Heva (İstek) ve Heves (arzuların) ilah edinilmesi

Dersin resimli özet pdf dosyasını indirmek için tıklayınız.

Değerli dostlar,

İnsanın içinde bir fırtına vardır. Sessiz duran, görünmeyen, ama en büyük gemileri devirebilecek güçte bir fırtına. Kur’an bu fırtınaya bir isim veriyor: heva. Arzu, istek, nefsin “şunu istiyorum” diye bağıran yüzü.

Ama dikkat edin; heva yaratılışımızın düşmanı değildir. Düşman, hevanın ilahlaşmasıdır.

Ve ben bugün burada şöyle dua ediyorum:
“Rabbim… hevamı, isteğimi, arzularımı ilah edinip bilincimin kapanmasından Sana sığınıyorum.”

Çünkü insan neyi en çok isterse, ilahı odur.
Sana “en çok neyi istiyorsun?” diye sorduğumda aslında ilahını sormuş olurum. Çünkü insanın bilinci en çok bağlandığı şeye doğru eğilir; bazen kırılır, bazen körleşir, bazen sağırlaşır.

Kur’an bunu nasıl anlatıyor?
Câsiye Suresi 23. ayet şöyle seslenir:

“Hevasını ilah edinen kişiyi gördün mü?
Allah onu bilgisi olduğu halde sapkınlıkta bırakır;
kulaklarını mühürler, kalbini mühürler, gözlerine perde çeker.”

Bu ayeti okuduğunuzda sahne şöyle canlanır:
Bir insan var, yürür ama aslında yürümüyor. Görür ama görmüyor. Duyar ama duymuyor. Çünkü arzu, artık bir tercih değil, bir tanrıya dönüşmüş.

İşte nefis budur: İstek üretme sistemi.
Nefis kötü değildir. Ama şişerse; o zaman insanlar arasında duyarız:
“Egosu şişmiş.”
“Nefsine yenik düşmüş.”
“Burnu havalarda.”
“Değişmiş bu, artık kibirli.”

Demek ki nefis ilahlaşınca davranışlar bozuluyor. Mizan yani denge kayıyor. Ve o andan itibaren insanın hayatında karanlık bir zincir oluşuyor:
Bencillik, kibir, hırs, kıskançlık, haset, şehvet, müsriflik, cimrilik, tembellik, cesaretsizlik, zulüm, gıybet, fitne…

Hepsi aynı kökten yükseliyor:
Aşırı istek.
İlahlaşmış arzu.
Köleleşmiş bilinç.

Şimdi sizi Kur’an’daki en çarpıcı sahnelerden birine götürmek istiyorum.
Kehf Suresi’nde iki adamdan bahsedilir. Ve bu sahne öyle bir sahnedir ki, bugün yaşayan herkesin aynasıdır.

Birini düşünün…
Bağları var.
Irmakları var.
Meyveleri var.
Bir eliyle altına, bir eliyle güce tutunmuş.
Ve bağının ortasında gezerken şöyle diyor:

“Bu bağ asla yok olmaz.”
“Kıyamet kopacağını da sanmıyorum.”
“Kopsa bile orada da daha iyisi beni bulur.”

Ne yaptı bu adam?
Hevasını ilahlaştırdı.
Servetini aklının yerine koydu.
Mülkünü kendisine güven kapısı yaptı.
Doymazlığını ilah yaptı.

Arkadaşı ona şöyle sesleniyor, adeta bugün bize sesleniyor:
“Seni topraktan yaratan, nutfeden yaratan, seni bir adam biçimine koyan Rabbine nankörlük mü ettin?”

Düşünün…
Bir insanın bütün serüveni iki kelime arasında başlıyor ve bitiyor:
“Toprak” ve “Nankörlük.”
Bir taraf yaratılışın tevazusu, diğer taraf hevanın kibri.

Arkadaşı devam ediyor:
“Bağına girdiğinde şöyle demen gerekmez miydi:
Maşallah… kuvvet yalnız Allah’tandır.”

Ama o adam başka bir şeye iman etmişti:
Kendi gücüne.
Kendi malına.
Kendi arzusuna.

Sonra ne oldu?
Bir sabah uyandı ve bağı çökmüş…
Suyu çekilmiş…
Meyveler yok olmuş…
Sadece bir enkaz var.
Ve o adam ellerini dizlerine vurup şöyle diyor:
“Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım!”

İlah dediği ona ihanet etti.
İstek dediği onu yıktı.
Heva dediği onu kör etti.

Ve sahne burada bitmiyor. Kur’an bir cümle daha ekliyor:
“Orada velayet yalnız Allah’ındır.”
Yani o kötülükten, o aşırı arzudan, o bağımlılıktan, o körleşmeden seni kurtarabilecek tek otorite, tek güç, tek dost Allah’tır.

İnsanların hayatında ne zaman kalbi tıkanırsa…
İstekler büyür.
Dünya süsleri parlamaya başlar.
Mal ve evlat gözde büyür.
Hayat bir oyuncak gibi görünür.

Kur’an ne diyor?
“Mal ve evlat dünya hayatının süsüdür.
Kalıcı olan ise salih amellerdir.”

Bugün kaç insan bu ayetin içine sıkışmış halde?
Evlatlarını ilah edinenler…
Parayı ilah edinenler…
İmajını, kariyerini, bedenini, hırsını ilah edinenler…
Bir isteğe köle olup bütün kapıları kapatanlar…

Bakın, dünya aynı kalmıyor.
Kehf’te şöyle denilir:
“Bitkiler rüzgarın savurduğu çöp kırıntısına döner.”

Bir rüzgar eser…
Bir hastalık gelir…
Bir iflas olur…
Bir trafik kazası olur…
Bir ihanet olur…
Ve insan anlar:
Süslendiği şeyler aslında avuç içi kadarmış.

İşte bu yüzden dua ettim:
“Rabbim hevamı, arzularımı büyütüp beni ilahsız bırakmasın.”
Çünkü hevanın ilah olduğu yerde insan yok olur.

Sözün özü şu:
Hevana sahip ol, ama hevan seni sahiplenmesin.
İsteğin olsun, ama isteğin seni yönetmesin.
Arzun olsun, ama arzun ilahın olmasın.

Çünkü Kur’an’ın tüm mesajı bir cümlede özetlenebilir:
İnsanı ancak Allah özgür kılar.
Heva ise insanı köle yapar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir