DEĞERİNİ BAŞKALARININ BAKIŞINA TESLİM ETME
Sevgili gençler,
Bugün size “şunu giyin, bunu giymeyin” diye bir kıyafet dersi vermek istemiyorum.
Çok daha önemli bir soru sormak istiyorum:
Bir insanın değeri nereden gelir?
Özellikle bir genç kızın değeri…
İnsanların ona bakmasından mı?
Güzelliğinin fark edilmesinden mi?
Instagram’da aldığı beğeniden mi?
Bir restorana girdiğinde insanların dönüp ona bakmasından mı?
Yoksa bütün bunların çok ötesinde bir yerden mi?
Önce bilime bakalım.
BİLİM BİZE NE SÖYLÜYOR?
Öncelikle burada çok önemli bir yanlış bilgiyi düzeltelim.
“Göbeği açık kalan bir kızın rahmi üşür, böbrekleri bozulur, ileride çocuk sahibi olamaz” şeklinde kesin bir tıbbi hüküm kuramayız.
Bilim böyle bir şey söylemiyor.
Elbette insan bedeni soğuğa maruz kaldığında ısı kaybeder. Uzun ve ciddi soğuk maruziyeti vücutta soğuk stresi oluşturabilir; çok ileri şartlarda hipotermi ve soğuk yaralanmaları dahi meydana gelebilir. Bu nedenle bulunduğumuz ortamın sıcaklığına uygun giyinmek sağlık açısından doğrudur.
Ama meseleyi “göbeğin açık kaldı, rahmin zarar gördü” şeklinde anlatmak bilimsel değildir.
Asıl çok daha ilginç bilimsel konu başka.
Psikolojide bunun bir adı var:
Self-objectification.
Türkçesiyle:
Kendini nesneleştirme.
Yani insanın kendi bedenine artık içeriden değil, dışarıdan bakmaya başlaması.
“Kendimi nasıl hissediyorum?” yerine:
“Acaba nasıl görünüyorum?”
“Ben ne düşünüyorum?” yerine:
“İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor?”
“Ben kimim?” yerine:
“İnsanların gözünde nasıl görünüyorum?”
Bilim insanlarının yıllardır araştırdığı mesele tam olarak bu.
Kızlar ve kadınlar bedenlerini sürekli dışarıdaki insanların bakış açısından değerlendirmeye başladıklarında; bedenlerini daha fazla kontrol etme, görünüşlerini sürekli takip etme, bedenlerinden memnun olmama, görünüş kaygısı ve beden utancı gibi sorunlarla daha fazla karşılaşabiliyorlar. Çocuklar ve ergen kızlar üzerinde yapılan araştırmalar da kendini nesneleştirme probleminin genç yaşlarda başlayabildiğini gösteriyor.
Hatta deneysel çalışmalar çok ilginç sonuçlar gösteriyor.
Kadınlara bedeni daha fazla öne çıkaran kıyafetler giydirilen bazı deneylerde kadınların kendi görünüşlerini daha fazla kontrol ettikleri, daha fazla görünüş kaygısı yaşadıkları veya bedenlerine yönelik değerlendirmelerinin olumsuzlaşabildiği görülüyor.
Burada çok önemli bir ayrım yapıyorum:
Ben “şu kıyafeti giyen herkes psikolojik olarak zarar görür” demiyorum.
Bilim de böyle basit bir denklem kurmuyor.
Ben daha büyük bir mekanizmadan bahsediyorum:
Eğer bir insanın kendisine verdiği değer giderek görünüşüne ve başkalarının bakışına bağımlı hale gelirse, problem başlıyor.
SOSYAL MEDYA BU MEKANİZMAYI BÜYÜTÜYOR
Şimdi düşünün.
Telefonu açıyorsunuz.
Bir kız daha güzel.
Birisinin beli daha ince.
Birisinin saçı daha güzel.
Birisinin kıyafeti daha dikkat çekici.
Birisinin fotoğrafı daha fazla beğenilmiş.
Birisinin videosuna binlerce yorum gelmiş.
Ve insan farkında olmadan kendisine bakmaya başlıyor:
“Ben neden böyle değilim?”
“Ben de biraz daha güzel görünmeliyim.”
“Biraz daha dikkat çekmeliyim.”
“Biraz daha göstermeliyim.”
“Biraz daha beğenilmeliyim.”
İşte burada tuhaf bir yarış başlıyor.
2021’de yayımlanan, 31 binden fazla ergeni kapsayan çalışmaların değerlendirildiği sistematik bir inceleme, sosyal medya kullanımı ve özellikle görünüş odaklı içeriklerle karşılaşmanın olumsuz beden algısıyla ilişkili olduğunu bildirdi. Mekanizmalar arasında sosyal karşılaştırma ve kendini nesneleştirme de bulunuyor.
2024’te yayımlanan başka büyük bir meta-analizde ise sosyal medyada başkalarıyla daha fazla görünüş karşılaştırması yapanların bedenleriyle ilgili kaygılarının da daha yüksek olduğu görüldü.
Şimdi size soruyorum:
Bu sistem kimin işine yarıyor?
Genç kızın mı?
Yoksa sürekli daha güzel görünmesi gerektiğini söyleyerek ona kıyafet, makyaj, estetik, filtre ve ürün satan sistemin mi?
Bir kız kendi bedeninden memnun olursa ona bir şey satmak zordur.
Ama ona sürekli:
“Yeterince güzel değilsin.”
“Biraz daha ince ol.”
“Biraz daha dikkat çek.”
“Biraz daha görün.”
dediğiniz zaman tüketim hiç bitmez.
İşte mesele yalnızca kıyafet değildir.
Mesele insanın değer ölçüsünün değiştirilmesidir.
PEKİ DEĞER NEDİR?
Ben derslerimde yıllardır bir kavram üzerinde duruyorum:
Mahremiyet.
Evlerimizin camlarına neden perde takıyoruz?
Çünkü evimiz değersiz olduğu için mi?
Hayır.
Çünkü orası bize özel.
Telefonumuza neden şifre koyuyoruz?
Telefonumuz kötü olduğu için mi?
Hayır.
Çünkü içinde bize ait şeyler var.
Bazı fotoğraflarımızı neden herkese göstermiyoruz?
Bazı konuşmalarımızı neden bütün dünyaya anlatmıyoruz?
Çünkü insan hayatında herkesle paylaşılmayan alanlar vardır.
İşte mahremiyet budur.
Burada çok önemli bir şey söyleyeyim:
Bir kadının değeri üzerindeki kumaşın santimetresiyle ölçülmez.
Açık giyinen bir kadın da insandır, değerlidir, onurludur.
Hiçbir erkeğin de:
“Üzerinde şu kıyafet vardı.”
diyerek bir kadına saygısızlık etme hakkı yoktur.
Bir erkeğin ahlakından erkek sorumludur.
Hatta Kur’an’da Nur Suresi’nde örtünmeyle ilgili kadınlara verilen emirden önce erkeklere hitap edilir:
Bakışlarını sakınmaları ve iffetlerini korumaları emredilir.
Sonra kadınlara ilişkin sınırlar gelir.
Demek ki sorumluluk yalnızca kadına yüklenmiyor.
Erkeğe de:
“Gözünün, nefsinin ve davranışının sorumluluğunu taşı.”
deniliyor.
Ama aynı Kur’an bize mahremiyetin de bir değer olduğunu öğretiyor.
“BEDENİM BENİM” CÜMLESİNİ BİR ADIM DAHA İLERİ GÖTÜRELİM
Bugün gençlere çok sık şöyle söyleniyor:
“Bedenin senin. İstediğini yap.”
Doğru.
Bedenin senin.
Öyleyse şu soruyu da sor:
Madem bedenim benim, neden onun değerini başkalarının bakışı belirlesin?
Madem bedenim benim,
neden birileri beni beğensin diye değiştireyim?
Madem bedenim benim,
neden moda sektörü bana nasıl görünmem gerektiğini söylesin?
Madem bedenim benim,
neden Instagram’daki insanların onayı ruh halimi belirlesin?
Gerçek özgürlük:
“İstediğimi gösteririm.”
demekten ibaret değildir.
Bazen gerçek özgürlük:
“Gösterebileceğim halde göstermeyi tercih etmiyorum.”
diyebilmektir.
Çünkü yapabilmek başka şeydir.
Her yapabildiğini yapmak başka şeydir.
İnsanın iradesi tam burada ortaya çıkar.
HER SEÇİMİN BİR KAZANCI VE BİR BEDELİ VARDIR
Hayatta bedelsiz seçim yoktur.
Bir şeyi seçtiğinizde bir şey kazanırsınız.
Ama başka bir şeyden de vazgeçersiniz.
Dikkat çekmeyi seçebilirsiniz.
Bunun kazancı nedir?
Bakış alabilirsiniz.
İltifat alabilirsiniz.
Beğeni alabilirsiniz.
Bir süre kendinizi güzel hissedebilirsiniz.
Bunların hepsi mümkündür.
Ama şu soruyu sorun:
Ben bunun karşılığında ne veriyorum?
Eğer yavaş yavaş:
“İnsanların beni beğenmesi gerekiyor.”
diye düşünmeye başlarsam…
Eğer değerimi görünüşümden almaya başlarsam…
Eğer dışarı çıkmadan önce:
“Acaba insanlar beni güzel bulacak mı?”
sorusu zihnimi ele geçirirse…
O zaman aldığım şey beğeni olabilir.
Ama verdiğim şey:
özgürlüğüm olabilir.
Çünkü artık benim ruh halimin kumandası başkasının elindedir.
Biri baktı:
Mutluyum.
Bakmadı:
Mutsuzum.
Beğendi:
Değerliyim.
Beğenmedi:
Değersizim.
İşte tehlike burada.
SEN BEDENİNDEN İBARET DEĞİLSİN
Bir genç kızın zekâsı var.
Merhameti var.
Vicdanı var.
Hayalleri var.
Üretebilecekleri var.
Başarabilecekleri var.
Bir gün anne olabilir.
Bilim insanı olabilir.
Doktor olabilir.
Öğretmen olabilir.
Sanatçı olabilir.
Bir şirket kurabilir.
Bir insanın hayatını değiştirebilir.
Bir ülkeye fayda sağlayabilir.
Ama biz o kıza sabahtan akşama kadar:
“Güzel misin?”
“Zayıf mısın?”
“Bacakların nasıl?”
“Belin nasıl?”
“Saçın nasıl?”
“Fotoğrafın kaç beğeni aldı?”
diye sorarsak…
O kız bir süre sonra kendi kendisine de aynı soruları sormaya başlar.
Ve koskoca bir insanı yalnızca dış görünüşüne indirgeriz.
APA’nın kızların cinselleştirilmesi üzerine değerlendirmelerinde de problem tam olarak böyle tanımlanıyor: Bir insanın değerinin diğer özellikleri geri plana itilerek cinsel çekiciliğine indirgenmesi. Bunun beden algısı, benlik algısı ve psikolojik sağlık açısından olumsuz sonuçlarla ilişkili olduğuna dikkat çekiliyor.
Ben size tam tersini söylüyorum:
Siz bir görüntü değilsiniz.
Siz bir beden fotoğrafından ibaret değilsiniz.
Siz insanların size baktığında gördüğü şeyden çok daha büyüksünüz.
ÖRTÜNMEYİ CEZA GİBİ DEĞİL, SINIR KOYMAK GİBİ DÜŞÜNÜN
Örtünmeyi yalnızca:
“Allah yasakladı.”
şeklinde anlattığımız zaman genç bazen bunun hikmetini göremiyor.
Ben başka bir tarafından bakmanızı istiyorum.
Örtünme aynı zamanda bir sınırdır.
İnsanın:
“Benim herkese açık olmayan bir alanım var.”
demesidir.
Ben derslerimde bunu:
“Ben bedenimden ibaret değilim.”
bilinci olarak anlatıyorum.
Bir insanın mahremiyetinin olması utanılacak bir şey değildir.
Tam tersine insan hayatının doğal bir parçasıdır.
Herkese her sırrınızı anlatmazsınız.
Herkesi evinizin yatak odasına sokmazsınız.
Telefonunuzdaki her fotoğrafı herkese göstermezsiniz.
Her düşüncenizi herkese açmazsınız.
Çünkü sınırları olmayan insan özgür değildir.
Sınır koyabilen insan özgürdür.
ANLIK MUTLULUK MU, TOPLAM MUTLULUK MU?
Şimdi meselenin belki de en önemli yerine geldik.
Hepimiz mutlu olmak istiyoruz.
Aslında insanların yaptığı bütün seçimlerin arkasında bu var.
İnsan neden güzel görünmek ister?
Mutlu olmak için.
Neden beğenilmek ister?
Mutlu olmak için.
Neden para ister?
Mutlu olmak için.
Neden ilişki ister?
Mutlu olmak için.
Problem mutluluğu istemek değildir.
Problem:
Anlık mutlulukla toplam mutluluğu birbirine karıştırmaktır.
Bir davranış size bugün haz verebilir.
Ama uzun vadede sizi mutsuz edebilir.
Birinin size bakması hoşunuza gidebilir.
Birinin:
“Çok güzelsin.”
demesi hoşunuza gidebilir.
Telefonunuzda yüzlerce beğeni görmek hoşunuza gidebilir.
Bunların hiçbiri tek başına kötü değildir.
Problem bunlara bağımlı hale gelmektir.
Çünkü bugün yüz kişi beğendiyse yarın yüz elli kişi gerekir.
Bugün aldığınız iltifat yarın yetmeyebilir.
İnsan dışarıdan gelen onayla değer toplamaya başladığında o onayın devam etmesine ihtiyaç duyar.
Ve sonunda insan şu noktaya gelebilir:
Herkes beni görüyor ama ben kendimi kaybettim.
İşte benim size anlatmak istediğim tam olarak budur.
KENDİNİZİ SAKLAMAYIN; DEĞERİNİZİ BAŞKA YERDE ARAYIN
Size:
“Çirkin olun.”
demiyorum.
Güzel olun.
Bakımlı olun.
Zarif olun.
Şık olun.
Kendinize özen gösterin.
Ama güzelliğinizi değerinizin kaynağı haline getirmeyin.
Çünkü güzellik değişir.
Gençlik değişir.
Beden değişir.
Moda değişir.
İnsanların beğenisi değişir.
Bugün moda dedikleri şeye yarın gülebilirler.
Peki değişmeyen ne?
Karakteriniz.
Merhametiniz.
Aklınız.
İradeniz.
Vicdanınız.
Yaptığınız iyilikler.
Ürettiğiniz değer.
Allah ile ilişkiniz.
İnsanlara bıraktığınız güzellik.
Bunları büyütün.
SON OLARAK SİZE BİR SORU BIRAKIYORUM
Bir gün aynanın karşısında durduğunuzda kendinize şunu sorun:
“Ben kendimi insanlara göstermek için mi yaşıyorum, yoksa gerçekten değerli bir insan olmak için mi?”
İkisi aynı şey değildir.
Görünür olmak kolaydır.
Değer üretmek zordur.
Dikkat çekmek kolaydır.
Karakter inşa etmek zordur.
Beğeni almak kolaydır.
Kendine saygı inşa etmek zordur.
Ve insan hayatında çoğu zaman kolay olan şey anlık haz verir;
zor olan şey ise kalıcı değer oluşturur.
Bu nedenle size:
“Korkun.”
demiyorum.
Size:
“Utanın.”
demiyorum.
Size:
“İnsanlardan kaçın.”
demiyorum.
Size şunu söylüyorum:
Kendi değerinizi bilin.
Bedeniniz sizin bir parçanızdır.
Ama siz bedeninizden ibaret değilsiniz.
Başkalarının bakışı sizin değer ölçünüz değildir.
Başkalarının beğenisi sizin kimlik belgeniz değildir.
Ve moda sizin ahlak pusulanız değildir.
Kendinizi başkalarının gözünden seyretmekten vazgeçip kendi hayatınızın içine geri dönün.
Ne kadar gösterdiğinizden önce,
ne kadar değer ürettiğinizi düşünün.
Ne kadar beğenildiğinizden önce,
kim olduğunuzu düşünün.
Çünkü günün sonunda insanın asıl sorusu:
“Bana kaç kişi baktı?”
olmayacak.
Asıl soru:
“Ben nasıl bir insan oldum?”
olacak.
Ve gerçek mutluluk da tam burada başlıyor.
