A’râf 52–53: Bilgi, Seçimler ve Hesap Gününü Unutmamak

24.01.2021

Bilgi çoğalırken huzurumuz da çoğalıyor mu?

Teknoloji hayatımızın pek çok tarafını kolaylaştırıyor. Uzakta olan biriyle konuşabiliyor, bir bilgiye kısa sürede ulaşabiliyor ve işlerimizi eskisine göre farklı araçlarla yürütebiliyoruz. Fakat araçların değişmesi, insan ilişkilerindeki bütün sorunları kendiliğinden çözmüyor. Bir zamanlar yüz yüze yapılan tartışma bugün bir ekranda devam edebiliyor. Mesafe kısalıyor ama anlaşılmama duygusu yerinde kalabiliyor. Bu derste A’râf suresinin 52 ve 53. ayetleri üzerinde düşünürken bilginin hayatımızdaki karşılığına bakıyoruz. Ne kadar çok şeye ulaşabildiğimiz kadar, öğrendiğimizle ne yaptığımız da önemlidir. Bir bilgi bizi daha dikkatli, daha adil ve daha sorumlu davranmaya yaklaştırıyor mu? Yoksa yalnız zihnimizde biriken başka bir ayrıntı olarak mı kalıyor?

İleride daha gelişmiş araçlara sahip olabiliriz. Yolculuklar kolaylaşabilir, haberleşme değişebilir ve bugün zor görünen bazı işler daha kısa sürede yapılabilir. Bunların değeri vardır. Yine de bir eşin sözünü dinlemek, verilen sözü tutmak veya bir çalışanın hakkını gözetmek için ayrıca bir tutuma ihtiyaç duyarız. Yeni bir araç bize bu sorumluluğu otomatik olarak kazandırmaz. Bu yüzden gelişmeyi küçümsemeden, insan olarak hangi konuda gelişmemiz gerektiğini de soralım. Hayatımızdaki bütün eksikliği bir sonraki yenilikle kapatacağımızı düşünürsek, bugünkü davranışımızı erteleyebiliriz. Oysa aynı eski kırgınlığı en yeni cihazla taşımak mümkündür. Araç değişirken niyetimiz ve davranışımız da düşünülmelidir.

Bana hangi bilgi gerçekten lazım?

Merak etmek öğrenmenin güzel bir başlangıcıdır. Fakat insan bazen kendi sorumluluğundan uzaklaşmak için de ayrıntıların içinde oyalanabilir. Çok şey konuşur, tartışır ve araştırır; buna rağmen kendi hayatındaki açık bir soruya dönmez. Evimde neden aynı konuşma hep kavgaya dönüşüyor? Bir işi yaparken hangi sözü verip yerine getirmiyorum? Çalışırken neden sürekli aceleyle karar veriyorum? Bu sorulara bakmak zor gelebilir. Çünkü bizi başkasının hatasını konuşmaktan çıkarıp kendi davranışımıza yaklaştırır. Faydalı bilgi aramak, bütün merakı daraltmak değildir. Öğrendiğimizin nerede işe yaradığını, hangi ihtiyaca dokunduğunu ve neyi daha doğru yapmamıza yardım ettiğini de düşünmektir.

Derste üretim örneğiyle bu dikkat anlatılır. Kendi işinde geliştirmesi gereken bir alan varken, kişi bütün zamanını başka bir konunun ayrıntısına verebilir. Elbette farklı alanlardan öğrenebiliriz; birçok fikir böyle gelişir. Fakat kendi ihtiyacımızı hiç görmeden sürekli başka bir şeye geçiyorsak, gerçekte çözmemiz gerekeni erteliyor olabiliriz. Aynı soru ilişkilerimizde de geçerlidir. Başkasının ailesi hakkında uzun uzun konuşurken kendi evimizde dinlemediğimiz bir insan bulunabilir. Bilginin faydası, yalnız ilginç olmasıyla ölçülmez. Bazen bize çok tanıdık gelen bir doğruyu ciddiye almak, yeni bir bilgi peşinde koşmaktan daha fazla emek ister. Bildiğimizi uygulamak da öğrenmenin bir parçasıdır.

Kitabın öğüdünü kendimizden uzak tutmamak

52. ayette bilgiyle açıklanmış bir kitabın, inanan bir topluluk için yol gösterici ve rahmet oluşu hatırlatılır. Bu hatırlatma bizi okuma biçimimizi düşünmeye çağırır. Bir metni yalnız başkasına söyleyeceğimiz sözleri bulmak için mi açıyoruz? Yoksa kendi yanlışımızı görmeye de hazır mıyız? Yol göstericilik, insanın bulunduğu yerle gideceği yer arasında bir ilişki kurar. Ben nerede duruyorum, neyi doğru sandım ve hangi adımı değiştirmem gerekiyor diye sorabiliriz. Okuduğumuz sözün her ayrıntısını bir anda çözmemiz gerekmeyebilir. Fakat onun bizi düşünmeye davetini ertelememek gerekir. Bir ayeti okumakla onu kendi davranışımıza karşı kapalı tutmak yan yana gitmemelidir.

Bu yaklaşım, her duyduğumuz yorumu sorgulamadan kabul etmek anlamına gelmez. Metnin ne söylediğiyle anlatıcının yorumunu ayırmak, güvenilir kaynaklara bakmak ve anlamadığımız yeri sormak önemlidir. Bir insan doğru bir şey söylemiş olabilir; bu, bütün söylediklerinin doğru olduğunu göstermez. Bir yerde hata yapması da bütün katkısını yok saymamızı gerektirmez. Ne bütünüyle teslim olmak ne de tek bir hatayla herkesi silmek öğrenmemize yardım eder. Dikkatli bir değerlendirme gerekir. Kendi yorumumuz için de aynı ölçüyü kullanalım. Yanlışımız ortaya çıktığında düşüncemizi düzeltmek, değerimizi azaltmaz. Doğruyu aramayı kişisel itibarımızdan önde tutabildiğimizi gösterir. Bu, öğrenirken korumamız gereken önemli bir tevazudur.

Sonucu gördüğümüzde neyi değiştirmek isterdik?

53. ayette, haber verilen gerçekler ortaya çıktığında geçmişte onları unutan insanların pişmanlığı anlatılır. Yapılanlardan farklı işler yapabilmek için geri dönme isteği üzerinde durulur. Bu sahneyi okurken yalnız uzak bir gelecek düşünmeyelim. Bugün de bir yanlışın sonucuyla karşılaştığımızda keşke başka türlü davransaydım diyebiliyoruz. Birinin uyarısını dinlemedik, bir sorumluluğu küçümsedik veya kolayımıza gelen bir gerekçeye sığındık. Sonra olanı geri almak istedik. Her şeyi geri çeviremeyebiliriz. Fakat bu hatırlatma, hâlâ seçim yapabildiğimiz bugünün değerini gösterir. Pişmanlığı yalnız sonucundan korkmak olarak değil, davranışı değiştirme çağrısı olarak da düşünelim.

Bir yanlışı henüz küçükken fark etmek önemlidir. Tutmadığımız bir söz varsa konuşabilir, eksik bıraktığımız bir işi tamamlayabilir ve incittiğimiz kişiyi dinleyebiliriz. Bu adımlar her zararı hemen gidermeyebilir. Karşı tarafın güveni zaman isteyebilir, bazı sonuçlar kalıcı olabilir. Yine de bunlar hiçbir şey yapmamanın gerekçesi değildir. Tövbe ve telafi arayışı, geçmişin üstünü örtmek değil, onun sorumluluğunu taşımaktır. Ben zaten çok hata yaptım diye bütün yolu kapatmayalım. Aynı şekilde bir kez özür diledim, artık herkes unutmalı diye de düşünmeyelim. Kendi değişimimizle başkasının iyileşme süreci aynı hızda yürümeyebilir. Samimi bir dönüş, söz kadar süreklilik de ister.

Hayatımızın merkezinde ne duruyor?

İnsan önem verdiği bir şeyi bütün hayatının ölçüsü hâline getirebilir. Çocuğu, eşi, işi veya kazancı çok kıymetlidir; fakat bunlar uğruna her yanlışı normal görmeye başladığında durup düşünmesi gerekir. Birini sevmekle onun için başkasının hakkını görmezden gelmek farklıdır. İşini ciddiye almakla bütün ilişkileri işe feda etmek aynı değildir. Burada hayatımızdan sevgiyi ve çalışmayı çıkarmıyoruz. Onları hangi ölçüyle yaşadığımıza bakıyoruz. Ne için çabalıyorum, nerede sınırımı kaybediyorum, hangi isteğim beni kendimden uzaklaştırıyor? Bu sorulara dürüst cevap vermek kolay olmayabilir. Yine de bizi daha dengeli ve daha adil bir yaşama yaklaştırabilir.

Bir çocuğu gözetmek de onun bütün sorumluluğunu süresiz biçimde üstlenmek demek değildir. Yaşına ve imkânına göre yapabileceği işleri öğrenmesine yardımcı olabiliriz. Bununla birlikte destek alan her insanı bağımlı veya değersiz sayamayız. Çocukluk, hastalık, engellilik ve hayatın farklı şartları gerçek ihtiyaçlar doğurur. Mesele sevgiyi kısmak veya ihtiyaç sahibini yalnız bırakmak değil, yardım ederken kişinin gelişimine de alan açmaktır. Aynı ölçü kendi hayatımızda da geçerlidir. Benim yapabileceğim bir işi sürekli başkasına bırakıyor muyum? Aldığım desteğin emeğini görüyor muyum? Teşekkür edebiliyor muyum? Nimetle sorumluluk arasındaki bağı böyle küçük sorularda da bulabiliriz.

Adalet, yalnız yakalanma korkusu mu?

Hesap gününü hatırlamak, davranışlarımızın yalnız görünür sonuçlardan ibaret olmadığını düşünmemize yardım eder. Bir haksızlığı kimse görmüyor diye önemsiz sayamayız. Zarar verdiğimiz insanın sesi çıkmıyorsa, bu hakkının bulunmadığı anlamına gelmez. Güçlü birinin o anda hesap vermemesi de adaletin anlamını ortadan kaldırmaz. İnancımızın içindeki hesap bilinci, kimsenin denetlemediği yerde de kendi davranışımıza bakmamız için bir hatırlatmadır. Bununla birlikte farklı inançtaki insanların ahlakını tek bir hükümle değerlendirmeyelim. Biz burada kendi imanımızın bizden ne istediğini düşünüyoruz. Başkasının iç dünyasını yargılamak yerine kendi dürüstlüğümüzün neye dayandığını ve nasıl yaşandığını sorgulayabiliriz.

Başkasının acısını görürken de aynı sorumluluk önümüze gelir. Uzakta yaşanan bir haksızlığın bütün ayrıntılarını bilmiyor olabiliriz. Her yere ulaşamayız, her sorunu tek başımıza çözemeyiz. Ama bu, hiçbir şey düşünmeden yalnız rahatımızla ilgilenmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Güvenilir bir yardım imkânı arayabilir, bildiğimiz bir ihtiyaca destek olabilir ve insanları incitmeden farkındalık oluşturabiliriz. Yapamadığımızla yapabileceğimizi ayırmak önemlidir. Kendi imkânımızı başkasından üstün olduğumuzun kanıtı gibi görmek yerine, onunla hangi sorumluluğu taşıdığımızı soralım. İyilik bazen büyük bir gösteri değil, önümüzde duran ihtiyacı ciddiye almaktır. Bu soruyu kendimizden uzaklaştırmayalım.

İnsan unutur, o yüzden hatırlamaya ihtiyaç duyar

Derste unutmak üzerinde de durulur. İnsan uzun süre kullanmadığı bir becerinin ayrıntılarını kaybedebilir. Yıllarca yaptığı bir işi bıraktığında, yeniden başlamak için tekrar çalışması gerekebilir. Bu durum, öğrendiğimiz ahlaki hatırlatmalarla da kendi hayatımızdaki bağın canlı tutulması gerektiğini düşündürür. Bir kez okuduk diye ömür boyu aynı dikkatle yaşayacağımızı sanmayalım. Günlük telaş, istekler ve korkular arasında yönümüzü kaybedebiliriz. Düzenli okuma, düşünme ve dua, neyi neden yaptığımızı yeniden hatırlamamıza yardımcı olabilir. Bu tekrar, yalnız sesleri aynı sırayla söylemek değil, anlamı bugünkü hayatımızla buluşturmak için de bir fırsat olsun.

Bir ibadet sırasında söylediğimiz sözün anlamını sormak bu yüzden değerlidir. Ezberlemekle anlamak birbirinin düşmanı değildir; ezberlediğimiz söz üzerinde düşünmek mümkündür. Secdede Rabbimizin yüceliğini ve kusursuzluğunu anarken kendi sınırlılığımızı da hatırlayabiliriz. Ben hata yapabilirim, bilgim eksik olabilir, isteğim beni yanlış bir yere taşıyabilir diyebiliriz. Bu kabul bizi ümitsizliğe değil, yardım istemeye yöneltsin. Gün içinde kırdığımız bir gönlü, yaptığımız bir haksızlığı veya unuttuğumuz bir sözü fark edersek geri dönebilelim. İbadetimizle insanlara davranışımız arasına duvar koymayalım. Hatırladığımız anlam, günlük bir kararımıza değdiğinde hayatımızda daha belirgin bir karşılık bulur. Okumak ve uygulamak arasındaki bağ böyle canlı kalabilir.

Kendi tercihimizle başkasına zorunluluk koymamak

Derste bir işyerinin çalışma saatleri üzerinden verilen örnek de dikkat çekicidir. Bir kişi kendi isteğiyle daha erken başlayabilir; fakat kendi seçimini herkese zorunluluk gibi sunması başka bir meseledir. Bu örnek, kişisel alışkanlığımızla ortak kuralı ayırmamıza yardım eder. Din hakkında konuşurken de kendi yorumumuzu veya uygulamamızı tartışılmaz bir emir gibi aktarmamaya dikkat edelim. Bir şeyin dayanağı nedir, neyi biliyoruz, nerede farklı yorumlar vardır diye araştırabiliriz. Anlamadığımız yerde güvenilir bilgi aramak gerekir. Kendi rahatımız için kural uydurmak da, kendi tercihimiz yüzünden başkasını baskılamak da düşünmemiz gereken bir sorumluluktur.

Yeni kuşakların sorularını bu dikkatle karşılayabiliriz. Bir çocuk neden böyle yapıyoruz diye sorduğunda yalnız kızmak veya susturmak anlamayı sağlamaz. Bilmediğimiz cevabı biliyormuş gibi vermek de güveni zedeler. Birlikte bakalım, bunu araştırmam gerekiyor diyebilmek mümkündür. Soru sormayı saygısızlıkla eşitlemeyelim. İnsan anlamaya çalışırken hem kaynağa hem karşısındaki kişiye saygı duyabilir. Biz de kendi bilgimizi artırarak daha açık konuşabiliriz. Zorlamak yerine açıklamaya, korkutmak yerine sorumluluğu anlatmaya çalışalım. Öğrenmenin içinde özgürce düşünmeye yer açmak, her sorunun tek anda kapanmasını beklemekten daha sağlıklı bir bağ kurabilir. Kendi sınırımızı bilerek de rehberlik etmeye çalışabiliriz.

Bugünün seçimini önemsemek

A’râf 52 ve 53. ayetlerden kendi payımıza, okuduğumuz bilgiyi ertelememeyi ve bugünkü seçimimizi ciddiye almayı düşünebiliriz. Her şeyi hemen bilmek zorunda değiliz; fakat açıkça gördüğümüz bir yanlışa da gözümüzü kapatmayalım. Öğrenelim, soralım, hata yaptığımızda kabul edelim ve düzeltebileceğimiz şeyi düzeltmeye çalışalım. Rabbimizden faydalı bilgi, doğru niyet ve bildiğimizi uygulamak için yardım isteyelim. Şükürle sorumluluğu, tövbeyle telafiyi birlikte düşünelim. Gelecekte keşke dememek için bugün kusursuz olmamız gerekmez. Bugün dürüst bir adım atmamız gerekir. Bize verilen zamanı, yalnız daha fazlasına sahip olmak için değil, daha adil ve daha dikkatli yaşayabilmek için de değerlendirelim.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir