Ali’nin Sadakası
Bir Kardeşin Kalbine Dokunmak
Bazen bir insana yaptığımız iyiliğin büyüklüğünü verdiğimiz parayla ölçüyoruz.
“Ne kadar verdim?”
“Ne kadar harcadım?”
“Bana ne kadara mal oldu?”
Oysa bazen bizim için küçük görünen bir yardım, başka bir insanın hayatında yıllardır eksik olan çok büyük bir duyguyu tamamlayabilir.
Değerli hissetme duygusunu…
Bu hikâye de tam olarak bununla ilgili.
Ali’nin İçindeki Hesap
Ali’nin maddi durumu iyiydi.
Çalışıyordu, kazanıyordu, biriktiriyordu. Paranın hesabını biliyor, gereksiz harcamayı sevmiyordu.
Hayat ona birçok imkân vermişti.
Bir gün katıldığı bir derste hoca sadakadan ve yardımlaşmadan bahsediyordu.
Fakat alışılmış bir şekilde anlatmıyordu.
Şöyle dedi:
“İnsan yardım etmeye önce yakınından başlamalı. Çünkü akrabalık sadece kan bağı değildir. Akrabalık bazen ‘Sen yalnız değilsin’ diyebilmektir. ‘Ben buradayım’ diyebilmektir. ‘Sen benim için değerlisin’ diyebilmektir.”
Sonra devam etti:
“Akrabalar arasında sürekli hesap yapılmaya başlanırsa, kırgınlık, kin ve haset büyürse insanlar aynı aileden oldukları hâlde birbirlerinden uzaklaşırlar.”
Bu sözler Ali’nin içine dokundu.
Çünkü aklına kız kardeşi geldi.
Kız kardeşinin maddi durumu iyi değildi.
Fakat Ali’nin zihninde başka bir hesap vardı.
Bir gün bir derse katılan Ali hocaya sormak için elini kaldırdı ve hocaya şöyle dedi:
“Hocam, benim kız kardeşimin maddi durumu iyi değil. Ama eniştem parayı iyi kullanmıyor. Tutumlu değil, gereksiz harcamalar yapıyor. Açık konuşayım; bu nedenle yardım etmek istemiyorum.”
Hoca Ali’ye baktı.
Onu suçlamadı.
Sadece bir soru sordu:
“Eniştenin hatasının cezasını neden kız kardeşine kesiyorsun?”
Ali sustu.
Hoca devam etti:
“Sen yardımını eniştenin davranışını onaylamak için yapmayacaksın. Sen kız kardeşinin kalbine dokunacaksın.”
Sonra şu cümleyi söyledi:
“Yardım, karşı taraf bizim istediğimiz gibi bir insan olsun diye yapılmaz.”
Bu cümle Ali’yi düşündürdü.
Gerçekten de biz bazen yardım ederken bile şart koşmuyor muyuz?
“Önce değişsin.”
“Önce hatasını düzeltsin.”
“Önce beni dinlesin.”
“Önce benim istediğim gibi davransın.”
Peki yardım böyle bir şey midir?
Karşımızdaki insan kusursuz olursa mı yardım edeceğiz?
O zaman hangimiz yardımı hak ederiz?
Çünkü hepimizin eksikleri, yanlışları ve kusurları var.
Ali Eve Döndü Ama Ders Bitmedi
Ders sona erdi.
İnsanlar dağıldı.
Ali eve döndü.
Ama hocanın söylediği söz onunla birlikte eve geldi:
“Eniştenin hatasının cezasını kız kardeşine kesme.”
Bazen bir söz böyledir.
Dersi dinlersiniz.
O anda çok büyük bir şey hissetmezsiniz.
Sonra eve gidersiniz.
Gece olur.
Herkes susar.
Ama o cümle susmaz.
Ali düşündü.
Çocukluklarını düşündü.
Aynı evde büyümüşlerdi.
Aynı sofraya oturmuşlardı.
Aynı anneye “anne” demişlerdi.
Sonra hayat onları farklı yerlere götürmüştü.
Ve Ali bir karar verdi.
Kız kardeşini arayıp “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sormadı.
İnternetten alışveriş sitesine girdi.
Kız kardeşinin evindeki eksikleri düşünmeye başladı.
Koltuk takımı…
Halılar…
Yemek takımı…
Çay makinesi…
Yatak…
Baza…
Yatak örtüsü…
Evin ihtiyacı olan birçok şeyi tek tek seçti.
Sonra adres bölümüne kız kardeşinin adresini yazdı.
Ve siparişi tamamladı.
“Ben Bir Şey Sipariş Etmedim Ki…”
Birkaç gün sonra kız kardeşinin telefonu çaldı.
Kargocu arıyordu.
“Kargonuz var.”
Kadın şaşırdı.
“Ben bir şey sipariş etmedim ki…”
Bir süre sonra kargo geldi.
Bir paket indi.
Ardından bir tane daha…
Sonra bir tane daha…
Eşyalar birbiri ardına gelmeye başladı.
Kadın önce ne olduğunu anlayamadı.
Sonra öğrendi.
Hepsini kardeşi göndermişti.
İşte o anda değişen şey evdeki eşyalar değildi.
Değişen şey kadının iç dünyasıydı.
Bir koltuğa dokundu.
Bir halıya baktı.
Yemek takımının kutusunu açtı.
Gülümsedi.
Sonra ağlamaya başladı.
Bir çocuk gibi seviniyordu.
Belki yıllardır içinde taşıdığı bir eksiklik tamamlanmıştı.
Ama bu eksiklik sadece eşya eksikliği değildi.
Belki asıl eksik olan şuydu:
“Beni düşünen birisi var.”
“Benim Kardeşim Var”
Kız kardeş o kadar mutlu olmuştu ki komşularını çağırdı.
Heyecanla eşyaları gösteriyordu:
“Bakın, bunları kardeşim aldı bana.”
“Bunların hepsini kardeşim göndermiş.”
“Benim kardeşim beni düşünmüş.”
“Bana değer veriyor.”
“Beni seviyor.”
Komşulardan biri ona baktı ve şöyle dedi:
“Ne kadar şanslısın. Keşke benim de beni böyle düşünen bir kardeşim olsaydı.”
Belki de hikâyenin en dikkat çekici taraflarından biri buydu.
Ali bir alışveriş yapmıştı.
Ama kız kardeşi bunu bir alışveriş olarak yaşamıyordu.
Ali’nin banka hesabında yalnızca bir miktar para eksilmişti.
Fakat kız kardeşinin kalbinde çok başka bir şey çoğalmıştı.
Değer duygusu.
“Anne, Benim de Yemek Takımım Oldu”
Bir süre sonra kız kardeş annesini aradı.
Sesi titriyordu.
“Anne…”
dedi.
“Ben evlendiğimde bile doğru düzgün bir yemek takımım olmamıştı.”
Biraz sustu.
Sonra ağlamaya başladı.
“Anne, hayatımda ilk defa benim bir yemek takımım oldu.”
“Kardeşim aldı.”
“Anne… benim de yemek takımım oldu.”
Annesi dinliyordu.
Kadın tekrar etti:
“Anne, duyuyor musun beni?”
“Benim de yemek takımım oldu.”
Sonra heyecanla devam etti:
“Anne, bir de biliyor musun?”
“Kardeşimi aradım.”
“Kendi evinde kullandığı yemek takımının aynısını bana almış.”
Ve ardından belki bütün hikâyeyi tek başına anlatan şu cümleyi söyledi:
“Anne… ben kendimi ilk defa değerli hissettim.”
İşte mesele buydu.
Yemek takımı değildi.
Koltuk değildi.
Halı değildi.
Çay makinesi değildi.
Bir insanın yıllardır beklediği bir duyguydu:
“Ben de değerliyim.”
Bu Defa Anne Ali’yi Aradı
Telefon kapandı.
Anne bir süre sonra Ali’yi aradı.
Sesi ağlamaklıydı.
“Oğlum…”
dedi.
“Sen bugün ne yaptığının farkında mısın?”
“Kız kardeşin beni aradı.”
“Çocuk gibi seviniyor.”
“Çocuk gibi ağlıyor.”
Sonra anne dua etmeye başladı:
“Allah senden razı olsun.”
“Rabbim sana gökten indirsin, yerden çıkarsın.”
“Birin bin olsun.”
“Aileni korusun.”
“Çocuklarını korusun.”
“Evinize huzur versin.”
“Ne hayırlı muradın varsa nasip etsin.”
“Allah sana cennetin kapılarını açsın.”
Anne ağlıyordu.
Kız kardeş ağlıyordu.
Ama bu defa gözyaşlarının sebebi acı değildi.
Sevinçti.
Hatırlanmaktı.
Sevilmekti.
Değer görmekti.
Peki Ali Aslında Ne Vermişti?
Bir miktar para mı?
Evet.
Bir koltuk takımı mı?
Evet.
Bir yemek takımı mı?
Evet.
Ama sadece bunlar mıydı?
Hayır.
Asıl verdiği şey başka bir şeydi:
“Sen benim için değerlisin.”
Üstelik bunu yalnızca sözle söylememişti.
Davranışıyla göstermişti.
Bazen insanlarımıza “Seni seviyorum.” diyoruz.
Ama sevginin hayatta bir karşılığı var mı?
Bazen “Sen benim kardeşimsin.” diyoruz.
Ama kardeşliğin hayatımızda bir karşılığı var mı?
Bazen “Sen benim için değerlisin.” diyoruz.
Peki bunu hissettirebiliyor muyuz?
Çünkü sevgi sadece ağızdan çıkan bir cümle değildir.
Sevgi bazen bir telefon açmaktır.
Bazen bir sofraya çağırmaktır.
Bazen bir borcu hafifletmektir.
Bazen bir ihtiyacı gidermektir.
Bazen dinlemektir.
Bazen affetmektir.
Bazen de kimse istemeden fark etmektir.
Çevremizde Kaç İnsan Böyle?
Belki bu hikâyeden sonra kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Çevremizde kaç insan aslında paradan önce değere ihtiyaç duyuyor?
Kaç kardeşimiz bizden bir şey istemediği hâlde hatırlanmak istiyor?
Kaç anne veya baba yalnızca bir telefon bekliyor?
Kaç akrabamız:
“Demek ki beni hâlâ düşünüyor.”
demek istiyor?
Kaç insanın hayatında büyük değişiklikler yapmamıza gerek yok?
Belki sadece küçük bir dokunuş yeterli.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı eşya değildir.
Eşya sadece bahanedir.
Asıl ihtiyaç şudur:
“Ben unutulmadım.”
“Beni düşünen biri var.”
“Benim de bir kıymetim var.”
Fiyatı Olan Şeyler ve Değeri Olan Şeyler
Bu hikâyenin sonunda belki şu ayrımı yapmalıyız:
Bazı şeylerin fiyatı vardır.
Bazı şeylerin ise değeri vardır.
Bir koltuk takımının fiyatı vardır.
Bir yemek takımının fiyatı vardır.
Bir halının fiyatı vardır.
Bir çay makinesinin fiyatı vardır.
Ama bir insanın:
“Ben kendimi ilk defa değerli hissettim.”
demesinin fiyatı yoktur.
Eşyalar eskir.
Tabaklar kırılır.
Koltuklar değiştirilir.
Halılar bir gün atılır.
Ama bir insanın kalbine bıraktığımız bazı duygular yıllarca yaşayabilir.
Belki de bu yüzden yaptığımız iyiliğin büyüklüğünü yalnızca verdiğimiz şeyin miktarıyla ölçmemeliyiz.
Bazen küçücük bir iyilik, bir insanın içinde yıllardır kapalı duran bir kapıyı açabilir.
Bazen bir insanın hayatına dokunmak…
Onun bütün dünyasına dokunmaktır.
Ve bazen sadaka sadece bir şey vermek değildir.
Bir insana yeniden “Ben de değerliyim” dedirtebilmektir.
