Fâtiha Suresi ile Atom Arasındaki İlişki

Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyoruz. Mesajlar, haberler, yetişecek işler… Daha yataktan kalkmadan zihnimiz kalabalıklaşıyor. Telefonun şarjı yüzde ona düşünce hemen priz arıyoruz. Peki gün boyunca bizi yönlendiren öfkeyi, kaygıyı, hırsı ne zaman fark ediyoruz?

Fâtiha’yı bu hayatın içinde düşünelim. Okuduğumuz ayetlerin alışverişimize, çalışmamıza, evdeki konuşmalarımıza nasıl yön verebileceğine bakalım. Bunu yaparken gözle göremediğimiz kadar küçük bir dünyadan, atomdan da yararlanabiliriz.

Fâtiha ile atom arasında kuracağımız bağ, varlıktaki düzen üzerine düşünmemize yardımcı olan bir benzetmedir. Ayetleri fizik formülleriyle eşleştirmek, her parçacığa bir ayet atamak bilimsel olarak gösterilmiş bir ilişki değildir. Atomun yapısını bilimden öğrenir, bu bilgi üzerinde inancımızla düşünürüz.

Atom bize ne anlatır

İçtiğimiz su, oturduğumuz sandalye, bedenimiz ve elimizdeki telefon atomlardan oluşur. Atomun merkezinde bir çekirdek bulunur. Çekirdekte protonlar, çoğu atom türünde de nötronlar vardır. Elektronlar ise çekirdeğin çevresindeki kuantum durumlarında bulunur. Ders kitaplarında gördüğümüz çemberler, onların gezegenler gibi kesin çizilmiş yollarda döndüğü anlamına gelmez.

Bu küçük dünyada elektriksel etkileşimler ve çekirdeği bir arada tutan nükleer etkileşimler rol oynar. Ancak parçacıkların merhamet göstermesi, öfkelenmesi veya ahlaki seçim yapması söz konusu değildir. Radyoaktif bozunma da kararsız çekirdeklerin fiziksel dönüşümüdür; bir suçun cezası değildir.

İnsan ise kararlarından sorumludur. Bu ayrımı koruyarak şu soruyu sorabiliriz: Maddenin yapısını anlamak için gösterdiğimiz dikkati, kendi davranışlarımızı anlamak için de gösteriyor muyuz?

Besmele ve yaptığımız işin niyeti

Bir işe Allah’ın adıyla başlamak, o işin nasıl yapılacağı üzerinde de düşünmeyi gerektirir. Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adını anarken, davranışlarımızda merhametin bir karşılığı olmasını bekleriz.

Mesela telefonumuza bizi kızdıran bir mesaj geliyor. Hemen cevap yazıyoruz. Sonra bir cümle daha ekliyoruz; karşı taraf biraz daha incinsin istiyoruz. Gönder tuşuna basmadan önce besmelenin anlamını hatırlasak, belki o mesajın yarısını sileriz.

Bir üretici olarak işe başlarken de aynı sorumluluk var. Müşterinin görmeyeceği yerdeki kusuru biz görüyoruz. Ürünü o hâliyle göndermek kolayımıza gelebilir. Fakat Allah’ın adını anarak başladığımız iş, o kusuru gidermemizi de gerektirir.

Atomdaki etkileşimlerin belirli fiziksel koşulları vardır. Bizim işlerimizin de niyeti ve yöntemi vardır. Besmele, daha başlangıçta yaptığımız işin ahlaki yönünü düşünmeye çağırır.

Hamd ve hayatımızı mümkün kılan imkânlar

Fâtiha’da Allah’ı âlemlerin Rabbi olarak anarız. Bu ifade üzerinde düşünürken bakışımızı gökyüzüne de çevirebiliriz, bedenimizi oluşturan küçük yapılara da.

Gerçek hayattan bir örnek düşünelim. MR cihazı, vücuttaki özellikle su moleküllerinde bulunan hidrojen çekirdeklerinin manyetik özelliklerinden yararlanarak görüntü oluşturur. Gözle göremediğimiz ölçekteki özellikleri araştıran bilim insanları sayesinde doktorlar bedenimizin içindeki dokuları inceleyebilir.

Burada araştırmacının emeğini, mühendisin bilgisini, hekimin tecrübesini takdir ederiz. İnanan insan, bütün bunların üzerinde gerçekleştiği varlık imkânını da düşünür. Araştırılabilecek bir dünya, öğrenebilen bir zihin ve kullanılabilecek malzemeler vardır.

Hamd, başarılarımızı değerlendirirken bu genişliği hatırlamaktır. Çalıştık, emek verdik, kazandık. Fakat nefesimizi, bedenimizin bütün işleyişini ve yaşadığımız dünyanın imkânlarını kendimiz kurmadık. Bunu fark etmek, emeğimizi küçültmeden kibrimizi azaltabilir.

Rahmet ve gücümüzü kullanma biçimimiz

Rahmân ve Rahîm isimlerini anmak, başkalarına davranışımızı gözden geçirmek için bir vesiledir. Özellikle de gücümüzün yettiği insanlara nasıl davrandığımızı.

Çocuğumuz bir bardak kırdı diyelim. Bardak gitti. Bağırdığımızda yerine yenisi gelmeyecek. Üstelik çocuk, yaptığı hatayı bir dahaki sefere bizden saklamayı öğrenebilir. Önce eline bir şey olup olmadığına bakmak, sonra birlikte temizlemek ve dikkat etmesini anlatmak mümkün.

İş yerinde de hata olabilir. Merhamet, hatayı görmezden gelmeyi gerektirmez. Yanlışın nedenini anlamayı, zararını gidermeyi ve tekrarını önlemeyi gerektirir. Bir insanı herkesin önünde küçük düşürmeden de sorumluluk isteyebiliriz.

Atomun parçacıkları ahlaki kararlar vermez. Biz veririz. Bu yüzden varlıktaki düzeni hayranlıkla seyrettikten sonra kendi ilişkilerimize dönmemiz gerekir. Bilgimiz ve yetkimiz arttıkça, bunları nasıl kullandığımızın önemi de artar.

Hesap günü ve görünmeyen sorumluluklarımız

Hesap gününün sahibini anmak, yaptıklarımızın Allah katında karşılıksız kalmayacağını hatırlatır. İnsanların görmediği davranışlarımız da bu sorumluluğa dahildir.

Bir çalışan iş saatinin bir bölümünü sürekli kişisel işleriyle geçiriyor, bıraktığı işi arkadaşları tamamlıyorsa burada başkasının emeği de vardır. Bir işveren de üzerinde anlaşılan emeğin karşılığını geciktiriyor veya çalışanın hakkını gözetmiyorsa aynı sorumlulukla yüzleşir. Fâtiha’yı okurken kendimize hangi taraftan baktığımız önemlidir.

Sosyal medyada da benzer bir durum var. Bir iddiayı doğrulamadan paylaşıyoruz. Ardından yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Paylaşımı silmek kolay; onu görüp başka insanlara aktaranlara ulaşmak daha zor. Bazen birkaç saniyelik davranışımız başkasının itibarında uzun süre kalan bir iz bırakabiliyor.

Atom düzeyindeki olayların fiziksel sonuçlarını araştırırız. Kendi davranışlarımızın insanlar üzerindeki sonuçlarını da düşünmeliyiz. Ahiret hesabı, dünyada her sonucu hemen göremesek bile sorumluluğumuzun sürdüğünü hatırlatır.

Kulluk ve hayatımızda söz sahibi olan şeyler

“Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” dediğimizde yönelişimizi ifade ederiz. Sonra günlük kararlarımıza bakabiliriz: Gerçekte bizi en çok ne yönlendiriyor?

Bir ürün satarken dürüst kalmak istiyoruz. Fakat satış kaçmasın diye üründe olmayan bir özelliği varmış gibi anlatıyoruz. O anda kazanç isteğimiz, doğru bildiğimiz davranışın önüne geçmiş oluyor.

Ya da bir paylaşım yapıyoruz; beklediğimiz ilgiyi görmeyince bütün gün moralimiz bozuluyor. İnsanların takdirini önemsemek anlaşılır bir şey. Fakat değerimizi bütünüyle o takdire bağladığımızda yoruluyoruz. Telefonu masaya bırakıyoruz, zihnimiz hâlâ beğeni sayısını kontrol ediyor.

Allah’tan yardım istemek, yapabileceğimiz işleri bırakmak anlamına gelmez. Öğrenir, çalışır, gerektiğinde bilen birine danışırız. Kulluk bilinci, bütün bu çabanın içinde neye bağlı kaldığımızı sorgulamamıza yardım eder. Kazanç da takdir de hayatımızda yer bulabilir; bunlar uğruna hakkı çiğnememeyi öğrenmemiz gerekir.

Doğru yol ve yönümüzü yeniden değerlendirmek

“Bizi dosdoğru yola ilet” duasını tekrar tekrar okuyoruz. Çünkü doğruyu bilmeye, seçim yapmaya ve bazen yanıldığımızı kabul etmeye ihtiyacımız var.

Navigasyonda yanlış sokağa girdiğimizde cihaz yeni bir yol hesaplar. Biz de hatamızı anlayınca yön değiştirebiliriz. Fakat günlük hayatta bunu yapmak bazen daha zor gelir. Bir tartışmada haksız olduğumuzu fark eder, yine de son sözü söylemek isteriz. Özür dilemek birkaç saniye sürecekken küslüğü haftalarca taşıyabiliriz.

Bu dua bize kendi hükmümüzü de gözden geçirecek bir açıklık kazandırabilir. Dinlerken anlamaya çalışmak, yeni bir bilgi karşısında önceki kanaatimizi yeniden değerlendirmek, zarar verdiysek telafiye yönelmek… Doğru yolu aramak böyle somut davranışlarla hayatımıza girer.

Burada atom benzetmesinin sınırı da açıktır. Elektron ahlaki bir yol seçmez; davranışı kuantum fiziğiyle açıklanır. Biz ise verdiğimiz kararları değerlendirebilir, yanlışımızı kabul edip başka türlü davranabiliriz.

Nimet verilenlerin yolu ve seçtiğimiz örnekler

Fâtiha’nın son ayetinde kendilerine nimet verilenlerin yolunu ister, gazaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin yolundan uzak tutulmayı dileriz. Bu dua, nasıl bir hayatı örnek aldığımızı düşünmemize de vesile olur.

Sosyal medyada kimi izliyoruz? Başarısını anlatan birinin yöntemini de merak ediyor muyuz? Çok kazanmış olabilir; peki bunu yaparken insanların hakkını gözetmiş mi?

Bir çocuğa yalnızca “Yüksek not al” dediğimizde, notun nasıl alındığını ikinci plana itebiliriz. “Dürüstçe çalış, anlamadığını sor, öğrendiğini kullan” dediğimizde ise ona daha geniş bir hedef gösteririz. Yetişkinler olarak kendi başarı anlayışımızı da aynı şekilde değerlendirebiliriz.

Nimetin farkına varmak, sahip olduklarımızla ne yaptığımızı düşünmeyi gerektirir. Bilgimiz bir insanın işini kolaylaştırıyor mu? Kazancımızda başkalarının hakkını gözetiyor muyuz? Evimizde bize güvenenler, yanımızda kendilerini güvende hissediyor mu?

Fâtiha okuduktan sonra hayatımıza dönmek

Bir atom hakkında öğrendiğimiz bilgi, kullandığımız eşyalara ve bedenimize daha dikkatli bakmamızı sağlayabilir. Fâtiha üzerinde düşünmek de günlük kararlarımızı daha dikkatli vermemize yardımcı olabilir. Bu iki alan arasındaki benzetmenin değeri, bizde uyandırdığı düşüncededir.

Bugün bunun küçük bir karşılığını verebiliriz. Göndereceğimiz kırıcı mesajı yeniden yazabiliriz. İşimizde bildiğimiz bir kusuru düzeltebilir, birinin emeğini teslim edebiliriz. Haksız olduğumuz bir konuşmayı hatırlayıp özür dileyebiliriz.

Fâtiha’yı bitirirken söylediğimiz “âmin”den sonra hayat devam ediyor. Önümüzde yine insanlar, işler, tercihler var. Bir sonraki tercihimizde okuduğumuz duayı hatırlamak için yeni bir fırsat buluyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir