Allah’ın mühürlemesi, kendini o konuda kitleme
Allah’ın mühürlemesi keyfî bir cezalandırma değil; insanın kendi tercihleriyle işleyen ilahî yasanın sonucudur.
Yani insan hakikate karşı sürekli kapalı kalırsa, gördüğünü inkâr eder, duyduğunu reddeder, düşündüğünü sorgulamazsa; zamanla kalbi, aklı, bilinci o konuda kapanır. Kur’an buna “mühürlenme” der.
Buradaki mühür şudur:
İnsan önce bir hüküm verir.
Sonra o hükme bağlanır.
Sonra o hükmü korumaya başlar.
Sonra gerçeği değil, kendi kararını savunur.
En sonunda hakikat karşısına çıksa bile onu göremez hale gelir.
Bu yüzden küfür, sadece “Allah yok” demek değildir. Küfür, hakikatin üzerini örtmektir. İnsan bazen gerçeği bildiği halde örter. Bazen de daha önce verdiği yanlış hükümler yüzünden gerçeği artık göremez.
Mesela bir insan şöyle der:
“Ben bunu zaten biliyorum.”
“Bu kesin yanlıştır.”
“Benim fikrim değişmez.”
“Ne söylenirse söylensin kabul etmem.”
İşte bu cümleler insanın kendi aklına vurduğu kilit olabilir.
Allah sistemi yaratmıştır. Beyin, kalp, bilinç, alışkanlık, şartlanma, tercih ve sonuç yasasını Allah yaratmıştır. İnsan seçim yapar; seçim tekrarlandıkça karaktere dönüşür. Karakter de insanın görme biçimini belirler.
Bu yüzden Kur’an sürekli insana şunu söyler:
Düşün.
Aklet.
Dinle.
Bak.
Oku.
Kendini kesin hükümlere hapsetme.
Çünkü insanın en büyük perdelerinden biri, “Ben zaten biliyorum” zannıdır.
Bir konuda yeterli açıklık oluşmadıysa hemen reddetmemek gerekir. Çünkü belki henüz verimiz eksiktir. Belki anlamaya hazır değilizdir. Belki de daha önce verdiğimiz bir hüküm bizi kilitlemiştir.
Bu noktada insanın yapması gereken şey şudur:
“Ben bunu şu an tam anlamadım. Ama hemen reddetmeyeceğim. Düşüneceğim. Araştıracağım. Kendimi hakikate açık tutacağım.”
İşte bu tavır insanı mühürden korur.
Çünkü mühürlenme, hakikatin yokluğundan değil; insanın hakikate kapanmasından doğar.
Kısaca:
Mührü yaratan yasa Allah’ındır.
O mührü aktif hale getiren tercih insana aittir.
İnsan kapıyı kapatır, Allah’ın koyduğu sistem de o kapanmayı sonuç olarak üretir.
Bu yüzden insan kendine sürekli sormalıdır:
“Ben gerçekten hakikati mi arıyorum, yoksa daha önce verdiğim hükmü mü savunuyorum?”
Çünkü hakikati arayan insan değişmekten korkmaz.
Ama hükmüne tapan insan, gerçeği görse bile örter.
