Ankebût Suresi 44–45. Ayetler Salâtı Ayakta Tutmak: Hak Düzenine Sözle Değil, Amelle Destek Vermek
Bismillahirrahmanirrahim.
Kardeşlerim…
Bugün Ankebût Suresi’nin 44 ve 45. ayetlerini, özellikle salât kavramı üzerinden anlamaya çalışacağız.
Önce ayetlerin genel anlamını okuyalım:
“Allah gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Şüphesiz bunda iman edenler için bir ayet vardır.”
Ardından Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Kitaptan sana vahyedileni oku ve salâtı ikame et. Şüphesiz salât, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük olandır. Allah yaptıklarınızı bilir.”
Şimdi kardeşlerim…
Bu iki ayeti birbirinden ayrı düşünürsek ayetin büyük mesajını kaçırabiliriz.
-
ayet bize göklerin ve yerin hak ile yaratıldığını söylüyor.
-
ayet ise insana:
“Sen de bu hak düzeninin içerisinde salâtı ayağa kaldır.”
diyor.
Yani önce Allah’ın kurduğu düzen anlatılıyor, sonra insanın bu düzene nasıl katılacağı gösteriliyor.
Gökler ve yer hak ile yaratılmıştır
Allah gökleri ve yeri boşuna yaratmadı.
Başıboş yaratmadı.
Ölçüsüz yaratmadı.
Haksızlık, düzensizlik ve anlamsızlık üzerine yaratmadı.
Kâinatta bir mizan var.
Bir ölçü var.
Bir görev dağılımı var.
Güneş görevini yapıyor.
Ay görevini yapıyor.
Yağmur görevini yapıyor.
Toprak görevini yapıyor.
Ağaç görevini yapıyor.
Arı görevini yapıyor.
Her şey yaratıldığı sisteme bir katkı sağlıyor.
Güneş:
“Bugün ışık vermek istemiyorum.”
demiyor.
Toprak:
“Ben artık ürün yetiştirmeyeceğim.”
demiyor.
Arı:
“Ben yalnızca kendi zevkim için yaşayacağım, kovana hizmet etmeyeceğim.”
demiyor.
Çünkü sistemin devam etmesi için her varlık kendisine verilen görevi yerine getiriyor.
İşte salât kavramını burada anlamaya başlıyoruz.
Salâtı yalnızca birkaç dakikalık bir ibadet olarak düşündüğümüzde ayetin kapsamını daraltıyoruz.
Elbette namaz çok önemlidir.
Secde önemlidir.
Dua önemlidir.
Allah’ı hatırlamak önemlidir.
Ancak salât, insanın hayatının tamamında Allah’ın hak düzenine verdiği desteği de kapsayan geniş bir sorumluluktur.
Yani salât:
Hak tarafında durmaktır.
Doğruyu desteklemektir.
Adaleti ayakta tutmaktır.
Aileni ayakta tutmaktır.
İyiliği çoğaltmaktır.
Kötülüğe engel olmaktır.
Salih amel işlemektir.
Sıddık ve sadık olmaktır.
Allah’ın gösterdiği yola sözle değil, hayatınla destek vermektir.
Bir sistem destek verilmezse ayakta kalamaz
Bir aile düşünün.
Bu ailenin ayakta kalabilmesi için yalnızca:
“Ben ailemi çok seviyorum.”
demek yeterli midir?
Değildir.
Baba çalışacak.
Evin ihtiyaçlarını karşılayacak.
Çocuklarıyla ilgilenecek.
Eşine güzel davranacak.
Zorluklara karşı sabredecek.
Anne de kendisine düşen sorumluluğu yerine getirecek.
Çocuğuna emek verecek.
Evin huzuruna katkıda bulunacak.
Eşler birbirine sadık olacak.
Birbirinin hakkını koruyacak.
Şimdi baba her gün:
“Ben sizi çok seviyorum.”
dese ama kirayı ödemese…
Elektrik faturasını ödemese…
Çocuğunun ihtiyacını karşılamasa…
Eve gelmese…
Ailesinin derdiyle ilgilenmese…
Bu sözün bir anlamı kalır mı?
Kalmaz.
Çünkü sevgi sözle değil, destekle görünür.
İşte salât da böyledir.
“Ben Allah’a inanıyorum.”
demek bir sözdür.
Fakat Allah’ın hak düzenine destek vermiyorsan…
Doğruyu söylemiyorsan…
Kul hakkından uzak durmuyorsan…
Mazlumun yanında durmuyorsan…
Ailene, işine ve topluma karşı sorumluluğunu yerine getirmiyorsan…
Sözün amele dönüşmemiş demektir.
Salât yalnızca ağızdan çıkan bir iddia değildir.
Salât, insanın hak yoluna verdiği sürekli destektir.
“Salâtı ikame et” ne demektir?
Ayette yalnızca:
“Salât yap.”
denmiyor.
“Salâtı ikame et.”
deniyor.
Yani onu ayağa kaldır.
Devam ettir.
Ayakta tut.
Hayatının içinde işler hâle getir.
Bir binayı ikame etmek nasıl onu kurmak, sağlamlaştırmak ve ayakta tutmaksa salâtı ikame etmek de hak düzenine desteği hayatın tamamında ayakta tutmaktır.
Bir gün dürüst olup ertesi gün yalan söylemekle olmaz.
Bir gün iyilik yapıp sonra aylarca bencillik etmekle olmaz.
Bir gün yardım edip sonra yıllarca herkesin hakkını yemekle olmaz.
Çünkü salât süreklilik ister.
Ailede de böyledir.
Bir baba:
“Yirmi yıldır faturaları ödüyorum, bu yıl ödemeyeceğim.”
diyebilir mi?
Bir anne:
“On yıldır çocuklarımla ilgileniyorum, bundan sonra hiç ilgilenmeyeceğim.”
diyebilir mi?
Bir çalışan:
“Geçen ay görevimi yaptım, bu ay yapmayacağım.”
diyebilir mi?
Bir patron:
“Geçen yıl çalışanların maaşını verdim, bu ay vermesem de olur.”
diyebilir mi?
Diyemez.
Çünkü destek kesildiğinde sistem çöker.
Salât da bir defalık değildir.
Ölene kadar Allah’ın hak düzenine destek vermektir.
Ölene kadar doğru olmaktır.
Ölene kadar dürüst kalmaya çalışmaktır.
Ölene kadar iyilik üretmektir.
Ölene kadar nefsin ve şehvetlerin karşısında mücadele etmektir.
Kitaptan sana vahyedileni oku
Ayet önce şöyle diyor:
“Kitaptan sana vahyedileni oku.”
Çünkü insan neyi destekleyeceğini Kur’an’dan öğrenecek.
Hak nedir?
Batıl nedir?
Doğru nedir?
Yanlış nedir?
Adalet nedir?
Zulüm nedir?
Salih amel nedir?
Kul hakkı nedir?
İnsan bunları kendi hevasına göre belirleyemez.
Çünkü nefis, işine geleni doğru göstermeye çalışır.
İnsan para kazanmak istediğinde faize bir kılıf bulabilir.
Bir başkasının hakkını almak istediğinde kendisini haklı gösterebilir.
Eşini ve çocuklarını terk edip zevklerinin peşinden gitmek istediğinde:
“Ben özgürüm, kendi hayatımı yaşamak istiyorum.”
diyebilir.
Kardeşinin miras hakkını almak istediğinde:
“Ben daha çok çalıştım, bunu hak ettim.”
diyebilir.
Öfkeyle intikam almak istediğinde:
“Ben yalnızca hakkımı savunuyorum.”
diyebilir.
İşte vahiy burada devreye girer.
Kur’an insana:
“Senin hoşuna gitmesi, onun hak olduğu anlamına gelmez.”
der.
“Nefsine zor gelmesi de onun yanlış olduğu anlamına gelmez.”
der.
Bu nedenle önce vahiy okunacak.
Ardından salât ikame edilecek.
Yani önce doğru öğrenilecek, sonra doğruya destek verilecek.
Bilgi amele dönüşecek.
Ayet hayata inecek.
Salât neden hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar?
Ayet şöyle diyor:
“Şüphesiz salât, fahşadan ve münkerden alıkoyar.”
Burada çok önemli bir ölçü veriliyor.
Bir insan salâtı gerçekten ayağa kaldırmışsa bu onun davranışlarında görülmelidir.
Yalanı azalmalıdır.
Zulmü azalmalıdır.
Kul hakkına karşı hassasiyeti artmalıdır.
Kibri kırılmalıdır.
Şehvetine sınır koymalıdır.
Hırsını kontrol etmelidir.
Öfkelendiğinde haddi aşmamalıdır.
Çünkü salât yalnızca bedenin yaptığı bir hareket değil, hayatın hak tarafına yönelmesidir.
Bir insan beş vakit namaz kılıyor olabilir.
Kur’an hatmediyor olabilir.
Oruç tutuyor olabilir.
Hacca gitmiş olabilir.
Ama aynı kişi müşterisini kandırıyorsa…
Çalışanının maaşını vermiyorsa…
Kardeşinin mirasını yiyorsa…
Eşine zulmediyorsa…
İnsanlara iftira atıyorsa…
İşi düşünce dinî kelimeler kullanıp menfaati değişince her şeyi unutuyorsa…
Burada kendimize sormamız gerekir:
Bu insan salâtı gerçekten ikame etmiş midir?
Namaz kılmış olabilir.
Fakat salâtın hedefini hayatına taşımamış olabilir.
Çünkü namazın da secdenin de duanın da amacı insanı Allah’a yaklaştırmak ve onu salih bir kula dönüştürmektir.
Namaz insanı doğru dürüst yapmıyorsa…
Oruç insanı sabırlı yapmıyorsa…
Kur’an okumak insanı kul hakkından uzaklaştırmıyorsa…
İbadetin şekli vardır ama meyvesi henüz oluşmamıştır.
Bir ağacı düşünün.
Ağaç yıllardır duruyor ama hiç meyve vermiyor.
Biz yalnızca:
“Bu ağaç çok güzel görünüyor.”
diyebilir miyiz?
Asıl mesele meyvedir.
İbadetin meyvesi de salih ameldir.
Doğruluktur.
Dürüstlüktür.
Adalettir.
Merhamettir.
Kul hakkından sakınmaktır.
Namaz salâtın içinde nasıl yer alır?
Burada şu yanlış anlaşılmasın:
Salâtın geniş anlamını konuşmak namazı değersizleştirmek değildir.
Tam tersine, namazın gerçek amacını anlamaktır.
Namaz Allah’ı hatırlamaktır.
İnsan sabahtan akşama kadar dünyalık işlerin içine giriyor.
Telefonlar…
Müşteriler…
Borçlar…
Alacaklar…
Aile sorunları…
Miras meseleleri…
Para kazanma telaşı…
Öfke…
Kıskançlık…
Rekabet…
Bütün bunlar insanın bilincini kapatabiliyor.
İnsan ne için yaşadığını unutabiliyor.
Namaz vakti geldiğinde insan duruyor.
Elini kaldırıyor.
Allah’ın huzuruna çıkıyor.
Secde ediyor.
Ve aslında şöyle diyor:
“Allah’ım, ben seni unutmak istemiyorum.”
“Birazdan bir karar vereceğim, bana doğru olanı seçtir.”
“Birazdan bir sözleşme imzalayacağım, beni haramdan koru.”
“Birazdan bir insana cevap vereceğim, öfkeme yenilmemem için bana yardım et.”
“Bugün nefsim aktifleşti, kibirlendim, yanlış söyledim; beni affet.”
İşte namaz salât sistemini besleyen büyük bir kulluk eylemidir.
Fakat namazdan çıktıktan sonra insan yeniden aynı zulmü yapıyorsa namazın mesajını dışarıda bırakmış demektir.
Namaz bir şarj gibidir.
Ama cihaz şarj olduktan sonra hiç çalışmıyorsa şarjın amacı gerçekleşmemiştir.
İnsan namazda Allah’ı hatırlar.
Sonra bu bilinçle doğru bir hayat yaşamaya çalışır.
Namaz salâtın dışındaki bir şey değildir.
Salâtı besleyen, ayakta tutan ve insana Rabbini hatırlatan temel unsurlardan biridir.
Ama salâtı yalnızca namazla sınırladığımızda hayatın geri kalanını ibadetten koparmış oluruz.
Şehvet yalnızca cinsellik değildir
Dersimizde şehvet kavramını da geniş anlamıyla ele alıyoruz.
Şehvet, insana dünyada haz veren şeylerin peşine ölçüsüzce düşmesidir.
Para şehveti olabilir.
Makam şehveti olabilir.
Alkışlanma şehveti olabilir.
Cinsellik şehveti olabilir.
Rahat yaşama şehveti olabilir.
İntikam şehveti olabilir.
Haklı çıkma şehveti olabilir.
İnsan bazen ailesine destek vermekten yorulur.
Der ki:
“Ben artık yalnız kendim için yaşayacağım.”
Eşini bırakır.
Çocuklarını bırakır.
Sorumluluklarını bırakır.
Yeni hazların peşine düşer.
İşte burada salât zayi edilir.
Çünkü insan hak düzenine verdiği desteği çekmiştir.
Aile çöker.
Çocuklar zarar görür.
Eş zarar görür.
Toplum zarar görür.
Aynı şey bir iş yerinde de olur.
Patron yalnızca kendi kazancını düşünürse çalışanın hakkı ezilir.
Çalışan yalnızca maaşını düşünüp işini yapmazsa şirket zarar görür.
Herkes kendi menfaatine yöneldiğinde ortak sistem çöker.
Salâtın zayi olması, desteğin kesilmesidir.
İnsanın yalnız kendisini düşünmeye başlamasıdır.
44. ayet ile 45. ayetin bağı
Şimdi iki ayetin ilişkisini daha açık görelim.
-
ayet:
“Allah gökleri ve yeri hak ile yarattı.”
diyor.
-
ayet:
“Sen de vahyi oku ve salâtı ayağa kaldır.”
diyor.
Yani Allah’ın kurduğu hak düzenine katıl.
Hak için çalış.
Doğruya destek ver.
Batıla destek olma.
Adaleti ayakta tut.
İyiliği çoğalt.
Kötülüğün önünde dur.
Kendi görevini yerine getir.
Güneş nasıl görevini yerine getiriyorsa…
Toprak nasıl görevini yerine getiriyorsa…
Arı nasıl kovana katkı sağlıyorsa…
Sen de bulunduğun yerde hakka katkı sağla.
Bir babaysan ailene destek ver.
Bir anneysen ailene destek ver.
Bir işverensen çalışanının hakkına destek ver.
Bir çalışansan iş yerine dürüst emeğinle destek ver.
Bir öğretmensen öğrencinin bilincinin açılmasına destek ver.
Bir öğrenciysen ilme, doğruya ve güzel ahlaka destek ver.
Bir Müslümansan yalnızca:
“Ben Müslümanım.”
deme.
İslam’ın doğruluk, adalet, merhamet ve salih amel düzenine hayatınla destek ver.
Allah yaptıklarınızı bilir
Ayetin sonunda çok önemli bir ifade var:
“Allah yaptıklarınızı bilir.”
Dikkat edin:
Allah yalnızca söylediklerinizi bilir denmiyor.
Yaptıklarınızı bilir deniyor.
Çünkü söz kolaydır.
“İnanıyorum.”
demek kolaydır.
“Allah’ı seviyorum.”
demek kolaydır.
“Ben iyi bir insanım.”
demek kolaydır.
Ama Allah icraata bakıyor.
Kim için emek verdin?
Kim için bedel ödedin?
Kime fayda sağladın?
Kimin hakkını korudun?
Hangi kötülükten vazgeçtin?
Nefsine rağmen hangi doğruyu yaptın?
Haksızlığa uğradığında ne yaptın?
Gücün eline geçtiğinde nasıl davrandın?
Bir insan sana muhtaç olduğunda onu ezdin mi, kaldırdın mı?
İşte Allah yaptıklarımızı biliyor.
İnsanların yanında iyi görünebiliriz.
Dindar görünebiliriz.
Güzel konuşabiliriz.
Ayet okuyabiliriz.
Ancak Allah, perde arkasındaki davranışlarımızı bilir.
Eşimize nasıl davrandığımızı bilir.
Çalışanımıza nasıl davrandığımızı bilir.
Kardeşimizin hakkını yiyip yemediğimizi bilir.
Müşteriye neyi gizlediğimizi bilir.
Kimsenin görmediği yerde yaptığımızı bilir.
Salât işte bu bilinci hayatın tamamında canlı tutmaktır.
Salâtın ölçüsü salih ameldir
Bir insan:
“Ben salât edenlerdenim.”
diyorsa bunun hayatta bir karşılığı olmalıdır.
Bir insan senden fayda görmeli.
Birisi:
“Bu insan benim için çabaladı.”
diyebilmeli.
“Karşılık beklemeden bana yardım etti.”
diyebilmeli.
“Benim hakkımı korudu.”
diyebilmeli.
“Gücü yettiği hâlde bana zulmetmedi.”
diyebilmeli.
“Borçlu olduğumda beni ezmedi.”
diyebilmeli.
“Yanlış yaptığımda beni güzel şekilde uyardı.”
diyebilmeli.
“Zor günümde yanımda durdu.”
diyebilmeli.
Salâtın hayattaki meyvesi budur.
Sadece söz değil.
Sadece görüntü değil.
Sadece şekil değil.
Emek…
Bedel…
Çaba…
Sabır…
Doğruluk…
Dürüstlük…
Salih amel…
Salât zayi edildiğinde ne olur?
Salât zayi edildiğinde insan yalnız kendi çıkarını düşünür.
Aile dağılır.
Ticarette güven kaybolur.
Toplumda adalet bozulur.
Zengin fakiri düşünmez.
Güçlü zayıfı ezer.
İnsanlar birbirine güvenmez.
Dindarlık şekle dönüşür.
Namaz kılan insanın yalan söylediği görülür.
Kur’an okuyan insanın kul hakkı yediği görülür.
Hacca giden insanın çalışanını ezdiği görülür.
Bunu gören yeni nesil de şöyle der:
“Din buysa ben istemiyorum.”
Aslında çocuk dinden değil, din adına gösterilen kötü örneklikten uzaklaşmaktadır.
Bu nedenle salâtı yanlış yaşayan bir insan yalnız kendisine zarar vermez.
Dine de zarar verir.
İnsanların Kur’an’a karşı önyargı geliştirmesine neden olur.
Hakkı batıl gibi gösterir.
Batılı da hak gibi gösterir.
İşte bu çok büyük bir vebaldir.
Kendimize soracağımız sorular
Kardeşlerim…
Şimdi herkes kendisine sorsun:
Ben salâtı hayatımda ayağa kaldırıyor muyum?
Yoksa yalnızca bazı ibadetleri yerine getirip sorumluluğumu tamamladığımı mı düşünüyorum?
Namazım beni hangi kötülükten uzaklaştırdı?
Kur’an okumam beni hangi yanlış düşünceden kurtardı?
Allah’ı anmam beni hangi kul hakkından vazgeçirdi?
Aileme gerçekten destek oluyor muyum?
Çalışanımın hakkını koruyor muyum?
Patronuma karşı görevimi doğru yapıyor muyum?
Kardeşimin hakkına saygı gösteriyor muyum?
Haksızlığa uğradığımda haddi aşıyor muyum?
Kendi menfaatim söz konusu olduğunda helal ile haramı birbirine karıştırıyor muyum?
Yalnız kendim için mi bedel ödüyorum?
Yoksa Allah rızası için başka insanlara da fayda sağlıyor muyum?
Ben hakka mı destek veriyorum?
Yoksa işime geldiğinde batıla mı destek veriyorum?
Sonuç
Kardeşlerim…
Ankebût Suresi’nin 44. ayeti bize şunu söylüyor:
Allah’ın yarattığı sistem hak üzeredir.
-
ayet ise bize şunu söylüyor:
Sen de bu hak sisteminde salâtı ayağa kaldır.
Vahyi oku.
Doğruyu öğren.
Allah’ı hatırla.
Namazla Rabbine yönel.
Ama orada kalma.
Namazdan sonra doğruluğa yürü.
Adalete yürü.
Salih amele yürü.
Kul hakkından uzaklaş.
Nefsine sınır koy.
Şehvetlerinin peşinden sürüklenme.
Hak düzene destek ver.
Çünkü Allah bizim sözlerimizi de bilir ama özellikle yaptıklarımızı bilir.
Unutmayalım:
Salât yalnızca konuşmak değildir.
Salât destek vermektir.
Salât yalnızca istemek değildir.
Salât sorumluluk almaktır.
Salât yalnızca secde etmek değildir.
Secdeden kalkınca kibri yerde bırakmaktır.
Salât yalnızca Kur’an okumak değildir.
Okuduğun ayeti hayata taşımaktır.
Salât yalnızca:
“Ben inanıyorum.”
demek değildir.
İmanının bedelini emek, sabır, doğruluk ve salih amelle ödemektir.
Rabbim bizi salâtı zayi edenlerden değil, salâtı hakkıyla ikame edenlerden eylesin.
Rabbim bizi yalnızca güzel söz söyleyenlerden değil, güzel işler yapanlardan eylesin.
Rabbim namazımızı, duamızı, orucumuzu ve Kur’an okumamızı bizi daha dürüst, daha adil, daha merhametli ve daha salih kullara dönüştüren vesileler eylesin.
Rabbim bizi hakka destek veren, batılın karşısında duran, insanların hakkını koruyan sıddık, sadık ve salih kullarından eylesin.
Sadakallahülazim.
