Ankebût Suresi 41-43. Ayetler: İş Hayatında Sahte Güvenceler ve Gerçek Dayanak

Değerli arkadaşlar,

Şimdi iş hayatıyla ilgili çok önemli bir ayet grubuna gelelim.

Ankebût Suresi’nin 41. ayetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Allah’ın dışında birtakım dostlar edinenlerin durumu, kendisine bir ev yapan örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi.”

Bu ayet sadece putlara tapan insanları anlatmıyor.

Bu ayet bize şunu soruyor:

Sen hayatını neyin üzerine kurdun?

İş adamı olarak güvenini neye bağladın?

Parana mı?

Şirketine mi?

Müşteri portföyüne mi?

Ortağına mı?

Bankadaki mevduatına mı?

Çevrendeki güçlü insanlara mı?

Makamına mı?

Markana mı?

Bunların hepsi hayat içinde gerekli olabilir.

Para gerekir.

Müşteri gerekir.

Sermaye gerekir.

Ortaklık gerekir.

Plan gerekir.

Tedbir gerekir.

Fakat bunları asıl dayanak hâline getirirseniz, örümcek ağına tutunmuş olursunuz.

Çünkü örümceğin ağı dışarıdan bakıldığında çok düzenli görünür.

Geometrisi vardır.

İnce bir mühendisliği vardır.

Av yakalayabilir.

Fakat insanı taşıyamaz.

İşte bazı şirketler de dışarıdan çok güçlü görünür.

Büyük binaları vardır.

Yüzlerce çalışanı vardır.

Yüksek cirosu vardır.

Lüks araçları vardır.

Güçlü bağlantıları vardır.

Fakat içeride adalet yoksa, güven yoksa, dürüstlük yoksa, sağlam bir ahlak yoksa o yapı örümcek evi gibidir.

Bir kriz gelir, dağılır.

Bir ortaklık problemi çıkar, şirket bölünür.

Bir ekonomik daralma olur, bütün düzen çöker.

Bir yanlış karar alınır, yılların emeği zarar görür.

Çünkü dışarıdaki büyüklük, içerideki sağlamlık anlamına gelmez.

Para Dayanaktır Ama Rab Değildir

Burada yanlış anlaşılmasın.

Kur’an bize para kazanmayın demiyor.

Şirket kurmayın demiyor.

Büyümeyin demiyor.

Plan yapmayın demiyor.

Kur’an bize şunu söylüyor:

Bunları Allah’ın yerine koymayın.

Para bir araçtır.

Ama insan parayı hayatının merkezi yaptığında para artık araç olmaktan çıkar, ilahlaşır.

İnsan şöyle düşünmeye başlar:

“Param varsa güvendeyim.”

“Müşterim varsa kimse bana bir şey yapamaz.”

“Bu kişi arkamdaysa benim işim bozulmaz.”

“Bankadaki param beni korur.”

Fakat hayat bize sürekli gösteriyor:

Çok büyük şirketler batabiliyor.

En güçlü ortaklıklar bitebiliyor.

En sadık görünen müşteriler başka yere gidebiliyor.

En güvendiğiniz çalışan ayrılabiliyor.

Sağlık bir anda bozulabiliyor.

Piyasa bir anda değişebiliyor.

Demek ki bunların hiçbiri mutlak güvence değildir.

Tedbirimizi alacağız fakat kalbimizi tedbire bağlamayacağız.

Çalışacağız fakat sonucu kendimizden bilmeyeceğiz.

Plan yapacağız fakat planımızı Allah’ın üzerine çıkarmayacağız.

İş Adamının Örümcek Evleri

Şimdi kendimize soralım:

İş hayatında bizim örümcek evlerimiz nelerdir?

Birincisi, sadece paraya güvenmek olabilir.

İkincisi, güçlü tanıdıklara güvenmek olabilir.

Üçüncüsü, sürekli borçla büyümeye güvenmek olabilir.

Dördüncüsü, müşteriye bağımlı hâle gelmek olabilir.

Beşincisi, markanın hiç yıkılmayacağını düşünmek olabilir.

Altıncısı, kendi zekâmızı mutlak görmek olabilir.

Yedincisi, “Ben her problemi çözerim.” demek olabilir.

Bunların hepsi birer örümcek ağına dönüşebilir.

Özellikle bir iş adamı tek bir müşteriye aşırı bağımlı hâle gelirse, bütün şirketi onun üzerine kurarsa, o müşteri ayrıldığında bütün sistem sarsılır.

Tek bir ortağa aşırı güvenirse, ortaklık bozulduğunda bütün düzen yıkılır.

Bütün kazancını borçla büyümeye bağlarsa, finansman şartları değiştiğinde yapı çöker.

Demek ki ayet bize aynı zamanda ticari bir akıl da öğretiyor:

Dayanağını çeşitlendir, tedbirini al fakat hiçbir sebebi mutlaklaştırma.

42. Ayet: Allah Her Bağımlılığı Bilir

Ankebût Suresi’nin 42. ayetinde Rabbimiz şöyle bildiriyor:

“Şüphesiz Allah, onların kendisi dışında neye yalvardıklarını bilir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Allah bizim sadece dilimizle ne söylediğimizi değil, kalbimizde neye güvendiğimizi de bilir.

İnsan diliyle:

“Ben Allah’a güveniyorum.”

diyebilir.

Fakat sıkıntı geldiğinde ilk olarak harama sarılıyorsa, gerçekte neye güvendiği ortaya çıkar.

Müşteri kaybetme korkusuyla yalan söylüyorsa, müşteriyi Allah’ın önüne koymuş olabilir.

Para bulamama korkusuyla faizli borca hemen yöneliyorsa, parayı mutlak kurtarıcı görmüş olabilir.

Güçlü bir kişiyi kaybetmemek için haksızlığa susuyorsa, o insanı gereğinden fazla büyütmüş olabilir.

Çalışanını, ortağını veya müşterisini kaybetmemek için kendi ilkelerinden vazgeçiyorsa, orada mizan bozulmuş olabilir.

İmtihan işte burada ortaya çıkıyor.

İnsan rahat zamanda neye inandığını söyler.

Zor zamanda ise gerçekte neye güvendiği belli olur.

Başarı da Örümcek Ağına Dönüşebilir

Sadece sıkıntılar değil, başarı da insan için örümcek ağı olabilir.

Şirket büyüdükçe insan kendi zekâsına güvenmeye başlayabilir.

“Ben bu işi bilirim.”

“Ben hata yapmam.”

“Benim verdiğim karar yanlış çıkmaz.”

demeye başlayabilir.

İşte bu da çok ince bir örümcek ağıdır.

Çünkü insanın kendisine duyduğu aşırı güven, danışmayı bırakmasına sebep olur.

Eleştiriye kapanır.

Çalışanlarını dinlemez.

Piyasanın değiştiğini kabul etmez.

Kendisine uyarı yapanları düşman görür.

Sonunda şirketi dışarıdaki rakipler değil, içerideki kibir yıkar.

İblisin problemi bilgi eksikliği değildi.

Kendisini üstün görmesiydi.

İş adamının en büyük tehlikelerinden biri de budur:

Başarının kendisini üstün bir insan yaptığını zannetmesi.

Başarı, insanın üstün olduğunu değil; imtihanının ağırlaştığını gösterir.

43. Ayet: Bu Örnekleri Ancak Bilgi Sahipleri Kavrar

Ankebût Suresi’nin 43. ayetinde şöyle buyrulur:

“İşte biz bu örnekleri insanlar için veriyoruz. Onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.”

Burada çok önemli bir vurgu vardır.

Herkes örümceği görür.

Herkes örümcek ağını görür.

Fakat herkes örneğin kendi hayatındaki karşılığını göremez.

Bilgi sahibi olmak yalnızca çok kitap okumak değildir.

İlim sahibi insan, gördüğü olayın arkasındaki mesajı okuyabilen insandır.

İşleri bozulduğunda sadece:

“Piyasa kötü.”

demez.

“Kendi hatam var mı?” diye düşünür.

İşleri büyüdüğünde sadece:

“Ben başardım.”

demez.

“Bu nimetin sorumluluğu nedir?” diye düşünür.

Müşteri kaybettiğinde sadece müşteriyi suçlamaz.

“Kendimi bir müşteriye aşırı mı bağladım?” diye düşünür.

Ortaklık bozulduğunda sadece karşı tarafı suçlamaz.

“Başta işaretleri görmedim mi, sınırlarımı korumadım mı?” diye düşünür.

İlim sahibi insan olayları sadece yaşamaz.

Olaylardan ders çıkarır.

Aynı hatayı sürekli tekrar eden insanın tecrübesi artmaz.

Sadece yaşı artar.

Gerçek tecrübe, yaşanan olaydan doğru sonuç çıkarmaktır.

Sağlam İşletmenin Temeli Nedir?

Peki örümcek evi gibi olmayan sağlam bir iş nasıl kurulur?

Sağlam şirket sadece sermayeyle kurulmaz.

Güvenle kurulur.

Adaletle kurulur.

Ehliyetle kurulur.

İstişareyle kurulur.

Doğru insanlarla kurulur.

Sözünde durmakla kurulur.

Çalışanın hakkını vermekle kurulur.

Müşteriye karşı dürüst olmakla kurulur.

Borçlanırken ölçüyü korumakla kurulur.

Sıkıntıda harama yönelmemekle kurulur.

Bir şirketin beton binası sağlam olabilir.

Ama şirket içindeki ilişkiler çürükse o şirket sağlam değildir.

Kasası dolu olabilir.

Ama itibarı boşsa sağlam değildir.

Çok satış yapabilir.

Ama insanların hakkını yiyorsa sağlam değildir.

Çünkü şirketi ayakta tutan yalnızca para değildir.

Güvendir.

Güven yıkıldığında bazen para da şirketi kurtaramaz.

Bu Ayetlerin İş Adamına Verdiği Beş Ders

Birinci ders:

Sebebe sarıl ama sebebi Rab edinme.

İkinci ders:

Şirketini sadece para üzerine değil, ahlak ve adalet üzerine kur.

Üçüncü ders:

Tek bir müşteriye, kişiye, ortağa veya kaynağa aşırı bağımlı olma.

Dördüncü ders:

Başarı geldiğinde kendini mutlak güç sahibi zannetme.

Beşinci ders:

Yaşadığın olayları okuyacak ilme ve bilince sahip ol.

Kapanış

Değerli arkadaşlar,

Örümcek ağı çok ince ama çok öğretici bir örnektir.

İnsan dışarıdan büyük görünen şeylere aldanabilir.

Para büyük görünebilir.

Makam güçlü görünebilir.

Şirket kalıcı görünebilir.

Çevre sağlam görünebilir.

Fakat Allah’ın dışında mutlaklaştırılan her şey kırılgandır.

İş adamı tedbir alır.

Çalışır.

Plan yapar.

Yatırım yapar.

Risk hesabı yapar.

Danışır.

Araştırır.

Fakat bütün bunlardan sonra kalbini sebeplere değil, Rabbine bağlar.

Çünkü sebepler değişir.

Piyasalar değişir.

İnsanlar değişir.

Şartlar değişir.

Fakat Allah’ın ölçüsü, adaleti ve hükmü değişmez.

Şimdi kendimize şu soruyu soralım:

Ben iş hayatımı sağlam bir temel üzerine mi kurdum, yoksa dışarıdan güçlü görünen örümcek ağlarına mı tutunuyorum?

Param giderse ben de dağılır mıyım?

Müşterim giderse bütün umudum biter mi?

Makamım alınırsa değerimi kaybettiğimi mi düşünürüm?

Şirketim küçülürse kimliğim de küçülür mü?

Cevabımız evet ise, dayanağımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekir.

Çünkü müminin değeri şirketinin büyüklüğünden gelmez.

Kazancından gelmez.

Makamından gelmez.

Müminin değeri; adaletinden, dürüstlüğünden, sabrından, şükründen ve Rabbine olan teslimiyetinden gelir.

Rabbim bizleri örümcek ağı gibi sahte güvencelere bağlanmaktan korusun.

İşimizi sağlam, ahlakımızı sağlam, sözümüzü sağlam ve imanımızı sağlam eylesin.

Âmin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir