İyiliği emret ! kötülükten alıkoy !
“Küntüm hayre ümmetin uhricet lin-nâs; te’murûne bil-ma’rûfi ve tenhevne anil-münkeri ve tü’minûne billâh…”
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; ma’rufu emreder, münkerden alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz.”
Bu cümleyi çoğu zaman bir övülme, bir paye, bir kimlik kartı gibi okuyoruz. Oysa ayet aslında “sizi öven” bir cümle olduğu kadar, “sizi şartlandıran” bir cümledir. Yani “böyle olduğunuz sürece hayırlısınız” diyor.
1. “Hayırlı ümmet” ne demek? Unvan mı, görev mi?
Ayetin başında gelen ifade çok kritik:
“Küntüm hayre ümmetin uhricet lin-nâs…”
Yani:
-
Siz, insanlık için çıkarılmış, sahneye sürülmüş bir ümmetsiniz.
-
Kendinize değil, insanlığa çalışmak üzere var edilmiş bir topluluksunuz.
-
Hayrınız, sadece kendi cemaatinize, kendi grubunuza, kendi mahallenize yaptığınız hizmetle ölçülmüyor; insanlığa ne taşıdığınızla ölçülüyor.
Bu “hayırlı ümmet” ifadesi bir övgü cümlesi gibi görünebilir ama aslında bir şartlı cümle:
“Ma’rufu emreder, münkerden nehyeder ve Allah’a iman ederseniz, hayırlı bir ümmet olursunuz.”
Yani üç şart var:
-
Ma’rufu emretmek (iyi olanı, doğru olanı, faydalı olanı ortaya koymak, önermek, teşvik etmek),
-
Münkerden nehyetmek (yanlışa, çirkine, zulme karşı durmak, engellemeye çalışmak),
-
Allah’a iman etmek (ama sadece dille değil, bu iki görevi doğuran bir iman).
Bu üçü bir araya gelmeyince, “biz hayırlı ümmetiz” cümlesi sadece sloganda kalır.
2. Emr-i bil ma’ruf – Nehy-i anil münker: Toplumun bağışıklık sistemi
AIDS ne yapıyor?
İnsanın vücudundaki bağışıklık sistemini çökertiyor; direnci yok edince, en küçük mikrop bile adamı yere seriyor.
İşte emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil münker de toplumun manevî bağışıklık sistemidir. Bu sistem çöktüğünde:
-
Yalan, rüşvet, torpil, haksızlık, zulüm, fuhşiyat, israf…
-
Toplumun her yerine hızla yayılıyor.
-
Kimse “ya bu yanlış” demiyorsa, kimse “bu böyle gitmez” demiyorsa, kimse “bu yaptığın kul hakkı” demiyorsa, artık o toplum her türlü mikropa açık hale gelmiş demektir.
Bak Enfâl 25 tam da bunu söylüyor:
“Öyle bir fitneden sakının ki, aranızdan sadece zulmedenlere inmekle kalmaz; (iyileri de kapsar).”
Yani:
Eğer iyiler susarsa, kötülüğün faturası sadece kötülere kesilmiyor.
Sessiz kalan, aldırmayan, “aman bana dokunmasın da” diyen herkes bu çöküşün altında kalıyor.
Bugünün dünyasına çevir:
-
Sosyal medyada şer, rezalet, iftira, hakaret, linç, dalga geçme, alay, haram normalleşmiş.
-
Mahallede zulüm var, iş yerinde mobbing var, okulda zorbalık var, ailede haksızlık var…
-
Ve bir kitle var: “Bana dokunmuyor, susayım, karışmayayım, hayatıma bakayım” diyen.
İşte o suskun kitle, toplumun bağışıklık sistemini çökerten asıl kırılma noktasıdır.
3. Hadisteki üç basamak: El, dil, kalp
Şu hadis, bu bağışıklık mekanizmasının işleyiş planı gibi:
“Sizden biriniz bir kötülük gördüğünde, gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu, imanın en zayıf derecesidir.”
Dikkat et:
-
El ile müdahale:
Bu, hukukun, yetkinin, fiilî gücün devreye girdiği alan. Devlet, kurum, yönetici, imkân sahibi, amir, baba, anne, öğretmen…
Yani yetkisi olan, imkânı olan, sistemi değiştirebilen kim varsa, elini kıpırdatmak zorunda. -
Dil ile müdahale:
Uyarı, nasihat, anlatmak, ikaz etmek, yazmak, konuşmak, hatırlatmak…
Kırmadan, dökmeden ama net, açık, tavizsiz bir dille. -
Kalp ile buğz:
En alt sınır.
“Ben bu işin yanlış olduğunu biliyorum ve içimden onaylamıyorum” demek.
Ama bu da gizli iman değil: İçinde buğz ederken, en azından “yanlışa ortak olmamak, alkışlamamak, yaymamak, normalleştirmemek” gerekir.
Hadisin devamındaki “bundan ötesi imandan değildir” vurgusu, aslında şunu söylüyor:
Eğer artık kötülüğe kalben bile rahatsız olmuyorsan, günah seni rahatsız etmiyorsa, batıla, zulme, ahlaksızlığa karşı için sızlamıyorsa, orada imana dair damarlar kurumuş demektir.
4. “Günaha aldırmamak, günah işlemekten beterdir” ne demek?
“Günaha aldırmamak, günah işlemekten bin beterdir.”
Neden?
-
Günah işleyen, en azından “yanlış yaptım” diyebilir.
-
Ama günaha aldırmayan, yanlışla beraber yaşamaya razı olmuş demektir.
Bir insan:
-
Yalana aldırmıyorsa,
-
Zulme dokunmuyorsa,
-
Fuhşa, adaletsizliğe, haksızlığa, kul hakkına “yapacak bir şey yok, hayat böyle” gözüyle bakıyorsa,
Aslında zihninde ve kalbinde şunu yapmış olur:
-
İyilikle kötülük arasındaki çizgiyi silmiştir,
-
Hakkı ve batılı aynı kefeye koymuştur,
-
Mazlumla zalimi eşitlemiştir.
Halbuki:
-
Her zalim, bir mazlumun katilidir.
-
Her batıl, bir hakikatin yokluğudur.
-
Her karanlık, bir ışığın örtülmesidir.
Bu yüzden kötülüğe aldırmamak, kötülüğü bizzat işlemekten daha tehlikeli bir hale gelebiliyor. Çünkü aldırmayan, kötülüğün yayılmasına alan açıyor.
5. Hisbe – İhtisap – Ahi’lik: Sivil otokontrolün tarihi
İslam tarihinde emr-i bil ma’ruf, nehy-i anil münker sadece “devlete havale edilmiş” bir görev değil.
-
“Hisbe / İhtisap” müessesesi ile
-
Çarşıyı, pazarı, ticareti, ahlakı, ölçü-tartıyı, hileyi, aldatmayı, yani günlük hayatı kontrol eden sivil bir yapı kurulmuş.
-
-
Osmanlı’da Ahi’lik ve lonca sistemi de bu mantıkla işlemiş:
-
Esnaf sadece mal satmıyor, aynı zamanda ahlak satıyor.
-
Bir esnaf, bir tüccar, bir sanatkâr 40 ahlaki şartı taşımadan o halka içine tam alınmıyor.
-
Bugüne uyarlayalım:
-
Sosyal medyada, iş yerinde, okulda, mahallede, ailede, cemaatte, kulüpte, dernekte, vakıfta…
Emr-i bil ma’ruf, nehy-i anil münker yapan küçük ama diri topluluklar olmadıkça, toplumun geneli toparlanmıyor.
Bu yüzden Âl-i İmrân 104. ayet başka bir şeyi daha söylüyor:
“İçinizden bir topluluk bulunsun ki, hayra çağırsın, ma’rufu emretsin, münkerden nehyetsin…”
Yani:
-
Tüm ümmet yozlaşsa bile,
-
İçinden çıkacak diri bir grup, baharın habercisi kır çiçekleri gibi olacak,
-
O ölü toprağın altından yeni bir hayat filizlenecek.
“O topluluk, ölü bir ümmetin yeniden dirilişinin mayasıdır.”
6. Ehli kitap uyarısı: Onlar nasıl çöktü, biz nereye gidiyoruz?
Ayetin devamı da çok çarpıcı:
“Ve lev âmene ehlu’l-kitâbi le-kâne hayran lehüm. Minhümü’l-mü’minûne ve ekseruhumu’l-fâsıkûn.”
Ne diyor?
-
Ehli kitap iman etseydi, bu onların hayrına olurdu.
-
İçlerinde iman edenler var, ama çoğu yoldan çıkmış fasıktır.
Peygamberimiz’in tespitiyle:
-
İsrailoğulları, önce kitap ehli Müslüman bir ümmet idi.
-
Neden çöktüler?
Çünkü emr-i bil ma’ruf, nehy-i anil münkeri terk ettiler:-
Yanlışa ses çıkarmadılar,
-
Zalimi düzeltmeye kalkmadılar,
-
Birbirlerini günah içinde uyarmaktan vazgeçtiler.
-
Bugün Kur’an ehli olduğunu söyleyip:
-
Kur’an’a iman ettiğini iddia ettiği halde,
-
Kötülüğe karşı duyarsız olan,
-
İyiliği yaymak için bedel ödemeyi göze almayan,
-
Günahı normalleştiren, haramı “çağın gereği” diye makyajlayan,
herkes, bu ayetin “ehli kitap uyarısının” altına giriyor.
Yani Kur’an bize şunu diyor:
“Sen de kitabına, tıpkı onlardan bazılarının Tevrat’a ve İncil’e davrandığı gibi davranırsan;
Ayetleri okur ama hayatına taşımazsan;
Hakkı bilip batıla engel olmaya kalkmazsan;
Sen de aynı akıbete yürüyorsun demektir.”
7. Günümüz insanına somut mesaj: Ben ne yapacağım?
Şimdi “güzel konuştuk da, ben ne yapacağım?” diye soranlara birkaç somut başlıkla bitirelim:
-
Kendi çevrenden başla:
Aile içi haksızlıklara, ticaretteki hileye, iş yerindeki zulme, okulda gördüğün zorbalığa karşı-
En azından “bu yanlış” demeyi öğren.
-
Sustum, gördüm, geçtim demek, kalbi öldürür.
-
-
Dilinle şahitlik yap:
Bazen hukuk elini bağlayabilir, şartlar elini kolunu kısıtlayabilir;
Ama dilin, kalemin, yazın, sözün, duruşun vardır.
İyiyi anlat, kötüyü ifşa et (iftira değil, hakikati).
Sustukça, kötülüğü büyütmüş olursun. -
Kalbini koru:
Eğer hiçbir şey yapamıyorsan bile:-
Günaha, zulme, batıla içinden buğz et,
-
Alkışlama, eğlence malzemesi yapma, paylaşıp yayma, normalleştirme.
-
-
Küçük ama diri bir halkaya dahil ol:
Bir ders halkası, bir ilim grubu, bir ahlak meclisi, bir hizmet ekibi…
Diri insanlar birbirini görmeden, birbirini uyarmadan, birbirini beslemeden, bu çağın fırtınasında tek başına kalmak çok zor. -
İmanını zincirsiz bırak:
İman, kalbe kilitlenmiş, zincire vurulmuş, hiç hayata karışmayan bir duygu deposu değildir.-
Allah’a iman ediyorsan,
-
O’nun “doğru” dediğine doğru, “yanlış” dediğine yanlış diyebilmelisin.
Aksi halde bu iman, iktidarsız bir iman olur.
-
Toparlayalım:
-
Âl-i İmrân 110, bize bir kimlik kartı dağıtmıyor;
Bize bir sorumluluk sözleşmesi okuyor. -
“Hayırlı ümmet” unvanı, otomatik, değişmez, garanti bir etiket değil;
Her nesilde, her şehirde, her evde, her kalpte yeniden kazanılması gereken bir vasıf. -
Emr-i bil ma’ruf, nehy-i anil münker
-
Slogan değil,
-
Sosyal bağışıklık sistemidir.
-
Bu sistem çöktüğünde, toplum sosyal AIDS olur:
Mikroplar değil, dirençsizlik öldürür.
Ve en sonda, herkes kendine şu soruyu sormalı:
“Ben, iyiliği emreden ve kötülüğü engellemeye çalışan o diriltici topluluktan mıyım,
yoksa her şeyi görüp susan, normalleştiren, içine atan o sessiz kalabalıktan mı?”
