Elinden Geleni Yap, Sonucu Allah’a Bırak
İnsan bazen gerçekten yoruluyor
Değerli dostlar… Bugün sizinle hepimizin hayatında karşılığı olan bir konuyu konuşmak istiyorum: sabır, tevekkül ve rızık kaygısı.
Çünkü insan bazen gerçekten yoruluyor. “Ben daha ne kadar dayanacağım?” diyor. “Bu kadar emek veriyorum, neden istediğim sonucu alamıyorum? Doğru yaşamaya çalışıyorum ama neden hâlâ sıkıntılarım bitmiyor?”
Belki siz de hayatınızın bir döneminde bunları söylediniz. Belki şu anda içinizden geçiriyorsunuz.
“Onlar sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.”
Ankebût Suresi, 59. ayet
Sabır ve tevekkül… Bu iki kelimeyi birbirinden ayırmamak gerekiyor. Çünkü sabır olmadan tevekkül, tevekkül olmadan da sabır eksik kalıyor.
Sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir
Sabır; doğru bildiğin yolda kalabilmektir. Yorulsan da güzel ahlakını koruyabilmek, şartlar zorlaştığında yanlış yollara sapmamaktır.
Sabır bazen çalışmaya devam etmektir. Bazen öfkeliyken susabilmektir. Bazen sana zarar veren bir alışkanlıktan vazgeçmektir. Bazen de “Herkes böyle yapıyor” denilen bir ortamda, “Ben bunu yapmayacağım” diyebilmektir.
Tevekkül ise gerekeni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakabilmektir. “Ben hiçbir şey yapmayayım, Allah nasip ederse olur” demek değildir.
Çalışacaksın. Araştıracaksın. Tedbirini alacaksın. Kendini geliştireceksin. Hatalarını göreceksin. Elinden geleni yaptıktan sonra da kalbine şöyle diyeceksin:
“Ben görevimi yaptım. Bundan sonrası Rabbimin takdiridir.”
Sonuç, senin kimliğin değildir
İnsanın en çok zorlandığı yer burasıdır. Çünkü biz yalnızca çalışmak istemiyoruz; çalıştığımız zaman istediğimiz sonucun mutlaka ortaya çıkmasını da istiyoruz.
“Bu kadar emek verdiysem karşılığını almalıyım. Bu kadar iyi davrandıysam o da bana iyi davranmalı. Bu kadar dürüst çalıştıysam mutlaka zengin olmalıyım.”
Fakat hayat her zaman bizim yaptığımız hesaba göre ilerlemiyor. Burada farkında olmadan sonucu hayatımızın merkezine koyabiliyoruz. Sonuç istediğimiz gibi olmayınca yalnızca üzülmüyor, kendimizi değersiz ve başarısız da hissedebiliyoruz.
Psikolojide bunu, insanın kendi değerini sonuçlara bağlaması olarak düşünebiliriz. Sınavdan yüksek not alırsam değerliyim. İşim büyürse başarılıyım. İnsanlar beni severse iyi biriyim. Param varsa güvendeyim.
Peki bunlar olmazsa?
İnsanın iç dünyası sarsılıyor. Çünkü kalbini değişebilen şeylere bağlamış oluyor. Oysa tevekkül bize şunu öğretir: Sonuç, senin kimliğin değildir.
Bir işin istediğin gibi sonuçlanmaması, senin değersiz olduğunu göstermez. Bir kapının kapanması, hayatının bittiği anlamına gelmez. Bazen bir sonuç gecikir, bazen başka bir biçimde gelir, bazen de istediğimiz şeyin bizim için hayırlı olmadığını çok sonra anlarız.
Kalbini vesileye değil, rızkın sahibine bağla
Değerli dostlar… İnsan en çok rızık konusunda korkuyor.
“Bu işi bırakırsam ne olur? Bu müşteriyi kaybedersem ne yaparım? Bu insan hayatımdan çıkarsa yalnız kalırım. Bu maaş olmazsa geçinemem.”
Elbette çalışacağız. İşimize, müşterimize, eşimize ve çevremizdeki insanlara değer vereceğiz. Fakat hiçbirini hayatımızın vazgeçilmez kaynağı hâline getirmeyeceğiz.
Çünkü insan bir kişiyi veya imkânı tek kurtuluş kapısı olarak gördüğünde ona bağımlı hâle gelir. Bağımlı olduğunda da yanlışlara sessiz kalmaya başlayabilir. İçinden “Bu doğru değil” der ama karşı çıkamaz. “Hayır” demek ister ama diyemez. Kendisini mecbur hisseder.
“Nice canlılar vardır ki rızıklarını taşıyamazlar. Onları da sizi de Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir.”
Ankebût Suresi, 60. ayet
Bu ayet bize “Çalışmayı bırakın” demiyor. “Çalışın ama kalbinizi yalnızca maaşa, müşteriye veya herhangi bir insana bağlamayın” diyor. Çünkü bunların hepsi birer vesiledir. Rızkın asıl sahibi Allah’tır.
Bazen bir kapı kapanır, başka bir kapı açılır. Bazen bir insan gider, kendi gücümüzü keşfederiz. Bazen bir iş biter, yıllardır cesaret edemediğimiz yeni bir başlangıç yaparız.
Ama bunları yaşayabilmek için önce içimizdeki “Onsuz yapamam” düşüncesini fark etmemiz gerekir.
Kendimize samimiyetle soralım
- Ben bugün neye mecbur olduğumu düşünüyorum?
- Kimi kaybetmekten aşırı derecede korkuyorum?
- Hangi sonuç gerçekleşmezse hayatımın biteceğine inanıyorum?
Belki de bizi yoran yalnızca hayatın kendisi değildir. Hayatın mutlaka bizim istediğimiz biçimde ilerlemesi gerektiğine dair inancımızdır.
Tevekkül, kontrolü tamamen kaybetmek değildir. Kontrol edebildiğimiz şeylerle kontrol edemediğimiz şeyleri birbirinden ayırmaktır.
Çabamı kontrol edebilirim ama sonucu tamamen kontrol edemem. Sözlerimi kontrol edebilirim ama insanların benim hakkımda ne düşüneceğini kontrol edemem. Çocuğuma güzel bir eğitim vermeye çalışabilirim ama onun bütün tercihlerini kontrol edemem. Bir ilişkiyi güzelleştirmek için emek verebilirim ama karşımdaki insanı zorla değiştiremem.
İnsan bunu kabul ettiğinde omuzlarındaki yük biraz hafifliyor.
Yakınımızdaki nimetleri sıradanlaştırmayalım
Bir başka önemli meselemiz de sahip olduğumuz nimetleri zamanla sıradan görmeye başlamamızdır. Uzakta olana hayranlık duyuyor, yakınımızdakinin kıymetini unutuyoruz.
Bir insanı hayatımıza almak için büyük emekler veriyoruz. Sonra o insan her gün yanımızda olduğu için değerini göremez hâle geliyoruz. Sağlığımız yerindeyken sağlığımızı düşünmüyoruz. Ailemiz yanımızdayken onları aramayı erteliyoruz. Namazı, duayı ve secdeyi elimizin altında olduğu için bazen küçük görüyoruz.
Oysa kolay ulaşılabilir olması değersiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine bu, Allah’ın merhametidir. Rabbimiz bizden ulaşamayacağımız şeyler istemiyor. Bize her şartta dönebileceğimiz bir kapı açıyor.
Bazen insanın hayatındaki en büyük değişim, başını secdeye koyup içtenlikle şu cümleyi söylemesiyle başlar:
“Allah’ım, her şeyi kontrol edemiyorum. Elimden geleni yapıyorum ve sana güveniyorum.”
Bilgi hayatımıza dokunuyorsa değerlidir
Dostlar… Çok şey bilip evimizdeki sorunları görmezden geliyorsak, bildiklerimiz bizi dönüştürmüyor demektir.
Kur’an kıssalarını yalnızca ayrıntıları tartışmak için okumamalıyız. “Bu anlatılan benim hayatımda neye karşılık geliyor?” diye sormalıyız.
- Benim aşırı arzum ne?
- Hangi isteğim bilincimi kapatıyor?
- Hangi alışkanlığım aileme zarar veriyor?
- Hangi gerçeği bildiğim hâlde uygulamıyorum?
Gerçek bilgi insanı kendisine döndürür. Önce kendi kalbini, evini, ilişkilerini ve davranışlarını düzeltmeye çağırır. Çünkü kendi yarasına bakmayan insan, başkasının yarasına nasıl merhem olabilir?
Bugün üç küçük kararla ayrılalım
- Elimizden geleni yapalım fakat kendimizi yalnızca sonuçlarla değerlendirmeyelim.
- Bizi yanlışlara mecbur bırakan bağımlılıklarımızı fark edelim. “Onsuz yapamam” dediğimiz şeyleri yeniden düşünelim.
- Yakınımızdaki nimetlerin kıymetini bilelim. Eşimizi, çocuğumuzu, ailemizi, sağlığımızı, namazı ve duayı sıradanlaştırmayalım.
Sabır, doğru yolda kalabilme gücüdür. Tevekkül ise o yolda yürürken kalbi Allah’a bağlamaktır.
Sen çalış. Tedbirini al. Doğru olanı yap. Hatan varsa kabul et ve düzelt. Ama sonucu kendine ilah edinme.
Kapı açılırsa şükret. Kapanırsa hemen ümitsizliğe kapılma. Çünkü bazen kapanan kapı bir kayıp değil, yanlış bir bağımlılıktan kurtuluştur.
Rabbim kalbimizi sebeplere hapsolmaktan korusun. Bize doğru yolda sabırla yürümeyi, elimizden geleni yaptıktan sonra gönül huzuruyla kendisine tevekkül etmeyi nasip etsin.
Sahip olduğumuz nimetlerin değerini kaybetmeden anlayabilmeyi ve öğrendiğimiz hakikatleri hayatımıza geçirebilmeyi nasip etsin.
Allah’a emanet olun.
