Ankebût Suresi 51–55. Ayetler: Aynı Sınav Tekrar Geldiğinde Ne Yapacağız?
Bismillahirrahmanirrahim.
Kardeşlerim…
16.01.2023 tarihli dersimizde şunu konuşmuştuk:
İnsan geçmişte yaşadığı bir sınavla yeniden karşılaşabilir.
Aynı hata, aynı günah, aynı ilişki, aynı para sıkıntısı, aynı müşteri, aynı ortaklık veya aynı aile problemi tekrar önüne gelebilir.
Önemli olan sınavın tekrar gelmesi değildir.
Önemli olan şudur:
Biz hâlâ eski insan mıyız, yoksa yaşadıklarımızdan ders aldık mı?
Geçmişte bir defa kuyuya düşmüş olabiliriz. Fakat aynı işaretleri gördüğümüz hâlde ikinci defa da aynı kuyuya yürüyorsak artık sadece başkalarını suçlayamayız.
Dersimizde Hz. Yusuf’un güç sahibi olduktan sonra kardeşlerine intikamla değil, akıl, strateji ve adaletle yaklaştığını; Hz. Yakup’un ise tedbirini aldıktan sonra Allah’a teslim olduğunu konuşmuştuk. fileciteturn1file5
Ankebût Suresi’nin 51–55. ayetleri tam da bu noktada bize şunu soruyor:
Başına gelenlerden gerçekten ders aldın mı? Yoksa hâlâ gerçeği görmek için başka işaretler mi bekliyorsun?
51. Ayet: Kur’an Sana Yetmiyor mu?
“Karşılarında okunup duran bu kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Şüphesiz bunda iman eden bir toplum için rahmet ve öğüt vardır.”
İnsanlar Peygamberimizden sürekli yeni mucizeler istiyorlardı.
“Bize şunu göster.”
“Gökyüzünden bir şey indir.”
“Şöyle bir olağanüstülük olsun.”
“Bizi ikna edecek başka bir delil getir.”
Allah ise soruyor:
Size okunup duran bu kitap yetmiyor mu?
Bugünün insanı da aynı şeyi yapıyor.
Kur’an önünde duruyor ama insan hâlâ başka işaretler bekliyor.
“Bir rüya göreyim.”
“İçime bir his doğsun.”
“Biri bana özel bir şey söylesin.”
“Allah bana açık bir işaret versin.”
“Bu insanın kötü olduğunu kesin olarak anlayacağım olağanüstü bir olay olsun.”
Hâlbuki işaret gelmiş olabilir.
Karşındaki insan sana daha önce yalan söylemiş.
Ortağın sözünü tutmamış.
Müşterin sürekli sınırlarını çiğnemiş.
Evlenmek istediğin insanın ahlakında ciddi problemler görmüşsün.
Bir alışverişte şüpheli durumlar oluşmuş.
Aynı yanlışın sonucunu daha önce yaşamışsın.
Fakat insan istediği şeye ulaşmak için bu işaretleri görmezden geliyor.
Sonra da:
“Allah bana neden göstermedi?” diyor.
Allah göstermedi mi, yoksa sen görmek istemedin mi?
Kur’an bize akıl, ölçü, sınır, helal, haram, doğruluk, dürüstlük, adalet ve tedbir öğretiyor.
Fakat insan Kur’an’ın açık ölçülerini bırakıp kendi duygularının peşinden gidiyor.
Çünkü Kur’an’ın verdiği cevap bazen nefsimizin hoşuna gitmiyor.
Kur’an:
“Uzak dur.” diyor.
Nefis:
“Belki düzelir.” diyor.
Kur’an:
“Faizden vazgeç.” diyor.
Nefis:
“Şimdi mecburum.” diyor.
Kur’an:
“Yalan söyleme.” diyor.
Nefis:
“Bu işi kaybetmemem lazım.” diyor.
Kur’an:
“Adaletli ol.” diyor.
Nefis:
“Ama bana da haksızlık yaptılar.” diyor.
- ayet günümüz insanına şöyle sesleniyor:
Sana yol gösterecek hakikat geldi. Sürekli yeni bir mucize bekleme. Elindeki kitabı okuyup hayatına uygula.
52. Ayet: Allah Şahit Olarak Yetmez mi?
“De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler var ya, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır.”
İnsan bazen doğru bir karar verdiğinde çevresinden onay bekliyor.
Faizli bir işten vazgeçiyor fakat insanlar:
“Böyle ticaret yapılmaz.” diyor.
Yanlış bir müşteriye sınır koyuyor:
“Para kazanmak istemiyor musun?” diyorlar.
Haram bir ilişkiden uzaklaşıyor:
“Bir şey olmazdı.” diyorlar.
Haksızlığa karşı doğruyu söylüyor:
“Sen de çok katısın.” diyorlar.
İnsan burada yalnız kalabiliyor.
İşte ayet diyor ki:
Allah şahit olarak yetmez mi?
Sen doğruyu herkes alkışladığı için yapmayacaksın.
Sen doğruyu Allah gördüğü için yapacaksın.
Hz. Yusuf kardeşlerine intikam uygulamadığında belki birileri şöyle diyebilirdi:
“Bunlar sana bunu yaptı, sen hâlâ yardım mı ediyorsun?”
Fakat Yusuf insanların alkışına göre değil, Allah’ın ölçüsüne göre hareket etti.
Aynı şekilde Hz. Yakup da oğullarını gönderirken tedbir aldı, onlardan söz istedi ve sonra Allah’a teslim oldu.
İnsanların ne düşündüğünden çok Allah’ın ne bildiği önemlidir.
Çünkü insanlar olayın yalnızca dışını görür.
Allah senin niyetini, baskını, korkunu, ihtiyacını ve içindeki mücadeleyi bilir.
Fakat ayetin devamında çok ağır bir uyarı var:
Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler ziyana uğrayanlardır.
Batıl yalnızca taştan yapılmış put değildir.
İnsan kendi isteğine de iman edebilir.
Paraya güvenebilir.
Makamına güvenebilir.
Bir insana aşırı bağlanabilir.
“Bu kişi olmazsa yaşayamam.”
“Bu müşteri olmazsa batarım.”
“Bu evlilik olmazsa mahvolurum.”
“Bu parayı alamazsam hayatım biter.”
İşte burada insan Allah’ın yerine başka dayanaklar koymaya başlar.
Bugünün putları bazen heykel değildir.
Bazen banka hesabıdır.
Bazen kariyerdir.
Bazen eş, çocuk veya müşteridir.
Bazen sosyal çevrenin onayıdır.
Ayet diyor ki:
Sahte dayanaklara inanırsan sonunda ziyana uğrarsın.
53. Ayet: İnsan Azabı Neden Acele İster?
“Senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Belirlenmiş bir süre olmasaydı azap onlara mutlaka gelmişti. Fakat o, farkında olmadıkları bir anda ansızın gelecektir.”
İnsan bazen yaptığı yanlışın sonucunun hemen gelmemesini, o yanlışın doğru olduğuna delil zannediyor.
Faiz kullanıyor, hemen batmıyor.
Yalan söylüyor, hemen yakalanmıyor.
Kul hakkı yiyor, işi büyümeye devam ediyor.
Eşine zulmediyor, aile hemen dağılmıyor.
Çocuğuna yanlış örnek oluyor, çocuk hemen bozulmuyor.
İnsan da şöyle düşünüyor:
“Bak, bir şey olmadı.”
Fakat bir sonucun hemen gelmemesi, o davranışın doğru olduğu anlamına gelmez.
Zehir içen insan aynı saniyede ölmeyebilir.
Yanlış beslenen insan hemen hastalanmayabilir.
Binasının temelinde hata yapan müteahhit, bina yapılırken zararı görmeyebilir.
Fakat bir gün deprem gelir ve temeldeki hata ortaya çıkar.
Günahların ve yanlış kararların da bir birikme süreci vardır.
Birinci yalan küçük görünür.
İkinci yalan gelir.
Üçüncü yalanla güven sarsılır.
Sonra bir gün aile, ortaklık veya dostluk çöker.
İnsan:
“Bir anda her şey dağıldı.” der.
Hayır, her şey bir anda dağılmadı.
Sonuç bir anda ortaya çıktı ama sebepler uzun süredir birikiyordu.
Dersimizde de aynı sınavların tekrar gelmesinden bahsetmiştik.
İnsan ilk şirketinde aynı hatalarla batmış, ikinci şirketinde yine aynı sistemi kurmuşsa sonuç gecikebilir ama değişmez.
İlk evliliğinde yaptığı yanlışları ikinci evliliğinde de yapıyorsa sorun devam eder.
Aynı insanlara, aynı işaretleri görmesine rağmen tekrar güveniyorsa bir gün sonuçla karşılaşır.
- ayet günümüz insanına diyor ki:
Sonuç gecikiyor diye yanlışı doğru zannetme. Allah’ın sisteminde her sebebin bir karşılığı vardır.
54. Ayet: Cehennem İnsanları Kuşatmıştır
“Senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Oysa cehennem inkârcıları mutlaka kuşatmıştır.”
Buradaki “kuşatma” çok düşündürücüdür.
İnsan cehennemi sadece öldükten sonra içine girilecek bir yer olarak düşünüyor.
Elbette ahiret cehennemi gerçektir.
Fakat insan daha dünyadayken de yanlışlarının sonuçları tarafından kuşatılmaya başlayabilir.
Yalan söyleyen insan sürekli yeni yalanlar üretmek zorunda kalır.
Faize giren insan borcu kapatmak için yeni borç arar.
Yanlış bir ilişkiye giren insan sürekli şüphe, korku ve huzursuzluk yaşar.
Aşırı hırslı insan kazandıkça daha fazlasını ister.
Kıskanç insan başkasının her başarısında acı çeker.
Kin tutan insan gece gündüz düşmanını düşünür.
Kendi yaptığı tercihler, zamanla onu kuşatır.
Kaçmak ister ama kaçamaz.
Borcundan kaçarken başka borca girer.
Yalandan kurtulmak isterken yeni yalan söyler.
Yanlış ilişkiden kurtulmak isterken yalnız kalma korkusuyla geri döner.
Bu, insanın kendi elleriyle çevresine ördüğü bir kuşatmadır.
Aynı sınav neden tekrar geliyor?
Çünkü insan henüz kuşatmanın merkezindeki asıl problemi çözmemiştir.
Müşteri değişmiştir ama para korkusu değişmemiştir.
Eş değişmiştir ama insanın aşırı beklentileri değişmemiştir.
Ortak değişmiştir ama sınır koyamama problemi devam etmektedir.
Şehir değişmiştir ama nefis aynı nefistir.
Demek ki yalnızca ortamı değiştirmek yetmiyor.
İnsanın kendisini de değiştirmesi gerekiyor.
55. Ayet: Azap Üstten ve Ayakların Altından Gelir
“O gün azap onları üstlerinden ve ayaklarının altından kaplayacak ve Allah onlara, ‘Yaptıklarınızın karşılığını tadın.’ diyecektir.”
İnsan kontrolün kendisinde olduğunu zannediyor.
“Ben her şeyi planladım.”
“Bütün tedbirleri aldım.”
“Param var.”
“Çevrem güçlü.”
“Bana bir şey olmaz.”
Fakat ayet insanın ne kadar sınırlı olduğunu hatırlatıyor.
Tehlike üstten de gelebilir, alttan da.
Yani insanın hesaplamadığı yerden gelebilir.
Ekonomisi güçlü zannedilen bir ülke bir anda krize girebilir.
Sağlıklı görünen bir insan bir anda hastalanabilir.
Çok sağlam görünen bir şirket içeriden çökebilir.
Güvenilen bir ortak ihanet edebilir.
Mutlu görünen bir aile dağılabilir.
Teknolojisi güçlü bir toplum ruhsal olarak çökebilir.
İnsan her şeyi kontrol edemez.
Fakat burada ayetin söylediği şey tedbiri bırakmak değildir.
Hz. Yakup tedbir aldı.
Hz. Yusuf strateji kurdu.
Fakat ikisi de sonucu ilahlaştırmadı.
Tedbir aldılar ama tedbire tapmadılar.
Plan yaptılar ama planı Allah’ın önüne koymadılar.
Bugünün insanı iki yanlış uçta yaşıyor.
Bir grup hiçbir tedbir almadan:
“Allah’a güveniyorum.” diyor.
Diğer grup ise bütün güvenini kendi planına, parasına ve teknolojisine bağlıyor.
Doğru olan mizandır:
Elinden gelen bütün doğru sebepleri oluşturacaksın; sonra sonucu Allah’a bırakacaksın.
Bu Ayetler Günümüz İnsanına Ne Diyor?
Ankebût Suresi’nin 51–55. ayetleri günümüz insanına açıkça şunları söylüyor:
Sürekli yeni bir işaret bekleme
Kur’an’ın ölçüleri önünde duruyor.
Doğruluk belli.
Yalan belli.
Adalet belli.
Zulüm belli.
Helal belli.
Haram belli.
Sınır belli.
Sen bildiğin hakikati uygulamıyorsan yeni bir mucize seni değiştirmez.
Sonuç gecikti diye yanlışı doğru sanma
Bugün yaptığının sonucu yarın çıkabilir.
Bir ay sonra, beş yıl sonra veya ahirette karşına gelebilir.
Gecikme, iptal anlamına gelmez.
Aynı sınav tekrar geliyorsa kendini sorgula
Sadece:
“Neden bunlar benim başıma geliyor?” deme.
Şunu da sor:
“Ben hangi işareti görmüyorum?”
“Ben hangi aşırı isteğimden vazgeçemiyorum?”
“Ben hangi sınırı çizemiyorum?”
“Ben neden aynı insan tiplerini hayatıma alıyorum?”
“Ben neden aynı yanlış yöntemi tekrar uyguluyorum?”
Güç sahibi olduğunda zulmetme
Yusuf bir zamanlar zayıftı.
Sonra güç sahibi oldu.
Fakat gücü eline geçtiğinde kardeşlerine onların kendisine yaptığı gibi davranmadı.
Bugün bir çalışan yönetici olduğunda eski yöneticisinin zulmünü tekrar etmemelidir.
Fakirken zengin olan, fakiri küçümsememelidir.
Zayıfken ezilen kişi güçlenince başkasını ezmemelidir.
Çünkü sınav yalnızca kuyuda değildir.
Saray da sınavdır.
Tedbir al ama sonucu ilahlaştırma
Araştır.
Sözleşme yap.
Sınır koy.
İşaretleri takip et.
Aklını kullan.
Fakat bütün bunlardan sonra:
“Ben her şeyi kontrol ederim.” deme.
Sen sebepleri oluşturursun.
Sonucu Allah yaratır.
Sonuç
Kardeşlerim…
Ankebût Suresi’nin 51–55. ayetleri bize şunu anlatıyor:
Hakikat önümüze gelmiştir.
Kur’an okunmaktadır.
Ölçüler açıklanmıştır.
Fakat insan hâlâ nefsinin hoşuna gidecek başka bir delil arıyor.
Sonra aynı yanlışları tekrar ediyor.
Aynı insanlara güveniyor.
Aynı sınırları çiğnetiyor.
Aynı hırsla hareket ediyor.
Aynı sonuçlarla karşılaşınca da:
“Neden benim başıma geldi?” diyor.
Belki de asıl soru şudur:
Bu olay neden tekrar geldi değil; ben bu olaydan neden hâlâ ders almadım?
İlk sınavda düşmüş olabilirsin.
Önemli olan ikinci defa aynı yere düşmemektir.
İlk defa aldatılmış olabilirsin.
İkinci defa işaretleri okuyabilmelisin.
İlk defa güçsüz kalmış olabilirsin.
Güç sahibi olduğunda Yusuf gibi adaletli davranmalısın.
Tedbirini Hz. Yakup gibi almalısın.
Fakat sonunda Allah’a teslim olmalısın.
Çünkü Kur’an bize yalnızca başımıza ne geleceğini anlatmaz.
Başımıza bir şey geldiğinde nasıl bir insan olmamız gerektiğini öğretir.
Rabbim bizlere Kur’an’ı yalnızca okuyan değil, ayetlerin işaretlerini hayatında gören; aynı hataları tekrar etmeyen; gücü eline geçtiğinde zulmetmeyen; tedbirini alıp kendisine teslim olan kullardan olmayı nasip etsin.
En doğrusunu Allah bilir.
