Deprem yardımı için ayrılmış bağış kutusunu koruyan bir el; arka planda gölgede kalan kumar kartları ve fişleri

Güven Güzeldir, Tedbir de Güzeldir: Emaneti Kime Teslim Ediyoruz?

Bismillahirrahmanirrahim.

Sevgili dostlar, kıymetli kardeşlerim…

Bugün sizinle çok insani, hepimizin hayatına dokunan bir konuyu konuşmak istiyorum: Güvenmek.

Güvenmek güzel bir şey. İnsan güvenmeden dostluk kuramaz, yuva kuramaz, ticaret yapamaz, bir iyiliğe vesile olamaz. Ama şunu da unutmamamız gerekiyor: Güvenmek başka, kendimizi düşünmeden teslim etmek başkadır.

Bazen bir insan çıkar; güzel konuşur, yardımsever görünür, herkes onu sever. Bazen bir kurum çıkar; çok güçlü bir kampanya yapar, duygularımıza dokunur. Bazen de çevremizdeki herkes aynı kişiye güveniyordur. Biz de ister istemez şöyle düşünürüz:

“Bu kadar insan güveniyorsa vardır bir bildikleri.”

İşte bugün tam burada biraz duralım istiyorum.

Çünkü dünyanın her yerinde insanların merhametini, iyi niyetini, çaresizliğini veya heyecanını kendi çıkarı için kullanabilen kişiler çıkabiliyor. Bu kişi ünlü de olabilir, çok yakın bir arkadaşımız da olabilir, akrabamız da olabilir, yeni tanıştığımız biri de olabilir. Konu bir kişi değildir. Konu, bizim bir insana güvenmeden önce nasıl düşündüğümüzdür.

İyi insan olmak, dikkatli olmaya engel değildir

Bazen dikkatli olmayı ayıp zannediyoruz. Birine soru sorunca onu kıracağımızı düşünüyoruz. Hesap isteyince güvensizlik etmiş gibi hissediyoruz. “Beni yanlış anlamasın” diyoruz. “Zaten herkes tanıyor” diyoruz. “Çok iyi birine benziyor” diyoruz.

Fakat kardeşlerim, iyi niyetli olmak saf olmak demek değildir. Merhametli olmak, aklımızı kapatmak demek değildir. Kur’an bize kalbimizi temiz tutmayı öğretirken aklımızı kullanmayı da öğretir.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül; bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 17/36)

Bu ayet bize çok sıcak ama çok güçlü bir öğüt veriyor: Bilmeden hareket etme. Gör, dinle, sor, araştır, sonra karar ver.

Yani bir insanı sevebiliriz ama yine de soru sorabiliriz. Bir kuruma güvenebiliriz ama yine de raporlarını inceleyebiliriz. Bir yardım kampanyasından etkilenebiliriz ama para göndermeden önce birkaç dakika durabiliriz.

Bu davranış sevgisizlik değildir. Tam tersine, hem kendimizi hem yardım bekleyen insanı hem de emaneti korumaktır.

Emanet yalnızca para değildir

Bir deprem, yangın, sel veya başka bir felaket olduğunda insanlar hemen yardım etmek istiyor. Bir anne mutfak parasından ayırıyor. Bir çocuk kumbarasını açıyor. Bir emekli “az ama gönülden” diyerek katkıda bulunuyor. Bir esnaf günlük kazancından pay ayırıyor.

O para artık sıradan bir para değildir.

Onun içinde merhamet vardır. Dua vardır. Alın teri vardır. Bir yaraya merhem olma ümidi vardır. İşte bu yüzden yardım için verilen her şey bir emanettir.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.” (Nisâ, 4/58)

Dikkat edin dostlar… Ayet yalnızca “emaneti verin” demiyor. “Ehline verin” diyor. Yani teslim edeceğimiz kişiyi seçmek de bizim sorumluluğumuzun bir parçasıdır.

Birine para vermeden önce şunu sormak çok değerlidir:

  • Bu kişi veya kurum yaptığı işi açıkça anlatıyor mu?
  • Toplanan paranın nereye gittiği görülebiliyor mu?
  • Düzenli rapor, belge ve hesap paylaşımı var mı?
  • Her şey tek bir kişinin sözüne mi bağlı?
  • Soru sorulduğunda açık ve sakin cevap veriliyor mu?

Bunları sormak yardım etmemek değildir. Yardımın doğru yere ulaşmasını istemektir.

Neden bazen çok çabuk güveniyoruz?

Şimdi biraz da insan psikolojisine bakalım.

Zihnimiz hızlı karar vermeyi sever. Çünkü her şeyi uzun uzun araştırmak yorucudur. Bu yüzden bazen görünüşten, güzel sözlerden, tanınmışlıktan veya kalabalığın davranışından etkileniriz.

Psikolojide buna hale etkisi denir. Bir insanın tek bir güzel özelliği, gözümüzde onun bütün özelliklerini güzelleştirir. Mesela bir kişi cömert görünüyorsa onu hemen dürüst, dikkatli ve güvenilir de zannedebiliriz. Oysa bunlar birbirinden farklı özelliklerdir.

Bir de sosyal kanıt dediğimiz durum vardır. Çok sayıda insan birine güveniyorsa biz de fazla düşünmeden güvenmeye başlarız. “Herkes yanılıyor olamaz” deriz.

Ama tarih boyunca kalabalıkların da yanıldığı, çok sevilen insanların da hata yaptığı, çok güzel konuşan kişilerin de başkalarının duygularını kullanabildiği görülmüştür.

Bu yüzden kendimize şu basit soruyu sormayı alışkanlık hâline getirelim:

“Ben bu insana gerçekten gördüğüm sağlam ölçüler nedeniyle mi güveniyorum, yoksa herkes güvendiği için mi?”

Bu soru bazen bizi büyük bir pişmanlıktan koruyabilir.

Acele ettiren kişiye karşı bir adım geri çekilin

İnsanların iyi niyetini kullanmak isteyenlerin sık başvurduğu bir yöntem vardır: Acele ettirmek.

“Hemen karar vermelisin.”

“Bu fırsat birazdan bitecek.”

“Şimdi göndermezsen çok geç kalırsın.”

“Bana güvenmiyor musun?”

Bu tür sözler duyduğunuzda hemen karar vermek yerine bir adım geri çekilin. Çünkü sağlıklı ve dürüst bir ilişki, düşünmenizden korkmaz. Şeffaf bir insan sorularınızdan rahatsız olmaz. Güvenilir bir kurum sizi araştırma yaptığınız için suçlamaz.

Gerçek güven baskıyla kurulmaz. Gerçek güven, açıklıkla ve zamanla oluşur.

Kumar ve bağımlılık insanın sınırlarını nasıl değiştirir?

Kardeşlerim, kumar konusunda da çok dikkatli olmamız gerekiyor. Kumar yalnızca para kaybetmek değildir. Bazen insanın düşünme şeklini, ilişkilerini ve emanete bakışını yavaş yavaş değiştiren bir döngüye dönüşebilir.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide, 5/90)

Kumar oynayan kişi bazen kaybettikçe durmak yerine daha çok oynar. “Bir kere kazanırsam hepsini geri alacağım” diye düşünür. Psikolojide buna kaybın peşinden koşmak denir.

Önce kendi parasını riske atar. Sonra borç alır. Sonra kaybettiklerini saklamaya başlar. Ardından “bir defalık” diyerek daha önce asla dokunmayacağını düşündüğü sınırlara yaklaşabilir.

Elbette her bağımlılık yaşayan insan aynı davranışı göstermez. Fakat bağımlılık ihtimali bulunan bir yerde yalnızca söze güvenmek doğru değildir. Sevdiğimiz bir insanı korumanın yolu bazen ona sınırsız imkân vermek değil, sağlıklı sınırlar koymaktır.

Merhamet, tedbiri ortadan kaldırmaz. Bazen en gerçek merhamet, “Seni seviyorum ama bu sorumluluğu tek başına taşımanı doğru bulmuyorum” diyebilmektir.

Güvenin ölçüsü söz değil, tutarlılıktır

Bir insanı tanımak istiyorsak yalnızca ne söylediğine değil, zaman içinde ne yaptığına bakalım.

Sözü ile davranışı birbirini destekliyor mu?

Küçük konularda dürüst mü?

Yanlış yaptığında sorumluluk alabiliyor mu?

Parayla ilişkisi dengeli mi?

Soru sorulduğunda öfkeleniyor mu, yoksa açıklama mı yapıyor?

Hesap vermeyi bir hakaret gibi mi görüyor, yoksa doğal mı karşılıyor?

Unutmayalım: Güven büyük sözlerle değil, küçük ve tekrarlanan davranışlarla oluşur.

Kur’an, borç ilişkilerinde bile yazmayı ve kayıt altına almayı öğütler. Bakara Suresi’nin 282. ayetindeki bu ölçü bize şunu anlatır: Kayıt tutmak güvensizlik değildir; güveni koruyan bir tedbirdir.

Bu nedenle “Aramızda söz mü olur?” demek yerine, “Aramızdaki sevgiyi ve güveni korumak için bunu açıkça yazalım” diyebilmeliyiz.

Beş dakikalık güven kontrolü

Bir kişiye para, yetki, sır veya önemli bir sorumluluk vermeden önce kendimize beş dakika ayıralım. Şu soruları içimizden cevaplayalım:

  1. Bu kişiyi gerçekten tanıyor muyum, yoksa sadece tanınmışlığını mı biliyorum?
  2. Sözlerini destekleyen açık bilgi, belge veya tutarlı davranış var mı?
  3. Beni acele ettiren bir baskı hissediyor muyum?
  4. Soru sorduğumda bana saygıyla cevap veriliyor mu?
  5. Kaybetmeyi göze alamayacağım bir şeyi teslim ediyor muyum?

Bu beş soru her yanlışı engellemeyebilir. Fakat bizi düşünmeden hareket etmekten korur. Bazen hayatımızdaki en doğru karar, hemen verdiğimiz karar değil; biraz bekleyip düşündüğümüz karardır.

Bir kötü örnek yüzünden iyilikten vazgeçmeyelim

Şunu da özellikle söylemek istiyorum dostlar…

İnsanların güvenini kullanan biriyle karşılaştığımızda kalbimiz kırılabilir. “Demek ki kimseye güvenilmez” diyebiliriz. “Bir daha kimseye yardım etmeyeceğim” diye düşünebiliriz.

Ama bu doğru bir sonuç değildir.

Bir insanın yanlışı yüzünden iyiliği terk edersek, yanlış iki kere kazanmış olur. Önce bir emanet zarar görür, sonra bizim merhametimiz söner.

Biz iyilikten vazgeçmeyeceğiz. Sadece iyiliğimizi daha bilinçli yapacağız.

Yardım edeceğiz ama araştıracağız.

Güveneceğiz ama gözümüzü kapatmayacağız.

Seveceğiz ama sınırlarımızı koruyacağız.

Merhametli olacağız ama aklımızı kullanacağız.

Son söz: Kalbiniz açık, gözünüz de açık olsun

Kıymetli kardeşlerim…

Bugünkü sohbetimizden aklımızda tek bir cümle kalsın isterim:

Kalbiniz açık olsun ama gözünüz de açık olsun.

Çünkü temiz kalpli olmak, herkesin niyetini temiz zannetmek değildir. Güzel ahlak, tedbirsiz yaşamak değildir. Tevekkül, önlem almadan beklemek değildir.

Birine güvenmeden önce zaman tanıyın. Soru sorun. Davranışlarına bakın. Paranın, yetkinin ve emanetin nasıl korunduğunu öğrenin. Sizi acele ettiren duygunun biraz sakinleşmesini bekleyin.

Ve en önemlisi, bir insanı gözünüzde büyütüp onu hatasız zannetmeyin. Hepimiz insanız. Hepimizin zaafları olabilir. Sağlam olan, bütün güveni bir kişiye bağlamak değil; güveni açık kurallarla, kayıtla, denetimle ve sorumlulukla korumaktır.

Rabbim bizi iyi niyeti istismar edilenlerden değil, iyiliğini bilinçle yapanlardan eylesin. Emaneti ehline verenlerden, soru sormaktan çekinmeyenlerden ve başkalarını da güzel bir dille uyaranlardan eylesin.

Âmin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir