Yakınlık Kurtarmaz, Tercih Kurtarır
Kur’an bazen bir ayetle insanın bütün ezberini bozar. Tahrim Suresi 10. ayet de böyle bir ayettir.
Allah bu ayette Nuh’un ve Lut’un hanımlarını örnek verir. İkisi de Allah’ın salih kullarından iki peygamberle evliydiler. Yani dışarıdan bakıldığında çok büyük bir nimetin içindeydiler. Peygamber evinde yaşıyorlardı. Vahye yakındılar. Uyarıya yakındılar. Hakikate yakındılar.
Ama ayet bize şunu gösteriyor:
İnsan hakikate yakın olabilir ama hakikate teslim olmayabilir.
Bir insan peygamberin yanında olabilir ama peygamberin yolunda olmayabilir. Bir insan Kur’an dersinin içinde olabilir ama Kur’an’ın bilincine girmeyebilir. Bir insan salih bir eşe, salih bir aileye, salih bir çevreye sahip olabilir ama kendi tercihiyle batıla yönelebilir.
Bu yüzden bu ayetin ana mesajı çok açıktır:
Yakınlık kurtarmaz, tercih kurtarır.
Nuh’un hanımı da Lut’un hanımı da peygamber eşi olmalarına rağmen Allah’tan gelen hakikate karşı doğru bir duruş sergilemediler. Buradaki ihanet, sadece aile içi bir mesele değil; hakikate, risalete, Allah’ın gönderdiği uyarıya karşı içeriden bir tavır alma meselesidir.
Yani insan bazen dışarıdan doğru yerde görünür ama içeride yanlış yerde durur.
Bugün de böyledir.
Bir insan iyi bir hocanın öğrencisi olabilir.
Bir insan iyi bir grubun içinde olabilir.
Bir insan Kur’an sohbetlerine katılıyor olabilir.
Bir insan namaz kılan, dua eden, dindar görünen insanların arasında bulunabilir.
Ama bütün bunlar tek başına kurtuluş garantisi değildir.
Çünkü Allah insanı kendi tercihiyle imtihan eder. İnsan duyduğu hakikate nasıl cevap veriyor? Gördüğü doğruya teslim oluyor mu? Nefsine ters geldiğinde de hakkı kabul edebiliyor mu? Yoksa işine gelmeyen yerde kulağını mı kapatıyor?
Asıl mesele budur.
Derslerimizde sık sık söylediğimiz gibi insanın özgür iradesi vardır. Zorla iman olmaz, zorla şükür olmaz, zorla teslimiyet olmaz. İnsan seçer. İman etmeyi de seçer, inkâr etmeyi de seçer. Şükretmeyi de seçer, nankörlüğü de seçer. Fakat her seçimin de bir sonucu vardır.
Tahrim 10 bize şunu da öğretir:
Kimsenin imanı kimseye otomatik geçmez.
Bir babanın imanı evladını otomatik kurtarmaz.
Bir annenin duası çocuğun tercihini ortadan kaldırmaz.
Bir hocanın ilmi öğrencinin sorumluluğunu yok etmez.
Bir eşin salih olması diğer eşin hesabını kapatmaz.
Herkes kendi aklıyla, kendi kalbiyle, kendi tercihiyle, kendi ameliyle Allah’ın huzuruna çıkar.
Bu ayet özellikle bizim için çok önemli bir uyarıdır. Çünkü bazen insan bulunduğu ortamla kendini güvende zanneder. “Ben iyi insanların arasındayım, ben doğru gruptayım, ben Kur’an dersindeyim” diye düşünür. Evet, bunlar büyük nimettir. Ama nimet arttıkça sorumluluk da artar.
Çünkü hakikate yakın olup da hakikate sırt dönmek daha ağırdır.
Bir insan hiç duymamış olabilir. Hiç bilmemiş olabilir. Ama bir insan duyduğu halde, gördüğü halde, anladığı halde nefsinden dolayı, egosundan dolayı, çıkarından dolayı, korkusundan dolayı hakikate ihanet ederse bunun bedeli daha ağır olur.
Burada “bedel” meselesi de devreye girer. Çünkü iman sadece söz değildir. İman; tercih ister, emek ister, çaba ister, bedel ister. Derslerimizde de anlattığımız gibi bedel; insandan çıkan maddi-manevi her şeydir. Zaman, emek, sabır, vazgeçiş, nefsini tutmak, doğru yerde durmak… Bunların hepsi bedeldir.
Nuh’un ve Lut’un hanımları bize şunu gösteriyor:
Salih birinin yanında durmak yetmez.
Salih bir yolun içine girmek yetmez.
Hakikati duymak yetmez.
Doğruyu bilmek yetmez.
Önemli olan, o hakikate sadakat göstermektir.
Bugün bir insan Kur’an’ı dinler ama hayatında yalan devam ediyorsa, kul hakkı devam ediyorsa, kibir devam ediyorsa, nankörlük devam ediyorsa, çıkarına göre hak-batıl değişiyorsa, orada ciddi bir problem vardır.
Çünkü Kur’an bize sadece bilgi vermek için gelmedi. Kur’an bizi değiştirmek için geldi. Bilincimizi açmak için geldi. Gerçek ile sahteyi, hak ile batılı ayırt edelim diye geldi. Gerçek bilgi insanı ileri götürür; sahte bilgi ise insanı geriye düşürür.
Bu ayetin bize sorduğu soru şudur:
Ben kimin yanındayım değil; ben hakikatin neresindeyim?
Ben hangi grubun içindeyim değil; ben Allah’ın ayetlerine karşı nasıl bir duruş içindeyim?
Ben kimleri tanıyorum değil; ben neyi seçiyorum?
Çünkü hesap günü geldiğinde insanın unvanı, çevresi, ailesi, eşi, hocası, grubu değil; kendi tercihi, kendi imanı, kendi ameli konuşacaktır.
Nuh’un hanımı Nuh’un yanında yaşadı ama Nuh’un yolunda olmadı.
Lut’un hanımı Lut’un evindeydi ama Lut’un davasına sadık kalmadı.
Demek ki aynı evde olmak başka, aynı imanda olmak başkadır.
Aynı ortamda bulunmak başka, aynı hakikate teslim olmak başkadır.
Aynı sofraya oturmak başka, aynı istikamette yürümek başkadır.
Bu ayet bizi korkutmak için değil, uyandırmak için vardır.
Allah bize şunu hatırlatıyor:
Kendini bulunduğun yerle kandırma.
Kendini insanların yanında görünmekle kurtulmuş zannetme.
Kendini “ben zaten biliyorum” diyerek kapatma.
Hakikate yakınsan, bunun hakkını ver.
Kur’an’a yakınsan, Kur’an’ın seni değiştirmesine izin ver.
Salihlerle berabersen, onların yanında sadece durma; onların yürüdüğü yola da gir.
Çünkü sonunda insanı kurtaracak olan görüntü değil, sadakattir.
Yakınlık değil, teslimiyettir.
Söz değil, tercih ve ameldir.
Tahrim 10’un bize bıraktığı ders şudur:
Peygamberin hanımı olmak bile insanı kurtarmıyorsa, hiçbir yakınlık insanı otomatik kurtarmaz. İnsan ancak kendi tercihiyle, kendi sadakatiyle, kendi imanı ve salih ameliyle Allah’a yönelirse kurtuluşa yaklaşır.
