Seçimlerimiz Bizi Nereye Götürüyor? Akletmek, Niyet ve Şükür
1 Kasım 2024
Bir karar verirken çoğu zaman önümüzdeki sonucu görürüz. Bu işi alırsam kazanacağım, bu eşyayı edinirsem rahatlayacağım, bu hedefe ulaşırsam mutlu olacağım deriz. Peki kararımızın daha sonraki sonuçlarını ne kadar düşünüyoruz? Başkasını nasıl etkileyeceğini, hangi sorumluluğu üstleneceğimizi ve neyi korumamız gerektiğini hesaba katıyor muyuz? Nahl suresinde meyvelerden farklı biçimlerde yararlanılabileceğinin anlatılması, bize sunulan imkânla yaptığımız tercih arasındaki ilişkiyi düşündürüyor. Aynı imkân, farklı kullanımlarla farklı sonuçlara yöneltilebilir. Bu yüzden yalnızca elimizde ne bulunduğu değil, onunla ne yaptığımız da önemlidir. Akletmek, gördüğümüz fırsatın hemen peşinden gitmekten daha fazlasını ister. Durup bağlantıları düşünmeyi, bilgimizi kontrol etmeyi ve kendi niyetimizi sorgulamayı gerektirir. Seçimlerimizin bizi nereye götürdüğünü anlamak için önce nasıl seçtiğimize bakalım. Bugünkü küçük bir tercih, yarın taşıyacağımız bir yükün veya üreteceğimiz bir faydanın başlangıcı olabilir.
Tabiata dikkat çeken ayetler de bu düşünme alanını genişletir. Yağmurun ardından canlanan toprağı, hayvanlardan elde ettiğimiz ürünleri ve farklı meyvelerin oluşumunu görürüz. Bunlara alıştığımız için bazen aralarındaki bağı fark etmeyiz. Su, toprak, canlılar ve insan emeği hayatımızda birbirinden kopuk değildir. Soframızdaki bir yiyecek, birçok sürecin sonunda bize ulaşır. Bu ilişkiyi öğrenmek ve üzerinde düşünmek, yararlandığımız şeylere daha özenli yaklaşmamızı sağlayabilir. İnancımız içinde gördüğümüz düzeni bir nimet olarak değerlendiririz. Şükretmek de bu nimeti nasıl kullandığımıza yansıyabilir. Gereksiz tüketimi azaltabilir, emeği takdir edebilir ve canlıların ihtiyacını önemseyebiliriz. Merakımızı yalnızca hayranlık duyduğumuz anda bırakmayalım. Araştırmaya ve sorumluluk almaya da taşıyalım. Bildiğimiz bir açıklama bütün ayrıntıları kapsamıyorsa öğrenmeye devam edebiliriz. Düşünmek, hem dünyayı hem kendi davranışımızı daha dikkatli görmeye yardımcı olur.
Seçim yapabilmek, beraberinde sorumluluk da getirir. Bir imkânın elimizde bulunması, onu her biçimde kullanmamızın doğru olduğu anlamına gelmez. Konuşabiliriz; fakat sözümüz başkasını incitebilir. Bilgiye ulaşabiliriz; fakat doğrulamadan yaydığımız bir iddia zarar oluşturabilir. Bir işi yapabilecek gücümüz vardır; fakat bu gücü kullanırken başka insanların hakkını gözetmemiz gerekir. Bu nedenle yapabiliyorum sorusunun yanına yapmalı mıyım sorusunu da koyalım. Ardından nasıl yapmalıyım diye düşünelim. Böyle bir dikkat, irademizi değersizleştirmez. Onu daha bilinçli kullanmamızı sağlar. Her kararın bütün sonucunu önceden bilemeyiz; yine de bildiğimiz riskleri ve sorumlulukları görmezden gelmeyebiliriz. Gerekli bilgiyi toplamak, etkilenebilecek insanları düşünmek ve gerektiğinde danışmak elimizdedir. Özgürlük, sonuçlarla hiçbir bağımız bulunmadığı anlamına gelmez. Kendi tercihimizin hayatımızdaki ve çevremizdeki etkisini ciddiye almak gerekir.
Niyetimizi açıkça görmek de bu sorumluluğun parçasıdır. Bir hedefi hangi sebeple istediğimizi kendimize sorabiliriz. Gerçek bir ihtiyacı mı karşılamak istiyoruz, yoksa başkalarının takdirini kazanmayı mı bekliyoruz? Bir insana katkı vermek mi istiyoruz, yoksa bizi sürekli onaylamasını mı bekliyoruz? Cevap her zaman tek bir sebep olmayabilir. İçimizde farklı istekler birlikte bulunabilir. Önemli olan bunları hiç sorgulamadan doğru saymamak. Kendi çıkarımıza uygun bir açıklamayı daha kolay kabul edebileceğimizi hatırlayalım. Bazen asıl isteğimizi güzel bir kelimeyle örtüyor olabiliriz. Bunu fark ettiğimizde kendimizi suçlayıp kalmak yerine yönümüzü düzeltebiliriz. İyi bir niyetin davranışta da karşılık bulmasını isteyelim. Sadece faydalı olacağım demek yetmez; ortaya çıkan etkiye bakmak gerekir. Niyetle yöntem ve sonuç arasındaki ilişkiyi birlikte değerlendirmek, daha dürüst bir karar süreci oluşturabilir. Kendimize açıklık, burada önemli bir başlangıçtır.
Kısa vadeli kazançla uzun vadeli fayda her zaman aynı yönde olmayabilir. Bir işi hemen kabul ettiğimizde sevinebiliriz; fakat şartlarını anlamadıysak sonrasında zorlanabiliriz. Verdiğimiz sözün gerektirdiği zamanı, emeği ve bilgiyi düşünelim. Hangi konuda sorumluluk alıyoruz, hangi noktalar belirsiz ve neleri açıklığa kavuşturmak gerekiyor? Sırf fırsatı kaçırmamak için soru sormaktan vazgeçmeyelim. Bilmediğimiz ayrıntıyı öğrenmek, anlaşmayı daha sağlam kurabilir. Bu dikkat yalnızca ticarette değil, ailede verdiğimiz sözlerde ve üstlendiğimiz görevlerde de önemlidir. Yapamayacağımızı açıkça söylemek bazen bir ilişkiyi korur. Her isteğe düşünmeden evet demek ise sonrasında kırgınlık oluşturabilir. İhtiyacımızı inkâr etmeden sınırımızı tanıyalım. Anlık rahatlık için belirsizliği büyütmek yerine uygun bir açıklık arayalım. Sorumluluğu kabul etmeden önce düşünmek, sonradan yalnızca şikâyet etmekten daha faydalı bir alan açabilir.
Danışmak da bu düşünme sürecini güçlendirebilir. Fakat sadece duymak istediğimiz cevabı veren kişiye yönelirsek gerçek bir değerlendirme yapmış olmayabiliriz. Konuyu bilen, gerekçesini açıklayabilen ve farklı ihtimalleri düşünmemize yardımcı olan görüşlere ihtiyaç duyarız. Sorumuzu açık soralım; bizi zorlayabilecek ayrıntıları saklamayalım. Gelen öneriyi de kendi şartlarımızla birlikte değerlendirelim. Başkasının tecrübesi kıymetlidir, fakat bizim durumumuzun bütün yönlerini kendiliğinden kapsamayabilir. Son kararı verirken neye dayandığımızı bilmeye çalışalım. Gerekli yerde uzman görüşü almak da bu sorumluluğun parçasıdır. Her konuyu yalnızca yakınlarımızla konuşarak çözmek zorunda değiliz. Aynı şekilde uzman bir görüşü de anlamadan ezberlemek yerine sorularımızı sorabiliriz. İstişare, kararımızı bütünüyle başkasına bırakmak değildir. Daha iyi bilgiyle ve daha geniş bir bakışla düşünmeye çalışmaktır. Bilmediğimiz alanı kabul etmek, acele özgüvenden daha sağlam bir başlangıç olabilir.
İsteklerimizle ilişkimiz de seçimlerimizi etkiler. Daha fazlasını istemek bazen gelişmeye yöneltir; bazen de elimizdekinin değerini görmemizi zorlaştırır. Yeni bir şey edindiğimizde yaşadığımız sevinç zamanla değişebilir. Bu değişimi, sürekli daha fazlasını almamız gerektiği biçiminde yorumlamayalım. Neye ihtiyaç duyduğumuzu yeniden sorabiliriz. Bir eşyadan beklediğimiz şey kullanışlılık mı, takdir görmek mi, yoksa içimizdeki başka bir eksikliği kapatmak mı? Her ihtiyacın aynı yolla karşılanamayacağını hatırlayalım. Bir ilişkide anlaşılmayı beklerken yeni bir alışveriş yapmak, asıl meseleyi çözmeyebilir. Daha çok çalışmak, dinlenme ihtiyacımızı ortadan kaldırmayabilir. Elimizdeki araçla aradığımız sonuç arasındaki bağı düşünelim. Bu dikkat, isteklerimizi tamamen reddetmek için değildir. Onların bizi nasıl yönettiğini anlamak içindir. Ölçü, neyi ne kadar istediğimizde ve onun için nelerden vazgeçtiğimizde de görünür olur.
Aile ilişkilerinde bu ölçü daha da önem kazanır. Evlilikten veya ebeveynlikten yalnızca kendi beklentilerimizin karşılanmasını istersek karşı tarafın ihtiyacını unutabiliriz. Beni anlasın sorusunun yanına ben onu ne kadar anlıyorum sorusunu da ekleyelim. Günlük sorumluluklar, yorgunluklar ve değişen şartlar içinde birbirimizi yeniden tanımaya ihtiyaç duyarız. İlk günkü heyecanın biçimi değişebilir; bu, ilişkinin mutlaka değersizleştiğini göstermez. Güven, yakınlık ve ortak emek zaman içinde başka bir derinlik kazanabilir. Fakat bunun kendiliğinden oluşacağını da varsaymayalım. Dinlemek, görevleri paylaşmak ve beklentileri açık konuşmak gerekir. Bir sorun varsa nedenini tek bir özelliğe veya tek bir olaya indirgemeyelim. Her ailenin şartı farklıdır. Kendi payımızı görmeye çalışırken karşı tarafın sorumluluğunu da silemeyiz. Saygılı sınırlar ve gerektiğinde destek aramak, daha sağlıklı bir ilişki kurma çabasının parçasıdır. Sevgi, somut özenle beslenmeye ihtiyaç duyar.
Bir sorunun tekrar etmesi, yöntemi yeniden düşünmemiz için işaret olabilir. Ancak buradan bütün suçun bizde olduğu sonucuna atlamayalım. Önce ne olduğunu açıkça tanımlayalım. Hangi davranış tekrar ediyor, kim nasıl etkileniyor ve hangi konuda değişiklik mümkün? Sadece başkasını suçlamak çözüm alanını daraltabilir; bütün sorumluluğu tek başımıza üstlenmek de bizi gereksiz yere yorabilir. Aradaki farkı görmek için bilgiye ve sakin bir değerlendirmeye ihtiyacımız var. Hata yaptıysak kabul edebiliriz. Bilmediğimiz bir beceri varsa öğrenebiliriz. Bir sınırımız ihlal ediliyorsa bunu açıkça ifade edebiliriz. Yardım gerekiyorsa isteyebiliriz. Sorunu konuşmak, kendimizi bütünüyle yargılamak değildir. Daha doğru bir adım bulmaya çalışmaktır. Bir davranışın yanlış olduğunu fark etmek, gelecekte aynı davranışı sürdürmek zorunda olmadığımızı da gösterir. Değişim her zaman hızlı olmayabilir; ama dürüstçe bakabildiğimiz yerde yeni bir başlangıç alanı oluşabilir. Öğrenmeye bu alanı açık tutalım.
Şükür ve teslimiyet düşüncesi, kontrol edemediğimiz sonuçlarla ilişkimizi de etkileyebilir. Çalışır, hazırlanır ve seçeriz; fakat hayatın bütün şartları bizim irademizle oluşmaz. Bazen istediğimiz sonuç gelmez, bazen beklemediğimiz bir güçlük yaşarız. Bu durumda üzülmemiz veya destek istememiz anlaşılır. İnanç, insanın her an aynı duyguyu yaşamasını gerektiren bir ölçüye dönüşmesin. Dua ederek yardım isteyebilir, elimizdeki imkânı değerlendirebilir ve değiştirebileceğimiz alanı arayabiliriz. Şükretmek, yaşanan haksızlığı doğru saymak veya ihtiyacımızı söylememek değildir. İyi olanı fark ederken zor olanla da dürüstçe ilgilenebiliriz. Teslimiyet ise çabayı bırakmak yerine gücümüzün sınırını tanımamıza yardımcı olabilir. Her şeyi tek başımıza taşıyamayız. Bu sınırı kabul etmek, bizi hem yardıma açık tutar hem de başkasının yaşadığına daha merhametli yaklaşmamızı sağlayabilir. Umutla sorumluluğu birlikte koruyabiliriz.
Kendi hayatımızın dışında kalan insanların ihtiyacını da düşünelim. Aynı toplumda yaşadığımız için birbirimizin davranışlarından etkileniyoruz. Yalnızca kendi evimizin düzenini korumak bütün ortak sorunları çözmez. Komşumuzun, çalışma arkadaşımızın veya uzak bir yerde zor durumda olan insanların ihtiyacına duyarlı olabiliriz. Herkese aynı ölçüde yetişemeyiz; yine de gücümüze uygun bir katkı belirleyebiliriz. Güvenilir bir yardım çalışmasını araştırmak, bir yakınımızın yükünü paylaşmak veya bir ihtiyacı uygun yere aktarmak mümkündür. İyiliği sadece para vermekle sınırlamayalım. Zamanımız, bilgimiz ve dikkatimiz de değer taşır. Bunu yaparken kendi sorumluluklarımızı tamamen ihmal etmemeye de özen gösterelim. Ölçülü katkı daha sürdürülebilir olabilir. Ben merkezli bir bakışı genişletmek, kendimizi yok saymak değildir. Kendi varlığımızın yanında başkasının varlığına da yer açmaktır. Birlikte yaşamanın niteliği, bu karşılıklı dikkatin içinde gelişir. Küçük bir iyilik ortak hayata gerçek bir katkı verebilir.
Seçimlerimizi daha bilinçli yapmak için günün içinde kısa bir duraklama oluşturabiliriz. Bir karar öncesinde ne istediğimizi, ne bildiğimizi ve hangi sonucu hesaba kattığımızı soralım. Acele etmeyi gerektiren gerçek bir durum yoksa düşünmek için zaman isteyelim. Karar verdikten sonra da ne olduğunu değerlendirebiliriz. Hangi bilgi eksikti, hangi beklenti gerçekçi değildi, neyi daha açık konuşmalıydık? Bu sorular kendimizi cezalandırmak için değil, öğrenmek için sorulsun. İyi giden yönü de fark edelim. Bir hatayı kabul ettiğimizde telafi edebileceğimiz kısmı düzeltelim. İnancımız içinde dua ve tövbe, bu öğrenme ve onarım çabasına eşlik edebilir. Bilmediğimizi kabul etmekle umudumuzu korumak birlikte mümkündür. Bugünkü tercihimizi bütün hayatımızın değişmez hükmü saymayalım.
Seçimlerimiz bizi yalnızca bir sonuca götürmüyor; zamanla nasıl bir insan olduğumuza da katkı veriyor. Bu yüzden akletmeyi yalnızca işimizi büyütmek için değil, ilişkilerimizi ve sorumluluklarımızı daha doğru anlamak için de kullanalım. Niyetimizi sorgulayalım, bilgimizi kontrol edelim ve başkasının hakkını kararımızın dışında bırakmayalım. Şükür, elimizdekini fark etmemize; teslimiyet, gücümüzün sınırını tanımamıza eşlik etsin. Her sonucu önceden bilemeyiz. Yine de bugün daha dikkatli bir tercih yapmaya çalışabiliriz. Bir soruyu sormak, bir yanlışı kabul etmek veya uygun bir iyiliği gerçekleştirmek bu tercihin başlangıcı olabilir. Hayatımızın yönünü yalnızca neyi istediğimiz belirlemesin. O isteğe giderken nasıl davrandığımızı da önemseyelim.
