Ailede Haklı Çıkmak mı, Arayı Düzeltmek mi? Sorumluluk, Hakemlik ve İhsan
22 Mayıs 2023
Soru: İki insan da yuvasının yıkılmasını istemediği hâlde, neden birbirinden uzaklaşır?
Bazen sevgileri tamamen bitmediği için değil, aralarındaki sorunu çözemediği için ayrılığa yaklaşırlar. Biri diğerinin değişmesini bekler; öteki, ilk adımı karşı tarafın atmasını ister.
İkisi de anlaşılmak isterken birbirini duyamaz hâle gelir. Ortada yalnızca bir anlaşmazlık değil, büyüyen bir haklı çıkma isteği de vardır.
Nisâ suresindeki aile, hakemlik ve iyilik çağrılarını bu soruyla düşünelim. Yakınlıklarımızı korumak için ne yapıyoruz, hangi sorumluluktan uzak duruyoruz?
Koruyup gözetmek bir sorumluluktur
Nisâ suresi 33. ayette hak sahiplerine paylarının verilmesi hatırlatılır. Ardından aile içindeki sorumlulukları düşündüren ayetlerle karşılaşırız.
34. ayetteki kavvâm ifadesini, bir işin sorumluluğunu almak ve onu koruyup gözetmek üzerinden ele alıyoruz. Yönetmeyi de bu sorumluluktan ayrı düşünmüyoruz.
Bir aileyi gözetmek, yalnızca sözünün dinlenmesini istemek değildir. O ailenin ihtiyaçlarıyla ilgilenmek, geçimine katkı sunmak ve sorumluluğunu taşımaktır.
Bu sorumluluk dağılımını erkeğin koruyup kollaması, kadının ise evlilik içindeki bağlılığını koruması üzerinden okuyoruz. Konuyu yalnızca kimin sözünün geçeceğine indirgediğimizde, görevin kendisini gözden kaçırabiliriz.
Soru: Ailede bir görev üstlenmek, karşımızdaki insanı incitme hakkı verir mi?
Koruma sorumluluğuyla zarar vermeyi aynı yere koyamayız. Bir ilişkiyi ayakta tutmaya çalışırken ne yaptığımıza dikkat etmek gerekir.
Nisâ suresi 34. ayetin ilgili ifadesi farklı meallerde farklı çevrilir. Burada öğüt verme, yatakları ayırma ve bir süre uzaklaşma şeklindeki yorumu esas alıyoruz.
Bu okumada anlaşmazlık, şiddetle çözülecek bir mesele olarak ele alınmaz. Önce konuşma, ardından mesafe koyma ve ilişkinin durumunu değerlendirme üzerinde durulur.
Bir insanı zorlamakla onun gönülden değişmesini sağlamak aynı şey değildir. Karşı tarafın tutumunu yalnızca baskıyla düzeltebileceğimizi düşünmek, sorunun özünü görmemizi engelleyebilir.
Aile içinde küçümseyen sözler de üzerinde durmamız gereken bir konudur. Eşinin hiçbir şeyi beceremediğini, hiçbir şey bilmediğini tekrar etmek ilişkiyi yıpratır.
Bir kadın eşinden daha bilgili veya daha becerikli olabilir. Fakat bunu, onu başkalarının yanında küçük düşürmek için kullanmak ayrı bir meseledir.
Bu yaklaşımda eşini desteklemek ve ona saygıyla davranmak öne çıkar. Bildiğini göstermekle karşısındakinin değerini azaltmaya çalışmak birbirinden farklıdır.
Sorumluluk, yalnızca yetki istemek değil; davranışının karşı tarafta ne oluşturduğunu da düşünmektir.
Arayı bulacak birine neden ihtiyaç duyarız?
Nisâ suresi 35. ayette, eşlerin arasının açılmasından endişe edildiğinde iki aileden birer hakem belirlenmesi anlatılır. Bir kişi erkeğin, bir kişi kadının ailesinden devreye girer.
Burada mesele, tartışmaya daha fazla insan katmak değildir. Çözülmeyen soruna dışarıdan bakabilecek kişilerin desteğini almaktır.
Eşler aynı olayın içinde oldukları için kırgınlıklarını ve beklentilerini öne çıkarabilir. Dışarıdan bakan adil bir insan, ikisinin de göremediği bir noktayı fark edebilir.
Biri, defalarca söylediği hâlde anlaşılmadığını düşünür. Diğeri, kendisine sürekli haksızlık edildiğini hisseder.
Birbirlerini dinlemek yerine, karşı tarafın neden yanlış olduğunu anlatmaya başlayabilirler. Böylece çözüm konuşulacak yerde savunmalar büyür.
Turşunun sirkeyle mi, limonla mı yapılacağı yüzünden tartışan filmdeki çifti düşünelim. Dışarıdan bakarken gülümsediğimiz bu sahne, bazen kendi anlaşmazlıklarımızı da hatırlatır.
Başlangıçta küçük olan bir konu, bir süre sonra karşı tarafa söz geçirme mücadelesine dönüşebilir. Artık konuştuğumuz şey ilk mesele değil, kimin geri adım atacağıdır.
Adil bir hakem, taraflara yalnızca ilk tartışmayı hatırlatmakla kalmaz. Onların asıl ne istediğini anlamalarına, meseleyi yeniden görmelerine de yardımcı olabilir.
Bu nedenle dışarıdan destek almayı bir zayıflık gibi değerlendirmeyelim.
Soru: Gerçekten aramızın düzelmesini mi istiyoruz, yoksa önce karşı tarafın yenildiğini mi görmek istiyoruz?
Hakemlik konuşulurken uzlaşma isteği de önemlidir. Taraflar düzeltmeye yönelmeden, yalnızca başkasının gelmesi her şeyi kendiliğinden çözmez.
Ayetin uzlaşmayla birlikte Allah’ın yardımını hatırlatması üzerinde duralım. Hakemler birer vesiledir; çabamızı ortaya koyarken Rabbimize de yöneliriz.
On yıllık evlilikten sonra ayrılmış iki insan düşünelim. Çocukları için görüşmeye, birlikte yemek yemeye devam ediyorlar; fakat ayrılmalarına yol açan sorunu hâlâ açıklığa kavuşturamamışlar.
Konuşulduğunda, birbirlerine karşı duygularının tamamen bitmediği anlaşılıyor. Buna rağmen, zamanında kendilerine destek olacak birini bulamamışlar.
Ailelerin yalnızca kendi kararlarını vermelerini söylemesi, bekledikleri desteğin yerini tutmamış. İki taraf da anlaşmazlığın çözülmesini isterken yalnız kalmış.
Böyle bir örnek, her ayrılığın aynı sebeple yaşandığını göstermez. Fakat bazen çözüm arayan insanların yanında durmanın önemini görünür kılar.
Akrabalık yalnızca bayramda karşılaşmak değildir. Zor bir meselede sorumluluk alabilecek, tarafları dinleyebilecek insanların bulunması da değerlidir.
Bir ailede problem çıktığında herkesin birbirinden haberdar olması, desteği kolaylaştırabilir. Fakat bağlar bütünüyle koptuğunda, insanlar çözemedikleri sorunlarla baş başa kalabilir.
Yakınlıklarımızın yalnızca isimden ibaret olmamasını bu yüzden özellikle önemseyelim.
Danışmak başka, bağımlı yaşamak başka
Birine danışmayı bazen küçülmek gibi görüyoruz. Kendi hayatımızı bildiğimizi düşünüyor, başka bir bakışa ihtiyaç duymadığımızı söylüyoruz.
Fakat bir konuyu yaşamış olmak, onun bütün taraflarını gördüğümüz anlamına gelmez. Öfkeliyken veya kırgınken kaçırdığımız bir ayrıntıyı başkası fark edebilir.
Bir amcanın, teyzenin, arkadaşın veya çocuğun görüşünü dinlemek bizi değersiz yapmaz. Kendi fikrimizden başka bir fikrin varlığına tahammül edebilmek de önemlidir.
Elbette bunun öbür ucunda başka bir sorun bulunur: Kendi kararını hiç verememek. Her adımı yalnızca başkasının onayına göre atmak da dengeyi bozar.
Evlenmiş bir insanın, kendi ailesini kurduğu hâlde bütün kararlarını anne babasına bırakmasını düşünelim. Eşiyle paylaşması gereken her şeyi dışarıya taşıyorsa, yeni aile içinde yakınlık nasıl gelişecek?
Bazen iki taraf da kendi anne babasına daha fazla zaman ayrılmasını ister. Hangi aileye daha çok gidildiği, ziyaretlerin nasıl paylaşıldığı sürekli tartışma konusu olabilir.
Aslında akrabalarla yakınlık kurmak isterken, eşler arasında başka bir uzaklık oluşturulur. Yıllarca biriken küçük hesaplar, bir gün büyük bir ayrılığın gerekçesine dönüşebilir.
Bu yüzden yalnızca aile büyüklerinin varlığı yetmez. Onların ilişkide nasıl yer aldığı, eşlerin kendi sorumluluğunu nasıl taşıdığı ve desteğin neye hizmet ettiği de önemlidir.
Danışmak, sorumluluğu tamamen başkasına devretmek değildir. Akrabayla bağ kurmak da eşini ve çocuğunu ikinci plana atmak anlamına gelmez.
Ne kimseyi dinlemeyen bir kibir, ne de kendi kararını veremeyen bir bağımlılık.
Aradığımız şey, bu iki uç arasında ölçüdür. Fikir alırken kendi payımıza düşen sorumluluğu da taşımayı öğrenmeliyiz.
Geleceği bütünüyle bilemeyiz. Bazen yaşadığımız olayları bile sonradan anlamlandırmakta zorlanıyoruz.
Başkasının yaptığı bir seçim, bizim hayatımızı da etkileyebilir. Her şeyi hesaplayıp bütün sonuçları kontrol edebileceğimizi sanmak, bizi daha fazla zorlayabilir.
Bu yüzden Allah’a yönelmekle çaba göstermeyi birbirinden ayırmayalım. Danışalım, dinleyelim, sorumluluk alalım; fakat kendimizi bütün sonuçların sahibi saymayalım.
İhsan yalnızca para vermek değildir
Nisâ suresi 36. ayette Allah’a kulluk ve O’na ortak koşmama çağrısının ardından iyilik edilecek insanlar anılır. Anne baba, akraba, yetimler ve yoksullar bu hatırlatmanın içindedir.
Yakın komşu, uzak komşu, yanımızdaki arkadaş ve yolcu da unutulmaz. Böylece iyilik, hayatımızın tek bir alanına sıkıştırılmaz.
İhsan üzerinde düşünürken yalnızca maddi yardım görmeyelim. Güzel davranmak, ilgilenmek ve ihtiyacı fark etmek de bu çerçevededir.
Bir yaşlı yakınımızı ziyaret etmeye gücümüz vardır. Konuşabilir, yürüyebilir, bir işine destek olabiliriz; fakat bazen bu imkânları hiç kullanmayız.
Yardımın yalnızca parayla yapılacağını düşündüğümüzde, başka türlü verebileceğimiz desteği gözden kaçırırız. Oysa birinin derdini dinlemek veya bir anlaşmazlıkta sorumluluk almak da emek ister.
Soru: Elimizde para olmadığında, yapabileceğimiz bütün iyiliklerin de bittiğini mi düşünüyoruz?
Bir yakınımızın yanında durabilmek, ona iyi davranabilmek ve ihtiyacını anlamaya çalışmak için her zaman büyük bir servet gerekmez. İlgimizi ve vaktimizi paylaşmak da mümkündür.
Ayetin sonunda kibir ve övünme konusunda yapılan uyarıyı da unutmayalım. İyilik ederken kendimizi büyütmeye başlıyorsak, yönelişimizi yeniden düşünmeliyiz.
Birinin bize muhtaç olmasını kendi üstünlüğümüzün işareti gibi görmeyelim. Bugün bir konuda destek verebiliriz; başka bir konuda biz desteğe ihtiyaç duyabiliriz.
Bunun yanında, iyilik etmek zarar gördüğümüz yerde sınırlarımızı yok saymak değildir. Zarar veren bir yakınımızla aramıza mesafe koymakla, herkese karşı iyilikten vazgeçmek aynı şey değildir.
Affedicilik, yakınlık ve sınır arasındaki dengeyi düşünmek gerekir. Her ilişkiyi aynı kalıba yerleştirdiğimizde, kime nasıl davranacağımızı görmek zorlaşır.
İstemeyen birine yardım dayatmak da üzerinde durulması gereken bir meseledir. İyilik niyetiyle hareket ederken karşı tarafın durumunu ve isteğini görmeyi bırakmayalım.
İyiliği gösterişten ve kırgınlıktan korumak
Nisâ suresi 37–38. ayetlerde cimrilik, başkalarını cimriliğe yöneltmek ve gösteriş için harcamak birlikte gündeme gelir. Burada yalnızca ne verdiğimiz değil, niçin verdiğimiz de önem kazanır.
Bir yardımın görülmesini istemekle bir ihtiyacı gidermek aynı yöneliş değildir. İnsanların takdirini öne aldığımızda, yardım ettiğimiz kişi ikinci plana düşebilir.
Paylaşırken kendi imkânımızı bütünüyle yok saymak da ölçüyü bozabilir. Elimizdeki her şeyi verip kendimizi zor durumda bırakmakla, ihtiyaç sahibine dengeli biçimde destek olmak aynı değildir.
İyiliğin büyüklüğünü yalnızca görünen miktarla değerlendirmeyelim. Niyetimizi, imkânımızı ve ortaya çıkan sonucu birlikte düşünelim.
Gösterişe kapılmadan vermek, iyiliği terk etmek değil; onu doğru bir yerde tutmaya çalışmaktır.
Öte yandan, bir insanın ihtiyacını hiç araştırmadan yardımın gereksiz olduğuna da karar verebiliyoruz. Başkasından duyduğumuz bir söz, iyilik yapmamızı engelleyebiliyor.
O kişinin durumunu gerçekten biliyor muyuz? Yoksa herkesin ona yardım ettiğini söyleyerek kendimizi rahatlatıyor muyuz?
İhtiyacı anlamak için bakmak, sormak ve ilgilenmek gerekir. Bilmeden verilen hüküm, hem yardımımızı hem insanlarla bağımızı zayıflatabilir.
Kırgınlık da bizi başka bir uçta durdurur. İyilik yaptığımız hâlde incindiğimizde, artık kimseye iyi davranmamaya karar verebiliriz.
Fakat bir insanın yanlışını, bütün insanlara karşı tavrımızın gerekçesi hâline getirmeyelim. Yaşadığımız olaydan sınırlarımızı öğrenmek başka, iyiliğin kendisinden vazgeçmek başkadır.
İyilikten vazgeçmek yerine, iyiliğin ölçüsünü öğrenmeye çalışalım.
Ailede de aynı soru karşımıza çıkar. Bir anlaşmazlığı büyüten sözü mü taşıyoruz, yoksa çözümün mümkün olduğu yerde insanları dinlemeye mi çalışıyoruz?
Her şeyi bildiğimizi düşünmeden Allah’tan yardım isteyelim. Yanlış bir seçim yapmaktan sakınırken kendi öfkemizi ve beklentimizi de hesaba katalım.
Başlangıçtaki iki insanın yanına yeniden dönelim. İkisi de yuvasını korumak istiyor, fakat biri diğerinin ilk adımı atmasını bekliyordu.
Belki de o an ihtiyaçları, kimin daha güçlü olduğunu gösterecek yeni bir tartışma değildir. Dinlemeye, sorumluluk almaya ve uzlaşmaya gönüllü olmaya ihtiyaçları vardır.
Soru: Ben bugün bir ilişkide yalnızca haklılığımı mı büyüteceğim, yoksa çözüm için kendi payıma düşeni mi yapacağım?
Koruyup gözetmeyi, danışmayı ve iyiliği birlikte düşünelim. Yakınlarımızla bağ kurarken hem sorumluluğumuzu hem ölçümüzü koruyalım.
Bir arayı düzeltmeye niyet etmek, bazen kendi haklılığımızı anlatmaya ara vermekle başlar.


