Dinin Ölçüsü Sözümüz Değil, Hayatımız: Teslimiyet, Kul Hakkı ve Mizan

4 Aralık 2023

Soru: Allah’a inandığımızı söylerken, ticaretimizde ve ilişkilerimizde gerçekten O’nun gösterdiği ölçüyü koruyor muyuz?

Bir insan kendisini Müslüman olarak tanıtabilir. Fakat bu söz, davranışlarına hiç yansımıyorsa üzerinde düşünmemiz gereken bir eksiklik vardır.

Kur’an’ı evimizin en güzel yerine koyabiliriz. Peki onu açıp kendi hayatımıza yöneltilmiş bir çağrı olarak okuyor muyuz?

Asıl mesele yalnızca ne söylediğimiz değildir. İnandığımızı söylediğimiz hakikatin hayatımızda nasıl göründüğüdür.

Din Sadece Bir İsim Değil, Yaşam Biçimidir

Din deyince bazen aklımıza yalnızca dua etmek, namaz kılmak veya belli günlerde ibadet etmek geliyor. Oysa hayatımız bunlardan ibaret değil.

Sabah işe gidiyoruz. Alışveriş yapıyor, eşimizle konuşuyor, çocuklarımızı yetiştiriyor, komşumuzla karşılaşıyoruz.

Soru: Bütün bu ilişkilerde Allah’a teslim olma düşüncesi nerede duruyor?

İslam kelimesini teslimiyet üzerinden düşündüğümüzde bu soru daha da önem kazanıyor. Teslimiyet, yalnızca dilimizle kabul ettiğimiz bir ifade olarak kalmamalı.

Bir malı satarken gerçeği söylemek de bununla ilgilidir. Karşımızdakinin hakkını gözetmek ve kazanç uğruna başkasını zarara sokmamak da öyle.

Ahiret gününe iman etmek, yaptıklarımızın karşılıksız kalmayacağını kabul etmektir. Bu inanç, kimse görmediğinde de doğru davranmak için bize bir sorumluluk hatırlatır.

Tevbe suresindeki uyarılarla karşılaşırken yalnızca geçmişteki topluluklardan söz edildiğini düşünmeyelim. Kendi sözümüzle yaşayışımızın birbirine uyup uymadığına bakalım.

Geçmişte din adına insanların doğru yoldan uzaklaştırılması anlatılırken bugünkü insan için de bir soru doğuyor: Biz Allah’ın rehberliğini mi arıyoruz, yoksa işimize gelen sözün peşinden mi gidiyoruz?

Kurallar çıkarımıza ters düştüğünde onları değiştirmek istememiz, düşünmemiz gereken bir durumdur. Bilmekle uygulamak arasındaki fark tam burada ortaya çıkar.

Bir şeyi doğru bulduğumuz hâlde ona uymak zor gelebilir. Fakat zorlanmamız, doğru bildiğimizden vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmez.

Salih Olmak, Bozulanı Düzeltmeye Çalışmaktır

Salih insanı yalnızca kendisine zarar vermeyen biri olarak düşünmek yeterli mi?

Yolda kırık bir cam parçası gördüğümüzü hayal edelim. Üzerinden geçip gidebiliriz; ama bir başkasının ayağına batacağını düşünerek onu kenara da alabiliriz.

İkinci davranışta yalnızca kendi rahatımızı değil, başkasının güvenliğini de gözetmiş oluruz.

Salih amel, iyiliğin başkasına da dokunduğu yerde görünür hâle gelir.

Bazen bir yanlışlığı düzeltmek gerekir. Bazen de yardım ederken ölçüyü kaybetmemek.

Birine sürekli verip onun bütün sorumluluklarını üstlenmek, her zaman ona iyilik yapmak anlamına gelmeyebilir. Merhametin de sınırını ve zamanını düşünmek gerekir.

Birine karşı sertleşmek de her sorunu çözmez. Ne zaman yardım edeceğimiz, ne zaman duracağımız ve ne kadar destek olacağımız önemlidir.

Soru: Biz yardım ettiğimiz insanın gerçekten iyiliğini mi istiyoruz, yoksa kendimizi iyi hissetmek için mi veriyoruz?

Deprem zamanlarında yapılan yardımları düşünelim. Kimi insan sessizce bir ihtiyacı giderirken, kimi zaman yapılan yardımın görünmesi ihtiyacın kendisinden daha önemli hâle gelebiliyor.

Yardımda gösteriş öne çıktığında ihtiyaç sahibinin neye ihtiyacı olduğunu gözden kaçırabiliriz. Çok şey toplamak, doğru yardım yaptığımız anlamına gelmez.

Aile içinde de durum farklı değildir. Yakınımızı seviyorsak onun hakkını görmeye, gerektiğinde sınır koymaya ve kendi yanlışımızı düzeltmeye çalışmalıyız.

İyiliği yalnızca dışarıdan görünen bir davranışa indirgemeyelim. Dürüstlük, sabır, emek ve sorumluluk da onun içindedir.

Huzuru Yanlış Yerde Aramak

İnsanın hayatında çok önemli gördüğü şeyler olabilir. Para, ev, iş, evlilik, çocuk veya borçtan kurtulmak…

Bunları istemek tek başına yanlış bir davranış değildir. Fakat bütün huzurumuzu tek bir sonuca bağladığımızda başka bir sorun başlar.

“Evlenirsem mutlu olacağım” deriz. Yıllar sonra aynı insan “Boşanırsam mutlu olacağım” diye düşünmeye başlayabilir.

Bir zamanlar almak için uğraştığımız şeyi, sonra hayatımızdan çıkarmak için uğraşabiliriz. Çünkü huzurun kendisini değil, huzuru getireceğini sandığımız durumu arıyoruzdur.

Soru: Bir isteğimiz gerçekleştiğinde bütün sorunlarımızın biteceğine inanıyorsak, o isteğe gereğinden fazla güç vermiş olmuyor muyuz?

Kur’an’ın Allah’tan başkasını ilah edinmeme çağrısını düşünürken kendi bağımlılıklarımıza da bakalım. Hayatımızın merkezinde ne var?

Gece gündüz yalnızca parayı düşünüyorsak, bütün ilişkilerimizi ona göre düzenliyorsak, denge bozulmaya başlamış olabilir.

Çocuklarımızın geleceğini istemek doğaldır. Fakat onlara duyduğumuz sevgi, bütün hayatımızı kaygıya dönüştürüyorsa nerede duracağımızı düşünmeliyiz.

Bir hedefe emek vermekle, o hedef gerçekleşmediğinde bütün anlamını kaybetmek arasında fark vardır. Mizan, işte bu farkı hatırlatır.

Kur’an’ı yalnızca hızlıca okuyup geçmek yerine durarak anlamaya çalışmamız bu yüzden önemlidir. Bildiğimiz bir söz bile davranışımıza dönüşmediğinde hayatımızdaki yeri eksik kalır.

Öğrendiklerimizi işimizde, evimizde ve seçimlerimizde hatırladıkça davranışlarımızı yeniden düzenleyebiliriz. Bilgi, uygulamayla anlam kazanır.

Yanlışa Ortak Oluyor muyuz?

Tevbe suresindeki savaşla ilgili tarihî anlatımlar üzerinde dururken daha yakınımızdaki bir mücadeleyi de görebiliriz: Kendi davranışlarımızla yüzleşmek.

Soru: Kendimiz doğrudan zarar vermiyorsak, zarar doğuran bir düzenin içindeki tercihlerimizi hiç düşünmeyecek miyiz?

Faizli borçlanmadan ötürü zorlanan bir aileyi düşünelim. Bir insan borcunu ödeyemediğinde bunun etkisi yalnızca onun cüzdanında kalmayabilir.

Eşi, çocuğu ve yakınları da bu sıkıntıdan etkilenebilir. Başlangıçta kolay görünen bir karar, zamanla başka sorunlara dönüşebilir.

Alkol yüzünden zarar gören insanları düşünürken de aynı sorumluluk düşüncesi öne çıkıyor. Bir davranışın bize o anda zarar vermemesi, başkalarının yaşadığı sonuçları görmezden gelmemizi gerektirmez.

Buradan herkesi aynı davranışla suçlama sonucu çıkarmayalım. Mesele, başkalarının hayatına dokunan tercihlerimizi sorgulamaktır.

“Bana bir şey olmuyor” demek kolaydır. Fakat toplumda yaşarken yalnızca kendimizin durumuna bakarak bütün sonuçları anlayamayız.

Birbirimize bağlı yaşıyoruz. Birinin uğradığı haksızlık, başka birinin korkusu ve başkasının kaybı toplumun huzurunu da etkiler.

Kendimiz için istemediğimiz zararı, başkası için önemsiz görmeyelim.

Bunun için önce kendi tercihlerimize bakalım. Kime güveniyoruz, neyi destekliyoruz, hangi davranışı normal sayıyoruz?

Bir yanlışla karşılaştığımızda “Herkes böyle yapıyor” diyerek kendimizi rahatlatmak kolaydır. Ama herkesin yaptığı, bir davranışı kendiliğinden doğru yapmaz.

Doğru bildiğimiz yolda kalmak bazen maddi fedakârlık gerektirebilir. Hata yaptıysak kabul edip yön değiştirmek de bir çabadır.

Bir konuda yıllarca aynı şeyi yapmış olabiliriz. Sonra Kur’an’ın hatırlattığı bir ölçüyle karşılaşıp alışkanlığımızı yeniden düşünmemiz gerekebilir.

Böyle anlarda insan kendisini savunmak isteyebilir. “Herkes yapıyor, bana ne zararı var?” diyebilir.

Fakat yalnızca kendi kazancımızı düşünürsek, davranışımızın başka insanlara etkisini gözden kaçırabiliriz. Bize kolay gelen şey bir başkasının sıkıntısını artırıyor olabilir.

Örneğin bir ev sahibi, daha fazla gelir elde etmek isterken kiracısının durumunu hiç düşünmeyebilir. Bir satıcı, müşterisinin ihtiyacından çok kendi kazancına odaklanabilir.

Bu örnekleri bütün insanları aynı kefeye koymak için değil, kendi kararlarımızı sorgulamak için düşünelim. Bizim elimizde bir fırsat olduğunda hakkaniyeti korumak zorlaşıyor mu?

Bazen doğruyu uygulamanın bedeli, beklediğimiz kadar kazanmamaktır. Bazen de bir tartışmada son sözü söylememeyi kabul etmektir.

İşte bilginin davranışa dönüşmesi böyle anlarda anlaşılır. Kur’an’ı anlamaya çalışmakla onun hatırlattığı ölçüyü kendi çıkarımıza rağmen korumak aynı yolun parçalarıdır.

Önce Kendi Hayatımızda Başlamak

Dünyayı düzeltmek istiyoruz. Peki kendi evimizdeki anlaşmazlıkları çözmeye çalışıyor muyuz?

Başka insanların adaletinden söz ediyoruz. Peki alışverişte, trafikte ve aile içinde kendimiz ne kadar adiliz?

Bir insanın bütün topluma fayda sağlamasını isteriz. Fakat kendi sözünü tutmuyor, emanetini gözetmiyor ve yakınlarını incitiyorsa önce oraya bakması gerekmez mi?

Soru: Beni tanıyan insanlar, benim için dürüst, güvenilir ve başkasının hakkına dikkat eden biri diyebiliyor mu?

Büyük sözler söylemekten önce bu soruya cevap arayalım. Doğruluğun en yakın sınavı, yaşadığımız hayatın kendisidir.

Kendimizi değiştirmek kolay olmayabilir. Yıllarca alıştığımız bir davranışı bırakmak, yanlış bulduğumuz bir kazançtan vazgeçmek veya birine hakkını vermek emek ister.

Ama Allah’a teslimiyetin hayatımızdaki karşılığı da burada görünür. Yalnızca konuşmak değil; mümkün olan yerde doğruyu uygulamak.

Kimseyi zorla değiştiremeyiz. Bunun yerine kendi duruşumuzla örnek olabilir, bildiğimiz doğruyu uygun bir dille anlatabiliriz.

Kur’an’ın hatırlatmalarını bugün de yanımızda taşıyalım. İşe başlarken, bir söz verirken, para kazanırken ve öfkelendiğimizde aynı ölçüyü yeniden düşünelim.

Bunun için her sabah küçük bir başlangıç yapabiliriz. Bir söz verirken tutmayı, alışverişte açık davranmayı, öfkelendiğimizde haksızlık etmemeyi hatırlayabiliriz.

Bazen insanlar bizim uzun açıklamalarımızdan çok davranışımızı görür. Güvenilir olmak, doğru bildiğimizi başkasına anlatmanın da en güçlü yollarından biridir.

Son kez kendimize soralım: Ben bugün hangi davranışımla yalnızca kendimi değil, başkasını da gözettiğimi göstereceğim?

Nimeti fark edelim, hakkı koruyalım, aşırılığımızı görelim ve gerektiğinde yanlışımızdan dönelim.

Teslimiyet, yalnızca inandığımızı söylemek değil; hayatımızı o inanca göre düzeltmeye çalışmaktır.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir