Salatı Zayi Eden Bir Nesil: İman Sadece Namaz Kılmak mıdır?
Kur’an’da peygamberlerden söz edilirken onların doğrulukları, teslimiyetleri, secdeleri ve salih amelleri anlatılır. Meryem Suresi’nde Hz. İdris için şöyle buyrulur:
“Kitapta İdris’i de an. Şüphesiz o sıddık bir kimse, bir nebiydi. Biz onu yüce bir makama yükselttik.”
Buradaki sıddık kelimesi yalnızca doğru söz söyleyen insan anlamına gelmez. Sıddık; sözünde, davranışında, ticaretinde, ailesinde, ibadetinde ve bütün hayatında doğruluğu yaşayan kişidir.
Doğruluk yalnızca ağızdan çıkan güzel söz değildir. İnsan baskı altında kaldığında da doğru kalabiliyorsa, menfaati zarar gördüğünde de haktan ayrılmıyorsa, işte o zaman doğruluğu ameline dönüşmüş olur.
Allah’ın Hz. İdris’i yüce bir makama yükseltmesi bize önemli bir kanunu gösterir:
İnsanı gerçek anlamda yükselten şey makam, para, şöhret ve çevre değil; sıddıklık, doğruluk ve dürüstlüktür.
Peygamberlerin Ortak Özelliği
Meryem Suresi’nde Hz. Âdem’in, Hz. Nuh’un, Hz. İbrahim’in, Hz. Yakup’un ve doğru yola iletilmiş diğer peygamberlerin soyundan gelen seçkin insanlar anlatılır.
Onların ortak özelliği şuydu:
Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğunda ağlayarak secdeye kapanıyorlardı.
Çünkü onların kalpleri açıktı. Ayetleri yalnızca kulaklarıyla duymuyor, hayatlarına indiriyorlardı. Kur’an onlar için sadece okunan bir kitap değil, yaşanan bir rehberdi.
Fakat hemen sonraki ayette çok önemli bir kırılma anlatılır:
“Onlardan sonra salatı zayi eden ve şehvetlerinin peşine düşen bir nesil geldi.”
Burada Kur’an bize bir toplumun nasıl bozulduğunu gösteriyor.
Önce salat zayi ediliyor.
Ardından insan nefsinin, hevasının, dünyevî arzularının ve şehvetlerinin peşine düşüyor.
Sonra da yapılan yanlışların sonucu insanın karşısına çıkıyor.
Salatı Zayi Etmek Ne Demektir?
Bu ayetteki “salat” kelimesini yalnızca namaz olarak anlamak eksik olur.
Elbette namaz salatın önemli bir parçasıdır. Ancak salat; Allah ile bağı, ayakta tutulan düzeni, kulluk bilincini, duayı, yönelişi ve Allah’ın emirleriyle kurulan ilişkiyi de kapsar.
Salatı zayi etmek yalnızca namazı terk etmek değildir.
İnsan namaz kılabilir ama:
- Faizden vazgeçmeyebilir.
- Kul hakkı yiyebilir.
- Yalan söyleyebilir.
- Ticaretinde insanları kandırabilir.
- Ailesine zulmedebilir.
- Yetimin, fakirin ve mazlumun hakkını gözetmeyebilir.
- Kibirli, merhametsiz ve adaletsiz davranabilir.
Böyle bir insan bedenini secdeye götürmüş olabilir; fakat hayatını Allah’a teslim etmemiştir.
Namaz kılmak önemlidir ancak namazın insanı kötülükten, haksızlıktan ve zulümden uzaklaştırması gerekir. İbadet insanın ahlakına, ticaretine, ailesine ve davranışlarına yansımıyorsa orada düşünülmesi gereken ciddi bir problem vardır.
Kur’an Okumak Tek Başına Yeterli midir?
Bir insan sürekli Kur’an okuyabilir, hatimler indirebilir ve dinî konuşmalar yapabilir. Fakat okuduğu ayetler onun davranışlarını değiştirmiyorsa, o kişi Kur’an’ın kelimelerini okumuş fakat mesajını hayatına indirmemiş olabilir.
Kur’an okumak yalnızca sevap kazanmak için yapılan bir tekrar değildir.
Kur’an insana şunu sordurmalıdır:
Ben doğru muyum?
Dürüst müyüm?
Verdiğim sözü tutuyor muyum?
Ticaretimde adaletli miyim?
İnsanların hakkını gözetiyor muyum?
Nefsimin isteklerini kontrol edebiliyor muyum?
Allah’ın ayetleri benim hayatımda neyi değiştirdi?
Gerçek Kur’an eğitimi, insanın yalnızca bilgisini değil; tercihlerini, ahlakını ve amellerini değiştirir.
Şehvet Yalnızca Cinsellik Değildir
Ayette salatı zayi eden neslin şehvetlerinin peşine düştüğü anlatılır.
Şehvet denildiğinde insanların aklına çoğunlukla cinsellik gelir. Oysa şehvet daha geniş bir kavramdır. İnsanın kontrolsüz ve aşırı hâle gelen bütün dünyevî arzuları bu kapsama girebilir.
Para şehveti olabilir.
Makam şehveti olabilir.
Şöhret şehveti olabilir.
Beğenilme şehveti olabilir.
Tüketme, alışveriş, eğlence ve konfor şehveti olabilir.
İnsan nefsini ilimle ve imanla kontrol etmezse ihtiyaçla isteği birbirine karıştırır. Bir süre sonra ihtiyacı olmayan şeyleri zorunlu ihtiyaç zannetmeye başlar.
Daha çok para ister.
Daha büyük ev ister.
Daha pahalı araba ister.
Daha fazla takipçi, beğeni ve ilgi ister.
Ancak elde ettiği hiçbir şey onu uzun süre tatmin etmez. Çünkü nefis doymaz; beslendikçe daha fazlasını ister.
İnsan nefsinin peşinden sürüklendiğinde mizan bozulur. Mizan bozulduğunda da insanın hem kendi hayatında hem ailesinde hem de toplumda huzursuzluk başlar.
Teknoloji Bizi Gerçekten Yaklaştırdı mı?
Bugün iletişim araçlarımız arttı ancak insanlar birbirinden uzaklaştı.
Eskiden bir insan başka bir insanı görmek için onun evine gider, kapısını çalar, hâlini hatırını sorardı. Uzakta olan bir yakınına mektup yazmak için emek verir, zaman ayırırdı.
Bugün saniyeler içinde haberleşiyoruz fakat çoğu zaman birbirimizi gerçekten dinlemiyoruz.
Aynı evde yaşayan insanlar farklı ekranlara bakıyor.
Akrabalık bağları zayıflıyor.
Komşuluk azalıyor.
İnsanlar birbirlerinin yükünü taşımak istemiyor.
Teknoloji kendi başına kötü değildir. Fakat insan teknolojiyi nefsinin hizmetine verir ve mizansız kullanırsa teknoloji insanı geliştirmek yerine yalnızlaştırabilir.
Her şeyin hazır olması, insanı bedel ödemekten ve emek vermekten uzaklaştırabilir. Oysa gerçek değer çoğu zaman emek, sabır ve bedelle ortaya çıkar.
Emek verilmeyen ilişki zayıflar.
Bedel ödenmeyen başarı kalıcı olmaz.
Çaba gösterilmeyen iman ise yalnızca sözde kalır.
Salih Amel Olmadan İman Tamamlanmaz
Kur’an birçok yerde iman ile salih ameli birlikte zikreder.
Çünkü iman yalnızca “Ben inanıyorum” demek değildir. İman davranışta görünmelidir.
Bir insan Allah’a inandığını söylüyor fakat Allah’ın adaletini hayatına taşımıyorsa imanında eksiklik vardır.
Allah’a inandığını söylüyor fakat insanlara zulmediyorsa sözleriyle davranışları birbirini doğrulamıyor demektir.
Salih amel yalnızca yardım yapmak değildir. Bir işi doğru, faydalı, adaletli ve Allah’ın rızasına uygun biçimde yapmak da salih ameldir.
Bir patronun çalışanının hakkını vermesi salih ameldir.
Bir çalışanın işini dürüst yapması salih ameldir.
Bir anne babanın çocuklarına adaletli davranması salih ameldir.
Bir evladın anne babasına saygılı olması salih ameldir.
Bir insanın borcunu zamanında ödemesi salih ameldir.
Bir yöneticinin emaneti adaletle taşıması salih ameldir.
İman, insanın günlük hayatında görünür hâle gelmelidir.
Toplumlar Bir Anda Bozulmaz
Toplumsal bozulma bir anda ortaya çıkmaz.
Önce insanların Allah ile bağı zayıflar.
Sonra doğruluk ve dürüstlük önemsiz görülmeye başlanır.
Ardından nefis, heva, menfaat ve şehvet insanların kararlarını yönetmeye başlar.
Daha sonra yalan normalleşir.
Faiz normalleşir.
İsraf normalleşir.
Haksızlık normalleşir.
Aile bağlarının kopması normalleşir.
İnsanların birbirini kullanması normalleşir.
Sonunda toplum yaptığı yanlışların sonuçlarıyla karşılaşır.
İnsan çoğu zaman başına gelen sonucu görmek istemez fakat sonucu oluşturan sebepleri kendisi hazırlamıştır. Kur’an bizi yalnızca sonuca bakmaya değil, sonucu meydana getiren sebepleri düşünmeye çağırır.
Kurtuluş Kapısı Hâlâ Açıktır
Meryem Suresi’nde salatı zayi eden ve şehvetlerinin peşine düşen nesilden söz edildikten sonra tövbe kapısı da gösterilir.
Tövbe eden, imanını düzelten ve salih amel işleyen insan için dönüş mümkündür.
Bu çok önemlidir.
Kur’an insanı yalnızca suçlamaz; ona çıkış yolunu da gösterir.
Yanlış yaptığını kabul et.
Yanlıştan vazgeç.
Doğruyu öğren.
Hakkı yerine getir.
Bozduğunu düzelt.
Sonra da salih amel işlemeye başla.
Gerçek tövbe yalnızca dille “Tövbe ettim” demek değildir. Tövbe yön değiştirmektir. Batıldan hakka, zulümden adalete, yalandan doğruluğa ve şehvetin esaretinden Allah’a kulluğa dönmektir.
Sonuç: Secde Hayata Yansımalıdır
Kur’an’ın anlattığı secde yalnızca alnı yere koymak değildir.
Gerçek secde; insanın kibrini, hevasını, menfaatini ve aşırı isteklerini Allah’ın hükümlerinin önüne koymamasıdır.
Namaz kılıp zulmetmek, Kur’an okuyup kul hakkı yemek ve Allah’a inandığını söyleyip Allah’ın emirlerini hayatın dışında bırakmak büyük bir çelişkidir.
İnsan kendisine şu soruları sormalıdır:
Ben salatı ayakta mı tutuyorum, yoksa zayi mi ediyorum?
İbadetlerim beni daha doğru, daha merhametli ve daha adaletli bir insan yapıyor mu?
Kur’an benim hayatımda gerçekten hükmediyor mu?
Yoksa nefsim, menfaatim ve dünyevî tutkularım mı karar veriyor?
İnsanı yükselten şey görüntüsü değil, sıddıklığıdır.
İnsanı kurtaran şey sözü değil, imanla birlikte yaptığı salih amellerdir.
Ve insanın gerçek secdesi, hayatının tamamını Allah’ın ölçüsüne göre düzenleyebilmesidir.
