Hakkını Ararken Haksızlaşmamak: Adalet, Sabır ve İntikam

13 Eylül 2023

Bize haksızlık yapıldığında susmalı mıyız, yoksa hemen karşılık mı vermeliyiz?

Bazen sessiz kalınca zayıf görünmekten korkuyoruz. Bazen de konuşursak işlerin daha kötüye gideceğini düşünüyoruz.

Soru: Hakkımızı korumakla intikam almak arasındaki çizgiyi nerede çekiyoruz?

Bu sorunun cevabı, yalnızca ne kadar öfkelendiğimizde değil, neyi amaçladığımızda saklı. Haksızlığı durdurmak mı istiyoruz, yoksa karşımızdaki insanın da canı yansın mı?

İkisi aynı şey değil.

Önce Durmak: Gerçekten Ne Yaşadık?

Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüzde ilk tepki çoğu zaman duygularımızdan gelir. Kırılır, öfkelenir, neden bizim yerimize başkasının tercih edildiğini anlamakta zorlanırız.

Bir iş yerinde yıllardır çalıştığımızı düşünelim. Bizden daha sonra gelen biri terfi ediyor; bizim beklentimiz ise karşılanmıyor.

Hemen istifa etmek, işimizi yavaşlatmak veya yöneticimize küsmek isteyebiliriz. Fakat henüz kararın hangi gerekçeye dayandığını bilmiyor olabiliriz.

Soru: Haksızlığa uğradığımızı mı biliyoruz, yoksa beklentimiz karşılanmadığı için mi böyle hissediyoruz?

Bu soruyu sormak, haksızlığı kabul etmek değildir. Gerçeği daha açık görebilmek için öfkemize biraz mesafe koymaktır.

Belki hazırladığımız raporlar, yöneticinin beklediği biçimde değildir. Biz çok emek vermiş olabiliriz; fakat istenen sunumu veya açıklığı sağlayamamış olabiliriz.

Böyleyse neyi geliştirmemiz gerektiğini öğrenmek bize yol gösterir. Sadece daha uzun süredir çalışmış olmakla her konuda daha uygun olmak aynı şey değildir.

Ama araştırdığımızda tercihin yakınlığa dayandığını da görebiliriz. İşin gereğini yerine getirdiğimiz hâlde başkasına ayrıcalık tanınmış olabilir.

O zaman yaşadığımızı açıkça söylememiz gerekir. Hangi davranışın neden haksız olduğunu anlatmak, yalnızca öfkemizi dışarı vurmaktan daha anlamlıdır.

Sakinleşmek, hakkından vazgeçmek değildir; hakkını nasıl koruyacağını düşünmektir.

İnsanın kendi eğilimini tanıması da burada önem kazanır. Bazılarımız her olayda hemen tepki verirken bazılarımız kendisine yapılan haksızlık karşısında içine kapanabilir.

Sürekli susuyorsak konuşmayı öğrenmemiz gerekebilir. Sürekli parlıyorsak da durup düşünmeyi öğrenmemiz gerekir.

Aynı davranış herkese aynı biçimde iyi gelmez. Kendimizi geliştireceğimiz alan, neyi fazla yaptığımızı ve neyi hiç yapamadığımızı fark ettiğimizde görünür.

Hakkını Aramak, Yolunu da Öğrenmeyi Gerektirir

Birine “Hakkını ara” demek kolaydır. Ama o insan “Nasıl?” diye sorduğunda söyleyecek bir sözümüz olmalıdır.

Bir sınava girmiş, yüksek puan almış ve ardından görüşmede elenmiş olabilir. Kendisinden ne beklendiğini, hangi noktada yetersiz görüldüğünü öğrenmek ister.

Önce kararın gerekçesini sormak ve elindeki bilgileri değerlendirmek gerekir. Hangi kurumla karşı karşıya olduğunu anlamadan her duruma aynı yolu öneremeyiz.

Soru: Hakkımızı aramaktan vazgeçmemizin sebebi gerçekten çaresizlik mi, yoksa başvurabileceğimiz yolu bilmemek mi?

Uçuş saatinin değiştirilmesi veya yolculuğun iptal edilmesi üzerinden verilen örnek de bunu düşündürür. Yolcu önce ilgili şirkete ulaşmayı, gerektiğinde konuyu yetkili kuruma taşımayı araştırabilir.

Buradaki esas mesele belirli bir tutar veya süreyi ezberlemek değildir. Yaşanan sorunun hangi başvuru yoluyla ele alınabileceğini öğrenmektir.

Bir başka durumda dava açmak, dilekçe hazırlamak veya değerlendirme istemek gündeme gelebilir. Fakat bunların zaman, para ve takip gerektirdiğini de görmezden gelemeyiz.

İnsan bazen tam bu noktada yorulur. Sonuç alamayacağını düşündüğü için başlamadan geri çekilir.

Diğer taraftan herkesin aynı gerekçeyle susması da haksız davranan kişiye alan açabilir. Hiç itirazla karşılaşmayan insan, yaptığını sorgulamadan sürdürebilir.

Bu iki tarafı birlikte düşünmeliyiz. Hak aramanın güçlüğünü kabul ederken onu bütünüyle gereksiz saymamalıyız.

Elimizden gelen başvuruyu yapmak, sonucu mutlaka bizim belirleyeceğimiz anlamına gelmez. Biz kendi çabamızdan sorumluyuz; bütün süreci yönetemeyiz.

Allah’a güvenmekle mücadele etmek birbirinin karşıtı olmak zorunda değil. Doğru gördüğümüz adımı atarken sonucu Allah’a bırakabiliriz.

Önemli olan, hareketsizliğimizi düşünmeden teslimiyet diye adlandırmamaktır. Aynı şekilde her mücadeleyi yalnızca öfkemizin peşinden sürdürmemektir.

Bir vergiye itiraz etmek isteyen insanı düşünelim. Önce kendi değerlendirmesinin gerekçesini ortaya koyması, sonra hangi yoldan başvuracağını öğrenmesi gerekir.

Masraf çıkması ve sürecin uzaması onu yıldırabilir. Hakkını aramak için ayrıca zaman ve para ayırmak zorunda kalması, başlı başına bir güçlük oluşturur.

Bu güçlükleri yaşayan insana yalnızca cesur olmasını söylemek yeterli değildir. Nasıl ilerleyebileceğini bilmesi ve karşılaşacağı yükü değerlendirmesi de önemlidir.

Fakat hiçbir şey değişmeyecek düşüncesiyle bütün başvuru yollarını daha baştan kapatmak da ayrı bir tercihtir. Sonuç alamama ihtimaliyle hiçbir çaba göstermemeyi aynı şey saymayalım.

Birimiz kendi hakkı için geri çekilirken başkasına yapılan haksızlık karşısında daha rahat konuşabilir. Bu farkı görmek, hangi korkularımızın davranışımızı belirlediğini anlamamıza yardım eder.

Eşitlik Her Zaman Adalet midir?

Haksızlık yalnızca kurumlarda yaşanmaz. Anne babayla çocuklar arasında, kardeşlikte ve günlük paylaşımda da adalet sorusu karşımıza çıkar.

Bir anne çocuklarına aynı miktarda yiyecek verir. Bir çocuk bununla doyar, diğeri biraz daha ister.

Anne, ikisine eşit verdiğini düşünerek ikinci isteği reddedebilir. Fakat miktarın eşit olması, ihtiyacın karşılandığı anlamına gelmeyebilir.

Soru: Herkese aynı şeyi vermekle herkese ihtiyacı olanı vermek aynı mı?

Kırtasiye alışverişini düşünelim. İki çocuğa aynı kalemler alınmıştır; biri bunlarla rahat çalışırken diğeri başlıklarını ayırmak için farklı renkler ister.

Burada yalnızca alınan kalemleri sayarsak eşitliği görebiliriz. Ama çocuğun neden farklı bir şeye ihtiyaç duyduğunu dinlememiş olabiliriz.

Bütün istekleri sorgusuzca karşılamak zorunda değiliz. Yine de ihtiyacı anlamadan “İkinize de aynısını aldım” demek meseleyi bitirmeyebilir.

Maç izlemeye çalışan farklı boylardaki üç kişiyi düşünelim. Hepsinin altına aynı yükseklikte sandık koyduğumuzda biri rahatça görürken diğeri hâlâ göremeyebilir.

Kısa boylu kişiye daha fazla destek gerektiğinde eşit sayıda sandık dağıtmak yetmez. Amaç yalnızca dağıtımı eşitlemek değil, herkesin görebilmesini sağlamaktır.

Bu örnekte başka bir soru daha var. Rahatça gören kişi, yanındaki insanın göremediğini fark ediyor mu?

Adalet, yalnızca kendi payını saymak değil, karşındakinin ihtiyacını da görebilmektir.

Kendi imkânımız yeterliyken başkasının sıkıntısına kayıtsız kalabiliriz. Sonra sıra bize geldiğinde herkesin bizim ihtiyacımızı anlamasını bekleriz.

Aynayı kendimize çevirelim. Haksızlığa uğramak istemiyorsak önce başkasına haksızlık etmemek için çaba göstermeliyiz.

Kendi hakkımızı korumaya çalışırken başkasının kırgınlığını da dinleyelim. Bizim doğru saydığımız bir davranış, onun ihtiyacını görmezden geliyor olabilir.

Adalet yalnızca bize yapılanı tartmak değil, bizim yaptığımızı da aynı açıklıkla değerlendirmek ve gerektiğinde düzeltmeye hazır olmaktır.

Merhamet, vicdan ve ihtiyaç giderme isteği bu yüzden önemlidir. Yalnızca hakkını isteyen değil, başka birinin hakkını da gözeten insan olmaya çalışmalıyız.

Miras konusunda yaşanan bir anlaşmazlıkta da tarafların farklı gerekçelere tutunduğunu görebiliriz. Babasıyla ilgilenen kız kardeş, kendisine bırakılan evi verdiği emeğin karşılığı olarak görebilir.

Erkek kardeş ise kendisine kalan yeri daha değersiz bulup haksızlığa uğradığını düşünebilir. Böylece aynı paylaşım, iki insanın gözünde tamamen farklı anlam kazanır.

Bu örnek üzerinden mirasın hükmünü belirlemiyoruz. İnsanların adalet duygusunun hangi beklentilere, ilişkilere ve yaşanmışlıklara bağlanabildiğini düşünüyoruz.

Bir anne kendi davranışını eşitlik olarak görürken çocuğu ayrımcılık yaşadığını söyleyebilir. Taraflardan yalnızca birini dinleyerek meseleyi bütünüyle anladığımızı sanmayalım.

Kırıcı olmadan konuşmak önemlidir; fakat yumuşak konuştuğumuzda herkesin hemen kabul edeceğini de varsayamayız. Karşımızdaki kişi kendisini zaten adil görüyor olabilir.

Bu yüzden neyi neden haksız bulduğumuzu somutlaştırmak gerekir. Sadece beni önemsemiyorsun demek yerine hangi davranışın hangi ihtiyacı karşılamadığını anlatmaya çalışabiliriz.

İntikam Arzusu Bizi Nereye Götürüyor?

Haksızlığa uğramak acı verir. Fakat bu acıyı sürekli beslediğimizde mesele hakkımızın teslim edilmesinden çıkıp karşımızdakinin zarar görmesine dönüşebilir.

İntikam isteği tam burada güçlenir. İnsan kendisini haklı gördüğü için yapacağı her şeyi de haklı sanmaya başlayabilir.

Soru: Hakkımı almak istiyorum derken başkasının hakkını çiğnemeye hazır hâle mi geldim?

Bir sürücü trafikte önümüze kırdığında hemen onu geçmeye çalışabiliriz. Bir park anlaşmazlığında tartışmayı büyütmek isteyebiliriz.

Ama karşımızdaki kişinin nasıl davranacağını bilmiyoruz. Küçük görünen bir anlaşmazlık, kendimizi korumamız gereken ciddi bir gerilime dönüşebilir.

Böyle bir durumda doğrudan çatışmaya girmemek, yaşananı doğru bulduğumuz anlamına gelmez. Güvenliğimizi düşünmek de durumun parçasıdır.

Bir yanda haksızlığın karşılıksız kalmasını istemiyoruz. Diğer yanda kendi canımızı ve huzurumuzu bir öfke anının içine atmak istemiyoruz.

Bu yüzden her olayı aynı tepkiyle karşılayamayız. İş yerinde bilgi toplayıp açıklama istemekle trafikte tanımadığımız biriyle yüzleşmek aynı şartları taşımaz.

Allah’ın adaletine sığınmak, bütün cezayı kendi elimizle vermek zorunda olmadığımızı hatırlatır. İntikam duygusunu büyütmeden de haksızlığın yanlış olduğunu söyleyebiliriz.

Hakkımızı korurken kendi ahlakımızı kaybetmeyelim. Çünkü bir haksızlığa uğramış olmamız, başka bir haksızlık yapmamızı kendiliğinden doğruya dönüştürmez.

Mücadele Etmek, Gerektiğinde Bırakabilmek

Bazen kendimizi bir iftiraya karşı savunuruz. Elimizde belgeler vardır; açıklamamızı yaparız, fakat yine de herkesi ikna edemeyiz.

Sürekli yeni bir insana kendimizi anlatmak zorunda hissedebiliriz. Bir noktada bu uğraş, hayatımızın tamamını kaplamaya başlayabilir.

Soru: Kendimi savunmak için gerekeni yaptım mı, yoksa artık herkesi ikna etmeye mi çalışıyorum?

Mücadeleyi nerede sürdüreceğimizi ve nerede duracağımızı düşünmek gerekir. Bırakmak her zaman korkmak değildir; bazen gücümüzün sınırını kabul etmektir.

Sevdiğimiz insanlara karşı da susmak zorunda değiliz. Bir arkadaşımız haksız davranıyorsa onun iyiliğini istediğimiz için bunu açıkça söyleyebiliriz.

Fakat uyarımızın amacı onu küçük düşürmek değil, yaptığına yeniden bakmasını sağlamak olmalıdır. Ölçmesini, düşünmesini ve kendi davranışını değerlendirmesini isteyebiliriz.

Bir iş teklifini de bu ölçüyle değerlendirebiliriz. Çalışmaya ihtiyacımız olduğu hâlde yanlış işler yapmamız bekleneceğini gördüğümüzde o teklifi reddetmek gündeme gelebilir.

Rızık kaygısı, her işe gözümüzü kapatarak katılmamızı gerektirmez. Kendi yapacağımız işin sorumluluğunu düşünmemiz gerekir.

Başkasının iradesini değiştiremeyebiliriz. Ama onun yanlışına katılıp katılmayacağımızı ve kendi sınırımızı nerede çizeceğimizi düşünebiliriz.

Allah’a havale etmek, bazı insanlar için büyük bir rahatlama ve güven kaynağıdır. Kendi çabasının bittiği yerde bütün yükü taşımak zorunda olmadığını hissetmek insana güç verebilir.

Ancak herkesin durduğu yer aynı değildir. Birinin sessizliği sakin bir değerlendirmeden, diğerinin sessizliği konuşma korkusundan doğabilir.

Kendi içimize bakmadan hangisini yaşadığımızı ayırt edemeyebiliriz. Bu nedenle davranışımızın yalnızca dışarıdan nasıl göründüğüne değil, bizi oraya götüren düşünceye de bakalım.

Aynı şekilde çok konuşan insan da her zaman hakkı daha iyi savunmuş olmaz. Öfkeyle söylenen söz, çözüm ararken yeni bir kırgınlık oluşturabilir.

Bizden beklenen, her olaya aynı cevabı vermek değil; durumu anlayıp doğru tepkiyi aramaktır.

İlk soruya yeniden dönelim. Haksızlığa karşı susmakla hemen karşılık vermek arasında, düşünerek seçebileceğimiz başka yollar da var.

Önce ne yaşadığımızı anlayalım. Sonra hakkımızı koruyacak yolu arayalım ve bu yolda kendi davranışımızın da adil kalmasına dikkat edelim.

Allah’ım, öfkemizi hakikatin yerine koymaktan bizi koru. Bize hakkı gözetmeyi, merhametli davranmayı ve elimizden geleni yaptıktan sonra Sana güvenmeyi nasip et.

Hakkımızı ararken haksızlaşmayalım; adalet isteğimiz, kendi davranışımızda da görülsün.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir