Ben iyi bir insanım ama Allaha inanmıyorum cehenneme mi giderim?
“Ben iyi bir insanım. Çalmıyorum, kimseyi öldürmüyorum, hayvanlara zarar vermiyorum, kalp kırmıyorum. Fakat Allah’a inanmıyorum. Ben cehenneme mi giderim?” diyorsun.
Kur’an’a göre Allah’ı bilerek inkâr eder ve bu inkâr üzere ölürsen, evet, bunun sonucu cehennemdir. Çünkü iyilik yalnızca yaratılanlara karşı iyi davranmak değildir. İyiliğin ilk şartı, seni yaratanı ve mülkün gerçek sahibini kabul etmektir.
Bir şirket düşünelim.
Bir personel işe zamanında geliyor, arkadaşlarıyla kavga etmiyor, şirketin malını çalmıyor, müşterilere kaba davranmıyor. Bunların hepsi güzeldir. Fakat aynı personel şöyle derse:
“Ben bu şirketin sahibini tanımıyorum. Onun patronluğunu kabul etmiyorum. Bu şirket ona ait değildir. Onun kuralları beni bağlamaz.”
Bu kişi iyi bir personel sayılabilir mi?
Patron der ki:
“Sen çalıştığın binayı, masayı, bilgisayarı, elektriği ve maaşı kullanıyorsun; fakat bütün bunların sahibini reddediyorsun. Üstelik benim otoritemi ve koyduğum kuralları da kabul etmiyorsun.”
Böyle bir personelin şirketten çıkarılması haksızlık değildir. Çünkü mesele yalnızca diğer personele zarar vermemesi değildir. Mesele, şirket sahibini ve şirket düzenini reddetmesidir.
Bu dünya da Allah’ın mülküdür.
İnsanın bedeni, aklı, kalbi, gözü, kulağı, soluduğu hava, içtiği su, yediği nimetler ve üzerinde yaşadığı yeryüzü Allah’a aittir. İnsan bütün bu nimetleri kullanıyor; fakat sonra:
“Ben bunları vereni kabul etmiyorum. Mülkün sahibini tanımıyorum. Onun hükmü beni bağlamaz.”
diyorsa, burada çok büyük bir çelişki vardır.
“Ben kimseye zarar vermiyorum” demek yeterli değildir. Çünkü sen sadece insanlara karşı sorumlu değilsin. Seni yaratan Allah’a karşı da sorumlusun.
Bir insan anne ve babasına karşı nankörlük etse, onların yıllarca verdiği emeği yok saysa, sonra dışarıdaki insanlara iyi davransa ona tam anlamıyla iyi insan diyebilir miyiz?
Deriz ki:
“Başkalarına iyi davranman güzel ama seni büyüten insanlara karşı vefasızlık yapıyorsun.”
Peki insan anne babasına teşekkür etmediğinde nankör sayılıyor da kendisini yoktan var eden Allah’ı inkâr ettiğinde neden iyi insan sayılsın?
Kur’an’da şöyle buyrulur:
“Şüphesiz inkâr eden ve inkârcı olarak ölenlerin üzerine Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti vardır. Onlar orada sürekli kalırlar.”
Bakara 2:161-162
Yine şöyle buyrulur:
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bu ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette kaybedenlerden olacaktır.”
Âl-i İmrân 3:85
Ve:
“Şüphesiz ayetlerimizi inkâr edenleri ateşe sokacağız.”
Nisâ 4:56
Demek ki Kur’an’ın hükmü açıktır. Allah’ı ve ayetlerini inkâr etmek, birkaç güzel davranışla kapanacak küçük bir eksiklik değildir. Çünkü inkâr, mülkün sahibini reddetmektir.
Elbette bir insanın çalmaması, öldürmemesi, merhametli olması değerlidir. Fakat bunlar insan olmanın temel sorumluluklarıdır. Bir insan hem insanlara karşı iyi davranmalı hem de Rabbine karşı kulluk sorumluluğunu yerine getirmelidir.
Şunu da ayırmamız gerekir:
Bir insanın dünyadaki bazı davranışları iyi olabilir; fakat bu, onun Allah katında iman etmiş ve kurtulmuş olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde “Ben Müslümanım” diyen kişinin de sadece sözü yeterli değildir. O da çalıyor, zulmediyor, kul hakkı yiyor ve Allah’ın hükümlerini önemsemiyorsa gerçek imanını amelleriyle göstermiyor demektir.
Yani mizan iki taraflıdır:
Allah’a inandığını söyleyip insanlara zulmetmek doğru değildir.
İnsanlara iyi davranıp Allah’ı inkâr etmek de doğru değildir.
İman ve salih amel birlikte olmalıdır. Kur’an sürekli “iman edenler ve salih amel işleyenler” der. Yalnızca sözde iman yeterli olmadığı gibi, imansız yapılan bazı güzel davranışlar da ahiret kurtuluşu için yeterli değildir.
Bununla beraber biz belirli bir insana hayattayken “Sen kesin cehennemliksin” diye son hükmü vermeyiz. Çünkü o insan yarın iman edebilir, tövbe edebilir ve hakikati kabul edebilir. Firavun’un sihirbazları sabah inkârcıydılar, aynı gün iman ettiler ve imanlarının bedelini ödemeyi göze aldılar.
Fakat genel hüküm kesindir:
Kim Allah’ı inkâr eder, ayetlerini reddeder ve inkâr üzere ölürse cehennem ehlidir.
Bu nedenle asıl soru şu değildir:
“Ben insanlara zarar vermiyor muyum?”
Asıl soru şudur:
“Bana bu hayatı, bedeni, aklı ve bütün nimetleri veren Rabbimi neden inkâr ediyorum? Mülkün sahibinin beni yaratma amacını ve kurallarını araştırdım mı? Yoksa birkaç iyi davranışıma güvenerek Allah’a karşı sorumluluğumu yok mu sayıyorum?”
İyi insan olmak, yalnızca yaratılana zarar vermemek değildir.
Gerçek iyilik; Yaratan’ı kabul etmek, nimete şükretmek, hakikate teslim olmak ve salih amel işlemektir.
