Elimizdeki Nimetin Kıymetini Biliyor muyuz?

24 Kasım 2023

Daha çoğuna sahip olunca rahatlayacak mıyız?

Soru: Elimizdekiler arttığında paylaşmamız da artıyor mu, yoksa kaybetme korkumuz mu büyüyor?

Biraz daha kazanalım istiyoruz.

İşimiz biraz daha büyüsün, imkânımız biraz daha artsın istiyoruz.

Bunlara kavuştuğumuzda daha rahat olacağımızı düşünüyoruz. Fakat bazen kazancımız büyürken içimizdeki endişe de büyüyor.

Bu kez sahip olduklarımızı kaybetmekten korkuyoruz.

İsra suresinin 100. ayeti, insanın tam da bu tarafını önümüze koyar. Rabbimizin rahmet hazinelerine sahip olsak bile tükenme korkusuyla cimrilik edebileceğimiz hatırlatılır.

Düşünelim: Söz konusu olan küçük bir birikim değil, rahmet hazineleri.

Buna rağmen insanın içinde “Ya biterse?” endişesi doğabiliyor.

Demek ki mesele yalnızca elimizdekinin miktarı değil. Elimizdekine nasıl baktığımız da önemli.

Biriktiriyoruz, koruyoruz, hesap yapıyoruz. Peki paylaşmayı aynı ciddiyetle düşünüyor muyuz?

Malımızdan verebiliriz.

Bildiğimiz bir şeyi öğretebiliriz.

Elimizdeki imkânı başka bir insanın ihtiyacına ulaştırabiliriz.

İnfakı yalnızca para üzerinden düşünürsek paylaşabileceklerimizin bir kısmını göremeyiz. Bilgiyi ve ilmi de başkasına fayda verecek şekilde kullanabiliriz.

Bazen çok şeyimiz olmadığı için veremediğimizi söyleriz. Fakat imkânımız arttığında da aynı cümleyi kuruyorsak, durup kendimize bakmamız gerekir.

Beklediğimiz bolluk geldiğinde alışkanlığımız kendiliğinden değişmeyebilir.

Paylaşmak, sahip olduklarımızla kurduğumuz ilişkiyi de değiştirir.

Elimizdeki nimeti yalnızca koruyacağımız bir şey gibi görmekten çıkarır. Onunla bir ihtiyaca cevap verebileceğimizi fark ettirir.

Bu yüzden soru yalnızca “Ne kadar kazandım?” değildir.

“Bana verilenlerden nasıl bir fayda doğdu?” sorusunu da sormalıyız.

Küçük gördüğümüz şeyler neden önemlidir?

Soru: Daha büyüğüne bakarken elimizdeki nimeti küçümsüyor olabilir miyiz?

İsra suresinde Musa ile Firavun arasındaki karşılaşma anlatılır. Firavun’un elindeki güç, kendisine gelen uyarıyı kabul etmesini sağlamaz.

Musa’nın getirdiği delilleri küçümser. Sonunda sahip olduğu güç onu koruyamaz.

Burada kendi hayatımıza yöneltebileceğimiz önemli bir soru var: Bir şeyi küçük gördüğümüz için onun önemini de mi yok sayıyoruz?

İşimizde kazandığımız az bir parayı önemsiz bulabiliyoruz.

Elimizdeki imkânı, ulaşmak istediğimiz daha büyük imkânın yanında değersiz görebiliyoruz.

Oysa hayatımız çoğu zaman küçük gördüğümüz şeylerin üzerinde duruyor. Biriken emek, korunan nimet ve dikkat edilen küçük ayrıntılar bir bütün oluşturuyor.

Damlaya damlaya göl olur sözünü biliriz. Fakat günlük seçimlerimizde bazen damlayı küçümseriz.

Bir kuruşu önemsiz görürüz.

Küçük bir kazancı yeterli bulmayız.

Sonra daha büyüğüne ulaşma isteğiyle ölçümüzü kaybederiz.

Burada çalışmayı bırakmak söz konusu değil. Üretmek, gelişmek ve yeni şeyler ortaya koymak elbette hayatın içinde.

Asıl soru, bunu hangi niyetle ve hangi ölçüyle yaptığımızdır.

Bir ihtiyacı gidermek için mi çalışıyoruz?

Fayda vermek için mi üretiyoruz?

Yoksa yalnızca daha fazlasına sahip olma düşüncesi mi bizi yönetiyor?

Bu soruların cevabı, işimizi nasıl yaptığımıza da yansır. Hırsla acele etmek başka, emek vererek ve ölçüyü koruyarak ilerlemek başkadır.

Elimizdekine kıymet vermeden daha fazlasını istemek bizi sürekli eksiklik duygusunda bırakabilir.

Henüz ulaşamadığımız şey gözümüzde büyürken sahip olduğumuz şey silikleşir.

Şükür, elimizdeki nimeti fark etmeyi gerektirir.

Bugün sahip olduğumuz imkânı görmeden, yarın kavuşacağımız imkânın bizi mutlaka tatmin edeceğini düşünmeyelim.

Kur’an’ı okurken neyin üzerinde duruyoruz?

Soru: Ayetleri bitirmeye mi çalışıyoruz, yoksa anlamaya mı zaman ayırıyoruz?

İsra suresinin 105 ve 106. ayetlerinde Kur’an’ın hak olarak indirildiği, insanlara dura dura okunmak üzere bölümlere ayrıldığı anlatılır.

Bu hatırlatma, okumamızın biçimi üzerinde düşünmemizi sağlar.

Bir metnin sonuna gelmekle o metnin söylediğini anlamak aynı şey değildir.

Ayetleri okuyabiliriz. Fakat okurken kendimize hiç soru sormuyorsak, bize yönelen mesajın önünden hızla geçebiliriz.

Burada ne söyleniyor?

Bu uyarı hangi davranışımla ilgili?

Ben hayatımda neyi düzeltmeye çalışıyorum?

Bir ayetin üzerinde durmak bazen kendi hatamızı fark etmek demektir. Bu da her zaman kolay değildir.

İnsan başkasındaki yanlışı daha hızlı görür. Kendi yanlışına bakarken ise gerekçeler bulabilir.

O yüzden anlamak için emek vermek gerekir.

Düşünmek gerekir.

Okuduklarımızı birbirinden koparmadan değerlendirmek gerekir.

Bir sınava giren çocuğun öğrenmesini isteriz. Önüne cevap anahtarı konduğunda gerçekten öğrenip öğrenmediğini anlayamayız.

Kendi hayatımızdaki sorumlulukta da düşünme ve çaba tarafını atlamak istemeyelim.

Her şeyin bizim yerimize çözülmesini beklersek kendi seçimlerimizin farkına varamayız.

Kur’an üzerinde durmak, yalnızca bilgi biriktirmek için değildir. Öğrendiğimizi davranışımıza taşımak için de okuruz.

Yanlışımızı gördüğümüzde onu savunmayı mı sürdürüyoruz?

Yoksa değiştirmek için bir adım mı atıyoruz?

Bir alışkanlıktan hemen çıkamayabiliriz. Fakat ondan kurtulmak için mücadele etmekle onu normal kabul etmek arasında fark vardır.

Rabbimize sığınmak, dua etmek ve çaba göstermek bu mücadelenin içindedir.

Okuduğumuz ayetin hayatımızda bir karşılığı olsun.

Bir cümleyi hatırlamak kıymetlidir. O cümlenin bizi daha dikkatli, daha dürüst ve daha sorumlu kılması da kıymetlidir.

Bilgi kalbimize ulaştığında ne değişir?

Soru: Bildiklerimiz bizi daha büyük görmeye mi, eksiklerimizi fark etmeye mi götürüyor?

İsra suresinin 107–109. ayetlerinde, kendilerine ilim verilenlerin Kur’an karşısındaki teslimiyeti anlatılır. Secde, gözyaşı ve derin saygı birlikte anılır.

Bilgi burada insanı kendini yeterli görmeye götürmez.

Aksine, insan kendi sınırını fark eder.

Yanlış yaptığını görür.

Bağışlanmaya ihtiyacı olduğunu anlar.

Bazen insanın gözyaşı, kendi davranışıyla ilk kez dürüstçe karşılaşmasının sonucudur.

“Söylememem gereken sözü neden söyledim?”

“Bana verileni neden hiç fark etmedim?”

“Yanlışımı bildiğim halde neden sürdürdüm?”

Bunlar başkasını suçlamak için sorulan sorular değildir. İnsanın kendi içine yönelttiği sorulardır.

Secdeyi de bu fark edişten ayrı düşünmeyelim. İnsan, Rabbine muhtaç olduğunu bilerek yöneldiğinde yaptığı ibadetin anlamı derinleşir.

Yalnızca bir hareketi tekrar etmekle, o hareketin nedenini bilerek yapmak arasında bir fark vardır.

Anlamak, yönelişimizi daha bilinçli hale getirir.

Burada niyetimizi de sorgulamamız gerekir.

Bilgi öğrenmek için bir araya gelirken yalnızca çevre edinmeyi mi düşünüyoruz?

Yoksa Rabbimizin sevgisini kazanmak ve yanlışlarımızdan uzaklaşmak için mi çabalıyoruz?

Niyetimizi dürüstçe gözden geçirmek, dışarıdan görünen davranışımız kadar önemlidir.

Aynı yerde bulunabiliriz. Aynı sözleri dinleyebiliriz.

Fakat içimizde taşıdığımız amaç farklı olabilir.

Kendimize dönüp “Ben burada ne arıyorum?” diye sormak, bu yüzden kıymetlidir.

Duada ve hayatta ölçüyü korumak

Soru: Rabbimize yönelirken içtenliğimizi ve ölçümüzü koruyabiliyor muyuz?

İsra suresinin 110. ayetinde Allah’a, Allah veya Rahman diye seslenilebileceği ve en güzel isimlerin O’na ait olduğu bildirilir.

İnsan bazen nasıl dua edeceğine takılıp kalabilir.

Oysa Rabbine yönelmek için bütün isimleri ezbere sayabilmesi gerekmez. “Allah’ım” diyerek de “Rabbim” diyerek de O’na seslenebilir.

Önemli olan, kime yöneldiğini bilmesidir.

Acizliğini kabul etmesidir.

Yardımını Rabbinden istemesidir.

Aynı ayette sesin aşırı yükseltilmemesi, bütünüyle kısılmaması ve ortada bir yol tutulması hatırlatılır.

Bu ölçü üzerinde de duralım. İbadetimizde dikkat, farkındalık ve denge arayalım.

Söylediğimiz sözün anlamını duymadan hızla geçip gitmeyelim.

Surenin son ayeti ise hamdi Allah’a yöneltir. Mülkte ortağı bulunmayan, acizlikten dolayı bir yardımcıya ihtiyaç duymayan Allah yüceltilir.

İnsan muhtaçtır.

Elindekilerle sınırsız hale gelmez.

Malı çoğalsa da bilgisi artsa da Rabbine olan ihtiyacı devam eder.

Öyleyse baştaki soruya dönelim: Daha fazlasına sahip olduğumuzda gerçekten rahatlayacak mıyız?

Belki önce sahip olduğumuzla kurduğumuz ilişkiye bakmamız gerekiyor.

Paylaşabiliyor muyuz?

Küçük gördüğümüz nimetin kıymetini biliyor muyuz?

Öğrendiğimizi hayatımıza taşıyabiliyor muyuz?

Elimizdekini fark edelim, paylaşalım ve Rabbimize şükürle yönelelim.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir