Faiz, Borç ve Hak Etmeden Sahip Olma İsteği

07.02.2021

Bir şeye sahip olmakla huzura kavuşmak aynı mı?

Bir evimiz, bir arabamız veya daha büyük bir işimiz olsun isteyebiliriz. Bunlar tek başına anlaşılmaz istekler değildir. Güvenli bir hayat kurmak, ailemizin ihtiyaçlarını karşılamak ve işimizi geliştirmek isteriz. Fakat bir isteğin anlaşılır olması, onu gerçekleştirirken seçtiğimiz her yolu kendiliğinden doğru yapmaz. Bu derste faiz, borç ve hemen sahip olma isteği üzerinde dururken sadece alınacak şeyi değil, onun ardından taşınacak yükü de düşünüyoruz. İlk günün sevincinden sonra ne olacak? O imkânı kullanırken kimlerin sorumluluğunu üstleniyoruz? İstediğimiz rahatlığa ulaşırken başka alanlarda nasıl bir baskı oluşturabiliriz? Bu sorular, kendi tercihimize daha geniş bakmamıza yardım eder.

Faizle ilgili konuşurken mesele yalnız bir rakamın başka bir rakama eklenmesi değildir. Dersin dinî çerçevesinde, borç ilişkisinin insanın emeğiyle, sorumluluğuyla ve başkaları üzerindeki etkisiyle birlikte ele alınması istenir. Kimseyi yaşadığı maddi sıkıntı yüzünden küçümsemiyoruz. Barınma, geçinme ve işini sürdürebilme kaygısı gerçek bir yüktür. Bir insanın önündeki seçenekleri dışarıdan bütünüyle bilmiyoruz. Yine de kendi kararımızda neyi düşündüğümüzü, neyi gözden kaçırdığımızı araştırabiliriz. İhtiyaç dediğimiz şeyle hemen sahip olmak istediğimiz şey her zaman aynı olmayabilir. Bu ayrımı dürüstçe yapmak kolay değildir; fakat düşünmeden atılan adımın sonradan getireceği yükü anlamak için önemlidir.

Parayı aldığımız gün değil, sonraki aylar da var

Derste işini büyütmek isteyen bir insan üzerinden örnek verilir. Bugün işler yolundadır ve daha büyük bir adım cazip görünür. Elimizde yeterli birikim yoksa borçlanmak, hedefe hemen ulaşmanın yolu gibi gelebilir. Fakat para elimize geçtiğinde hikâye bitmez. Yeni bir yükümlülük başlar. Birkaç ayı veya bir yılı değil, bütün süreci düşünmek gerekir. Gelirimizin hep aynı kalacağını varsayıyor muyuz? Yeni işin dışında mevcut giderleri de hesaba katıyor muyuz? Evdeki sorumlulukları kimlerle paylaşıyoruz? Bir kararın yalnız görünen kazancını konuşup yükünü konuşmamak, hem kendimizi hem bizimle yaşayan insanları eksik bilgiyle bırakabilir.

Bir araç aldığımızda yalnız alış bedeli bulunmaz. Yakıt, bakım ve başka kullanım giderleri de vardır. Bir işyeri büyüdüğünde de yalnız daha çok satış beklentisi değil, daha fazla sorumluluk doğabilir. Bunları hatırlamak hedeflerimizden vazgeçmek demek değildir. Hedefin gerçek şartlarını görmeye çalışmaktır. Dersin örneğinde insan önce istediğine kavuşur, sonra ödemelerin baskısıyla karşılaşır. Bu her kişinin aynı sonucu yaşayacağı anlamına gelmez; bir ihtimali görünür kılan anlatımdır. Bizim için soru, böyle bir yük oluşursa bunu önceden düşünüp düşünmediğimizdir. İyimser olmakla bütün belirsizlikleri yok saymak farklıdır. Kararımıza yakınımızın sorusunu da katabilmeliyiz.

Bana güvenmiyor musun demeden önce

Evde ortak hayatı etkileyen bir karar konuşulurken bir yakınımız kaygısını söyleyebilir. Ödeyemezsek ne olur, bu yükü nasıl taşıyacağız diye sorabilir. Bunu hemen bana güvenmiyorsun diye karşılamak, sorunun önünü kapatır. Bir risk hakkında konuşmak sevgisizlik değildir. Karşımızdaki insan bizi küçümsemiyor, birlikte yaşayacağımız sonucu düşünmeye çalışıyor olabilir. Elbette konuşmanın dili önemlidir. Birbirimizi korkutmadan veya susturmadan gerçek şartları ele alabiliriz. Ben çok çalışırım demek değerli bir niyettir ama bütün şartları kontrol ettiğimizin garantisi değildir. Güven, soruları yasaklamakla değil, bilgiyi açıkça paylaşmak ve sorumluluğu birlikte konuşmakla güçlenebilir. Dinlemek de bu güvenin bir parçasıdır.

İnsan bazen kendi kararlılığını başkasının bütün endişelerini geçersiz kılacak bir şey gibi görür. Ben bilirim, ben hallederim, bu fırsat kaçmaz der. Fakat kararlılık, bilginin veya hazırlığın yerine geçmez. Bir işi daha önce yapmış olmak da her yeni durumda aynı sonucu sağlayacağımızı göstermez. Burada kendimize şu soruyu soralım: Gerçekten hazırlık yaptım mı, yoksa sadece istediğim sonuca inandığım için diğer ihtimalleri uzak mı tutuyorum? Bilmediğimiz bir nokta varsa öğrenmek, gerektiğinde ehil destek almak ve düşünmek için zaman ayırmak değerlidir. Kendi isteğimize bağlandığımız yerde soruya açık kalmak, yanlış bir adımı fark etmemize yardım edebilir.

Borcun baskısı eve de taşınabilir

Ödeme güçlüğü yaşayan bir insanın zihni sürekli aynı meseleye dönebilir. Ay sonu yaklaşıyor, telefon geliyor, yapılacak işler üst üste birikiyordur. Bu baskı bazen evdeki konuşmalara da yansır. İnsan daha çabuk öfkelenebilir, yakınını dinlemekte zorlanabilir veya kendisini yalnız hissedebilir. Bu ihtimali konuşmak, borcu olan kişiyi kötü insan ilan etmek değildir. Tam tersine, yaşanan yükü anlamaya ve zararın yayılmasını önlemeye çalışmaktır. Maddi sıkıntı, aileye kaba davranmanın mazereti olmasın. Yakınımızın da bu süreçten etkilendiğini görelim. Sorunu konuşmak, destek istemek ve davranışımızı gözetmek, para meselesinden ayrı düşünülemeyecek insani sorumluluklardır. Kimseyi yalnızlık içinde bırakmayalım.

Bir borcu başka yakınlarımızdan aldığımız parayla karşılamaya çalıştığımızda ilişkiler daha da karmaşıklaşabilir. Yardım eden kişinin de kendi ihtiyaçları vardır. Ona verdiğimiz söz, sadece bizi o gün rahatlatan bir cümle değildir. Yapamayacağımız bir şeyi yapar gibi söylemek veya ödeyemediğimizde telefonu açmamak güveni incitebilir. Zor durumu dürüstçe anlatmakla, utandığımız için tamamen kaçınmak arasında fark vardır. Elbette her mesele kolay çözülmez. Ama yeni bir söz verirken gerçek durumumuzu saklamamak önemlidir. Yardım almış olmamız kendi sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz; yardım edenin de bizi aşağılaması doğru değildir. İki tarafın hakkı ve saygınlığı birlikte düşünülmelidir.

Yalnız sonuca mı bakıyoruz?

Dersin temel sorularından biri, hedefe giderken aradaki emeği atlamak isteyip istemediğimizdir. Bir şeyi hemen edinmek, ilk anda büyük bir rahatlık verebilir. Fakat o şeye ulaşmak için gereken beceriyi, hazırlığı veya düzeni kendiliğinden oluşturmaz. Bir iş büyüdüğünde onu yönetebilmek için bilgi de gerekir. Bir eşya alındığında onu kullanma ve koruma sorumluluğu doğar. Sonuca çok bağlandığımızda bu taraf görünmezleşebilir. Ne kadar çabuk sahip olurum yerine, buna nasıl hazırlanıyorum diye de soralım. Hazırlık bazen zaman alır. O zamanın içindeki emek, yalnız hedefe ulaşmanın aracı değil, bizi geliştiren bir süreç de olabilir.

