Nimetleri Görmek, Niyeti Düzeltmek ve Sevdiklerimize Vakit Ayırmak

18 Ekim 2024

Bir gün ziyaret edeceğim deriz. İşler biraz hafiflesin, şu dönem geçsin, uygun bir zaman bulayım diye bekleriz. Sonra günler birbirine eklenir. Aramak istediğimiz insanı aramaz, anlatmak istediğimiz sevgiyi sonraya bırakırız. Bazen de artık o imkân kalmadığında keşke deriz. Keşke daha çok yanında otursaydım, bir isteğini daha dinleseydim, onunla bir yere gitseydim. Bu hatırlatma bizi geçmişe gömüp üzmek için değil, bugün elimizde bulunan imkânı görmemiz için değerlidir. Sevdiklerimize ayırdığımız zaman, işlerimizden geriye kalırsa yapacağımız önemsiz bir şey olmasın. Nimetleri düşünürken yalnızca sahip olduğumuz eşyaları saymayalım. Konuşabildiğimiz bir insan, ziyaret edebildiğimiz bir yakın ve birlikte geçirilebilecek bir vakit de hayatımızın kıymetli imkânlarıdır. Onları kaybetmeden önce fark etmeyi öğrenebiliriz. Bugün yapılabilecek küçük bir ziyaret, yıllarca ertelenmiş bir niyetten daha gerçek bir karşılık taşıyabilir.

Nahl suresinde çevremizdeki işaretlere ve Allah’ın nimetlerinin çokluğuna dikkat çekilir. Bu anlatım, alıştığımız hayatı yeniden düşünmemize vesile olabilir. Bir elin tutabilmesi, bir sözün duyulması veya bir bilginin öğrenilebilmesi gündelik hayatımızda çoğu zaman üzerinde durmadığımız imkânlardır. İnsan bunların ayrıntısını araştırdıkça daha fazla şey öğrenir. Bildiğimiz arttığında hayranlığımızın azalması gerekmez. Tam tersine, kullandığımız bir yeteneğin ne kadar çok süreçle ilişkili olduğunu görebiliriz. İnancımız içinde bütün bunları nimet olarak değerlendirirken kendi sorumluluğumuzu da hatırlayalım. Elimizle ne yapıyor, dilimizle ne söylüyor, bilgimizi nasıl kullanıyoruz? Sahip olduğumuzu fark etmek, onunla kurduğumuz ilişkiyi değiştirebilir. Şükür yalnızca bir sayım değildir. Bize sunulanı daha özenli kullanmaya ve onunla fayda üretmeye yönelen bir dikkat olabilir. Gündelik hayatımızdaki anlamı bu davranışlarda da arayalım.

Bir nimet, başka bir insanın emeği aracılığıyla da hayatımıza ulaşabilir. Bize öğreten bir hocamız, destek veren bir yakınımız veya birlikte çalıştığımız insanlar vardır. Onların katkısını görmek ve teşekkür etmek önemlidir. İnancımız içinde bütün imkânı Allah’tan bilmek, insanın emeğini görünmez kılmak zorunda değildir. İki yönü birlikte düşünebiliriz. Bize ulaşan desteği takdir eder, aynı zamanda kendimizi bütünüyle tek bir kişiye bağlı ve çaresiz saymamaya çalışırız. Birine minnet duymak, onun her davranışını doğru kabul etmek değildir. Kendi emeğimizi önemsemek de bütün başarının yalnızca bizden kaynaklandığını düşünmek anlamına gelmez. Bize verilenle bizim gösterdiğimiz çaba birlikte bir sonuç oluşturur. Bu dengeyi korumak, hem kibirden hem aşırı bağımlı bir bakıştan uzaklaşmamıza yardımcı olabilir. Başkasına fayda verirken de kendimizi onun hayatının tek dayanağı gibi görmeyelim. İnsanların gücünü ve iradesini de önemseyelim. Destek, üstünlük kurmadan da verilebilir.

Niyetimizi değerlendirmek bu noktada önem kazanır. Bir davranış dışarıdan iyi görünebilir; fakat bizim içimizde farklı bir beklenti bulunabilir. Yardım ederken sürekli övülmek istiyor, bir yakınımızla ilgilenirken onun her kararını belirleme hakkı kazandığımızı düşünüyor olabiliriz. Bunu peşinen reddetmek yerine kendimize dürüstçe soralım. Ne istiyorum ve bu davranışı neden yapıyorum? Cevabımızın içinde farklı sebepler bulunabilir. İnsan olmak, her niyetimizin kusursuz olduğunu söylemek değildir. Fark ettiğimizde yönümüzü düzeltebiliriz. İyiliğimizi bir gösteriye çevirmemeye, yardım alanın mahremiyetini korumaya ve teşekkürünü zorunlu bir borç gibi görmemeye çalışalım. Dua ederken içtenlik istemek, günlük davranışımızı da gözden geçirmemize vesile olabilir. Allah’ın gizlediğimizi ve açığa vurduğumuzu bildiğini düşünmek, kendimize söylediğimiz güzel açıklamaların arkasına bakmamızı hatırlatır. Niyet, yalnızca dilimizden geçen bir cümle değil, tutumumuzun yönünü belirleyen bir sorumluluktur. Bu yönü zaman zaman yeniden değerlendirebiliriz.

Sözümüzün etkisini fark etmek de içtenliğin bir parçasıdır. Bazen kızgınlıkla bir şey söyler, kısa süre sonra unuturuz. Fakat karşımızdaki insan o sözü taşımaya devam ediyor olabilir. Ben öylesine söyledim demek, oluşan incinmeyi ortadan kaldırmaz. Niyetimizle etkisini birlikte düşünelim. Birini kırdığımızı fark ettiğimizde dinleyebilir, özür dileyebilir ve neyi değiştirmemiz gerektiğini konuşabiliriz. Özür, hemen affedilme talebine dönüşmesin. Karşı tarafın zamana ihtiyacı olabilir. Aynı zamanda kendi ihtiyacımızı da açıkça ifade edebiliriz. Sürekli içine atmak veya her şeyi bir anda söylemek dışında yollar vardır. Uygun zamanda, belirli bir davranış üzerine konuşabiliriz. Ne yaşandığını anlatmak, kişiliğe saldırmaktan daha anlaşılırdır. Kendimizi tanımak bu yüzden önemlidir. Hangi durumda çok hızlı konuşuyor, hangi durumda susuyor ve hangi konuda savunmaya geçiyoruz? Bu farkındalık, sözümüzü daha dikkatli seçmemize yardımcı olabilir. İlişkilerdeki güven, hatasızlık iddiasından çok onarım iradesiyle de güçlenir.

Sevdiklerimizle ilişkimizi yalnızca büyük günlere bırakmayalım. Uzun bir yolculuk veya özel bir hediye her zaman mümkün olmayabilir. Kısa bir arama, içten bir soru ve dikkatle dinlenen bir hatıra da kıymetlidir. Yaşlı bir yakınımız gün boyunca kendisini arayacak birini bekliyor olabilir. Bizim kolayca yapabildiğimiz dışarı çıkmak veya bir yere gitmek onun için zor olabilir. Bu farkı düşündüğümüzde ayırdığımız zamanın anlamı değişir. Ziyarete giderken sadece bir görev tamamlamaya çalışmayalım. Ne anlatmak istediğini, neye ihtiyaç duyduğunu ve nasıl bir yakınlık beklediğini duyalım. Aynı hikâyeyi daha önce dinlemiş olabiliriz; yine de o anın onun için değerini önemseyebiliriz. Merak ettiğimiz bir ayrıntıyı sorabilir, kendi hayatımızdan bir şey paylaşabiliriz. Yakınlık, yalnızca ihtiyaç anında aramakla kurulmaz. Düzenli ve insani bir bağ, küçük tekrarlarla canlı kalabilir. Bu bağı korumak için her şeyin kolaylaşmasını beklemeyelim.

Anne babamızla ve akrabalarımızla ilgilenirken gerçek şartlarımızı da gözetelim. Her aile aynı yakınlığı veya güveni taşımayabilir. Bazı ilişkilerde kırgınlık, haksızlık veya zarar veren davranışlar vardır. Bu durumda sevgi ve saygıyı düşünmek, kendi sınırımızı tamamen kaldırmamızı gerektirmez. Uygun bir mesafe, daha güvenli bir iletişim biçimi veya destek arayışı gerekebilir. İnsanların yaşadığı güçlüğü bilmeden herkese aynı cümleyi söylemeyelim. İyi bir ilişki kurulabilecek yerde de sırf yoğunluğa alıştığımız için bağı ihmal etmeyelim. Kendi durumumuzu dürüstçe değerlendirebiliriz. Neyi yapabiliyoruz, neyi sürdüremiyoruz ve hangi konuda konuşmamız gerekiyor? Başkasının beklentisini karşılamak için tutamayacağımız sözler vermek yerine açık olalım. Yakınlıkla sınır birlikte bulunabilir. Saygılı davranmak, her isteğe razı olmak değildir. Bağı korumaya çalışırken insanın hakkını ve güvenini de gözetmek gerekir. Merhamet, hem başkasını hem kendi gerçek ihtiyacımızı görebilmeyi içerir.

Çalışma hayatımızdaki yoğunluk ise bu değerlendirmeyi sürekli ertelememize yol açabilir. Bir iş bitmeden diğeri gelir; her gün daha çok yapabileceğimizi düşünürüz. Elbette çalışmak ve geçimimizi sağlamak sorumluluğumuzdur. Fakat bütün hayatı yalnızca işin ihtiyaçlarına göre düzenlediğimizde başka alanlar görünmez hâle gelebilir. Ailemizin, kendi dinlenmemizin ve yakınlarımızın ihtiyacını da planımıza dâhil edebiliriz. Bunun için işi bütünüyle bırakmamız gerekmiyor. Belirli bir vakti korumak, kısa bir ziyareti önceden düşünmek veya bir görevi paylaşmak mümkün olabilir. Her çağrıya hemen yetişmeye çalışırken ertelediğimiz insanları hatırlayalım. Öncelik belirlemek, neye değer verdiğimizin davranıştaki karşılığıdır. Zaman ayırmadığımız bir konuyu önemli saydığımızı söylemek bir süre sonra yeterli olmayabilir. Küçük ama sürdürülebilir bir düzen arayalım. Yakınlarımızla geçirdiğimiz zamanı işimizin karşıtı değil, hayatımızın anlamlı bir parçası olarak görelim. İlişkiler de emek ve dikkat ister.

Nimetlerin kıymetini anlamak için mutlaka büyük bir kayıp yaşamamız gerekmediğini de hatırlayalım. Geleceği bilmediğimiz için bugünkü imkânı daha dikkatli değerlendirebiliriz. Bu düşünce bizi sürekli korkuyla yaşamaya yöneltmesin. Her an kötü bir şey beklemek yerine, bugün yapabileceğimiz iyi davranışı seçmeye yardımcı olsun. Bir teşekkür söyleyebilir, ihmal ettiğimiz bir konuşmaya başlayabilir veya bir yakınımızın ihtiyacını öğrenebiliriz. Bütün eksikleri bir anda kapatamayız; ama bir başlangıç yapabiliriz. Geçmişte yapamadıklarımız için üzüldüğümüzde de kendimizi sonsuz bir suçluluğun içine bırakmayalım. Öğrendiğimizi bugünkü ilişkilerimize taşıyalım. Hayatta olan bir insana aynı özeni göstermek, hatırladığımız bir değeri yaşatmanın yolu olabilir. Pişmanlık, yalnızca içimizde dönen bir cümle olarak kalmasın. Daha dikkatli davranmamıza yön versin. Bugün elimizde bulunan imkânı küçümsemeyelim. Bazı iyilikler için gereken şey büyük bir güç değil, ertelenmemiş sade bir ilgidir. O ilgiyi gösterebileceğimiz yeri arayabiliriz.

Dua da bu arayışa eşlik edebilir. İçinde bulunduğumuz günü doğru ve dürüst yaşamak için yardım isteyebiliriz. Kendi isteğimizi tek ölçü saymadan başkasının ihtiyacını görebilmeyi, kızgınlıkta incitmemeyi ve hata yaptığımızda düzeltmeye açık olmayı dileyebiliriz. Söylediğimiz bu anlamı davranışla buluşturmaya çalışalım. Sabır istiyorsak dinlemeye, merhamet istiyorsak ihtiyacı anlamaya, doğruluk istiyorsak zor da olsa gerçeği söylemeye yer açalım. Duayı bir sonucun garantisi veya başka insanların kararını yöneteceğimiz bir araç gibi görmeyelim. Elimizden geleni yaparken gücümüzün sınırını tanıyabiliriz. Bütün sonuçları belirleyemeyiz; fakat kendi katkımızı daha özenli hâle getirebiliriz. İnancımızın içinde şükür, yardım talebi ve bağışlanma umudu birlikte bulunur. Bu yöneliş bizi sorumluluğumuzdan uzaklaştırmak yerine ona daha açık bakmaya davet etsin. İçten bir söz, küçük ama gerçek bir adımla tamamlanabilir. Günlük hayatımızda dua ile çaba böyle buluşabilir.

İlgimizi sadece kendi ailemizle de sınırlamak zorunda değiliz. Çevremizde yalnız yaşayan, ziyaret edilmeye ihtiyaç duyan veya bir yükü paylaşacak insan arayan kişiler olabilir. Gücümüzün elverdiği ölçüde katkı verebiliriz. Bunun biçimi her zaman para değildir. Bir işi kolaylaştırmak, uygun bir bilgiye ulaştırmak veya kısa bir sohbet için zaman ayırmak da değerlidir. Yardım ederken kendi çözümümüzü dayatmadan dinleyelim. İhtiyacın gerçek durumunu anlamaya çalışalım ve kişinin tercihlerini gözetelim. Herkese yetişemediğimiz için bütün katkımızı değersiz saymayalım. Küçük ve düzenli bir özen, hayatın içinde önemli bir karşılık oluşturabilir. Bunu yaparken kendi gücümüzü tamamen tüketmemeye de dikkat edelim. Ölçü, iyilikte süreklilik sağlar. Başkasının varlığını fark etmek, dünyayı yalnızca kendi isteklerimizin etrafında görmememize yardımcı olur. Ortak hayatımızın güveni, bu insani dikkatle gelişebilir. Nimetin paylaşılması, bazen sadece bir insanın kendisini unutulmamış hissetmesidir. Böyle bir karşılığı önemseyelim.

Bugün kendimize basit bir soru soralım: Ertelediğim hangi iyilik için uygun bir adım atabilirim? Bir arama yapmak, bir ziyaretin gününü belirlemek veya birine içtenlikle teşekkür etmek olabilir. Sonra bu adımı gerçekçi biçimde gerçekleştirelim. Ziyaret için birlikte bir gün belirlemek, verdiğimiz sözü somutlaştırır hem de karşımızdakinin günlük düzenini gözetmemizi sağlar. Yapamadığımız bütün şeyleri sayarak başlamamız gerekmiyor. Önümüzdeki imkâna bakalım. Nimetleri fark etmek, niyetimizi düzeltmek ve sevdiklerimize zaman ayırmak birbirinden kopuk konular değildir. Hepsi bize verilen hayatı nasıl yaşadığımızla ilgilidir. Öğrenebildiğimiz, konuşabildiğimiz ve katkı verebildiğimiz için şükrederken bu imkânları özenle kullanalım. Kendimizi kusursuz saymadan, yanlışımızı kabul etmeye ve ilişkimizi onarmaya açık kalalım. Her sonucu yönetemesek de bugün bir insanın hayatına iyi bir karşılık bırakmaya çalışabiliriz. Vakit ayırdığımızda yalnızca bir işi tamamlamış olmayız; değer verdiğimizi görünür kılarız. Belki de bugünün en anlamlı davranışı, uzun süredir düşündüğümüz o sade iyiliği artık ertelememektir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir