Kur’an, Hadisler ve Aklı Kullanma Sorumluluğu

Bismillahirrahmanirrahim.

Kardeşlerim…

Bugünkü dersimize Kaf Suresi’nin şu ayetleriyle başlayalım:

“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. İnsanın sağında ve solunda oturan iki alıcı melek yaptıklarını kaydetmektedir. İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen, kaydetmeye hazır bir görevli bulunmasın.”

Bir an durup bunu düşünelim.

Şu anda yanımızda, söylediklerimizi ve yaptıklarımızı kaydeden görevliler bulunduğuna gerçekten iman ediyor muyuz?

Yanımızda iki kameraman bulunsaydı nasıl davranırdık? Konuşurken kelimelerimizi seçmez miydik? Öfkelenirken kendimizi kontrol etmez miydik? Kimsenin görmediği yerde bile yaptıklarımıza dikkat etmez miydik?

İşte gayba iman tam olarak burada başlıyor.

Biz onları görmüyoruz. Çünkü görseydik imtihanın ve özgür iradenin anlamı kalmazdı. Fakat görmememiz, kaydın olmadığı anlamına gelmiyor.

Günün sonunda insanın önüne kendi kitabı getirilecek. İnsan, küçük büyük hiçbir şeyin eksik bırakılmadığını görecek. Gizlediğini zannettiği sözlerin, niyetlerin ve davranışların karşısına çıktığını fark edecek.

Bu nedenle konuştuğumuz her sözü, savunduğumuz her bilgiyi ve din adına ileri sürdüğümüz her hükmü dikkatle düşünmemiz gerekiyor.

Din Adına Söylenen Her Söz Doğru mudur?

Bugün elimizde binlerce sayfalık hadis kitapları bulunuyor. Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud ve başka eserlerde binlerce rivayet aktarılıyor.

Bu kitapları açıp okumaya başladığımızda şu soruyla karşılaşıyoruz:

Peygamberimizin söylediği her söz gerçekten eksiksiz biçimde kaydedilmiş olabilir mi?

Üstelik bu rivayetler Peygamberimizin vefatından uzun zaman sonra toplanmış, kişilerden kişilere aktarılmış ve daha sonra kitaplaştırılmıştır. Bir söz bir insandan diğerine aktarılırken bile değişebiliyorsa, yüzyıllar içinde aktarılan sözlerin hiç değişmeden geldiğini nasıl kesin olarak söyleyebiliriz?

Burada hadislerin tamamını peşinen reddetmekten söz etmiyorum. Güzel ahlakı, adaleti, merhameti ve Kur’an’ın hükümlerini destekleyen doğru rivayetler bulunabilir.

Fakat bir sözün kitapta yazması, onun otomatik olarak Allah’ın dini olduğu anlamına gelmez.

Ölçümüz ne olacak?

Ölçümüz Kur’an olacak.

Çelişen Rivayetler

Bazı rivayetlerde zerre kadar imanı bulunan kişinin sonunda cehennemden çıkarılacağı anlatılıyor. Başka rivayetlerde kibirli, kaba veya belirli günahları işleyen insanların cehennemlik olduğu söyleniyor.

Bir yerde fakirlerin zenginlerden çok daha önce cennete gireceği aktarılıyor. Fakat Kur’an’a baktığımızda Hz. Süleyman’a büyük bir mülk ve iktidar verildiğini görüyoruz.

Demek ki insanı kurtaran şey yalnızca fakirlik değildir. Zenginlik de tek başına insanı cehennemlik yapmaz.

Asıl mesele insanın elindekini nasıl kullandığıdır.

Kazandığında şükrediyor mu?

İnfak ediyor mu?

İsraf ediyor mu?

Malı onu azgınlaştırıyor mu?

Hakkı ve adaleti koruyor mu?

Kur’an bize sürekli mizanı, yani dengeyi öğretir. Aşırı fakirliği kutsamak da aşırı zenginliği hayatın tek amacı hâline getirmek de mizana aykırıdır.

Başka bir rivayette kırmızı elbise giyen birinin selamının alınmadığı anlatılırken, başka bir rivayette Peygamberimizin kırmızı elbise giydiği söylenmektedir.

Bir rivayette resim veya köpek bulunan eve meleklerin girmediği anlatılır. Fakat Kur’an, insanın sağında ve solunda yaptıklarını kaydeden meleklerin bulunduğunu söyler.

O zaman evde bir resim bulunduğunda kayıt melekleri görevlerini bırakıp dışarı mı çıkacak?

Kur’an’da Ashab-ı Kehf’in köpeği özellikle anlatılır. Köpek, salih kullarla aynı mağarada bulunur. O hâlde “Köpek olan yere hiçbir melek girmez” şeklindeki kesin hükmü neye göre vereceğiz?

İşte burada aklımızı kullanmak, kıyas yapmak ve bilgiyi Kur’an’ın terazisine koymak zorundayız.

Peygamberin Görevi Neydi?

Allah, Maide Suresi’nin 67. ayetinde Resule şöyle seslenir:

“Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et.”

Peygamberimize indirilen nedir?

Kur’an ayetleridir.

Peygamberimizin görevi, kendisine indirilen vahyi insanlara ulaştırmaktır. Kur’an eksik bırakılmış, sonra hadis kitaplarıyla tamamlanmış bir kitap değildir.

Allah kitabın açıklandığını, ayetlerinin detaylandırıldığını ve insanlara öğüt olarak indirildiğini bildiriyor.

Öyleyse “Kur’an tek başına anlaşılamaz, hadisler olmadan eksik kalır” dediğimizde çok ağır bir iddiada bulunmuş oluruz.

Bu durumda şu sorular ortaya çıkar:

Allah kitabını eksik mi gönderdi?

Peygamber kendisine gelen vahyin bir kısmını Kur’an’a koyup bir kısmını dışarıda mı bıraktı?

Kur’an’ın dışında kalan ikinci bir din kitabı mı var?

Bunları düşünmek zorundayız.

Çünkü din adına verdiğimiz her hükmün sorumluluğu bulunuyor.

Kur’an’a Dönmek

Bizim amacımız kavga etmek veya insanları küçümsemek değildir. Amacımız hakkı batıldan, gerçeği sahteden ayırmaktır.

Bir rivayet Kur’an’la uyumluysa, güzel ahlakı ve adaleti destekliyorsa ondan faydalanılabilir.

Fakat bir rivayet Kur’an’la çelişiyorsa, Peygamberimizin Kur’an’da anlatılan ahlakına aykırıysa veya kendi içinde tutarsızlık taşıyorsa ona kesin din hükmü gibi bağlanamayız.

Peygamberimiz Kur’an’da güvenilir, emin, merhametli ve yüce bir ahlak üzere olan bir insan olarak tanıtılır.

Bu nedenle Peygamberimizi kaba, mantıksız, adaletsiz veya küçük meselelerle insanları dışlayan biri gibi gösteren rivayetleri sorgulamamız gerekir.

Bu sorgulama Peygambere karşı gelmek değildir.

Tam tersine, Peygamberi ona atılan yanlış sözlerden korumaktır.

Aklı Kullanmak İmansızlık Değildir

Bazı insanlar soru soranı hemen imansızlıkla suçluyor.

Oysa Kur’an sürekli olarak:

“Akletmez misiniz?”

“Düşünmez misiniz?”

“Öğüt almaz mısınız?”

diye soruyor.

Allah bize akıl verdiyse kullanmamızı istiyor. Kur’an’ın bir ayetini başka bir ayetle ilişkilendirmek, bir bilginin sonucunu düşünmek ve çelişkiyi fark etmek bizim sorumluluğumuzdur.

Ancak aklımızı da nefsimizin hizmetine vermeyeceğiz.

“Bu hüküm benim hoşuma gitmedi, o hâlde yanlıştır” demeyeceğiz.

Ölçü kişisel isteklerimiz değil, Kur’an’ın bütünü, adalet, mizan ve hakikat olacak.

Sonuç

Kardeşlerim…

Duyduğumuz her sözü hemen din kabul etmeyelim.

Bir kitapta yazıyor diye düşünmeden teslim olmayalım.

Bir hoca söyledi diye aklımızı kapatmayalım.

Bir rivayet Peygamberimize nispet edildi diye otomatik olarak kesin doğru saymayalım.

Önce Kur’an’a bakalım.

Kur’an’ın bütünlüğünü öğrenelim.

Ayetleri cımbızlayarak değil, öncesi ve sonrasıyla okuyalım.

Aklımızı, mantığımızı ve vicdanımızı kullanalım.

Çünkü söylediğimiz her söz kaydediliyor. Din adına yanlış bir hükmü yaymanın da bir bedeli var.

Rabbimiz bizi hakkı hak olarak görüp ona uyan, batılı batıl olarak görüp ondan uzaklaşan kullarından eylesin.

Bizi insan sözlerini Allah’ın ayetlerinin önüne geçirmekten korusun.

Kur’an’ı doğru anlayabilmemiz, hayatımıza uygulayabilmemiz ve başkalarının hidayetine güzel bir şekilde vesile olabilmemiz için bilincimizi açsın.

Âmin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir