Benim imanımda bir tereddüt mü var, bir şüphe mi var, niye ben bu soruları soruyorum, Allah acaba nasıl yaratır diye, veya Allah nasıldır acaba, veya ahiret nasıldır acaba diye soruyorum..!
Soru sormak imansızlık değildir.
Hz. İbrahim’in sorusu inkârdan değil, yakîn arayışından geliyor.
“Rabbim, ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster.”
Allah soruyor:
“Yoksa inanmadın mı?”
İbrahim cevap veriyor:
“Hayır, inandım. Fakat kalbim mutmain olsun istiyorum.”
Burada çok önemli bir ölçü var:
İnsan bazen inanır ama anlamak ister.
İnanır ama görmek ister.
İnanır ama kalbinin daha derin bir huzura kavuşmasını ister.
Bu, imanın zayıflığı değil; imanın derinleşme isteğidir.
Hz. İbrahim’in sorusu bize şunu öğretiyor:
Gerçek iman, aklı susturmaz; aklı doğru yere yönlendirir.
Kur’an’da iman kör teslimiyet değildir. Aklı, kalbi, gözlemi, düşünmeyi birlikte çalıştırır.
Ayetin kuşlarla ilgili kısmında da senin dikkat çektiğin nokta önemli.
Meallerde genelde “kuşları kes, parçala” şeklinde çevriliyor. Fakat ayetin içinde açıkça “kesmek” anlamında bir kelime geçmiyor.
Ayetin akışı şöyle okunabilir:
Dört kuş al.
Onları kendine alıştır.
Sonra her birini ayrı yerlere koy.
Sonra onları çağır.
Sana koşarak gelecekler.
Buradaki ahlaki ders çok derin:
Sen terbiye ettiğin kuşları çağırınca onlar sana geliyorsa,
Allah’ın terbiye ettiği varlıklar Allah çağırınca neden gelmesin?
Senin sesine alışan kuş sana yöneliyorsa,
Allah’ın emrine alışmış zerre, ruh, beden, toprak, hayat neden Allah’ın çağrısına yönelmesin?
Çünkü Allah Rabbü’l-âlemîndir.
Yani bütün varlığı terbiye eden, düzenleyen, ölçü koyan, yöneten Rabb’dir.
İnsan bir kuşu terbiye edebiliyorsa,
Allah bütün kâinatı terbiye etmiştir.
İnsan çağırınca kuş geliyorsa,
Allah çağırınca ölüler de gelir.
Burada mesele sadece fiziksel diriliş değildir. Aynı zamanda şu hakikattir:
Her şey sahibinin çağrısına döner.
Bu ayetin ahlaki tarafı da çok önemlidir.
Öldükten sonra diriliş sadece “tekrar yaşamak” meselesi değildir.
Diriliş, aynı zamanda adaletin tamamlanmasıdır.
Çünkü bu dünyada nice zalim hesap vermeden ölüyor.
Nice mazlum hakkını alamadan gidiyor.
Nice emek boşa gidiyor gibi görünüyor.
Nice yalan, sahte başarı gibi parlıyor.
Nice gerçek, bir süreliğine eziliyor.
Eğer ahiret yoksa, büyük adalet eksik kalır.
Ama Kur’an şunu söyler:
Hiçbir emek kaybolmaz.
Hiçbir zulüm unutulmaz.
Hiçbir iyilik boşa gitmez.
Hiçbir kötülük karşılıksız kalmaz.
İşte öldükten sonra diriliş, Allah’ın adaletinin tamamlanmasıdır.
Bu yüzden ahiret inancı insanı ahlaklı yapar.
Çünkü insan bilir ki:
Bugün görmezden gelinen şey, yarın ortaya çıkar.
Bugün saklanan gerçek, yarın açığa çıkar.
Bugün yapılan haksızlık, yarın sahibini bulur.
Bugün verilen emek, yarın karşılık görür.
Bu ayetin günümüz insanına mesajı şudur:
Soru sormaktan korkma.
Ama sorunu inkâr için değil, hakikate yaklaşmak için sor.
Merak et.
Düşün.
Araştır.
Aklını kullan.
Ama kalbini de hakikate kapatma.
Hz. İbrahim bize bunu öğretiyor:
İman eden insan da soru sorabilir.
Ama gerçek mümin, sorusunu hakikatten kaçmak için değil, hakikate daha çok yaklaşmak için sorar.
Ve Allah bu samimi arayışı reddetmiyor.
Tam tersine cevap veriyor, yol gösteriyor, ders veriyor.
Çünkü Allah Aziz’dir; bizim imanımıza muhtaç değildir.
Ama Hakîm’dir; bize yol göstermesinde hikmet vardır.
İbrahim’in sorusu kıyamete kadar gelecek bütün müminlere bir rahatlık oldu:
“Ben neden düşünüyorum?” deme.
“Ben neden merak ediyorum?” deme.
“Ben neden görmek, anlamak, kalbimin yatışmasını istiyorum?” diye kendini suçlama.
Yeter ki arayışın samimi olsun.
Çünkü samimi soru, insanı Allah’tan uzaklaştırmaz.
Bilakis Allah’a yaklaştırır.