Para biriktirmeyi örnek alalım. Düzenli olarak küçük bir miktar ayırmak, harcamalarımıza bakmamızı ve neyin öncelikli olduğunu düşünmemizi sağlayabilir. Beklemek kolay olmayabilir. Bazen bir ihtiyacımız ertelenemez; bazen de bekleyebileceğimiz bir isteği acil ihtiyaç gibi yaşayabiliriz. Herkes için aynı yolu söyleyemeyiz. Burada örnekten alınacak öğüt, küçük birikimi ve düzenli emeği bütünüyle anlamsız saymamaktır. Azla bir şey olmaz düşüncesi, başlayabileceğimiz bir adımı küçümsememize yol açabilir. Elimizdeki imkânın sınırını görmek bizi değersizleştirmez. Kendi şartımızı tanımak, onu başkasının imkânıyla sürekli yarışa sokmaktan daha gerçekçi bir başlangıç olabilir. Küçük adımların sürekliliğini önemseyelim.

Harcarken neyi fark ediyoruz?

Derste nakit ödeme ile daha sonra ödenecek bir harcamanın insanda farklı duygular oluşturabileceği de konuşulur. Paranın elden çıktığını görmek bazı kararlarımızı daha belirgin hâle getirebilir. Ödemeyi geleceğe bıraktığımızda ise bugünkü isteğimiz daha kolay öne çıkabilir. Bu, herkesin aynı davranacağı kesin bir kural değildir. Kendi alışkanlığımızı fark etmek için sorulmuş bir sorudur. Ben bir şey alırken toplam yükünü düşünüyor muyum, yalnız küçük görünen aylık tutara mı bakıyorum? Daha pahalı bir seçeneğe geçerken aslında neyi kabul ediyorum? Harcamayı kolaylaştıran aracın kendisinden önce, benim kararı nasıl verdiğime de bakmam gerekir. Dikkatimizi bu noktaya çevirelim.

Bir ürünü almak üzereyken daha yenisi veya daha gösterişlisi karşımıza çıkabilir. Aradaki fark o anda küçük görünür. Bunu da ekleyelim, biraz daha iyisi olsun deriz. Sonra başlangıçta düşündüğümüz yükten daha fazlasını üstlenmiş olabiliriz. Burada amaç güzel şeyler istemeyi ayıplamak değildir. İsteğimizin nerede değiştiğini ve hangi karşılaştırmayla büyüdüğünü fark etmektir. Gerçekten ihtiyacım değişti mi? Yoksa başkasında gördüğüm özellik beni kendi ölçümden uzaklaştırdı mı? Bir kararı tamamlamadan önce bu soruya dönebilmek, heyecanla sorumluluk arasındaki dengeyi korumaya yardım eder. Sahip olma sevinci kadar, sonrasında nasıl yaşayacağımız da konuşulmaya değerdir.

Emeğe ve üretime verdiğimiz değer

Ders, faizli kazancı eleştirirken üretimden uzaklaşma ve yalnız kolay sonuca yönelme üzerinde durur. Bu düşünceyi aktarırken her insanın karakteri veya bir toplumun bütün ekonomisi hakkında tek sebepli hükümler vermeyelim. Öğüdün bize bakan tarafı şudur: Faydalı bir iş yapmayı, bir beceri geliştirmeyi ve başkasının ihtiyacına katkı vermeyi ne kadar önemsiyoruz? Gelir arayışımızın içinde insanlara sağladığımız fayda nerede duruyor? Bir emeğin sonucunu beklemek, belirsizliğe katlanmak ve gerektiğinde yeniden öğrenmek bize hangi alışkanlıkları kazandırıyor? Paranın miktarı kadar, hayatımızın nasıl bir emek ve ilişki düzeni içinde yürüdüğünü de düşünmek gerekir. Kazancı bütün değerin yerine koymayalım.

Bir çiftçinin veya üreticinin işini düşünelim. Hazırlık yapar, bilgi kullanır, çalışır ve sonucunu bekler. Her ayrıntıyı tek başına yönetemez. Bu bize emeğin değeriyle insanın sınırını birlikte hatırlatır. Ama bütün emek verenlerin mutlaka rahat yaşayacağı veya zorlanan herkesin yeterince çalışmadığı sonucuna gitmeyelim. Hayatta kişinin kontrolü dışında kalan şartlar vardır. Başkasının emeğine saygı duymak, tam da bu yüzden önemlidir. Kolay kazandığını düşündüğümüz insanın bütün hayatını bilmediğimiz gibi, sıkıntı çeken kişinin çabasını da görünüşten ölçemeyiz. Kendi emeğimizi dürüstçe vermek ve başkasının hakkını gözetmek, bilmediğimiz hayatlara hükmetmekten farklıdır. Bu sınırı koruyalım.

Hedef değişse bile öğrenilen kalabilir

Bir hedef için çalışırken bazen sonuç beklediğimiz gibi olmaz. Buna rağmen edindiğimiz bilgi, kurduğumuz düzen veya öğrendiğimiz sabır tamamen yok olmuş sayılmaz. Birikim yaparken harcama alışkanlığımızı tanımış olabiliriz. Bir işe hazırlanırken yeni bir beceri kazanmış olabiliriz. Bir şeyi hemen yapamamak, bütün çabamızın anlamsız olduğu anlamına gelmez. Dersin merdiven basamakları benzetmesini böyle düşünebiliriz: Aradaki adımlar bazen yalnız gecikme değil, hazırlıktır. Yine de her gecikmeyi hayırlı veya her hızlı sonucu yanlış ilan etmeyelim. Örneğin istediği dikkat, kendi hazırlığımızı ve yükümüzü fark etmemizdir. Acelemizin düşünmemizi engellemediği bir alan açalım.

Geçmişte bizi zorlayan bir karar aldıysak, yalnız pişmanlık içinde kalmak da çözüm değildir. Ne yaptığımızı açıkça değerlendirebilir, düzeltebileceğimiz tarafı arayabilir ve gerekli desteği isteyebiliriz. Zorlanan bir aile üyesine yaklaşırken onu aşağılamak yerine ihtiyacını anlamaya çalışalım. Yardımın sınırını konuşmak mümkündür; ama bunu utandırmaya veya kontrol etmeye çevirmeyelim. Bir kişinin yanlış kararı, çevresindeki herkesin ona nasıl davranırsa davransın haklı olacağı anlamına gelmez. Herkes kendi sözünün ve eyleminin sorumluluğunu taşır. Sorun karşısında birlikte daha dürüst bir yol arayabiliriz. Geçmişi saklamadan ama kişiyi bütün hayatı boyunca tek bir hataya mahkûm etmeden konuşmak önemlidir.

Kendi muhasebemizi yaparken yalnız yanlış giden sonucu saymayalım. Hangi noktada soru sormadık, hangi uyarıyı dinlemedik, hangi bilgiyi eksik bıraktık diye de düşünelim. Cevapları bulmak kendimizi suçlamak için değil, bundan sonraki adımımızı daha bilinçli atabilmek içindir. Dürüst bir başlangıç bazen bu soruları kabul etmekle oluşur.

İstediğimiz şey kadar, seçtiğimiz yol da önemli

Bu dersten kendimize, sahip olmak istediğimiz şeyin ardından gelen sorumluluğu da düşünme çağrısını alabiliriz. Bir isteğimizi aceleyle zorunluluk gibi yaşamadan önce duralım. İhtiyacımızı, imkânımızı ve başkasına etkisini birlikte değerlendirelim. Rabbimizden hayırlı olanı isteyelim; doğruyu görebilmek, dürüst davranmak ve yanlışımızdan dönebilmek için yardım dileyelim. Başkasının maddi sıkıntısını küçümsemeyelim, kendi kararımızı da sadece ilk günün sevincine göre vermeyelim. Kazancı, emeği, güveni ve aile sorumluluğunu birbirinden koparmadan düşünelim. Elimizdeki küçük imkânı değersiz saymadan, bilgimizi artırarak ve sözümüzün arkasında durarak ilerleyebiliriz. Huzur arayışımızda seçtiğimiz yolun da bir anlamı olduğunu unutmayalım.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir