Güzel Sabır ve Ümit: Hz. Yakup’un Acısı, Hz. Yusuf’un Tercihi
6 Şubat 2023
Bir insan yıllarca bir sevdiğinden ayrı kalsa, sonra başka bir yakınıyla ilgili de acı haber alsa ne yapar? Üzülür, öfkelenir, neden böyle olduğunu sorar.
Hz. Yakup’un yaşadığı acıyı düşünelim. Bir oğlundan uzun süredir ayrı. Şimdi Bünyamin’den de haber alamıyor.
Soru: Sabır, hiçbir şey hissetmemek mi; yoksa acı çekerken de doğru yolu aramaya devam etmek mi?
Yakup’un Güzel Sabrı
Yusuf suresinin 83. ayetinde Yakup, oğullarının nefsinin onları bir işe sürüklediğini söyler. Ardından kendisine güzel bir sabır gerektiğini hatırlatır.
Allah’ın oğullarını kendisine kavuşturmasını umar. Allah’ın her şeyi bilen ve hikmet sahibi olduğunu ifade eder.
Burada acısını gizlemeyen bir baba görüyoruz. Daha önce Yusuf’a özlem duymuş; şimdi yeni bir ayrılıkla karşılaşmış.
Yusuf suresinin devamında onlardan yüzünü çevirip Yusuf için duyduğu üzüntüyü dile getirdiği anlatılır. Üzüntüsünün bedenine de yansıdığı bildirilir.
Soru: Bir insan sabrederken üzülmeye devam edebilir mi?
Evet, kıssa bu soruyu düşünmemize imkân veriyor. Sabrı duygusuzlukla karıştırmayalım. Acı duyabilir, yine de öfkeyle her bağı koparmamayı seçebiliriz.
Bazen yakınlarımız yanlış yapar. Onları bir daha görmek istemeyebiliriz. Özellikle zarar devam ediyorsa güvenli bir mesafe gerekli olabilir.
Fakat her yanlışın ardından aynı sert kararı vermek de sorunu çözmeyebilir. Kendi sınırımızı koruyarak ne yapabileceğimizi değerlendirebiliriz.
Güzel sabır, sorumluluğu bırakmak değil; zor durumda da ölçüyü kaybetmemeye çalışmaktır.
Bazen sabrı yalnızca beklemek olarak düşünüyoruz. Oysa insanın bütün hayatını beklemeye bağlaması da ayrı bir yük olabilir.
Üzüntü içindeyken günlük sorumluluklarımız sürer. Bir yakınımızın kaybı nedeniyle zorlanabiliriz; yine de elimizden gelen doğru işleri yapmaya çalışabiliriz.
Bir insanın acısını küçümseyip ‘Sabret, ağlama’ demeyelim. Onun dinlenmeye, anlaşılmaya ve yardıma ihtiyacı olabilir.
Yakup’un gözyaşı, acı çeken insanı hemen zayıf ilan etmememiz gerektiğini de düşündürür. Güçlü olmak, insan olmanın bütün duygularından vazgeçmek anlamına gelmez.
Çocuklarımızın Bütün Seçimlerini Yönetemeyiz
Bir anne baba çocuğunun iyiliğini ister. Onun yanlış bir yola yönelmesinden korkar. Bazen bu korku, çocuğun bütün kararlarını kontrol etme isteğine dönüşür.
Hz. Yakup oğullarının davranışlarından acı çeker. Ama onların her seçiminde bütün sonuçları yöneten kişi değildir.
Biz de sevdiklerimizin hayatını bütünüyle yönetemeyiz. Bilgi verebilir, yanlış gördüğümüz davranışı konuşabilir, gerekli sınırları koyabiliriz.
Soru: Sevmek ile bir insanın bütün kararlarını ele geçirmeye çalışmak arasında fark var mı?
Bir kardeşimizin kötü alışkanlığı olabilir. Ona yardım etmek isteriz. Ama onun her davranışını bizim kontrol etmemiz mümkün olmayabilir.
Bir çocuğumuza destek olurken yaptığının sonuçlarıyla nasıl karşılaşacağını öğrenmesine de alan açmalıyız.
Gerektiğinde koruyucu sınır koymak önemlidir. Fakat yalnızca korktuğumuz için bütün ilişkiyi ceza ve tehditle yönetmeye çalışmayalım.
Bir insanı değiştirmek için gösterdiğimiz çaba, kendi hayatımızdaki sorumlulukları unutturuyorsa burada da düşünmemiz gereken bir sınır vardır.
Yakup’un tutumunda hem acı hem de Allah’a yöneliş bulunur. Biz de her şeye hâkim olduğumuzu sanmadan sevdiklerimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışabiliriz.
Üzüntümü ve Kederimi Allah’a Arz Ederim
Yusuf suresinin 86. ayetinde Yakup, üzüntüsünü ve kederini Allah’a arz ettiğini söyler. Allah tarafından diğerlerinin bilmediği şeyleri bildiğini ifade eder.
Ardından oğullarına Yusuf’u ve kardeşini aramalarını, Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelerini söyler.
Soru: Ümit etmekle hiçbir şey yapmadan beklemek aynı şey mi?
Yakup’un sözünde dua kadar hareket çağrısı da var. Oğullarına gidip araştırmalarını söylüyor.
Hayatımızda bir sorun varsa çözüm için yapabileceklerimizi düşünmek gerekir. Bir yakınınızdan haber alamıyorsanız onu araştırmak, bilgi toplamak, gerekli yardımı istemek sorumluluğun parçasıdır.
Ümit, bize bütün sonuçların kesinlikle iyi olacağını söylemez. Ama elimizdeki doğru adımları atmayı sürdürmemize güç verebilir.
Bir insanın neyi bildiğini ve neyi bilmediğini ayırması da önemlidir. Yakup her ayrıntıyı bilen bir insan olarak anlatılmaz.
Peygamberlerin de Allah’ın bildirmediği bütün gaybı kendi başlarına bildiğini varsaymayalım. İnsanın bilgisinin sınırını kabul etmek, Allah’a güvenmeyle uyumludur.
Bir anne babanın yüreğinde çocuklarına dair büyük bir beklenti bulunabilir. Çocuklarından biri yanlış bir yola yöneldiğinde ‘Ben nerede hata yaptım?’ diye sorabilir.
Bu soruyu kendimizi bütünüyle suçlamak için değil, etkileyebileceğimiz davranışı anlamak için soralım. Çocukların da kendi tercihleri vardır; bütün yanlışlarını anne babaya yüklemek gerçeği tam anlatmaz.
Öte yandan ebeveyn olarak verdiğimiz söz, gösterdiğimiz örnek ve kurduğumuz ilişki de önemlidir. Sınır koymakla uzaklaşmak, merhamet göstermekle her yanlışı örtmek aynı şey değildir.
Yakup’un oğullarıyla ilişkisini değerlendirirken bu ince farkları da düşünelim.
Yusuf’un Sınavı: Kolay Yolu Seçmemek
Yusuf’un hayatına baktığımızda çok sayıda zor döneme rastlıyoruz. Kardeşlerinin yaptığı haksızlık, ailesinden ayrılık, köle olarak satılmak ve zindan bunlar arasındadır.
Ancak bütün bu olayları kendi isteğiyle seçmiş değildir. Özellikle çocukken başına gelen haksızlıklardan kendisini sorumlu tutmak doğru olmaz.
Buna karşılık bazı anlarda açık bir tercihle karşılaşır. Aziz’in karısından gelen teklife karşı durur ve günaha yönelmek yerine zindanı tercih ettiğini söyler.
Soru: Daha önce büyük sıkıntı çektiğimiz için yeni bir yanlış yapmaya kendimizde hak görebilir miyiz?
Bazen kendi hayatımızda da böyle düşünüyoruz. ‘Yıllardır zorlanıyorum, artık biraz rahat etmek benim hakkım’ diyerek yanlış olduğunu bildiğimiz bir davranışı savunabiliyoruz.
Bir borcu kapatmak için başka birini aldatmayı düşünebiliriz. Bir işte yükselmek için haksız bir yöntem kullanmaya yönelebiliriz.
Sıkıntı yaşamak kolay değil. Fakat geçmişteki acımız başkasının hakkını çiğnememizi doğru yapmaz.
Yusuf’un kıssası, baskı altında doğru gördüğü yoldan uzaklaşmamanın önemini düşündürür.
Takva, Sabır ve İyilik
Yusuf suresinde takva ve sabrın beraber anıldığı bölümler vardır. İnsan kendi davranışını denetlemeye, Allah’a karşı sorumluluğunu gözetmeye ve zorluk karşısında sebat etmeye çağrılır.
Bu değerleri yalnızca sözle sınırlamayalım. Bir insanın dürüst olduğunu söylüyor olması, her işte dürüst davranacağını garanti etmez.
Bir tüccar zor durumda kaldığında da müşterisine doğru bilgi vermeye çalışmalıdır. Bir aile büyüğü öfkelendiğinde de çocuğuna haksızlık yapmamayı gözetmelidir.
Soru: Zorluk geldiğinde ilk bıraktığımız ilke hangisi?
Bir insanın önüne daha kolay fakat yanlış bir yol çıkabilir. Bir süre rahatlayabilir; ancak bunun uzun vadede hangi sonuçları doğuracağını düşünmesi gerekir.
Yusuf’a önce zindan sonra başka imkânlar verilmesi, bütün insanların aynı sırayla zorluk ve bolluk yaşayacağı anlamına gelmez.
Ama onun davranışı, sonuçları hemen görmediğimizde de iyi olmaya çalışmamız gerektiğini hatırlatır.
Doğru bir tercih yaptık diye herkesin bizi seveceğini beklemeyelim. Bazen karşımızdaki insan düşüncemizi paylaşmaz; bazen yaptığımız iyiliğe teşekkür bile etmez.
Yine de kendi niyetimizi ve davranışımızı korumak için çaba gösterebiliriz.
Bir insan yıllar içinde doğruya daha çok yaklaşabilir. Geçmişte yaptığı hataları düşündüğünde yeniden başlamak isteyebilir.
Bu isteği yalnızca bir duygusal anla sınırlamamalıyız. Bir yanlışın zararını görmüşsek onu tekrarlamamak için hangi koşulları değiştireceğimizi de planlamalıyız.
Yusuf’un karşılaştığı ağır teklif, baskının insanı nasıl etkileyebileceğini hatırlatıyor. Baskıyı ortadan kaldıramasak bile onun bize yaptırmak istediği yanlışı fark etmeye çalışabiliriz.
Bazen doğru seçim görünürde hemen rahatlık getirmez. Böyle zamanlarda yalnızca anlık kazanca bakarsak uzun vadeli sorumluluğumuzu unutabiliriz.
Rahmetten Ümit Kesmeden Sorumluluk Almak
İnsan zorluk karşısında başkalarını suçlamaya eğilimli olabilir. Bazen gerçekten bir haksızlığın mağduruyuz. Bazen de kendi yanlış kararlarımızla karşılaştığımız sorun büyümüştür.
Bu iki durumu ayırmak gerekir. Başkasının yaptığı kötülüğün sorumluluğunu mağdura yüklemeyelim.
Ama kendi payımıza düşen yanlış varsa onu da görmezden gelmeyelim. Tövbe edip düzeltme imkânımızı arayalım.
Soru: Bugün rahmetten ümit kesmeden hangi doğru adımı atabiliriz?
Belki bir yakınımızı arayabiliriz. Belki yanlışımızı kabul edebiliriz. Belki uzun zamandır ertelediğimiz bir sorumluluğu yerine getirebiliriz.
Sabırla ilgili bir başka yanlışımız da şudur: Çaba gösteren insanın hemen sonuç alması gerektiğini sanıyoruz. Sonuç gecikince bütün emeği boşa çıkmış görüyoruz.
Oysa Yusuf’un hikâyesinde yıllar var. Yakup’un özleminde de yıllar var. Bugün bizim için geçerli olan sorumluluk, bütün geleceği bilmeden doğru bir yolu aramaya devam etmek olabilir.
Yakup’un sözünü hatırlayalım: Üzüntüsünü Allah’a arz ediyor ve oğullarına araştırmalarını söylüyor. Dua ile çabayı birbirinden ayırmıyor.
Allah’ım, bize güzel sabır ver. Kaygı, acı ve belirsizlik içinde doğruyu terk etmemeyi; başkasının hakkını korumayı ve rahmetinden ümit kesmemeyi nasip et.
Sabır, acının hiç olmaması değil; acı varken de doğru olanı seçmeye çalışmaktır.
