Fâtiha Suresi ve Su: Modern İnsanın Ruhuna Hayat Veren İki Kaynak

Sabah gözümüzü açıyoruz.

Telefonun alarmını kapatıyoruz. Yüzümüzü yıkıyoruz. Çayı ya da kahveyi hazırlıyoruz. Duşa giriyoruz. Dişlerimizi fırçalıyoruz. Evden çıkarken yanımıza bir şişe su alıyoruz.

Daha gün başlamadan su bize defalarca hizmet etmiş oluyor.

Ama çoğu zaman suyun varlığını düşünmüyoruz.

Musluğu açıyoruz, su akıyor. Çaydanlığı dolduruyoruz, su geliyor. Çamaşır makinesi çalışıyor, bulaşık makinesi yıkıyor, kalorifer sistemi dönüyor, fabrika üretim yapıyor, hastanede cihazlar temizleniyor…

Suyun kıymetini ne zaman anlıyoruz?

Musluktan su akmadığında.

İnsan bazen nimeti, nimet ortadan kalkınca fark ediyor.

Fâtiha Suresi de hayatımızda suya benziyor. Onu sürekli okuyoruz. Namazlarımızda tekrar ediyoruz. Kelimeleri dilimizden kolayca geçiyor. Fakat bazen ne söylediğimizi, kime seslendiğimizi ve aslında ne istediğimizi yeterince düşünmüyoruz.

Kur’an, “Her canlıyı sudan yarattık” buyurur. Fâtiha ise Allah’ı tanıtan, kulluğumuzu bildiren, yardım talebimizi dile getiren ve doğru yolu istememizi öğreten yedi ayetlik bir dua, bir başlangıç ve Kur’an’ın özüdür. Diyanet Kuran Portalı

Biri bedenimizi yaşatır.

Diğeri bilincimizi diri tutar.


“Bismillahirrahmânirrahîm”: Yaptığın İşin Kaynağı Nedir?

Su molekülü iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşur. Molekül düz bir çizgi şeklinde değil, yaklaşık 104,5 derecelik bir açıya sahip eğik bir yapıdadır. NIST verilerinde suyun deneysel denge açısı yaklaşık 104,48 derece olarak gösterilir. Bu moleküler yapı, suyun kendine özgü fiziksel özelliklerinin oluşmasında rol oynar. cccbdb.nist.gov

Buradan “Açı bir derece değişseydi su olmazdı” gibi kesin ve abartılı bir sonuç çıkarmamız gerekmez. Fakat şu gerçeği görebiliriz:

Basit gördüğümüz bir damlanın içinde bile bir düzen vardır.

İnsan davranışları da böyledir. Dışarıdan aynı görünen iki iş, niyetleri sebebiyle tamamen farklı anlamlara sahip olabilir.

Bir insan yardım ederken gerçekten bir derdi gidermek isteyebilir. Bir başkası aynı yardımı kameraya çekip çevresine ne kadar iyi biri olduğunu göstermek için yapabilir.

Dışarıdan bakınca ikisi de yardım ediyor.

Ama birinin kaynağı merhamet, diğerinin kaynağı gösteriştir.

“Bismillahirrahmânirrahîm” bize daha işin başında şu soruyu sordurur:

Ben bu işi neyin adına yapıyorum?

Bir e-postayı öfkeyle mi gönderiyorum, hakkı savunmak için mi?

Bir paylaşımı faydalı olmak için mi yapıyorum, beğenilmek için mi?

Para kazanmak için çalışırken helali ve hakkı gözetiyor muyum, yoksa kazanç uğruna her şeyi mubah mı görüyorum?

Bir tartışmada hakikati mi arıyorum, yoksa karşımdakini yenmek mi istiyorum?

Modern insan güne çoğu zaman Allah’ın adıyla değil, telefon bildirimleriyle başlıyor.

Daha yataktan kalkmadan mesajlara, haberlere, satış rakamlarına, sosyal medyaya ve başkalarının hayatlarına bakıyoruz. Günümüzün yönünü ilk gördüğümüz ekran belirliyor.

Fâtiha ise bize şunu öğretiyor:

Günün yönünü bildirimler değil, niyetin belirlesin.


“Elhamdülillahi Rabbil Âlemîn”: Nimeti Kaybedince Değil, Varken Görmek

Su, yeryüzünde sürekli hareket hâlindedir. Buharlaşır, atmosfere yükselir, yoğunlaşır, yağış olarak iner, toprağa sızar, kaynaklara ve nehirlere karışır. NOAA, su döngüsünün sadece buharlaşma, yoğunlaşma ve yağıştan ibaret basit bir çember olmadığını; atmosferi, toprağı, bitkileri, okyanusları, karları ve yer altı sularını birbirine bağlayan son derece karmaşık bir sistem olduğunu belirtir. NOAA

Bu döngü bize “Rab” kelimesini düşündürür.

Rab; yalnızca yaratan değil, yarattığını aşama aşama yetiştiren, yöneten, geliştiren ve ihtiyaçlarını karşılayandır.

Bir tohum toprağa düştüğü anda ağaç olmaz.

Su gelir.

Toprak yumuşar.

Kök oluşur.

Gövde yükselir.

Dal çıkar.

Yaprak açar.

Meyve zamanla meydana gelir.

Bugünün insanı ise her şeyi çok hızlı istiyor.

Bir haftada zayıflamak, bir ayda zenginleşmek, birkaç video izleyerek uzman olmak, bir konuşmayla bütün ilişkilerini düzeltmek istiyor. Bir işe başlıyor, hemen sonuç alamayınca vazgeçiyor.

Oysa Rabbin terbiyesi çoğu zaman süreç içinde gerçekleşiyor.

Su da tohumu bir gecede ağaca çevirmiyor.

Ama her gün sessizce görevini yapıyor.

“Elhamdülillah” demek yalnızca dilimizle “Allah’a şükür” demek değildir. Nimet hayatımızdayken onu fark etmektir.

Çünkü biz çoğu zaman internet birkaç dakika kesilince hemen fark ediyoruz ama yıllardır kesintisiz nefes aldığımızı fark etmiyoruz.

Telefonun şarjı azalınca endişeleniyoruz ama bedenimizin her gün çalışmasını sıradan görüyoruz.

Musluktan su akmayınca telaşlanıyoruz ama su akarken kaç litreyi boş yere harcadığımızı düşünmüyoruz.

Hamd, nimet kaybolduktan sonra değerini anlamak değildir.

Hamd, sistem çalışırken sistemi görmektir.


“Errahmânirrahîm”: Rahmet Sadece Duygu Değildir

Su yalnızca susuzluğu gidermez.

Toprağa ulaşır, tohumu uyandırır. Bitkinin köklerinden yapraklarına kadar taşınmasına yardım eder. Pek çok maddeyi çözer ve taşıdığı minerallerle canlı sistemlerin işlemesine katkıda bulunur. Suya bazen “evrensel çözücü” denir; bu ifade her şeyi çözdüğü anlamına gelmez, fakat diğer sıvılara kıyasla çok sayıda maddeyi çözebilmesini anlatır. Ayrıca buzun sıvı sudan daha düşük yoğunluğa sahip olması, buzun suyun üzerinde kalmasını sağlar. USGS

Rahmet de böyledir.

Rahmet her zaman büyük ve gösterişli olaylarla karşımıza çıkmaz.

Bazen gece çocuğunun üzerini örten bir annedir.

Bazen yaşlı bir hastanın serumunu sessizce kontrol eden hemşiredir.

Bazen kimsenin görmediği arıtma tesisinde suyun temiz kalması için çalışan görevlidir.

Bazen çalışanının hatasını herkesin içinde yüzüne vurmak yerine onu kenara çekip öğreten yöneticidir.

Bazen de bize “Hayır, bunu yapmamalısın” diyen insandır.

Çünkü rahmet yalnızca hoşumuza giden şeyi vermek değildir. Bazen sınır koymak, yanlışımızı göstermek ve bizi zarardan korumak da rahmettir.

Modern insan merhameti çoğu zaman sadece bir duygu zannediyor. Bir paylaşımı beğenince, üzücü bir görüntünün altına kalp bırakınca görevini yaptığını düşünüyor.

Fakat gerçek rahmet davranışa dönüşür.

Dünya genelinde hâlâ yaklaşık 2,1 milyar insanın güvenli şekilde yönetilen içme suyuna erişemediği bildiriliyor. Yani bizim birkaç saniye içinde ulaştığımız su, milyonlarca aile için hâlâ günlük bir mücadeledir. Dünya Sağlık Örgütü

Öyleyse suya bakıp sadece “Ne güzel yaratılmış” demek yetmez.

O suyu israf etmemek de gerekir.

Kirletmemek gerekir.

Paylaşmak gerekir.

Rahmeti görmek, insana sorumluluk yükler.


“Mâliki Yevmiddîn”: Hiçbir Davranış Sonuçsuz Kalmaz

Su yeryüzünden buharlaşır, atmosfere yükselir ve farklı yollar izleyerek yeniden yeryüzüne döner.

Bu dönüşü doğrudan hesap gününün bilimsel karşılığı olarak göremeyiz. Fakat suyun dolaşımı bize güzel bir gerçeği hatırlatabilir:

Bir şey gözümüzden kayboldu diye tamamen yok olmuş olmaz.

Lavaboya döktüğümüz yağ bizden uzaklaşmış gibi görünür.

Sokağa attığımız plastik gözümüzün önünden gider.

Fabrikanın bıraktığı atık, borudan çıkıp akarsuda kaybolur.

Fakat mesele bitmez.

Yağmur suları asfalt, çatı ve otopark gibi suyu emmeyen yüzeylerden akarken çöpleri, yağları, kimyasalları ve başka kirleticileri toplayıp nehirlere, göllere ve yer altı sularına taşıyabilir. US EPA

İnsan yaptığı bir işin sonucunu hemen görmeyince kendisini sorumsuz zannedebiliyor.

Bir işveren çalışanının hakkını geciktiriyor ama işletmesi devam ettiği için sorun olmadığını düşünüyor.

Bir insan kırıcı bir mesaj gönderiyor, sonra mesajı silince verdiği zararın da silindiğini sanıyor.

Bir üretici hatalı ürünü müşteriye gönderiyor ve “Belki fark etmez” diyor.

Bir kişi sosyal medyada doğruluğunu araştırmadığı bir haberi paylaşıyor; haber yüzlerce kişiye ulaştıktan sonra sessizce gönderiyi kaldırıyor.

Fakat gönderinin silinmesi, bıraktığı etkinin de silindiği anlamına gelmiyor.

“Mâliki yevmiddîn” modern insanın “Kimse görmedi” rahatlığını bozar.

Çünkü mesele insanların görüp görmemesi değildir.

Mesele, yapılan her davranışın bir karşılığının olmasıdır.

Bugün kargo paketinin nerede olduğunu saniye saniye takip ediyoruz. Banka işlemlerimizin kayıtlarını saklıyoruz. Bir ürünün hangi fabrikada ve hangi seri numarasıyla üretildiğini öğrenebiliyoruz.

Fâtiha ise bize ahlaki bir izlenebilirliği hatırlatıyor:

Sözümüzün, kazancımızın, haksızlığımızın ve iyiliğimizin de bir kaydı ve karşılığı vardır.


“İyyâke Na‘budu ve İyyâke Nesteîn”: İnsan Kendi Kendine Yeten Bir Varlık Değildir

Su molekülleri arasında oluşan hidrojen bağları, suyun moleküllerinin birbirine tutunmasına katkıda bulunur. Bu kohezyon; su damlalarının oluşmasında, yüzey geriliminde ve suyun bitki dokuları içinde hareket etmesine yardımcı olan kılcallık olayında etkilidir. USGS

Elbette hidrojen bağları ibadet değildir. Moleküllerin ahlaki bir iradesi yoktur. Fakat suyun birbirine bağlı yapısı, bize bağımlılığımızı düşündürebilir.

Fâtiha’da “Yalnız sana kulluk ederim ve yalnız senden yardım dilerim” demiyoruz.

“Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz” diyoruz. Diyanet Kuran Portalı

Yani daha Allah’ın huzurunda bile yalnız değiliz.

Biz varız.

Modern kültür ise bize sürekli şunu söylüyor:

“Kimseye ihtiyacın yok.”

“Her şeyi tek başına başarabilirsin.”

“Kendi kendine yetmelisin.”

Gerçekte hangimiz kendi kendimize yetiyoruz?

Sabah yediğimiz ekmekte çiftçinin emeği var.

Kullandığımız elektrikte mühendislerin ve teknisyenlerin emeği var.

İçtiğimiz suyun arkasında barajlar, borular, laboratuvarlar ve çalışan insanlar var.

Bir hastaneye girdiğimizde doktorlara, hemşirelere, cihazlara ve ilaç üreticilerine ihtiyaç duyuyoruz.

Kendimizi bağımsız zannediyoruz ama görünmez binlerce bağın içinde yaşıyoruz.

Telefonumuzun şarjı yüzde beşe düşünce hemen priz arıyoruz.

Fakat ruhumuz tükenmeye başladığında ne yapıyoruz?

Bir kahve daha içiyoruz.

Bir video daha açıyoruz.

Bir tatil planlıyoruz.

Bir şeyler satın alıyoruz.

Daha çok çalışıyoruz.

Fakat insanın bütün yorgunluğu uykuyla, bütün boşluğu alışverişle, bütün korkusu parayla giderilemiyor.

“Yalnız senden yardım dileriz” demek, çalışmayı bırakmak değildir.

Çiftçi dua eder ama tohumu da eker.

Hasta dua eder ama tedavisini de takip eder.

Öğrenci dua eder ama dersine de çalışır.

İş insanı dua eder ama hesabını, üretimini ve sözleşmesini düzgün yapar.

Allah’tan yardım istemek, sorumluluktan kaçmak değil; sorumluluğumuzu yerine getirirken gücümüzün sınırlı olduğunu bilmektir.


“İhdina’s-Sırâtal Müstakîm”: Hızdan Önce Yön Gerekir

Bugün yolumuzu bulmak geçmişe göre çok daha kolay.

Navigasyona adresi yazıyoruz. Nereden döneceğimizi, kaç kilometre kaldığını ve hangi yolun yoğun olduğunu öğreniyoruz.

Fakat modern insanın asıl problemi adres bulamamak değil.

Hayatta nereye gittiğini bilememek.

Çok hızlı yaşıyoruz ama doğru yöne gidip gitmediğimizden emin değiliz.

Çok çalışıyoruz ama ne için çalıştığımızı bilmiyoruz.

Çok para kazanıyoruz ama huzurumuz azalıyor.

Binlerce kişi bizi takip ediyor ama yanımızda gerçekten konuşabileceğimiz birkaç insan bile kalmıyor.

Evimiz büyüyor ama aile içindeki mesafe de büyüyor.

Bilgiye ulaşmak kolaylaşıyor ama doğruyla yanlışı ayırmak zorlaşıyor.

Sosyal medya algoritmaları bize bir sonraki videoyu seçiyor.

Reklamlar neye ihtiyacımız olduğunu söylüyor.

Çevremiz nasıl görünmemiz gerektiğini belirliyor.

Kalabalıklar neye kızacağımızı, neyi seveceğimizi ve kimi dışlayacağımızı telkin ediyor.

Fâtiha ise her gün yönümüzü yeniden kontrol ettiriyor:

“Bizi doğru yola ilet.”

Burada önemli bir ayrım daha var:

Su fiziksel şartlara göre akar. İnsan ise ahlaki seçim yapar.

Bu nedenle doğru yol her zaman “en kolay yol” değildir.

Bazen doğru yol, özür dilemektir ve zordur.

Bazen para kazanabileceğimiz bir işten haram veya haksız olduğu için vazgeçmektir.

Bazen herkes sustuğu hâlde adaletsizliğe itiraz etmektir.

Bazen müşteri fark etmeyecek olsa bile hatalı ürünü yeniden üretmektir.

Bazen sevdiğimiz bir insana acı da olsa gerçeği söylemektir.

Bazen de haklı olduğumuz hâlde ilişkiyi kurtarmak için sesimizi alçaltmaktır.

Sırat-ı müstakîm, her zaman zahmetsiz yol değildir.

Doğru olduğu için yürünmesi gereken yoldur.


“Nimet Verdiklerinin Yoluna”: Hangi İnsanların İzinden Gidiyoruz?

Fâtiha’da yalnızca “Bize bir yol göster” demiyoruz.

O yolun kimlerin yolu olduğunu da söylüyoruz:

“Kendilerine nimet verdiklerinin yolu…”

Çünkü insan çoğu zaman fikirlerden önce insanları taklit eder.

Kimleri izliyorsak zamanla onlar gibi düşünmeye başlarız.

Sürekli gösteriş yapan insanları takip edersek hayatı gösteriden ibaret zannederiz.

Sürekli öfkeli insanları dinlersek öfkeyi cesaret sanırız.

Sadece zenginliği başarı sayan insanları örnek alırsak karakteri, adaleti ve merhameti ikinci plana atarız.

Fâtiha bize şu soruyu sordurur:

Ben kimin yolundayım?

Bilgisi kendisini kibirli yapanın mı, bilgisiyle insanlara fayda sağlayanın mı?

Gücüyle insanları ezenin mi, gücünü korumak için kullananın mı?

Zenginliğini gösterişe çevirenin mi, imkânını paylaşanın mı?

Hata yaptığında suçu başkasına atanların mı, sorumluluğunu kabul edenlerin mi?

Modern dünyada “takip etmek” artık yalnızca mecaz değildir. Gerçekten insanları takip ediyoruz. Her gün onların hayatlarını, alışverişlerini, düşüncelerini ve tepkilerini izliyoruz.

Bu yüzden Fâtiha’nın yol duası bugün daha da önemlidir.

Çünkü takip ettiğimiz herkes, farkında olmasak da bizi bir yere götürüyor.


“Gazaba Uğrayanların ve Sapmışların Yoluna Değil”: Su Değil, İnsan Yolunu Bozar

Kirlenmiş suya “gazaba uğramış su”, sele de “sapmış su” demek doğru değildir.

Çünkü suyun ahlaki sorumluluğu yoktur.

Su kendisine verilen fiziksel şartlara göre hareket eder.

Asıl soru şudur:

Suyu kim kirletti?

Dere yatağına kim bina yaptı?

Toprağın suyu emeceği alanları kim betonla kapladı?

Yağmur suyunun geçeceği kanalları kim daralttı?

Çöpleri ve kimyasalları kim doğaya bıraktı?

Şehirleşmeyle birlikte asfalt, çatı ve beton gibi geçirimsiz yüzeyler arttıkça suyun toprağa sızması azalır; yüzey akışı daha hızlı ve daha fazla hâle gelebilir. Bu akış kirleticileri de beraberinde taşıyabilir. US EPA

Bazen su yolunu kaybetmez.

Biz suyun yolunu kapatırız.

Sonra meydana gelen taşkın karşısında suyu suçlarız.

İnsan hayatında da benzer bir durum vardır.

Eşimizle konuşmayı bırakır, sonra “Evliliğimizde sevgi kalmadı” deriz.

Kazanmadan harcar, sonra “Para bereketsiz” deriz.

Çocuğumuza vakit ayırmaz, sonra “Beni neden dinlemiyor?” diye şaşırırız.

Doğruluğunu araştırmadan her bilgiyi tüketir, sonra zihnimizin karışmasından şikâyet ederiz.

Üretimde hatayı düzeltmeyip müşteriye gönderir, sonra markaya güven azaldığında piyasayı suçlarız.

Fâtiha bize yalnızca doğru yolu göstermiyor.

Yanlış yolların sonuçlarını da hatırlatıyor.

Çünkü yol dediğimiz şey sadece üzerinde yürüdüğümüz zemin değildir.

Yol; her gün tekrarladığımız tercihlerdir.

Bir insan bir anda kaybolmaz.

Küçük yanlışları sürekli tekrarlayarak yönünü kaybeder.

Aynı şekilde bir insan bir anda doğru insan hâline de gelmez.

Küçük ama doğru tercihleri tekrar ederek istikamet kazanır.


Bir Bardak Su, Yedi Soru

Bir dahaki sefere elimize bir bardak su aldığımızda, sadece susuzluğumuzu gidermeyelim.

Kendimize şu soruları da soralım:

Bugün yaptığım işlere hangi niyetle başlıyorum?

Hayatımda sıradanlaştırdığım hangi nimetler var?

Allah’ın bana gösterdiği rahmeti bugün kime taşıyabilirim?

Bugün yaptığım hangi davranışın hesabını vermekte zorlanırım?

Gerçekten kimden ve neden yardım bekliyorum?

Hızla koştuğum bu yol beni nereye götürüyor?

Takip ettiğim insanlar beni nimet verilenlerin yoluna mı, yoksa yanlış bir yöne mi taşıyor?

Belki o zaman su yalnızca bedenimizi değil, düşüncemizi de uyandırır.


Sonuç: Su Bedene, Fâtiha Bilince Hayat Verir

Su olmadan beden hayatını sürdüremez.

Fâtiha’nın mesajı olmadan da insan yaşayabilir; çalışabilir, kazanabilir, tüketebilir, seyahat edebilir, hatta dışarıdan çok başarılı görünebilir.

Fakat nereye gittiğini bilmeden yaşayabilir.

Nimetin sahibini unutabilir.

Kendisini yeterli zannedebilir.

Hesabı görmezden gelebilir.

Yanlış bir yolu başarı sanabilir.

Modern insanın susuzluğu yalnızca bedeninde değildir.

Anlam susuzluğu vardır.

Güven susuzluğu vardır.

Merhamet susuzluğu vardır.

Doğru yön susuzluğu vardır.

Fâtiha işte tam burada bize seslenir:

Başlangıcını düzelt.

Nimetin sahibini tanı.

Rahmeti fark et ve rahmet taşı.

Hesabı unutma.

Kulluğunu ve muhtaçlığını kabul et.

Her gün yeniden doğru yolu iste.

Ve yürüdüğün insanların kimler olduğuna dikkat et.

Bir bardak suyun karşısında durup bunları düşünebilirsek, artık yalnızca su içmiş olmayız.

Nimeti görürüz.

Kendimizi görürüz.

Yolumuzu görürüz.

Ve bize hem suyu hem de hidayeti veren Rabbimizi hatırlarız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir