İlişkilerimiz Arasındaki Problemler ve Çözümleri
18.01.2023 – ilişkilerimiz arasındaki problemler ve çözümleri.txt
İlişkilerimiz Arasındaki Problemler ve Çözümleri
Bismillahirrahmanirrahim.
Kardeşlerim…
Hepimizin bu hayatta çeşitli ilişkileri var.
Anne ve babamızla, eşimizle, çocuklarımızla, kardeşlerimizle, akrabalarımızla, komşularımızla, arkadaşlarımızla, çalışanlarımızla, yöneticilerimizle ve müşterilerimizle bir ilişki içindeyiz.
Sadece insanlarla da ilişki kurmuyoruz.
Paramızla, evimizle, arabamızla, işimizle, şirketimizle, eğitimimizle, kariyerimizle ve sahip olduğumuz makamla da bir ilişkimiz var.
Bunlardan bazılarına sahibiz, bazılarına sahip olmak istiyoruz. Bazılarını kaybetmekten korkuyoruz, bazılarına sahip olamadığımız için üzülüyoruz.
Eşi olmayan insan:
“Bir eşim olsa mutlu olacağım.” diyor.
Evlenen insan:
“Eşim beni anlamıyor, mutsuzum.” diyor.
İşi olmayan:
“Bir işim olsa rahatlayacağım.” diyor.
İşi olan:
“Bu iş beni tüketti.” diyor.
Parası olmayan parayı, parası olan daha fazlasını istiyor. Çocuğu olmayan çocuk istiyor, çocuğu olan çocuğuyla ilgili problemler yaşıyor.
Demek ki mesele yalnızca bir şeye sahip olmak değildir. Asıl mesele, sahip olduğumuz veya olmak istediğimiz şeylerle nasıl bir ilişki kurduğumuzdur.
Somut Şeylerden Soyut Bir Sonuç Bekliyoruz
Bu dünya somut bir dünyadır.
Yemek yemek zorundayız. Su içmek zorundayız. Barınmaya, çalışmaya ve para kazanmaya ihtiyacımız var. Bunları yok sayamayız.
Fakat somut şeylerden beklediğimiz sonuç çoğu zaman soyuttur.
Evi neden istiyoruz?
Huzurlu olmak için.
Parayı neden istiyoruz?
Güvende hissetmek için.
Eşi neden istiyoruz?
Sevilmek ve mutlu olmak için.
Çocuğu neden istiyoruz?
Hayatımızın anlamlı olduğunu hissetmek için.
Kariyeri neden istiyoruz?
Değerli olduğumuzu düşünmek için.
Fakat sorun şurada başlıyor:
Somut bir varlıktan, sürekli ve değişmez bir mutluluk bekliyoruz.
Eşimiz bizi her zaman mutlu etsin istiyoruz. Çocuğumuz sözümüzden hiç çıkmasın istiyoruz. İşimizde hiç sorun yaşamayalım istiyoruz. Paramız hiç eksilmesin, müşterimiz hiç problem çıkarmasın istiyoruz.
Böyle bir dünya yok.
Bu hayat kalp atışı gibidir. Bazen yükselir, bazen düşer. Bazen rahatlık, bazen darlık vardır. Bazen anlaşılırız, bazen yanlış anlaşılırız. Bazen kazanır, bazen kaybederiz.
Hayatın hiç düşmemesini istemek, kalp çizgisinin dümdüz olmasını istemek gibidir. Kalp çizgisi dümdüz olduğunda hayat sona ermiştir.
O hâlde bizim problemimiz, hayatın iniş çıkışları değil; iniş çıkışları kabul edemememizdir.
İlişkilerde Temel Kavram: Mizan
İlişkilerimizin sağlıklı olması için öğrenmemiz gereken en önemli kavramlardan biri mizandır.
Mizan; ölçü, denge ve sınır demektir.
Bir pilav yaptığınızı düşünün.
Pirinç gerekir, su gerekir, yağ gerekir, tuz gerekir, ateş gerekir. Bunların hepsi gereklidir. Fakat gerekli olan bir şeyi fazla koyduğunuzda yemeği bozarsınız.
Tuz gereklidir ama fazlası yemeği yenmez hâle getirir.
Su gereklidir ama fazlası pilavı lapa yapar.
Ateş gereklidir ama fazlası yemeği yakar.
İlişkilerimiz de böyledir.
Sevgi gereklidir ama aşırı sevgi bağımlılığa dönüşebilir.
Merhamet gereklidir ama ölçüsüz merhamet, yanlışa izin vermeye dönüşebilir.
Disiplin gereklidir ama aşırısı zulme dönüşebilir.
Özgürlük gereklidir ama sınırsızlık başıboşluğa dönüşebilir.
Fedakârlık gereklidir ama sürekli tek taraflı fedakârlık kişinin sömürülmesine neden olabilir.
İlişkilerdeki birçok problem, kötü niyetten değil, ölçünün bozulmasından kaynaklanır.
Çocukla İlişkide Sevgi Kadar Sorumluluk da Gereklidir
Anne ve babalar çocuklarını severler. Onların üzülmesini istemezler. Ancak çocuğu her sıkıntıdan kurtarmaya çalışmak, çocuğa iyilik yapmak değildir.
Çocuğun marifet kazanması gerekir.
Marifet; insanın kendi işini yapabilmesi, sorumluluk alabilmesi ve başkasına yük olmadan yaşayabilmesidir.
Bir çocuk:
Kendi odasını toplayabilmeli, sofrasını kaldırabilmeli, gerektiğinde yemeğini hazırlayabilmeli, annesine ve babasına yardım edebilmeli, evin yükünü paylaşabilmelidir.
Çocuk yalnızca yük olmamalı; yük alan bir insan olarak yetişmelidir.
Fakat bazen anne ve baba çocuğun bütün bedellerini kendileri öder.
Çocuk çalışmaz, anne baba üzülür.
Çocuk eşyasını kaybeder, hemen yenisi alınır.
Çocuk sorumluluğunu yerine getirmez, anne baba onun işini tamamlar.
Böylece çocuk yaptığı yanlışın sonucuyla karşılaşmaz.
Bedel ödemeyen insan marifet kazanamaz. Marifet kazanmayan insan da yetişkin olduğunda hayatın problemleri karşısında dayanamaz.
Başarı yalnızca çocuğun iyi bir okul kazanması değildir.
Gerçek başarı; çocuğun doğru zamanda doğru bedeli ödemeyi öğrenmesi, sorumluluk sahibi olması, sınırlarını bilmesi ve başkasına yük olmamasıdır.
Adalet Herkese Eşit Davranmak Değildir
Çocuklarla, kardeşlerle ve çalışanlarla ilişkilerde sık yapılan hatalardan biri, adaleti eşitlik zannetmektir.
Adalet, herkese aynı şeyi vermek değildir.
Adalet; hak edene, hak ettiğini, hak ettiği miktarda ve hak ettiği zamanda vermektir.
İki çocuğun ihtiyacı aynı olmayabilir.
Bir çocuk daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilir. Diğer çocuk daha fazla sorumluluk alabilecek durumda olabilir.
Birine iki, diğerine bir vermek her zaman adaletsizlik değildir. Bazen gerçek adalet, ihtiyacı ve hak edişi dikkate almaktır.
Ödül verirken de ceza verirken de adaletli olmalıyız.
Çocuğun hiçbir başarısını görmeyip sadece hatalarını söylemek adalet değildir.
Yanlış yaptığı hâlde hiçbir karşılıkla karşılaşmaması da adalet değildir.
Sadece ceza verirseniz çocuk sizden uzaklaşır. Sadece ödül verirseniz çocuk şımarır. İkisinin arasında bir mizan bulunmalıdır.
Eşler Birbirini Mutlu Etme Aracı Değildir
Evlilikte yapılan en büyük hatalardan biri şudur:
“Eşim beni mutlu etmek zorundadır.”
Hayır.
Eşiniz sizin mutluluk makineniz değildir. Siz de eşinizin bütün eksiklerini tamamlamakla görevli değilsiniz.
Eşler birbirlerinin yol arkadaşıdır.
İnsan eşinden sevgi, sadakat, saygı ve destek bekleyebilir. Bunlar normal beklentilerdir. Fakat beklenti aşırılaştığında ilişki bozulur.
“Beni her zaman anlamalı.”
“Her konuda benim gibi düşünmeli.”
“Bütün boş zamanını bana ayırmalı.”
“Ben söylemeden ne istediğimi bilmeli.”
“Beni hiç üzmemeli.”
Bunlar gerçekçi beklentiler değildir.
Karşımızdaki insanın da bir nefsi, karakteri, geçmişi, korkuları ve sınırları vardır.
İlişkide beklentimizin hiç olmaması da doğru değildir. Her şeyi kabullenmek, bütün yanlışlara sessiz kalmak ve sürekli taviz vermek de mizanı bozar.
Eşimize karşı merhametli olacağız fakat kendimizi yok saymayacağız.
Fedakârlık yapacağız fakat sömürülmeye izin vermeyeceğiz.
Hataları affedeceğiz fakat aynı yanlışın sürekli tekrarlanmasını normalleştirmeyeceğiz.
Konuşacağız fakat öfkeyle saldırmayacağız.
Sınır koyacağız fakat kin tutmayacağız.
Sorun Çıktığında Önce Duyguyu Değil, Aklı Çalıştırmalıyız
Bir problem yaşadığımızda duygularımız hemen aktifleşir.
Öfkeleniriz, üzülürüz, korkarız ve kendimizi savunmaya başlarız. Duygular yükseldiğinde ise akıl geri çekilir.
O anda söylediğimiz sözler problemi çözmek yerine büyütür.
Bu nedenle önemli meseleler öfke anında konuşulmamalıdır.
Karşımızdaki insan bağırsa bile bizim sakin kalmayı öğrenmemiz gerekir.
Sakin kalmak korkaklık değildir. Susmak her zaman haklı olmadığımız anlamına gelmez. Bazen susmak, doğru sözü doğru zamanda söylemek için beklemektir.
Her doğru, her yerde ve her şekilde söylenmez.
Doğru sözün de bir zamanı, ölçüsü ve üslubu vardır.
Amacımız karşı tarafı yenmek değil, problemi çözmek olmalıdır.
Bir tartışmada eşimizi, kardeşimizi veya çocuğumuzu mağlup edebiliriz. Fakat ilişkimizi kaybedebiliriz.
Haklı çıkmak ile doğru sonuç elde etmek aynı şey değildir.
Sınır Koymak Merhametsizlik Değildir
Bazı insanlar iyi insan olmak ile her şeye izin vermeyi birbirine karıştırıyor.
Hayır diyemiyor. Karşı taraf üzülmesin diye sürekli kendinden taviz veriyor. Yapmak istemediği şeyleri yapıyor. Sonra içinde biriktiriyor ve bir gün patlıyor.
Bu sağlıklı bir merhamet değildir.
İlişkilerde sınırlar olmalıdır.
Neye izin verdiğimiz, neye izin vermediğimiz belli olmalıdır.
Fakat sınır koymak, karşımızdaki insanı ezmek değildir.
Sınır koyarken öfke, intikam ve aşağılama olmamalıdır.
“Benim için bu davranış doğru değil.”
“Bu şekilde konuşulduğunda konuşmaya devam etmeyeceğim.”
“Bu sorumluluk sana ait, senin yerine yapmayacağım.”
“Yardım ederim ama bütün yükü üzerime alamam.”
Bunlar kavga cümleleri değil, sınır cümleleridir.
Sınırı olmayan insan zamanla kullanılmaya başlanır. Hiç esnemeyen insan ise yalnızlaşır.
Yine mizan gerekir.
Toplumun Sözüyle İlişki Yönetilmez
Evliliklerimizi, çocuklarımızı ve aile ilişkilerimizi dışarıdaki insanların sözlerine göre yönetmemeliyiz.
“Annen şöyle dedi.”
“Arkadaşım senin yerinde olsam dayanmazdım dedi.”
“Herkes senin eşinin yanlış yaptığını düşünüyor.”
“Komşunun çocuğu bunu yapıyor.”
Bu sözler ilişkiye fitne sokabilir.
Elbette ilim sahibi, adaletli ve güvenilir insanlardan fikir alınabilir. Fakat herkesin sözüne göre hareket edersek kendi aklımızı ve ölçümüzü kaybederiz.
İnsanlar olayın yalnızca kendilerine anlatılan tarafını bilirler. Eşinizle yıllardır yaşadığınız hayatı dışarıdaki insan beş dakikalık bir konuşmayla anlayamaz.
Bazen bir insanın on yıllık iyiliğini, bir günlük hatası nedeniyle siliyoruz.
Bu vefasızlıktır.
Bir hata gördüğümüzde geçmişteki bütün iyilikleri unutmamalıyız. Fakat geçmişte iyilik yaptı diye bugünkü zulmü de görmezden gelmemeliyiz.
Yine mizan…
Kardeşlik ve Miras Problemlerinde Mülk Bilinci
Kardeşler arasındaki en büyük problemlerden biri mal ve miras paylaşımıdır.
İnsan:
“Benim hakkımı nasıl yer?”
“Bunu ona bırakmam.”
“Sonuna kadar mücadele edeceğim.”
diyerek kendisini yiyip bitirebilir.
Hakkını aramak yanlış değildir. Fakat hak arama sürecinde insanın kendi huzurunu, sağlığını ve ahiretini kaybetmesi de doğru değildir.
Bazen haklı olduğumuz hâlde vazgeçebilmek büyük bir güçtür.
Vazgeçmek her zaman kaybetmek değildir.
İnsan bazen biraz mal kaybeder ama kardeşliğini, sağlığını ve huzurunu korur. Bazen de sürekli taviz vermek zalimin zulmünü artırır. Bu nedenle her olay kendi şartları içinde değerlendirilmelidir.
Önce şunu hatırlamalıyız:
Bu dünyadaki mülklerin hiçbiri kalıcı değildir.
Bizden önce başkalarının elindeydi. Bizden sonra da başkalarının eline geçecek.
Geçici bir mal için kalıcı bir düşmanlık oluşturmamalıyız.
Bir Problem Yaşadığımızda Kendimize Soracağımız Sorular
Bir ilişkide problem yaşadığımız zaman hemen karşı tarafı suçlamak yerine kendimize şu soruları sormalıyız:
Ben bu kişiden aşırı bir şey mi bekliyorum?
Onu değiştirmeye mi çalışıyorum?
Duygularımla mı, aklımla mı hareket ediyorum?
Sınırlarımı baştan açıkça belirledim mi?
Sürekli taviz vererek karşı tarafı yanlışa mı alıştırdım?
Merhametli miyim, yoksa bağımlı mıyım?
Adaletli miyim, yoksa öfkeyle mi hüküm veriyorum?
Geçmişteki bütün iyilikleri tek bir hata yüzünden siliyor muyum?
Toplumun ve çevrenin sözlerinden fazla mı etkileniyorum?
Karşımdakini dinliyor muyum, yoksa sadece kendimi mi anlatıyorum?
Problemi çözmek mi istiyorum, haklı çıkmak mı?
Benim de bu problemin oluşmasında bir payım var mı?
Bu sorulara dürüstçe cevap verdiğimizde problemlerin önemli bir kısmının yalnızca karşı taraftan kaynaklanmadığını görürüz.
Sonuç
Kardeşlerim…
Bu hayatta problemsiz bir ilişki yoktur.
Anne baba ile problem olabilir. Eşler arasında problem olabilir. Çocuklarla, kardeşlerle, müşterilerle ve çalışanlarla problem olabilir.
Mesele problem yaşamamak değildir.
Mesele, problem geldiğinde nasıl davrandığımızdır.
Ölçüyü koruyabiliyor muyuz?
Adaletli davranabiliyor muyuz?
Duygularımız yükseldiğinde aklımızı kullanabiliyor muyuz?
Doğru sınırlar koyabiliyor muyuz?
Gerektiğinde sabredebiliyor, gerektiğinde konuşabiliyor, gerektiğinde de vazgeçebiliyor muyuz?
İlişkilerimizi düzeltmek için önce karşımızdaki insanın değişmesini beklememeliyiz.
Önce kendi ölçümüzü düzeltmeliyiz.
Çünkü biz başkasının ne yapacağını kontrol edemeyiz. Fakat kendi sözümüzü, davranışımızı, sınırımızı, beklentimizi ve tepkimizi kontrol edebiliriz.
Rabbim bizlere ilişkilerimizde mizanı korumayı, hak edene hakkını vermeyi, zulmetmemeyi ve zulme de izin vermemeyi nasip etsin.
Sevdiğimiz insanlara yük olanlardan değil, onların yükünü alanlardan olmayı nasip etsin.
Öfkelendiğimizde aklımızı, haklı olduğumuzda merhametimizi, güçlü olduğumuzda adaletimizi kaybetmeyenlerden eylesin.
Âmin.
