Ankebut Suresi 28-35. ayetler
Ankebut Suresi 28-35 Ayet
Kardeşlerim,
Bugün Ankebut Suresi 28-35. ayetleri ayet ayet anlamaya çalışacağız. Bu ayetlerde Hz. Lut’un kavmi anlatılıyor. Ama biz bunu sadece geçmişte yaşanmış bir olay gibi okumayacağız.
Çünkü Kur’an bize geçmişi anlatırken bugünü de anlatır.
Bir kavmin nasıl bozulduğunu anlatırken, bizim de nereden bozulabileceğimizi gösterir.
Bir toplumun nasıl helake gittiğini anlatırken, bizim de hangi sebeplerden sakınmamız gerektiğini öğretir.
28. Ayet
Hz. Lut kavmine şöyle diyor:
“Siz gerçekten çirkin bir iş yapıyorsunuz. Sizden önce âlemlerden hiç kimse bunu yapmadı.”
Kardeşlerim, burada ilk dikkat edeceğimiz şey şu:
Hz. Lut kavmine direkt uyarı yapıyor. Yumuşatmıyor. Saklamıyor. Çirkin işe güzel isimler vermiyor. Yanlışa doğru demiyor.
Çünkü hakikat budur.
Bir şey Allah’ın ölçüsüne aykırıysa, insanlar ona ne isim verirse versin, o şey hak olmaz.
Bugün de insanlar bazı günahlara güzel isimler veriyor.
“Özgürlük” diyor.
“Tercih” diyor.
“Modernlik” diyor.
“Çağdaşlık” diyor.
“Ben böyle hissediyorum” diyor.
Ama kardeşlerim, bir şeyin ismini değiştirmek onun hakikatini değiştirmez.
Zehre bal etiketi yapıştırsan, zehir bal olmaz.
Ateşe gül desen, ateş yakmaktan vazgeçmez.
Günaha özgürlük desen, günah zarar vermekten vazgeçmez.
Burada Lut kavminin ilk problemi ne?
Fıtratı bozmak.
Allah insanı kadın ve erkek olarak yaratmış. Aile düzenini, neslin devamını, hayatın dengesini bu fıtrat üzerine kurmuş. Ama Lut kavmi bu ölçüyü bozuyor.
“mizan” burada devreye giriyor.
Mizan bozulursa insan bozulur.
İnsan bozulursa aile bozulur.
Aile bozulursa toplum bozulur.
Toplum bozulursa musibetler başlar.
29. Ayet
Bu ayette Hz. Lut kavmine şöyle diyor:
“Siz erkeklere gidiyor, yolu kesiyor ve toplantılarınızda çirkin işler yapıyorsunuz.”
Bakın kardeşlerim, burada mesele sadece bireysel bir günah değil.
Ayet üç aşama gösteriyor:
Birincisi, fıtrat bozuluyor.
İkincisi, yol kesiliyor yani toplum güvenliği bozuluyor.
Üçüncüsü, çirkinlik toplantılarda normalleşiyor.
Bu çok önemli.
Bir günah gizli kalırsa, kişi tövbe edebilir.
Ama günah topluma taşınırsa, artık normalleşmeye başlar.
Normalleşirse, çocuklara ve gençlere de sirayet eder.
Sonra yanlış, yanlış gibi görünmez.
Bugün de aynı şey yok mu?
Önce bir yanlış bireysel yaşanıyor.
Sonra “bu benim tercihim” deniyor.
Sonra “buna saygı duyacaksın” deniyor.
Sonra “bunu eleştiremezsin” deniyor.
Sonra “bunu çocuklara da normal göstereceksin” deniyor.
İşte bu noktada mesele bireysel olmaktan çıkar. Toplumsal bir bozulmaya dönüşür.
Yol kesmek sadece fiziksel yol kesmek değildir. Bir toplumun neslinin yolunu kesmek de yol kesmektir. Ailenin yolunu kesmek, fıtratın yolunu kesmek, gençlerin zihnini karıştırmak da bir yol kesmedir.
Burada Lut kavmi sadece günah işlemiyor. Toplumun yolunu kesiyor.
30. Ayet
Hz. Lut artık Rabbine yöneliyor ve şöyle dua ediyor:
“Rabbim, bozgunculuk yapan bu topluma karşı bana yardım et.”
Kardeşlerim, burada çok önemli bir ders var.
Hz. Lut önce uyarıyor.
Sonra mücadele ediyor.
Sonra Rabbine sığınıyor.
Yani mümin sadece konuşmaz. Dua da eder.
Sadece tepki göstermez. Allah’a dayanır.
Sadece öfkelenmez. Rabbinden yardım ister.
Bu ayet bize şunu öğretir:
Bir toplumda bozulma varsa, müminin görevi hem uyarmak hem de Allah’a sığınmaktır.
Çünkü insan tek başına her şeyi düzeltemez.
Kalpleri değiştiren Allah’tır.
Hidayeti veren Allah’tır.
Yardımı gönderen Allah’tır.
Ama burada bir şey daha var:
Hz. Lut kavmine “bozguncular” diyor.
Neden?
Çünkü fıtratı bozan insan sadece kendini bozmaz. Toplumu da bozar. Nesli de bozar. Aileyi de bozar. Güveni de bozar.
Bugün de aynı. Bir yanlış sadece bireysel kalmıyor. Eğer yayılırsa, toplumun düzenini bozuyor.
31. Ayet
Bu ayette melekler Hz. İbrahim’e geliyor ve Lut kavminin helak edileceğini haber veriyorlar.
Hz. İbrahim endişeleniyor. Çünkü orada Lut var.
Buradan şunu anlıyoruz:
Allah’ın azabı körü körüne gelmez. Allah salih kulları ayırır. Allah iyiyi kötüyle bir tutmaz.
Bu bizim kader ve imtihan derslerimizle çok ilişkili.
Allah kimseye zulmetmez.
Allah haksız yere helak etmez.
Allah uyarı göndermeden, elçi göndermeden, fırsat vermeden cezalandırmaz.
Demek ki Lut kavmi bir anda helak olmadı.
Önce uyarı geldi.
Sonra fırsat verildi.
Sonra peygamber nasihat etti.
Sonra yine reddettiler.
Sonra alay ettiler.
Sonunda sonuç geldi.
Yani musibet sebepsiz gelmez.
İnsan sebep oluşturur, Allah sonucu yaratır.
32. Ayet
Hz. İbrahim diyor ki:
“Orada Lut var.”
Melekler de diyor ki:
“Biz orada kimlerin olduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini kurtaracağız. Ancak karısı geride kalanlardan olacak.”
Kardeşlerim, burada çok derin bir mesaj var.
Bir peygambere yakın olmak bile insanı kurtarmıyor.
Hz. Lut’un eşi, bir peygamberin evinde ama kurtulanlardan değil.
Demek ki mesele kimin yanında olduğun değil, hakikatin neresinde durduğundur.
Bir insan hocanın yanında olabilir ama bilinç kapalı olabilir.
Bir insan derse katılabilir ama teslim olmayabilir.
Bir insan peygamberin evinde bile olabilir ama haktan yana olmayabilir.
Bu çok önemli.
Yakınlık kurtarmaz.
Soy kurtarmaz.
Aile bağı kurtarmaz.
Ortam kurtarmaz.
İnsan kendi tercihiyle kurtulur.
özgür irade meselesidir.
İnsan seçer.
İnsan yönelir.
İnsan tarafını belli eder.
Sonra da seçiminin sonucunu yaşar.
33. Ayet
Melekler Lut’a geliyor. Lut onları görünce endişeleniyor. Çünkü kavminin nasıl bir toplum olduğunu biliyor.
Melekler ona diyor ki:
“Korkma, üzülme. Biz seni ve aileni kurtaracağız. Ancak eşin geride kalanlardan olacak.”
Kardeşlerim, burada Allah’ın salih kullarına desteğini görüyoruz.
Hz. Lut yalnız gibi görünüyor. Kavmi bozulmuş. Çevresi bozulmuş. Toplum bozulmuş. Ahlak bozulmuş. Ama Allah onu yalnız bırakmıyor.
Bu bize şunu öğretir:
Hak yolda yalnız kalabilirsin ama Allah seni yalnız bırakmaz.
Bazen toplumun çoğunluğu yanlışta olabilir.
Bazen doğruyu söyleyen az kişi kalabilir.
Bazen herkes batılı normal görmeye başlayabilir.
Bazen hakikati söyleyen insan garip kalabilir.
Ama önemli olan çoğunlukta olmak değil, hakta olmaktır.
Lut kavmi kalabalıktı ama batıldaydı.
Hz. Lut azdı ama hak üzereydi.
34. Ayet
Melekler diyor ki:
“Biz bu memleket halkının üzerine, yapıp durdukları fasıklıklar sebebiyle gökten bir azap indireceğiz.”
Burada sebep açık:
“Yapıp durdukları fasıklıklar sebebiyle.”
Yani azap sebepsiz değil.
Allah kimseye zulmetmiyor. Onlar kendi elleriyle sebep oluşturuyorlar.
Bu ayet bize sebep-sonuç yasasını anlatıyor.
Sen ateşe elini sokarsan yanarsın.
Sen fıtratı bozarsan nesil yanar.
Sen aileyi bozarsan toplum yanar.
Sen hazzı ilah edinirsen bilinç yanar.
Sen günahı normalleştirirsen haya yanar.
Sonra insan diyor ki:
“Niye böyle oldu?”
Çünkü sebep oluşturuldu.
Bugün de aileler dağılıyorsa, gençler savruluyorsa, toplumda huzur azalıyorsa, insanların psikolojisi bozuluyorsa, burada sadece sonucu konuşamayız. Sebeplere bakmamız lazım.
Allah’ın ölçüsü terk edilirse, sonuçları mutlaka çıkar.
35. Ayet
Allah buyuruyor ki:
“Andolsun, biz aklını kullanacak bir toplum için oradan apaçık bir ibret bıraktık.”
Kardeşlerim, bu ayet bütün konunun kilididir.
Allah diyor ki:
“Biz oradan ibret bıraktık.”
Peki kim ibret alır?
Aklını kullanan toplum.
Demek ki Kur’an’ı okumak yetmez. Aklı çalıştırmak lazım.
Kıssayı bilmek yetmez. İbret almak lazım.
Lut kavmini kınamak yetmez. Kendimize bakmak lazım.
Bu ayet bize şu soruları sordurmalı:
Benim hayatımda mizanı bozan ne var?
Ben hangi isteğimi ihtiyaç zannediyorum?
Ben hangi hazzımı hak gibi savunuyorum?
Ben hangi konuda Allah’ın sınırlarını zorlamaya başladım?
Ben hangi konuda uyarıya kapalı hale geldim?
Ben hangi konuda “bana karışmayın” diyerek aslında nefsimi ilah edindim?
İşte ibret budur.
İbret, başkasının başına geleni görüp kendini düzeltmektir.
Akıllı insan illa kendi başına gelmesini beklemez.
Akıllı insan başkasının akıbetinden ders alır.
Akıllı insan Kur’an’daki kıssaları okur ve “Rabbim, beni bu hataya düşürme” der.
Genel Sonuç
Kardeşlerim,
Ankebut 28-35 bize şunu anlatıyor:
Bir toplum önce fıtratı bozar.
Sonra hayayı bozar.
Sonra aileyi bozar.
Sonra güveni bozar.
Sonra günahı normalleştirir.
Sonra uyarıyı alaya alır.
Sonra da musibet gelir.
Ama musibet bir anda gelmez.
Önce işaret gelir.
Önce uyarı gelir.
Önce peygamber gelir.
Önce nasihat gelir.
Önce ayet gelir.
Önce insanın vicdanı konuşur.
İnsan bunların hepsini susturursa, o zaman sonuç gelir.
Bugün bize düşen şey şudur:
Nefsimizin her istediğini doğru zannetmeyeceğiz.
Her hissimizi hakikat zannetmeyeceğiz.
Her hazzımızı ihtiyaç zannetmeyeceğiz.
Her özgürlük söylemini kurtuluş zannetmeyeceğiz.
Çünkü insan Allah’a kul olmazsa, nefsine kul olur.
Allah’ın ölçüsüne teslim olmazsa, hazzının ölçüsüzlüğüne teslim olur.
Kur’an’ın nuruyla bakmazsa, duygularının karanlığında kaybolur.
Rabbim bizi hazzını ilah edinenlerden eylemesin.
Rabbim bizi mizanı bozanlardan eylemesin.
Rabbim bizi fıtratı bozanlardan eylemesin.
Rabbim bizi uyarıyı alaya alanlardan değil, uyarıyı duyunca kendini düzeltenlerden eylesin.
Âmin.
Kardeşlerim,
Bugün Ankebut Suresi 28-35. ayetler üzerinde duracağız.
Bu ayetlerde Hz. Lut’un kavmi anlatılıyor. Ama baştan şunu çok net söyleyelim: Kur’an bize geçmiş kavimleri sadece tarih olsun diye anlatmaz. Kur’an bir hikâye kitabı değildir. Kur’an bize ayna tutar. Kur’an bize der ki:
“Bakın, bunlar böyle yaşadı, böyle sebepler oluşturdu, sonra böyle sonuçlarla karşılaştı. Siz de aynı sebepleri oluşturursanız, aynı yola girerseniz, aynı sonuca doğru gidersiniz.”
Çünkü Allah’ın yasalarında değişme yoktur.
Ateş dün de yakıyordu, bugün de yakıyor.
Zehir dün de zarar veriyordu, bugün de zarar veriyor.
Yalan dün de güveni yıkıyordu, bugün de güveni yıkıyor.
Zina dün de aileyi bozuyordu, bugün de aileyi bozuyor.
Faiz dün de toplumu eziyordu, bugün de toplumu eziyor.
Fıtratı bozmak dün de toplumu çökertiyordu, bugün de toplumu çökertiyor.
Yani kardeşlerim, Kur’an bize sadece “Lut kavmi şöyle yaptı” demiyor. Bize şunu soruyor:
“Senin hayatında Lut kavmine benzeyen taraflar var mı?”
İşte bugün buna bakacağız.
Hz. Lut kavmine ne diyor?
“Siz açık bir hayasızlık yapıyorsunuz. Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı bir işi yapıyorsunuz. Erkeklere gidiyorsunuz, yolu kesiyorsunuz, toplantılarınızda çirkin işler yapıyorsunuz.”
Bakın, ayet sadece bireysel bir günahı anlatmıyor. Burada bir toplum düzeninin bozulması var. Burada fıtratın bozulması var. Burada haya duygusunun bozulması var. Burada yol güvenliğinin bozulması var. Burada toplumsal hayatın bozulması var.
Yani mesele sadece bir kişinin kendi odasında yaptığı bir hata değil.
Mesele şu:
Bir günah toplumda normalleşmeye başlamış.
Bir yanlış özgürlük gibi sunulmaya başlamış.
Bir sapma hak gibi savunulmaya başlamış.
Bir çirkinlik toplantılarda açıkça yapılmaya başlamış.
Ve en tehlikelisi: Uyarı alay konusu olmuş.
Kardeşlerim, günah işlemek başka bir şeydir.
Günahı savunmak başka bir şeydir.
Günahı normalleştirmek başka bir şeydir.
Günahı çocuklara, gençlere, topluma doğru gibi göstermek bambaşka bir şeydir.
Bir insan hata yapabilir.
Bir insan düşebilir.
Bir insan nefsine yenilebilir.
Bir insan yanlış yola girebilir.
Ama kişi hatasını hata olarak görüyorsa, orada hâlâ umut vardır. Çünkü insan tövbe edebilir. Kendini düzeltebilir. Geri dönebilir. Allah’ın rahmeti geniştir.
Ama insan hatasına “hak” demeye başlarsa, günahına “özgürlük” demeye başlarsa, nefsinin arzusuna “benim kimliğim” demeye başlarsa, Allah’ın uyarısını “baskı” gibi görmeye başlarsa, işte orada bilinç kapanmaya başlamıştır.
Benim derslerde sık sık anlattığım “dalalet” meselesi tam burada devreye giriyor.
Dalalet sadece yolunu kaybetmek değildir. Dalalet, bilincin kapanmasıdır.
İnsan önce haddini aşar.
Sonra aşırı isteğini merkeze alır.
Sonra o isteği ihtiyaç zanneder.
Sonra ihtiyacı zannettiği şeyi hak gibi savunur.
Sonra o hakkı korumak için Allah’ın ölçüsünü reddeder.
Sonra uyarı yapanları düşman görür.
Sonra hak ile batılı ayıramaz hale gelir.
İşte bilinç kapanması budur.
Bir insanın aklı olabilir ama bilinci kapalı olabilir.
Okumuş olabilir ama bilinci kapalı olabilir.
Zeki olabilir ama bilinci kapalı olabilir.
Teknoloji kullanabilir ama bilinci kapalı olabilir.
Üniversiteler bitirmiş olabilir ama hak ile batılı ayıramıyorsa, gerçek ile sahteyi karıştırıyorsa, orada bilinç kapanmıştır.
Çünkü akıl tek başına yetmez. Aklın Kur’an’ın nuruyla çalışması gerekir.
Lut kavmi ne yaptı?
İstek ile ihtiyacı karıştırdı.
Bu çok önemli kardeşlerim.
İstek başka bir şeydir, ihtiyaç başka bir şeydir.
İnsan yemek yemek ister; bu ihtiyaçtır.
Ama her istediğini sınırsızca yemek isterse, bu artık nefsin hazzıdır.
İnsan evlenmek ister; bu fıtri bir ihtiyaçtır.
Ama evliliği Allah’ın sınırları dışında, hazzın oyun alanına çevirirse bu mizan bozulmasıdır.
İnsan sevilmek ister; bu ihtiyaçtır.
Ama sevilme isteğini takıntıya çevirirse, insanlara bağımlı hale gelirse, bu mizan bozulmasıdır.
İnsan para kazanmak ister; bu ihtiyaçtır.
Ama parayı hayatının merkezi yaparsa, bu mizan bozulmasıdır.
İnsan özgür olmak ister; bu normaldir.
Ama özgürlüğü Allah’ın sınırlarını çiğnemek olarak anlarsa, bu artık nefsin ilahlaştırılmasıdır.
Lut kavmi de isteği ihtiyaç zannetti.
Fıtratı değil, hazzı merkeze aldı.
Aileyi değil, arzuyu merkeze aldı.
Allah’ın ölçüsünü değil, nefsin isteğini merkeze aldı.
İşte insan burada bozuluyor.
Çünkü nefis hazza gider, acıdan kaçar. Nefis kolay olanı ister. Nefis sınır istemez. Nefis “ben ne istiyorsam onu yapayım” der. Ama Kur’an insana sınır öğretir. Kur’an insana mizan öğretir. Kur’an insana ölçü öğretir. Kur’an insana haddini bilmeyi öğretir.
Kardeşlerim, mizan çok önemli.
Mizan bozulursa insan bozulur.
İnsan bozulursa aile bozulur.
Aile bozulursa toplum bozulur.
Toplum bozulursa güven bozulur.
Güven bozulursa huzur bozulur.
Huzur bozulursa musibetler artar.
Bugün dünyaya bakıyoruz. İnsanlık teknoloji olarak ilerledi ama huzur olarak geriledi. Evler büyüdü ama aileler küçüldü. Telefonlar akıllandı ama insanlar yalnızlaştı. İletişim çoğaldı ama muhabbet azaldı. Eğlence arttı ama mutluluk azaldı. Özgürlük söylemi arttı ama insan nefsine daha fazla esir oldu.
Neden?
Çünkü mizan bozuldu.
İnsan Allah’ın ölçüsünü bıraktığında özgür olmaz. İnsan Allah’ın ölçüsünü bıraktığında nefsinin kölesi olur.
Bakın, bu çok önemli:
Allah’a kul olmayan insan, mutlaka başka bir şeye kul olur.
Kimi paraya kul olur.
Kimi kariyere kul olur.
Kimi şehvete kul olur.
Kimi alkışa kul olur.
Kimi güzelliğe kul olur.
Kimi sosyal medyaya kul olur.
Kimi bir insana kul olur.
Kimi de kendi egosuna kul olur.
İlah edinmek sadece putun önünde eğilmek değildir. İlah edinmek, Allah’ın ölçüsünü bırakıp başka bir şeyi hayatın merkezi yapmaktır.
Bir insan “Allah ne der?” diye değil de “nefsim ne ister?” diye yaşıyorsa, orada tehlike başlamıştır.
Lut kavmi de bunu yaptı.
Allah’ın yaratılış ölçüsünü, fıtrat ölçüsünü, kadın-erkek dengesini, aile düzenini, haya sınırını bozdu.
Peki sonra ne oldu?
Sadece kendileri yaşamadılar. Bunu toplumun içine taşıdılar. Toplantılarında çirkin işler yapmaya başladılar. Yol kestiler. Güveni bozdular.
Demek ki fıtrat bozulunca sadece cinsellik bozulmuyor. Ahlak bozuluyor. Güven bozuluyor. Toplum bozuluyor.
Bugün de aynı değil mi?
Bir toplumda aile zayıflarsa, çocuklar savrulur.
Çocuklar savrulursa gençler boşluğa düşer.
Gençler boşluğa düşerse uyuşturucu artar.
Şiddet artar.
Kaygı artar.
Kimlik karmaşası artar.
Yalnızlık artar.
İntiharlar artar.
Güven azalır.
Evlilik azalır.
Boşanmalar artar.
Doğurganlık düşer.
Sonra insanlar sonucu tartışıyor ama sebebe bakmıyor.
Sonucu konuşuyoruz: “Gençler niye mutsuz?”
Ama sebebi konuşmuyoruz: “Biz gençlere nasıl bir hayat sunduk?”
Sonucu konuşuyoruz: “Aileler niye dağılıyor?”
Ama sebebi konuşmuyoruz: “Biz aileyi neyin üzerine kurduk?”
Sonucu konuşuyoruz: “Toplumda güven niye kalmadı?”
Ama sebebi konuşmuyoruz: “Biz Allah’ın ölçüsünü ne zaman terk ettik?”
Kardeşlerim, Kur’an bize sebebi gösterir.
İnsan sebep oluşturur, Allah sonucu yaratır.
Sen ateşe elini sokarsan elin yanar.
Sen yalanı yayarsan güven yanar.
Sen zinayı normalleştirirsen aile yanar.
Sen faizi sistem yaparsan ekonomi yanar.
Sen fıtratı bozarsan nesil yanar.
Sen hazzı ilah yaparsan bilinç yanar.
İşte Lut kavmi kendi eliyle sebepleri oluşturdu. Sonra sonuç geldi.
Hz. Lut onları uyardı. Ama kavmi ne dedi?
“Doğru söylüyorsan Allah’ın azabını getir.”
Bakın burada tövbe yok. Düşünme yok. “Acaba biz yanlış mı yapıyoruz?” yok. İç muhasebe yok. Sadece alay var.
Bu da çok tehlikeli bir aşamadır.
Bir insan günah işlerken ağlıyorsa, hâlâ umut vardır.
Bir insan hata yapıp pişman oluyorsa, hâlâ umut vardır.
Bir insan “Rabbim ben nefsime uydum” diyebiliyorsa, hâlâ umut vardır.
Ama insan günahıyla övünüyorsa, günahını savunuyorsa, uyarı yapanla alay ediyorsa, “hadi azabı getir” diye meydan okuyorsa, artık mesele sadece günah değil; kibir meselesidir, dalalet meselesidir, bilinç kapanması meselesidir.
İblis’i de düşüren buydu.
İblis sadece secde etmediği için düşmedi. İblis secde etmemesini savunduğu için düştü. “Ben ondan üstünüm” dedi. Kendi kıyasını Allah’ın emrinin önüne koydu. Ateş-toprak kıyası yaptı. Allah’ın emrine teslim olmadı.
Bugün insan da aynı hatayı yapıyor.
“Ben böyle hissediyorum.”
“Ben böyle istiyorum.”
“Benim aklıma göre böyle.”
“Bana göre yanlış değil.”
“Toplum böyle kabul etmeli.”
Peki Allah ne diyor?
İşte asıl soru bu.
Kardeşlerim, biz Müslümanız. Bizim ölçümüz nefsimiz değil. Bizim ölçümüz toplumun modası değil. Bizim ölçümüz sosyal medya değil. Bizim ölçümüz Batı’nın dayattığı kavramlar değil. Bizim ölçümüz Kur’an’dır.
Kur’an ne diyorsa hak odur.
Ama burada şunu da çok iyi anlamalıyız: Biz insanlara düşmanlık yapmıyoruz. Biz kimseye kinle bakmıyoruz. Biz kimseyi aşağılamak için konuşmuyoruz. Biz günahı savunamayız ama günahkâra da merhamet kapısını kapatamayız.
Çünkü insan düşebilir. İnsan hata yapabilir. İnsan yanlış yola girebilir. Ama insan dönebilir.
Bizim meselemiz kişilere nefret değil, batıla karşı duruştur. Bizim meselemiz insanları yok etmek değil, hakikati hatırlatmaktır. Bizim meselemiz merhametsizce dışlamak değil, uyarının merhamet olduğunu anlatmaktır.
Bir çocuk ateşe yaklaşıyorsa, “dokunma” demek baskı değildir.
Bir insan uçuruma yürüyorsa, “dur” demek nefret değildir.
Bir kişi zehir içmek üzereyse, “içme” demek özgürlüğüne müdahale değildir.
Allah’ın haramları da böyledir.
Haram, insanı korumak içindir.
Sınır, insanı hapsetmek için değil, insanı korumak içindir.
Mizan, insanı daraltmak için değil, insanı dengeye getirmek içindir.
Ama nefis sınırı sevmez.
Nefis der ki: “Bırak beni, istediğimi yapayım.”
Kur’an der ki: “İstediğin her şey seni kurtarmaz.”
Nefis der ki: “Haz alıyorum.”
Kur’an der ki: “Her haz hayır değildir.”
Nefis der ki: “Ben özgürüm.”
Kur’an der ki: “Nefsine esirsen özgür değilsin.”
İşte bugünün insanının en büyük yanılgısı budur.
Nefsinin her istediğini yapmak özgürlük değildir. Nefsinin her istediğini yapmak çoğu zaman esarettir.
Bir insan öfkesini kontrol edemiyorsa özgür müdür?
Bir insan şehvetini kontrol edemiyorsa özgür müdür?
Bir insan telefonunu bırakamıyorsa özgür müdür?
Bir insan alkış bağımlısı olmuşsa özgür müdür?
Bir insan para için her şeyi yapıyorsa özgür müdür?
Bir insan insanların ne dediğine göre yaşıyorsa özgür müdür?
Hayır.
Özgürlük, Allah’ın ölçüsüne teslim olup nefsin esaretinden kurtulmaktır.
Bu yüzden Hz. Lut’un kıssası bugüne çok şey söylüyor.
Bugün insanlık hazzı büyüttü ama huzuru kaybetti.
Zevki büyüttü ama aileyi kaybetti.
Özgürlük söylemini büyüttü ama fıtratı kaybetti.
Bireyselliği büyüttü ama merhameti kaybetti.
Teknolojiyi büyüttü ama aklı ve kalbi kararttı.
Ve şimdi bu bozulmanın sonuçlarını yaşıyoruz.
Kardeşlerim, şunu unutmayalım:
Bir toplum önce Allah’ın ayetlerini terk eder.
Sonra hak ile batıl birbirine karışır.
Sonra günah normalleşir.
Sonra normal olan anormal görünür.
Sonra uyarı yapanlar kötü gösterilir.
Sonra musibetler gelir.
Lut kavmi de böyle yaptı.
Önce fıtrat bozuldu.
Sonra haya bozuldu.
Sonra yol güvenliği bozuldu.
Sonra toplum bozuldu.
Sonra uyarı alaya alındı.
Sonra azap geldi.
Burada çok önemli bir ders var:
Musibet gelmeden önce uyarı gelir.
Allah hemen helak etmez. Allah elçi gönderir. Uyarı gönderir. İşaret gönderir. İç sıkıntısı verir. Dış sıkıntı verir. İnsanlara nasihat ettirir. Ayetleri hatırlatır. Musibetleri gösterir.
Ama insan bütün bu işaretleri görmezden gelirse, o zaman sonuç gelir.
Bugün bizim de kendimize sormamız gereken sorular var.
Benim hayatımda mizanı bozan ne var?
Ben hangi konuda aşırılaştım?
Ben hangi isteğimi ihtiyaç zannediyorum?
Ben hangi hazzımı hak gibi savunuyorum?
Ben hangi konuda uyarıya kapalıyım?
Ben hangi konuda “bana karışmayın” diyerek aslında nefsimi ilah ediniyorum?
Bu soruları sormadan bu ayetleri anlayamayız.
Çünkü Kur’an başkasına okutulacak bir kitap değildir sadece. Kur’an önce bana inecek. Önce benim nefsime konuşacak. Önce benim egomu terbiye edecek. Önce benim yanlışımı gösterecek.
Ben Lut kavmini okuyup sadece onları kınarsam, kendime hiç bakmazsam, ayetin aynasına bakmamış olurum.
Çünkü haddi aşmak sadece cinsellikte olmaz.
Kimi parada haddi aşar.
Kimi öfkede haddi aşar.
Kimi sevgide haddi aşar.
Kimi kıskançlıkta haddi aşar.
Kimi kariyerde haddi aşar.
Kimi evladında haddi aşar.
Kimi makamda haddi aşar.
Kimi güzellikte haddi aşar.
Kimi ideolojide haddi aşar.
Kimi özgürlük söyleminde haddi aşar.
Haddi aşan insan mizanı bozar.
Mizan bozulunca da insan artık doğru karar veremez. Duyguları aklının üstünü örter. Mantıklı düşünemez. Gerçek-sahte ayrımını kaybeder.
Mesela bir insan birini çok seviyor. O kadar çok seviyor ki Allah’ın sınırlarını görmezden geliyor. Bu sevgi değildir, bu mizan bozulmasıdır.
Bir insan para kazanmak istiyor. O kadar istiyor ki helal-haram ayırmıyor. Bu çalışma değildir, bu mizan bozulmasıdır.
Bir insan çocuğunun başarılı olmasını istiyor. O kadar istiyor ki çocuğun ruhunu eziyor. Bu annelik-babalık değildir, bu mizan bozulmasıdır.
Bir insan özgürlük istiyor. O kadar istiyor ki Allah’ın ayetlerine savaş açıyor. Bu özgürlük değildir, bu nefsin ilahlaştırılmasıdır.
İşte Lut kavmi de bu şekilde mizanı bozdu.
Ve Allah onların yaşadığı yeri geride kalanlar için bir ibret olarak bıraktığını söylüyor.
İbret ne demek?
İbret, başkasının başına geleni görüp kendini düzeltmektir.
Akıllı insan illa kendi başına gelmesini beklemez.
Akıllı insan başkasının akıbetinden ders alır.
Akıllı insan Kur’an’daki kıssaları okur ve der ki: “Rabbim, ben bu hataya düşmeyeyim.”
İşte bu yüzden Ankebut 28-35 bize sadece Lut kavmini anlatmıyor. Bize bugünü anlatıyor. Bize insanın nefsini anlatıyor. Bize toplumun nasıl çöktüğünü anlatıyor. Bize mizan bozulursa neler olacağını anlatıyor.
Kardeşlerim,
Bugün çocuklarımızı korumak istiyorsak önce fıtratı korumamız lazım.
Aileyi korumak istiyorsak önce hayayı korumamız lazım.
Toplumu korumak istiyorsak önce Allah’ın ölçüsünü korumamız lazım.
Huzuru korumak istiyorsak önce mizanı korumamız lazım.
Çünkü Allah’ın koyduğu ölçü bozulursa, insan kendi eliyle kendine zulmeder.
Kur’an’da geçmiş kavimlerin helaki anlatılırken hep şu mesaj vardır: Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine zulmettiler.
Bu cümle çok önemli.
Allah kimseye zulmetmez. İnsan kendi eliyle sebepleri oluşturur. İnsan uyarıyı reddeder. İnsan nefsini ilah edinir. İnsan günahı normalleştirir. Sonra sonuç gelince “Neden böyle oldu?” der.
Oysa sebep bellidir.
Aileyi bozarsan yalnızlık artar.
Fıtratı bozarsan nesil krizi artar.
Haramı normalleştirirsen huzursuzluk artar.
Faizi normalleştirirsen borç köleliği artar.
Yalanı normalleştirirsen güven biter.
Şehveti özgürlük yaparsan haya biter.
Haya biterse insanın kendini tutacak iç freni kalmaz.
Kardeşlerim, haya insanın iç frenidir.
Freni olmayan araba ne olur? Kaza yapar.
Haya duygusu olmayan insan da bir yerde kaza yapar.
Toplumda haya giderse, toplum da kaza yapar.
Bu yüzden Hz. Lut kavminin meselesi sadece bir cinsel yöneliş meselesi değildir. Bu mesele, fıtratın ve haya duygusunun toplumsal olarak çökmesidir.
Bugün bazı kavramlar çok süslü sunuluyor.
“Özgürlük” deniyor.
“Bireysel hak” deniyor.
“Tercih” deniyor.
“Kimlik” deniyor.
“Modernlik” deniyor.
“Çağdaşlık” deniyor.
Ama kardeşlerim, bir şeyin ismini değiştirmek onun hakikatini değiştirmez.
Zehre bal etiketi yapıştırırsan zehir bal olmaz.
Ateşe gül dersen ateş yakmaktan vazgeçmez.
Günaha özgürlük dersen günah zarar vermekten vazgeçmez.
Batıla hak dersen batıl hak olmaz.
İşte Kur’an bize gerçek ile sahteyi ayırmayı öğretir.
Bizim duamız neydi?
“Rabbim, hakkı hak olarak göster ve hakka uymayı nasip et. Batılı batıl olarak göster ve batıldan uzaklaşmayı nasip et.”
Çünkü en büyük felaket, batılı batıl olarak görememektir. Daha da kötüsü, batılı hak zannetmektir.
Lut kavmi batılı hak zannetti.
Uyarıyı düşmanlık zannetti.
Peygamberin merhametini baskı zannetti.
Allah’ın sınırını özgürlüğüne engel zannetti.
Bugün de aynı tehlike var.
Bir insan Kur’an’ın ölçüsünü duymak istemiyorsa, orada sorun vardır.
Bir insan uyarı duyunca hemen öfkeleniyorsa, orada nefis devrededir.
Bir insan “Allah ne diyor?” sorusundan rahatsız oluyorsa, orada mizan bozulmuştur.
Kardeşlerim,
Biz bu ayetleri konuşurken sadece topluma değil, önce kendimize bakacağız.
Ben hangi konuda Allah’ın ölçüsünü duymak istemiyorum?
Ben hangi konuda nefsimi savunuyorum?
Ben hangi konuda “ama ben böyle hissediyorum” diyerek Kur’an’ın önüne duygumu koyuyorum?
Ben hangi konuda hatama bahane üretiyorum?
Çünkü kurtuluş, insanın kendine dürüst olmasıyla başlar.
Kendine dürüst olmayan insan tövbe edemez.
Tövbe etmeyen insan değişemez.
Değişmeyen insan aynı sebepleri üretir.
Aynı sebepleri üreten insan aynı sonuçları yaşar.
O yüzden kardeşlerim, Ankebut 28-35’in sonunda bize kalan mesaj şudur:
Haddi aşma.
Mizanı bozma.
Fıtratı bozma.
Haya duygusunu kaybetme.
Uyarıyı alaya alma.
Nefsinin her isteğini hak zannetme.
Her hisse teslim olma.
Her hazza özgürlük deme.
Allah’ın sınırlarını küçümseme.
Çünkü sınır rahmettir.
Mizan rahmettir.
Haramlardan uzak durmak rahmettir.
Uyarı rahmettir.
Kur’an rahmettir.
Allah bizi cezalandırmak için değil, kurtarmak için uyarıyor. Allah bizi daraltmak için değil, korumak için sınır koyuyor. Allah bize zulmetmek için değil, bizi zulümden kurtarmak için ayet gönderiyor.
Kardeşlerim,
Bugün buradan ayrılırken kendimize bir söz verelim.
Nefsimizin her istediğine hemen teslim olmayacağız.
İstek ile ihtiyacı ayıracağız.
Hazzı hakikat zannetmeyeceğiz.
Mizanı koruyacağız.
Allah’ın ölçüsünü hayatın merkezine koyacağız.
Uyarıyı duyunca öfkelenmek yerine düşüneceğiz.
Kur’an’ın aynasına bakmaktan kaçmayacağız.
Ve en önemlisi, çocuklarımıza, gençlerimize, ailemize şunu öğreteceğiz:
İnsan Allah’sız özgürleşmez.
İnsan Allah’sız huzur bulmaz.
İnsan Allah’sız mizanı koruyamaz.
İnsan Allah’sız hazzını kontrol edemez.
İnsan Allah’sız gerçek ile sahteyi ayıramaz.
Allah bizi hakikati görenlerden eylesin.
Allah bizi nefsinin oyuncağı olanlardan eylemesin.
Allah bizi hazzını ilah edinenlerden eylemesin.
Allah bizi mizanı koruyanlardan eylesin.
Allah bizi uyarıyı alaya alanlardan değil, uyarıyı duyunca kendini düzeltenlerden eylesin.
Rabbim bize bilinç açıklığı versin.
Rabbim bize hak ile batılı ayırt edecek akıl versin.
Rabbim bize nefsimize karşı güç versin.
Rabbim bizi, ailemizi, çocuklarımızı, gençlerimizi fıtratı bozan her türlü fitneden korusun.
Çünkü kardeşlerim, Ankebut 28-35’in bize verdiği ders çok nettir:
İnsan hazzını ilah edinirse önce fıtratını bozar.
Fıtratını bozarsa ailesini bozar.
Ailesini bozarsa toplumu bozar.
Toplumu bozarsa güveni bozar.
Güveni bozarsa huzuru bozar.
Ve en sonunda kendi eliyle musibeti çağırır.
Ama insan Allah’ın ölçüsüne dönerse, mizan yeniden kurulur.
Mizan kurulursa aile toparlanır.
Aile toparlanırsa toplum toparlanır.
Toplum toparlanırsa huzur gelir.
Huzur gelirse rahmet kapıları açılır.
Rabbim bizi rahmet kapılarından ayırmasın.
Âmin.
