Bugün Benim Günüm mü, Yoksa Bir Gün Hesap Vereceğim Gün mü?
“Bugün Benim Günüm mü, Yoksa Bir Gün Hesap Vereceğim Gün mü?”
Bismillahirrahmanirrahim.
Bugün Fâtiha Suresi’nin çok önemli bir yerinde duracağız.
Biz her gün namazlarımızda okuyoruz:
Elhamdülillahi Rabbil Âlemin.
Errahmânirrahîm.
Mâliki yevmiddîn.
Peki hiç durup düşündük mü?
Neden Allah önce “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir” diyor?
Sonra neden “Rahmân ve Rahîm” diyor?
Arkasından neden hemen “Din gününün sahibi” diyor?
Bu üç ayet birbirinden kopuk değil. Bunlar bize hayatın bütün özetini veriyor.
Allah önce bize şunu hatırlatıyor:
“Ey insan! Sahip olduğunu sandığın hiçbir şeyin gerçek sahibi sen değilsin. Nefesin bile sana ait değil. Gözün, kulağın, evin, araban, çocuğun, işin, bedenin, aklın, elindeki rızık… Bunların hepsi sana emanet.”
Biz sabah kalkıyoruz. Kahvaltı yapıyoruz. İşimize gidiyoruz. Telefonumuza bakıyoruz. Paramızı düşünüyoruz. Geleceğimizi planlıyoruz. Bazen diyoruz ki:
“Ben yaptım.”
“Ben kazandım.”
“Ben başardım.”
“Benim emeğim, benim zekâm, benim gücüm.”
Ama Fâtiha daha ilk cümlede bizi durduruyor:
Elhamdülillahi Rabbil Âlemin.
Yani bütün övgü Allah’a aittir.
Çünkü senin başarının arkasında bile Allah’ın verdiği akıl var, sağlık var, zaman var, fırsat var, sebep var, imkân var.
Bir düşünün.
Bir gün çok zor durumda kaldınız. Çocuğunuz ameliyat olacak. Paraya ihtiyacınız var. Herkesi arıyorsunuz, kimse yardımcı olamıyor. Sonra çok samimi olmadığınız biri size yardım ediyor. Size o parayı gönderiyor. O an o insan sizin için çok kıymetli oluyor değil mi?
Ona teşekkür ediyorsunuz. Onu unutmuyorsunuz.
Peki o insanın size yardım edebilmesi için kaç şeyin bir araya gelmesi gerekiyordu?
Onun o gün parasının olması gerekiyordu.
Kalbinin yumuşak olması gerekiyordu.
Telefonu açması gerekiyordu.
Size güvenmesi gerekiyordu.
O anda başka bir sıkıntısının olmaması gerekiyordu.
Yani o yardımın arkasında bile Allah’ın kurduğu binlerce sebep var.
Elbette insana teşekkür edeceğiz. Ama asıl hamd Allah’a olacak.
Çünkü insan vesiledir. Veren Allah’tır.
İşte bu yüzden Allah bize diyor ki:
Elhamdülillahi Rabbil Âlemin.
Sonra hemen diyor ki:
Errahmânirrahîm.
Yani Allah rahmet sahibidir. Merhamet sahibidir. Bağışlayandır. Tövbe kapısını açık tutandır.
Çünkü Allah biliyor ki biz hata yapacağız. Nefsimize uyacağız. Unutacağız. Bazen nankörlük edeceğiz. Bazen dünya bizi kandıracak. Bazen para, makam, çocuk, eş, kariyer, zevk, öfke, kibir bizi yönetecek.
Ama Allah hemen bize rahmetini hatırlatıyor.
“Ben Rahmân’ım. Herkese rızık veririm. Beni inkâr edene de nefes veririm. Günah işleyene de zaman veririm. Çünkü belki döner. Belki tövbe eder. Belki kendine gelir.”
Ama burada çok önemli bir şey var.
Allah Rahmân ve Rahîm’dir ama bu hayat başıboş değildir.
Çünkü hemen arkasından geliyor:
Mâliki yevmiddîn.
Din gününün sahibi.
Yani bir gün gelecek, bugün elimizde sandığımız bütün yetkiler bitecek.
Bugün seçme hakkımız var.
Bugün ister namaz kılarız, ister kılmayız.
Bugün ister dürüst oluruz, ister yalan söyleriz.
Bugün ister helal kazanırız, ister harama bulaşırız.
Bugün ister insanlara merhamet ederiz, ister ezer geçeriz.
Bugün ister Allah’a teslim oluruz, ister nefsimize teslim oluruz.
Bugün sanki gün bizimmiş gibi yaşıyoruz.
“Benim hayatım.”
“Benim kararım.”
“Benim param.”
“Benim bedenim.”
“Benim kariyerim.”
“Benim keyfim.”
Ama Allah diyor ki:
“Bir gün gelecek. O gün senin günün olmayacak. O günün sahibi Ben olacağım.”
İşte Mâliki yevmiddîn budur.
Bugün dünyada insanın seçme hakkı var. Ama hesap günü geldiğinde artık seçim yok. Artık “Ben bugün ne yapmak istiyorum?” diyemeyeceksin.
O gün sadece şu soru kalacak:
“Nasıl yaşadın?”
Sana verilen akılla ne yaptın?
Sana verilen parayla ne yaptın?
Sana verilen güçle kimi ezdin, kimi kaldırdın?
Sana verilen evlatla nasıl ilgilendin?
Sana verilen makamı adalet için mi kullandın, kibir için mi?
Ticarette dürüst mü oldun?
İnsanlara zarar verdin mi?
Kul hakkına girdin mi?
Allah’ı unuttun mu?
Yoksa her nimette “Elhamdülillah” diyebildin mi?
İşte “din günü” sadece bir mahkeme günü değildir. Aynı zamanda yaşam tarzımızın ortaya döküldüğü gündür.
Çünkü din sadece isim değildir. Din sadece kimlik değildir. Din sadece “Ben Müslümanım” demek değildir.
Din, yaşam biçimidir.
Sen neye teslim oluyorsan, hayatını ona göre yaşıyorsun.
Paraya teslim olan insan, para için her şeyi yapar.
Makama teslim olan insan, yükselmek için insanları ezer.
Nefsine teslim olan insan, canı ne istiyorsa onu yapar.
İnsanlara teslim olan insan, Allah’ın ne dediğinden çok insanların ne diyeceğini düşünür.
Peki Müslüman ne demek?
Teslim olan demek.
Ama kime teslim olan?
Allah’a teslim olan.
Firavun’un sihirbazlarını düşünün. Musa’nın ayetlerini gördüklerinde hemen secdeye kapandılar. Firavun onları ölümle tehdit etti. Ellerini ayaklarını çaprazlama keseceğini söyledi. Ama onlar ne dediler?
“Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı Müslüman olarak al.”
Demek ki Müslümanlık sadece bizim dönemimize ait bir etiket değil. Teslimiyet, Hz. Âdem’den beri var olan hakikattir.
Asıl mesele şu:
Ben gerçekten Allah’a mı teslimim, yoksa başka şeylere mi?
Sahneye çıkan herkes kendine sormalı. Dinleyen herkes kendine sormalı.
Ben sabah kalkınca kimin rızasını düşünüyorum?
Ben ticaret yaparken Allah’ın ölçüsünü mü düşünüyorum, daha çok kazanmayı mı?
Ben konuşurken hakkı mı söylüyorum, işime geleni mi?
Ben evimde, işimde, ailemde, sosyal medyada nasıl bir insanım?
Çünkü hesap günü bize sadece “Ne söyledin?” diye sorulmayacak.
“Nasıl yaşadın?” diye sorulacak.
Fâtiha bize her gün bunu öğretiyor.
Önce hamd:
“Allah’ım, her şey senden.”
Sonra rahmet:
“Allah’ım, ben hata yaparım; sen affedicisin.”
Sonra hesap:
“Allah’ım, bir gün sana döneceğim.”
İşte insan bu üç hakikati unutursa dünya onu kandırır.
Dünya insana oyun gibi gelir. Eğlence gibi gelir. Sonsuzmuş gibi gelir. İnsan yer, içer, kazanır, gezer, sahip olur, paylaşır, gösterir, övünür. Ama ölüm aklına gelmez. Hesap aklına gelmez. “Bu nimetlerin sahibi kim?” diye düşünmez.
Besmeleyle başlamaz. Hamd ile bitirmez.
Kazanınca “Ben yaptım” der.
Kaybedince isyan eder.
Ama ikisinde de Allah’ı unutur.
Oysa mümin, kazanınca da kaybedince de bilir:
“Ben malik değilim. Ben emanetçiyim.”
Bugün evin sahibi gibi davranıyoruz ama kiracıyız.
Bugün bedenin sahibi gibi davranıyoruz ama emanetçiyiz.
Bugün paranın sahibi gibi davranıyoruz ama imtihandayız.
Bir evde kiracı olduğunuzu düşünün. Ay sonunda ev sahibi gelir. Çünkü evin gerçek sahibi odur. Sen orada oturdun, kullandın, yaşadın. Ama bir ödeme günü var.
İşte dünya da böyledir.
Allah bize bir ömürlük emanet verdi.
Bir beden verdi.
Bir zaman verdi.
Bir akıl verdi.
Bir rızık verdi.
Ama bir gün gelecek ve soracak:
“Bu emanetlerle ne yaptın?”
O yüzden bugün kendimize gelme günü.
Dürüst başlayıp dürüst bitirme günü.
Bir işe başlarken dua etmeliyiz:
“Allah’ım, beni bu işe doğrulukla sok, doğrulukla çıkar. Bana katından yardımcı bir güç ver.”
Çünkü insan tek başına dürüst kalmakta zorlanır.
Baskı gelir.
Menfaat gelir.
Korku gelir.
Para gelir.
İnsanların beklentisi gelir.
Nefis devreye girer.
İşte o yüzden Allah’tan destek istemek zorundayız.
Bir ticarete başlarken:
“Allah’ım, beni dürüst başlat, dürüst bitirt.”
Bir ilişkiye başlarken:
“Allah’ım, beni temiz başlat, temiz bitirt.”
Bir güne başlarken:
“Allah’ım, beni doğru insan olarak başlat, doğru insan olarak bitirt.”
Çünkü mesele sadece yaşamak değil.
Mesele, Allah’ın razı olacağı bir yaşam tarzıyla yaşamaktır.
Bugün bize düşen şudur:
Hamd etmeyi öğrenmek.
Tövbe etmeyi öğrenmek.
Teslim olmayı öğrenmek.
Hesap gününü unutmamak.
Ve her gün kendimize şu soruyu sormak:
“Ben bugün gerçekten Allah’a mı teslim oldum, yoksa nefsime mi?”
Rabbim bizi dünyaya aldananlardan değil, dünyayı emanet bilenlerden eylesin.
Rabbim bizi malın, makamın, paranın, insanların, nefsin kölesi değil; kendisine teslim olmuş kullardan eylesin.
Rabbim bizi doğru başlayan, doğru yaşayan, doğru bitiren, sıddık kullarından eylesin.
Ve o gün geldiğinde, yani Mâliki yevmiddîn gerçekleştiğinde, başımızı öne eğip pişmanlıkla değil; rahmetine sığınarak huzuruna varabilmeyi nasip etsin.
Âmin.

.png)