Rûm 11–15: Bir Gün Herkes Ayrılacak
Bismillahirrahmanirrahim.
Bugün size çok önemli bir soru sormak istiyorum:
Biz bu dünyaya neden geldik?
Bir ev alalım diye mi?
Bir araba alalım diye mi?
Çocuklarımızı büyütelim, işimizi geliştirelim, biraz para kazanalım, biraz gezelim, biraz eğlenelim… sonra da ölüp gidelim diye mi?
Hayır.
Rûm Suresi’nin 11. ayeti bize çok net bir şekilde hatırlatıyor:
Allah yaratmayı başlatır. Sonra onu tekrar eder. Sonra da O’na döndürüleceksiniz.
Bakın…
Hepimiz dönüyoruz.
Zengin de dönüyor.
Fakir de dönüyor.
Patron da dönüyor.
Çalışan da dönüyor.
Profesör de dönüyor.
Okuma yazma bilmeyen de dönüyor.
Güçlü de dönüyor.
Zayıf da dönüyor.
Hepimiz aynı yere dönüyoruz.
Ama…
Hepimiz aynı sonuçla karşılaşmıyoruz.
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Bir Gün Elimizdeki Her Şey Bırakılacak
Şimdi düşünün…
Bugün bizim hayatımızda ne kadar çok şey var.
Telefonlarımız var.
Evlerimiz var.
Arabalarımız var.
Şirketlerimiz var.
Makamlarımız var.
Çevremiz var.
Takipçilerimiz var.
Bizi tanıyan insanlar var.
Bir telefon açınca işimizi çözebilecek insanlar var.
Ve insan yavaş yavaş bunlara güvenmeye başlıyor.
“Benim param var.”
“Benim çevrem var.”
“Benim gücüm var.”
“Benim tanıdıklarım var.”
“Ben bunu hallederim.”
Ama Rûm Suresi bize çok sarsıcı bir sahne gösteriyor.
Kıyamet geldiği zaman…
Suçlular şaşkına dönecek.
Çünkü dünyada güvendikleri şeylerin hiçbiri orada işe yaramayacak.
İşte insanın o gün yaşayacağı büyük şok bu.
Dünyada yıllarca güç zannettiği şeylerin aslında emanet olduğunu anlayacak.
Mal emanetti.
Makam emanetti.
Beden emanetti.
Çocuk emanetti.
İş emanetti.
Zekâ emanetti.
Güzellik emanetti.
Ömür emanetti.
Ve günün sonunda hepsi bırakılacak.
İnsan Allah’ın huzuruna ameliyle çıkacak.
Peki Biz Hayatımızın Merkezine Neyi Koyduk?
İşte burada Meryem Suresi’ndeki o çok önemli uyarı geliyor:
Peygamberlerden sonra bir nesil geliyor…
Salatı zayi ediyorlar.
Ardından ne oluyor?
Şehvetlerinin, dünyevî tutkularının peşine düşüyorlar.
Bu sıralama çok önemli.
Önce Allah ile bağ zayıflıyor.
Sonra boşalan yere başka şeyler giriyor.
Çünkü insanın kalbi boş kalmıyor.
Allah merkezden çıktığı zaman…
Para merkeze geliyor.
Kariyer geliyor.
Eş geliyor.
Çocuk geliyor.
Şöhret geliyor.
İnsanların beğenisi geliyor.
Haz geliyor.
Konfor geliyor.
Ego geliyor.
Nefis geliyor.
Ve insan yavaş yavaş kendi nefsinin kuluna dönüşüyor.
Şimdi Kendimize Dürüstçe Soracağız
Bir şey söyleyeceğim.
Belki biraz rahatsız edecek.
Ama zaten Kur’an bizi rahat ettirmek için değil, uyandırmak için geldi.
Bugün bir insan namaz kılıyor olabilir.
Kur’an okuyor olabilir.
Umreye gitmiş olabilir.
Dini sohbetlere katılıyor olabilir.
Ama aynı insan…
Kul hakkı yiyorsa…
İşçisinin hakkını vermiyorsa…
Faizden vazgeçmiyorsa…
Yalan söylüyorsa…
Miras paylaşımında kardeşine zulmediyorsa…
Ticarette insanları kandırıyorsa…
Evinde eşine, çocuğuna haksızlık yapıyorsa…
Bir dakika!
Burada kendimizi sorgulamamız gerekiyor.
Çünkü mesele sadece:
“Namaz kılıyor muyum?”
değil.
Mesele:
“Salatı ayakta tutuyor muyum?”
Namaz beni değiştirdi mi?
Kur’an beni değiştirdi mi?
Secdem kibirimi azalttı mı?
İbadetim beni daha dürüst yaptı mı?
Daha merhametli yaptı mı?
Daha adaletli yaptı mı?
Daha sıddık yaptı mı?
Çünkü Allah Sözümüze Değil, Hayatımıza da Bakıyor
Biz bazen imanımızı sadece dilimizde taşıyoruz.
“Ben Allah’a inanıyorum.”
Tamam.
Peki ticaretinde?
“Allah’a inanıyorum.”
Peki öfkelendiğinde?
“Allah’a inanıyorum.”
Peki para kaybetme ihtimalin olduğunda?
“Allah’a inanıyorum.”
Peki çıkarınla Allah’ın hükmü karşı karşıya geldiğinde?
İşte iman orada belli oluyor.
Çünkü iman sadece rahat zamanda söylenen bir söz değildir.
İman bazen bedel ödemektir.
İman bazen vazgeçmektir.
İman bazen “Ben bunu çok istiyorum ama Allah razı değilse istemiyorum.” diyebilmektir.
İman bazen herkes giderken ters yöne yürüyebilmektir.
İman bazen cebine zarar vermesine rağmen doğruyu seçebilmektir.
İman bazen yalnız kalmayı göze alıp hakkın yanında durabilmektir.
Ve Bir Gün Büyük Ayrılık Başlayacak
Rûm Suresi’nin 14. ayeti çok düşündürücü bir sahne çiziyor:
O gün insanlar ayrılacaklar.
Bugün hepimiz iç içeyiz.
Aynı sokakta yaşıyoruz.
Aynı iş yerinde çalışıyoruz.
Aynı ailedeyiz.
Aynı sofrada oturuyoruz.
Aynı camide namaz kılıyor olabiliriz.
Aynı grupta ders dinliyor olabiliriz.
Ama bir gün…
Ayrılacağız.
İnsanların birbirinden ayrılacağı bir gün gelecek.
Ve oradaki ayrım…
Soyadına göre olmayacak.
Zenginliğine göre olmayacak.
Hangi milletten olduğuna göre olmayacak.
Hangi çevreden geldiğine göre olmayacak.
İnsanların seni ne kadar sevdiğine göre olmayacak.
İmanına ve ameline göre olacak.
İşte bu çok ciddi.
Çünkü dünyada hak ile batıl bazen yan yana duruyor.
Doğru insanla yalancı aynı şirkette çalışıyor.
Adaletli insanla zalim aynı şehirde yaşıyor.
Salih insanla günahı hayat tarzına çevirmiş insan aynı dünyada yaşıyor.
Ama Allah diyor ki:
Bir gün ayrılacaksınız.
Fakat Burada Çok Güzel Bir Müjde Var
Şimdi buraya kadar uyarı vardı.
Ama Kur’an sadece korkutmuyor.
Kur’an umut da veriyor.
Rûm Suresi’nin 15. ayetinde Rabbimiz diyor ki:
İman edip salih amel işleyenler…
Bakın, yine iki şey beraber:
İman.
Ve…
Salih amel.
Ve onlar cennette sevindirilecekler.
Ne kadar güzel bir müjde!
Demek ki bütün bu mücadele boşuna değil.
Doğru kalmaya çalışman boşuna değil.
Haramdan kaçman boşuna değil.
Birilerinin hakkını yememek için kendi menfaatinden vazgeçmen boşuna değil.
Sabretmen boşuna değil.
Nefsini tutman boşuna değil.
Kimse görmediği hâlde doğru davranman boşuna değil.
İnsanlar seni alkışlamasa bile Allah görüyor.
Sen yalnızken de görüyor.
Kimse bilmezken de görüyor.
İçinden geçen mücadeleyi de biliyor.
Vazgeçtiğin haramı da biliyor.
Ödediğin bedeli de biliyor.
Ve hiçbir salih amel kaybolmuyor.
Belki Dünyada Kaybediyor Gibi Görüneceksin
Bazen doğru insan dünyada kaybediyor gibi görünür.
Yalan söyleyen daha çok kazanıyor gibi görünür.
Faiz kullanan daha hızlı büyüyor gibi görünür.
Haksızlık yapan daha güçlü görünebilir.
Kul hakkı yiyen daha rahat yaşayabilir.
Sen de diyebilirsin ki:
“Ben neden doğru olmaya çalışıyorum?”
“Ben neden bu kadar bedel ödüyorum?”
“Ben neden harama girmiyorum?”
İşte burada ahiret bilinci devreye giriyor.
Sen sadece bugünün bilançosuna bakarsan yanılırsın.
Çünkü hesap bugün kapanmıyor.
Asıl bilanço ahirette kapanıyor.
Bugün zarar gibi gördüğün şey yarın kazanç olabilir.
Bugün kazanç gibi gördüğün şey yarın büyük bir zarar olabilir.
Mizan burada.
Sadece dünyayı ölçersen terazinin bir kefesi eksik kalır.
Ahireti de koyacaksın.
O zaman hesap değişecek.
Kendimize Bir Soru Daha Soracağız
Ben gerçekten neyin peşindeyim?
Allah’ın rızasının mı?
Yoksa nefsimin mi?
Çünkü nefis sürekli ister.
Daha fazla para…
Daha fazla ilgi…
Daha fazla makam…
Daha fazla beğeni…
Daha fazla konfor…
Daha fazla haz…
Ama salih insan şunu öğreniyor:
Her istediğim benim ihtiyacım değildir.
Her hoşuma giden benim için hayırlı değildir.
Her kazanç gerçek kazanç değildir.
Her kayıp gerçek kayıp değildir.
Ve bazen Allah’ın sınırları içerisinde kalabilmek için insanın kendisine:
“Dur.”
demesi gerekir.
Haddini bilmesi gerekir.
Sınırını bilmesi gerekir.
Mizanı bozmaması gerekir.
İşte Gerçek Sıddıklık Burada
Sıddık olmak sadece doğru konuşmak değil.
Doğruyu yaşamak.
İnsanların yanında dürüst olup yalnızken bozulmamak.
Para görünce değişmemek.
Makam gelince kibirlenmemek.
Güç gelince zalimleşmemek.
Bolluk gelince azgınlaşmamak.
Darlık gelince isyan etmemek.
İşte bu insan yükseliyor.
Belki insanların gözünde değil…
Ama Allah’ın katında yükseliyor.
Ve zaten asıl yükseliş bu değil mi?
Sonunda Hepimiz Tek Bir Soruyla Karşılaşacağız
Bir gün hepimizin telefonu susacak.
Şirketimiz başkasına kalacak.
Evimiz başkasına kalacak.
Arabamız başkasına kalacak.
Makamımız bitecek.
İsmimizin önündeki unvanlar bitecek.
Ve biz…
Tek başımıza…
Rabbimize döneceğiz.
O gün elimizde tek gerçek servetimiz kalacak:
İmanımız ve salih amellerimiz.
O yüzden bugün kendimize soralım:
Benim ibadetim beni değiştiriyor mu?
Ben daha doğru bir insan oluyor muyum?
Daha sıddık oluyor muyum?
Daha adaletli oluyor muyum?
Nefsimi daha iyi kontrol edebiliyor muyum?
Haramla arama daha net sınırlar koyabiliyor muyum?
İnsanların hakkına daha fazla dikkat ediyor muyum?
Ve belki de en önemli soru:
Bugün Allah’a dönsem, yanımda götürebileceğim ne var?
Bir ev mi?
Hayır.
Bir araba mı?
Hayır.
Bir makam mı?
Hayır.
Bir banka hesabı mı?
Hayır.
Götürebileceğim şey…
Kim olduğum.
Neye iman ettiğim.
Ve o imanla…
Ne yaptığım.
İşte Rûm Suresi 11–15 bize bunu söylüyor:
Hepimiz döneceğiz.
Bir gün ayrılacağız.
Ama iman edip salih amel işleyenler için sonunda korku değil…
Müjde var.
Sonunda karanlık değil…
Cennet var.
Sonunda kayıp değil…
Gerçek kazanç var.
Yeter ki bugün, hâlâ vaktimiz varken, salatı zayi etmeyelim.
Nefsimizi hayatımızın patronu yapmayalım.
Mizanı bozmayalım.
Hakkı hak, batılı batıl görelim.
Ve imanımızı sadece dilimizde değil…
Hayatımızda gösterelim.

Elinize, kaleminize sağlık…