İŞ HAYATI BİR İMTİHANDIR Başarı, Para, Güç ve Sıkıntılar Karşısında Mümin İş Adamının Duruşu

Bismillahirrahmanirrahim.

Rabbim göğsümüzü ve gönlümüzü genişletsin. İşimizi kolaylaştırsın. Dilimizdeki bağı çözsün ki söylediklerimiz doğru anlaşılsın.

Değerli arkadaşlar, bugün hepimizin hayatında karşılığı olan bir konuyu konuşacağız.

Özellikle ticaretle uğraşanların, şirket yönetenlerin, yanında çalışan insanlardan sorumlu olanların her gün karşılaştığı bir meseleyi ele alacağız:

İş hayatında başımıza gelen sıkıntılar imtihan mıdır, ceza mıdır, yoksa kendi tercihlerimizin sonucu mudur?

Bir iş adamının hayatında her gün yeni bir gelişme olabilir.

Bir gün büyük bir sipariş gelir.
Bir gün önemli bir müşteriyi kaybedersiniz.
Bir gün tahsilat yaparsınız.
Bir gün alacağınızı alamazsınız.
Bir gün işleriniz büyür.
Bir gün maaşları nasıl ödeyeceğinizi düşünürsünüz.
Bir gün herkes sizi başarılı bir iş adamı olarak över.
Bir gün insanlar telefonlarınıza bile çıkmaz.

Peki bütün bunların anlamı nedir?

Hayatın Sadece Sıkıntılı Günleri İmtihan Değildir

Enbiyâ Suresi’nin 35. ayetinde Rabbimiz şöyle bildiriyor:

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayırla da şerle de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.”

Dikkat edelim.

Allah sadece şerle, yani kötü görünen olaylarla sınanacağımızı söylemiyor.

Hayırla da sınanacağımızı söylüyor.

Demek ki;

Şirketin küçülmesi imtihan olduğu gibi büyümesi de imtihandır.

Para kaybetmek imtihan olduğu gibi çok para kazanmak da imtihandır.

Müşteri bulamamak imtihan olduğu gibi müşterilerin kapınızda sıraya girmesi de imtihandır.

Borçlu olmak imtihan olduğu gibi başkasına borç verecek kadar zengin olmak da imtihandır.

Güçsüzlük imtihan olduğu gibi güç sahibi olmak da imtihandır.

Burada sizlere bir soru sorayım:

Hangisi sizce daha zor bir imtihandır: Yokluk mu, bolluk mu?

İlk bakışta insan yokluk der.

Fakat yokluk insanın sabrını ölçerken, bolluk insanın karakterini ortaya çıkarır.

Yoklukta insan dua edebilir.
Bollukta ise kendisini yeterli görmeye başlayabilir.

İşleri kötüyken namazını, duasını, Rabbini hatırlayan insan; işler düzeldiğinde her şeyi kendi zekâsına, çevresine ve ticari kabiliyetine bağlayabilir.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Başarı Sadece Ödül Değildir

Bir insanın işi büyüyorsa bu yalnızca başarı değildir; aynı zamanda imtihandır.

Parası artıyorsa bu sadece zenginlik değildir; sorumluluğu artıyordur.

Sözü dinleniyorsa bu sadece itibar değildir; insanları hangi yöne götürdüğünün hesabı vardır.

Yanında yüz kişi çalışıyorsa bu sadece büyük bir şirket sahibi olduğu anlamına gelmez.

Yüz ailenin ekmeği, huzuru ve hakkı konusunda sorumluluk taşıdığı anlamına gelir.

Şimdi düşünelim:

Bir iş adamı fakirken mütevazı olabilir.

Çünkü zaten kibirlenecek gücü yoktur.

Ama para eline geçtiği zaman çalışanlarını küçümsemeye başlıyorsa, müşteriye tepeden bakıyorsa, sözünde durmuyorsa; ortaya çıkan karakter sonradan oluşmamıştır.

Para, insanın içinde olanı görünür hâle getirmiştir.

Makam insanın adaletini ölçer.
Para insanın merhametini ölçer.
Başarı insanın tevazusunu ölçer.
Güç insanın ahlakını ölçer.

Bu nedenle insan başarılı olduğunda sadece:

“Ben kazandım, ben yaptım, ben başardım.”

dememelidir.

Elbette çalıştınız.
Emek verdiniz.
Risk aldınız.
Geceleri uyumadınız.
Yıllarca mücadele ettiniz.

Fakat çalışabilecek sağlığı, düşünecek aklı, karşılaşacağınız insanları, önünüze çıkan fırsatları ve sonuçları bütünüyle siz meydana getirmediniz.

Mümin iş adamının sözü şudur:

“Elimden gelen bütün emeği verdim; fakat sonucu nasip eden Rabbimdir.”

Bu anlayış insanı çalışmaktan uzaklaştırmaz.

Tam tersine daha çok çalıştırır; fakat kibre düşmekten korur.

Hz. Süleyman’ın İş Adamlarına Verdiği Ders

Neml Suresi’nde Hz. Süleyman, Sebe Melikesi’nin tahtını karşısında görünce şöyle der:

“Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin lütfundandır.”

Dikkat edin.

Hz. Süleyman güç sahibiydi.

Saltanatı vardı.

İmkânı vardı.

Emrinde çalışanlar vardı.

Fakat nimet geldiğinde:

“Ben zaten güçlüyüm. Bunu hak ettim.”

demedi.

“Bu Rabbimin lütfudur ve benim için bir imtihandır.”

dedi.

Bugün bir iş adamının şirketi büyüdüğünde kendisine sorması gereken soru şudur:

“Bu şirket neden bana verildi?”

Sadece daha lüks yaşamak için mi?

Daha büyük bir eve geçmek için mi?

Daha pahalı bir arabaya binmek için mi?

Yoksa daha çok insana iş sağlamak, kaliteli üretmek, adaletle davranmak ve fayda oluşturmak için mi?

Nimetin büyümesi yalnızca imkânı büyütmez.

Hesabı da büyütür.

Ticarette Musibet Ne Demektir?

Şimdi gelelim sıkıntılı günlere.

İşler bozuldu.
Müşteriler azaldı.
Tahsilatlar gecikti.
Ortakla problem çıktı.
Yanlış yatırım yapıldı.
Çalışanlar ayrıldı.
Ürün iade edildi.
Piyasa daraldı.

Bunların hepsine hemen “ceza” demek doğru değildir.

Fakat hiçbir muhasebe yapmadan:

“Bu sadece benim imtihanım, benim hiçbir hatam yok.”

demek de doğru değildir.

Şûrâ Suresi’nin 30. ayetinde şöyle buyrulur:

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. O yine de çoğunu affeder.”

Bu ayet bize aynaya bakmayı öğretiyor.

İş adamı sıkıntı yaşadığında sadece şunu sormamalı:

“Neden benim başıma geldi?”

Şunu da sormalı:

“Ben nerede yanlış yaptım?”

Yanlış yatırım mı yaptım?

Hesapsız büyümeye mi çalıştım?

Gelirimden fazla mı harcadım?

Gösteriş için mi borçlandım?

Müşteriye verdiğim sözü tutmadım mı?

Çalışanın hakkını geciktirdim mi?

Kaliteden taviz mi verdim?

Her işi almak için kendi sınırlarımı mı çiğnedim?

Yanlış insanlarla mı ortak oldum?

Kazanç uğruna haramı normalleştirdim mi?

Muhasebesiz ticaret olmaz.

Fakat burada sadece mali muhasebeden söz etmiyorum.

Ahlaki muhasebeden de söz ediyorum.

Şirketler yıl sonunda gelir-gider tablosu çıkarıyor.

Peki biz vicdanımızın bilançosunu çıkarıyor muyuz?

Ne kadar kazandım?

sorusunun yanında:

Nasıl kazandım?
Kimin hakkına girdim?
Kime faydam dokundu?
Kaç kişinin duasını aldım?
Kaç kişinin gönlünü kırdım?

sorularını soruyor muyuz?

Her Zarar Günahın Cezası Değildir

Burada çok hassas bir denge vardır.

Bir insanın şirketi battı diye:

“Demek ki haram yiyordu.”

diyemeyiz.

Bir insan zarar etti diye:

“Allah onu cezalandırıyor.”

diyemeyiz.

Çünkü peygamberler de sıkıntı yaşadı.

Salih insanlar da haksızlığa uğradı.

Hz. Yusuf kuyuya atıldı.

Köle olarak satıldı.

İftiraya uğradı.

Hapse girdi.

Bunların hiçbiri onun günahından kaynaklanmıyordu.

Bazen insan kendi hatasının sonucunu yaşar.

Bazen piyasanın şartlarından etkilenir.

Bazen ortağının yanlışının bedelini öder.

Bazen dolandırılır.

Bazen toplumdaki adaletsizlikten etkilenir.

Bazen de hikmetini o gün anlayamadığı bir imtihandan geçer.

Bu nedenle kendimize karşı muhasebeci, başkalarına karşı ise merhametli olacağız.

Kendi başıma bir sorun geldiğinde:

“Ben nerede yanlış yaptım?”

diyeceğim.

Başkasının başına geldiğinde ise:

“Ben ona nasıl yardımcı olabilirim?”

diyeceğim.

Bu çok önemli bir ölçüdür.

Bir İş Adamının İmtihanı Sadece Kendi Şirketi Değildir

Bir çalışan düşünün.

Ay sonunda maaşını bekliyor.

Ev kirası var.

Çocuğunun okul masrafı var.

Borcu var.

Siz o çalışanın maaşını zamanında ödeyebilecek durumdayken keyfî olarak geciktiriyorsanız, onun yaşadığı sıkıntı yalnızca onun imtihanı değildir.

Sizin de imtihanınızdır.

Bir tedarikçinin alacağını geciktirdiğinizde yalnızca o sıkıntı yaşamaz.

Sizin adaletiniz ölçülür.

Bir müşteri sizden ürün aldığında, üründeki kusuru bildiğiniz hâlde saklıyorsanız yalnızca ticaret yapmış olmazsınız.

Emanete ihanet etmiş olursunuz.

Bir iş yerinde çalışan eziliyorsa, mobbinge uğruyorsa ve patron bunu gördüğü hâlde susuyorsa; çalışanın uğradığı haksızlık aynı zamanda patronun imtihanıdır.

İmtihan yalnızca acıyı yaşayanın değildir.

O acıyı görenin de imtihanıdır.

Bir mazlum gördüğümüzde sadece:

“Bu insan neden bu duruma düştü?”

diye sormayacağız.

“Ben bu insan için ne yaptım?”

diyeceğiz.

İş Hayatında Mizan

Kur’an bize mizanı, yani ölçüyü ve dengeyi öğretir.

Ticarette büyümek kötü değildir.

Para kazanmak kötü değildir.

Zengin olmak kötü değildir.

Yeni yatırım yapmak kötü değildir.

Fakat ölçü bozulduğu zaman nimet, insanın felaketine dönüşebilir.

İnsan daha çok kazanmak için ailesini ihmal ediyorsa mizan bozulmuştur.

Büyümek için ödeyemeyeceği borcun altına giriyorsa mizan bozulmuştur.

Rakibini yok etmek için iftira atıyorsa mizan bozulmuştur.

Müşteriyi kaybetmemek için yalan söylüyorsa mizan bozulmuştur.

Sadece ciroya bakıp helal-haram ayrımını unutuyorsa mizan bozulmuştur.

Çalışanından insanüstü performans bekleyip onun ailesini ve sağlığını önemsemiyorsa mizan bozulmuştur.

Bir şirket büyüyebilir ama patron küçülebilir.

Cirolar artabilir ama ahlak azalabilir.

Şubeler çoğalabilir ama bereket kaybolabilir.

Bu nedenle gerçek başarı yalnızca rakamların büyümesi değildir.

Gerçek başarı, insan büyürken ahlakının da büyümesidir.

İş Adamının En Büyük Tehlikesi: Kendini Vazgeçilmez Görmek

İnsan zamanla şöyle düşünmeye başlayabilir:

“Bu şirket bensiz yürümez.”

“Ben olmazsam herkes batar.”

“Bu işi benden başka bilen yok.”

“Ben ne dersem o olur.”

Bu bilinç çok tehlikelidir.

Çünkü insan kendisini nimetin sahibi değil, kaynağı görmeye başlar.

Oysa biz malik değiliz; emanetçiyiz.

Şirket emanettir.

Para emanettir.

Sağlık emanettir.

Çalışanlar emanettir.

Müşterinin güveni emanettir.

İtibar emanettir.

Bugün vardır, yarın olmayabilir.

Bir anda sağlık bozulabilir.

Piyasa değişebilir.

Teknoloji değişebilir.

Müşteri alışkanlıkları değişebilir.

Sizin yıllarca kurduğunuz düzen birkaç ay içinde sarsılabilir.

Bunu korkutmak için söylemiyorum.

Bilinci açık tutmak için söylüyorum.

Çünkü emanet olduğunu bilen insan daha dikkatli davranır.

Burası Cennet Değildir

İş adamlarının yaşadığı en büyük psikolojik sorunlardan biri, her şeyin sürekli iyi gitmesini beklemektir.

Siparişler hiç azalmasın.

Çalışanlar hiç hata yapmasın.

Müşteri hiç şikâyet etmesin.

Dolar yükselmesin.

Maliyet artmasın.

Ortak sorun çıkarmasın.

Ürün bozulmasın.

Tahsilat gecikmesin.

Böyle bir dünya yoktur.

Burası cennet değildir.

Burası eksik, geçici ve değişken bir dünyadır.

Bu dünyada hiçbir iş yüzde yüz kusursuz ilerlemez.

Hiçbir çalışan yüzde yüz hatasız değildir.

Hiçbir ortaklık yüzde yüz problemsiz değildir.

Hiçbir piyasa sürekli yükselmez.

İnsanın huzuru, her şeyin kusursuz olmasına bağlanırsa huzur bulamaz.

Huzur, sorun yaşamamak değildir.

Sorun yaşadığında doğru tavrı gösterebilmektir.

Mümin iş adamı sıkıntıyı inkâr etmez.

Tedbir alır.

Maliyet hesabı yapar.

Gerekirse küçülür.

Gerekirse yeni pazar arar.

Gerekirse zarar eden işi kapatır.

Fakat bütün bunları yaparken yalan söylemez, çalışanının hakkını yemez ve harama sığınmaz.

Ahiret İnancı Ticareti Zayıflatmaz

Bazıları şöyle düşünüyor:

“Ahirete bırakmak insanı pasifleştirir.”

Hayır.

Gerçek ahiret bilinci insanı daha sorumlu yapar.

Çünkü iş adamı bilir ki yaptığı sözleşmenin sadece mahkemede değil, Allah katında da hesabı vardır.

Devleti kandırabilir.

Müşteriyi kandırabilir.

Çalışanı susturabilir.

Belgeleri değiştirebilir.

Fakat hakikati değiştiremez.

Zilzâl Suresi’nde şöyle bildirilir:

“Kim zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yaparsa onu görür.”

Demek ki hiçbir iyilik kaybolmuyor.

Hiçbir haksızlık unutulmuyor.

Hiçbir çalışanın gözyaşı boşa gitmiyor.

Hiçbir dürüstlük karşılıksız kalmıyor.

Bazen dürüst insan dünyada kısa vadede kaybedebilir.

Hile yapan rakibi daha hızlı büyüyebilir.

Faizle, yalanla, kayıt dışı yöntemlerle ilerleyen biri sizden daha çok kazanabilir.

Fakat dünya bütün hesapların kapandığı yer değildir.

Dünya eksik bırakır.

Ahiret tamamlar.

Bu bilinç bizi dünyada mücadeleden uzaklaştırmaz.

Tam tersine daha adil davranmaya yöneltir.

Çalışanınıza Sadece Maaş Vermiyorsunuz

İş adamının yanında çalışan insanlar sadece üretim aracı değildir.

Onlar insandır.

Aileleri vardır.

Duyguları vardır.

Onurları vardır.

Çalışanınıza maaş vermeniz, ona istediğiniz gibi davranma hakkını size vermez.

Onun emeğinin karşılığını veriyorsunuz.

Bağırmak, küçük düşürmek, herkesin içinde hakaret etmek, korkuyla yönetmek yöneticilik değildir.

Güçlü yönetici, insanları ezen değil; sistem kuran, adaleti sağlayan ve insan yetiştiren yöneticidir.

Bir çalışan hata yaptığında elbette uyarılmalıdır.

Gerekirse ceza verilmelidir.

Gerekirse işine son verilmelidir.

Merhamet, düzensizlik değildir.

Fakat ceza da öfkenin boşaltılması değildir.

Ölçülü, adil ve hakkaniyetli olmalıdır.

Çünkü bazen ödül gerekir.

Bazen uyarı gerekir.

Bazen sınır koymak gerekir.

Bazen de insanı kazanmak gerekir.

Toplum Nasıl Bozulur?

Bir toplum bir günde çökmez.

Önce yalan normalleşir.

Sonra sözünde durmamak normalleşir.

Sonra borcu geciktirmek normalleşir.

Sonra kalitesiz ürünü kaliteli gibi satmak normalleşir.

Sonra faiz normalleşir.

Sonra rüşvet normalleşir.

Sonra torpil normalleşir.

Sonra çalışan hakkı yemek normalleşir.

Sonra herkes:

“Piyasa böyle.”

demeye başlar.

İşte toplum böyle bozulur.

Bir iş adamı:

“Herkes yapıyor.”

diyerek yanlışı meşrulaştıramaz.

Çünkü herkesin yapması bir şeyi doğru hâle getirmez.

Piyasadaki yaygınlık, hakikatin ölçüsü değildir.

Hak ile batılı çoğunluk belirlemez.

İş Adamının Kendisine Sorması Gereken Sorular

Şimdi hepimiz kendi içimizde şu sorulara cevap verelim:

Şirketim büyürken ahlakım da büyüyor mu?

Çalışanım benden korkuyor mu, bana güveniyor mu?

Müşteriye verdiğim sözleri yerine getiriyor muyum?

Borçlarımı ödeyebileceğim hâlde geciktiriyor muyum?

Kazancımın içinde şüpheli alanlar var mı?

İşim kötü gittiğinde hemen harama mı yöneliyorum?

Başarı geldiğinde Rabbimi mi hatırlıyorum, kendimi mi büyütüyorum?

Benden güçsüz insanlara nasıl davranıyorum?

İş yerimde adalet var mı?

Çalışanların emeğini görüyor muyum?

Sadece kendi çocuğumun geleceğini mi düşünüyorum, yanımda çalışanların çocuklarının geleceğini de önemsiyor muyum?

Bu sorulara dürüst cevap verdiğimiz zaman gerçek bilanço ortaya çıkar.

Sonuç

Değerli arkadaşlar,

Hayatın tamamı imtihandır.

Zarar geldiğinde sabrımız ölçülür.

Kazanç geldiğinde şükrümüz ölçülür.

Güç geldiğinde adaletimiz ölçülür.

Çalışan geldiğinde merhametimiz ölçülür.

Müşteri geldiğinde dürüstlüğümüz ölçülür.

Borç geldiğinde sözümüze sadakatimiz ölçülür.

Rakip geldiğinde ahlakımız ölçülür.

Başarı geldiğinde tevazumuz ölçülür.

İş hayatında önemli olan sadece başımıza ne geldiği değildir.

Başımıza gelen olay karşısında hangi yöne gittiğimizdir.

Dert geldiğinde sabra mı gidiyoruz, isyana mı?

Nimet geldiğinde şükre mi gidiyoruz, kibre mi?

Para geldiğinde infaka ve faydaya mı gidiyoruz, gösterişe mi?

Güç geldiğinde adalete mi gidiyoruz, zulme mi?

Bir iş adamının gerçek değeri kasasındaki para ile değil, eline güç geçtiğinde gösterdiği ahlakla belli olur.

Rabbim bizlere helalinden kazanmayı, kazandığımızı adaletle yönetmeyi ve nimetlerin hesabını verebilecek bir bilinçle yaşamayı nasip etsin.

İşimizi büyütürken nefsimizi büyütmekten korusun.

Paramızı artırırken merhametimizi azaltmaktan korusun.

Bize verilen gücü insanların üzerinde baskı kurmak için değil, insanlara fayda sağlamak için kullanmayı nasip etsin.

Ve Rabbim bizleri, ticaretinde sıddık, sözünde sadık, işinde salih ve kararlarında adil kullarından eylesin.

Âmin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir