
İşte hak-batıl ayrımı bazen tam burada zorlaşıyor.
Çünkü batıl her zaman yüzde yüz yalanla gelmeyebilir.
Doğru bir bilgiyi yanlış yere koyarak da insanı kandırabilir.
Ayyâş geri dönüyor
Ayyâş onlardan kendisine zarar vermeyeceklerine dair söz alıyor ve onlarla yola çıkıyor.
Fakat Mukātil’in anlatımına göre onlar sözlerini tutmuyorlar.
Ayyâş’ı bağlayıp ikisi de ona yüz kırbaç vuruyor. Amaçları onu Muhammed’in dininden vazgeçirmektir. (الموسوعة القرآنية)
İşte Mukātil ayetteki:
“İnsanların fitnesini Allah’ın azabı gibi görür.”
ifadesini bu olayla ilişkilendiriyor. (الموسوعة القرآنية)
Burada muazzam bir bilinç problemi ortaya çıkıyor:
İnsanların sana verebildiği acı var.
Bir de Allah’ın huzurunda vereceğin hesap var.
İnsan bazen gözünün önündeki acıyı o kadar büyütüyor ki görünmeyen ahiret hesabını unutuyor.
Kur’an’ın düzelttiği mizan bu:
İnsanların baskısı büyük görünebilir.
Ama nihai ölçü insanların gücü değildir.
Ankebût 11
“Allah iman edenleri elbette ortaya çıkaracak, münafıkları da elbette ortaya çıkaracaktır.”
Mukātil bunu yine imtihan anındaki tavırla açıklıyor:
Bela geldiğinde imanında sadık olanlar İslam üzerinde sabit kalıyor.
Diğerleri ise imtihan sırasında şüpheye düşüp geri dönebiliyor. (الموسوعة القرآنية)
Böylece Ankebût’un ilk 11 ayetindeki ana çizgi iyice belirginleşiyor:
Mehca‘ın ailesi: Evlat kaybıyla imtihan.
Sa‘d: Anne sevgisiyle imtihan.
Ayyâş: Aile baskısı, işkence ve korkuyla imtihan.
Farklı olaylar…
Ama soru aynı:
“İman ettim” dediğin şey, bedel ortaya çıktığında hayatında ne kadar gerçek?
Ve bence Mukātil’in verdiği bu ilk muhatapları bildiğimizde Ankebût 2 artık sadece teorik bir ayet gibi okunmuyor:
“İnsanlar iman ettik demekle bırakılacaklarını mı sandılar?”
Çünkü hemen arkasında gerçek insanlar var.
Anne var. Evlat var. Kayıp var. İşkence var. Hicret var. Korku var. Sabır var.
İman, hayatın tam ortasında sınanıyor.
