Kur’an’ın Hikmeti: İnsan Neden Mesleğinde Ustalaşırken Hayatında Çırak Kalıyor?

Bismillahirrahmanirrahim.

Hud Suresi şu dikkat çekici ayetle başlar:

“Elif Lâm Râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır.”

Bu ayet bize Kur’an’ın sıradan bir bilgi kitabı olmadığını anlatır. Kur’an’ın ayetleri hikmet üzerine kurulmuştur. Her ayetin bir amacı, bir sebebi, bir sonucu ve insan hayatında bir karşılığı vardır.

Bir sandalye üretilirken metal kesilir, bükülür, kaynak yapılır, boyanır ve birleştirilir. Bir otomobilin motoru, direksiyonu, tekerlekleri ve elektronik sistemi belirli bir ilimle hazırlanır. Bunların hiçbiri rastgele değildir. Her parçanın bir yeri, ölçüsü ve görevi vardır.

İşte buna hikmet diyoruz.

Allah da insanı, dünyayı ve hayatı bir ilim ve hikmet üzerine yaratmıştır. Gözümüzün yüzümüzde bulunması, ellerimizin yapısı, gece ile gündüzün birbirini takip etmesi, suyun canlılara hayat vermesi tesadüf değildir. Her şeyin bir ölçüsü, düzeni ve yasası vardır.

Kur’an ise insanın görünmeyen dünyasının kullanma kılavuzudur.

Somut Konularda Usta, Soyut Konularda Çırak

İnsan bir mesleğe başladığında önce çırak olur. Zamanla çalışır, hata yapar, öğrenir ve ustalaşır.

Bir aşçı ilk yaptığı yemeği yıllar sonra daha güzel yapar. Bir marangoz zamanla daha sağlam mobilyalar üretir. Bir mühendis tecrübe kazandıkça daha doğru kararlar verir.

Peki insan mesleğinde ilerlerken neden evliliğinde geriliyor?

İyi başlayan bir evlilik neden birkaç yıl sonra tartışmalarla doluyor?

Çocukken aynı sofrada oturan, aynı odada uyuyan kardeşler neden yıllar sonra miras yüzünden birbirine düşman oluyor?

Bir patron ile personel arasındaki ilişki neden ilk günlerde güzelken zamanla bozuluyor?

Anne ve babanın yemeyip yedirdiği, giymeyip giydirdiği çocuk neden büyüyünce onlardan uzaklaşıyor?

Çünkü insan somut şeylerin ilmini öğreniyor fakat soyut ilişkilerin hikmetini öğrenmiyor.

Arabayı nasıl kullanacağını öğreniyor ama öfkesini nasıl yöneteceğini öğrenmiyor.

Para kazanmayı öğreniyor ama paraya kul olmamayı öğrenmiyor.

Çocuk büyütmeyi öğreniyor ama çocuğa doğru sınır koymayı öğrenmiyor.

Evlenmeyi öğreniyor ama evliliği ayakta tutacak adaleti, sabrı, sadakati ve mizânı öğrenmiyor.

Kur’an tam da bu noktada insana yol gösterir.

Allah’tan Başkasına Kul Olmamak

Hud Suresi’nin devamında şu temel uyarı gelir:

“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Şüphesiz ben, O’nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”

İnsan yalnızca putların önünde eğilerek başkasına kul olmaz.

Bazen paraya kul olur.

Bazen makamına kul olur.

Bazen eşine, çocuğuna veya ailesine aşırı bağlanarak onların isteklerinin esiri olur.

Bazen insanların beğenisine kul olur. Sosyal medyada daha fazla görülmek, takdir edilmek ve alkışlanmak için kendi değerlerinden vazgeçer.

Bazen işine kul olur. Daha fazla para kazanmak uğruna ailesini, sağlığını, ibadetini ve ahlakını ihmal eder.

Bir şeyi Allah’ın koyduğu sınırın üzerinde istemeye başladığımızda mizân bozulur. İstek artık sıradan bir istek olmaktan çıkar ve insanı yöneten bir efendiye dönüşür.

Kur’an’ın hikmetini öğrenen insan ise şunu fark eder:

Ben parayı kullanmalıyım; para beni kullanmamalı.

Ben çocuğumu sevmeliyim; fakat sevgim beni adaletsizliğe götürmemeli.

Ben işimde başarılı olmak için çalışmalıyım; fakat başarı uğruna harama girmemeliyim.

Ben insanlardan yardım isteyebilirim; fakat rızkı verenin insanlar değil Allah olduğunu unutmamalıyım.

Gerçek teslimiyet hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. İnsan elinden geleni yapar, bedel öder, çalışır ve çabalar. Fakat sonucu ilahlaştırmaz. Olmadığında isyan etmez, olduğunda da kibirlenmez.

Tövbe Sadece Büyük Günahlar İçin Değildir

Hud Suresi’nin üçüncü ayetinde şöyle buyrulur:

“Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki belirlenmiş bir süreye kadar sizi güzel bir şekilde yaşatsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin.”

İnsan bazen, “Ben kimseyi öldürmedim, hırsızlık yapmadım, büyük bir günahım yok; neden tövbe edeyim?” diye düşünebilir.

Oysa insan yalnızca yaptıklarından değil, yapması gerektiği hâlde yapmadıklarından da sorumludur.

Bildiği bir haksızlık karşısında sustuğu için…

Tembellik ederek sorumluluğunu yerine getirmediği için…

Anne babasına gereken değeri vermediği için…

Çocuğuna doğru örnek olmadığı için…

Bir kulun hakkına girdiğini fark etmediği için…

Nimetlerin değerini bilmediği için…

Kendisini başkalarından üstün gördüğü için…

İnsan her gün kendisini hesaba çekmeli ve Rabbinden bağışlanma dilemelidir.

Tövbe yalnızca dil ile “Estağfirullah” demek değildir. Yanlıştan dönmek, bozulanı düzeltmek, kul hakkını ödemek ve aynı hatayı tekrar etmemek için çaba göstermektir.

Gerçek tövbenin bir bedeli vardır.

Faizden tövbe eden faizli kazancı bırakmalıdır.

Kul hakkından tövbe eden hakkı sahibine vermelidir.

Yalandan tövbe eden doğruluğun kendisine zarar verdiği anda bile doğruyu söylemelidir.

Zulümden tövbe eden davranışını değiştirmelidir.

Çünkü tövbe yalnızca söz değil, yön değişikliğidir.

Her Faziletin Bir Karşılığı Vardır

Ayette Allah’ın her fazilet sahibine faziletinin karşılığını vereceği bildiriliyor.

İnsanların görmediği iyiliği Allah görür.

Kimsenin teşekkür etmediği emeği Allah bilir.

Bir insanın ailesi için gösterdiği sabrı, borcunu ödemek için verdiği mücadeleyi, harama girmemek için yaptığı fedakârlığı, haksızlığa rağmen adaletten ayrılmamasını Allah bilir.

Fakat insan iyiliğinin karşılığını yalnızca insanlardan beklerse hayal kırıklığı yaşar.

“Ben onun için bunları yaptım, bana bunu nasıl yapar?”

“Çocuğumu büyüttüm, şimdi beni aramıyor.”

“Yıllarca bu iş yerine emek verdim, değerimi bilmediler.”

Bu cümlelerin içinde haklılık bulunabilir. Fakat insan bütün karşılığını kullardan beklediğinde onların davranışlarına bağımlı hâle gelir.

Kur’an insana daha sağlam bir dayanak gösterir:

Sen faziletli ol. Doğruyu yap. Emeğini ver. Sınırını koru. Hakkını ara fakat zulmetme. Karşılığını yalnızca insanlardan bekleme. Allah hiçbir iyiliği kaybetmez.

Kalplerde Olanı Allah Bilir

Hud Suresi’nin başlangıç ayetlerinde insanların içlerinde sakladıkları şeylerin Allah tarafından bilindiği de hatırlatılır.

İnsan dış görünüşünü değiştirebilir. Güzel konuşabilir. Dindar, dürüst veya yardımsever görünebilir. Fakat niyetini Allah’tan gizleyemez.

Bir insan iyiliği Allah rızası için mi yapıyor, yoksa insanların takdirini kazanmak için mi?

Birisi nasihat ederken gerçekten karşısındakinin iyiliğini mi istiyor, yoksa kendisini üstün mü göstermeye çalışıyor?

Bir insan susarken sabrettiği için mi susuyor, yoksa menfaatini kaybetmekten korktuğu için mi?

İnsanları kandırabiliriz; hatta bazen kendimizi bile kandırabiliriz. Fakat Allah göğüslerde olanı bilir.

Bu nedenle Kur’an yalnızca davranışlarımızı değil, niyetlerimizi de düzeltmeye çağırır.

Kur’an Hayatın Hikmetini Öğretir

Kur’an okumak yalnızca sevap kazanmak için yapılan bir alışkanlık değildir. Kur’an, insanın bilincini açık tutan ilahî bir rehberdir.

İnsan her gün işine gidiyor, yemek yiyor, su içiyor ve nefes alıyor. Manevi hayatının da düzenli beslenmeye ihtiyacı vardır. Kur’an’dan uzaklaşan insan zamanla dünyanın sesine teslim olur.

Para doğruyu belirlemeye başlar.

Çevre baskısı kararları yönetir.

Nefis ihtiyaç ile isteği birbirine karıştırır.

Kibir insanın hatasını görmesini engeller.

Şeytan yanlış olanı yavaş yavaş normal gösterir.

İnsan bir anda yoldan çıkmaz. Önce küçük tavizler verir. Sonra bu tavizler alışkanlığa dönüşür. Ardından yanlışlar normal, doğrular ise garip görünmeye başlar.

Kur’an insanı bu gaflet uykusundan uyandırır.

Bize sürekli şu soruları sordurur:

Ben neye kul oluyorum?

Bu isteğim ihtiyaç mı, yoksa nefsimin aşırılığı mı?

Yaptığım şey hak mı, batıl mı?

Bu davranışımın sonucu ne olacak?

Hakkı bildiğim hâlde menfaatim için susuyor muyum?

Allah’ın sınırlarını mı koruyorum, yoksa insanların beğenisini mi?

Sonuç

Hud Suresi’nin başlangıcı bize çok temel bir gerçeği öğretir:

Hayat başıboş değildir. Kur’an’ın ayetleri de rastgele öğütlerden oluşmaz. Her ayetin bir hikmeti, her seçimin bir sonucu ve her amelin bir karşılığı vardır.

İnsan mesleğinde ustalaştığı gibi evliliğinde, aile ilişkilerinde, ticaretinde, öfkesinde, isteklerinde ve ahlakında da ustalaşmalıdır.

Bunun yolu Kur’an’ın hikmetini öğrenmekten geçer.

Kur’an insana yalnızca ne yapacağını söylemez; neden yapması gerektiğini, yaptığında ne kazanacağını ve yapmadığında hangi sonuçlarla karşılaşacağını da gösterir.

İnsan Kur’an’ın hikmetinden uzaklaştığında paraya, insana, makama ve nefsine kul olur.

Kur’an’ın hikmetine yaklaştığında ise özgürleşir.

Çünkü gerçek özgürlük, hiçbir sınır tanımamak değildir.

Gerçek özgürlük, Allah’tan başka hiçbir şeyin kulu olmamaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir