Mizanı Bozan İnsan, Önce Kendi Hayatını Bozar

Kur’an bize geçmiş kavimleri sadece tarih bilgisi olsun diye anlatmaz.

Nuh kavmi, Lut kavmi, Salih kavmi, Şuayb kavmi…

Bunlar sadece geçmişte yaşamış topluluklar değildir. Bunlar insanlığın aynasıdır.

Çünkü insan değişmedi.
Sadece elindeki malzeme değişti.

Eskiden ölçü tartıda hile vardı, bugün faturada, maaşta, işçilikte, sözleşmede, mirasta, ticarette, aile ilişkilerinde hile var.
Eskiden sınır taşı bir karış kaydırılıyordu, bugün insan başkasının hakkını, emeğini, zamanını, özgürlüğünü çalıyor.

Kur’an bize diyor ki:

“Ey insan! Geçmiş kavimlerin hatasına bak ve kendini sorgula. Çünkü aynı hata sende de olabilir.”

Şuayb Peygamber’in Uyarısı: Ölçüyü ve Tartıyı Tam Yapın

Araf Suresi 85. ayette Şuayb Peygamber kavmine şöyle seslenir:

“Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inanıyorsanız bu sizin için daha hayırlıdır.”

Bu ayet sadece pazarda tartı eksik yapmakla ilgili değildir.
Bu ayet hayatın tamamıyla ilgilidir.

Çünkü mizan sadece terazide olmaz.
Mizan evde olur.
Mizan iş yerinde olur.
Mizan evlilikte olur.
Mizan çocuk yetiştirirken olur.
Mizan müşteriyle, çalışanla, kardeşle, anne-babayla ilişkide olur.

Bir insana hakkından az verirsen zulmedersin.
Hakkından fazla verirsen de onu azdırırsın.

Çocuğa hak ettiğinden az sevgi verirsen isyan eder.
Hak ettiğinden fazla sınırsız imkân verirsen şımarır.
Çalışana hakkını vermezsen zulmedersin.
Hak etmediği şeyi verirsen adaleti bozarsın.
Eşine hakkını vermezsen yuvayı yıkarsın.
Kardeşinin mirasını yersen nesiller boyu kin bırakırsın.

İşte mizan budur:
Hak edene, hak ettiğini, hak ettiği kadar vermek.

İnsanların Eşyalarını Eksik Vermeyin

Ayetin en çarpıcı ifadelerinden biri şudur:

“İnsanların eşyalarını eksik vermeyin.”

Buradaki “eşya” sadece mal değildir.
Bir insanın hakkı olan her şeydir.

Birinin hakkı maaş olabilir.
Birinin hakkı miras olabilir.
Birinin hakkı sevgi olabilir.
Birinin hakkı saygı olabilir.
Birinin hakkı özgür seçim hakkı olabilir.
Birinin hakkı emeğinin karşılığı olabilir.
Birinin hakkı doğru bilgi olabilir.

Bir insana hak ettiği bilgiyi vermemek de eksik vermektir.
Bir çalışanın emeğini küçümsemek de eksik vermektir.
Bir evladın kişiliğini ezmek de eksik vermektir.
Bir müşteriye bozuk mal satmak da eksik vermektir.
Bir eşin güvenini kırmak da eksik vermektir.
Bir kardeşin mirasını gizlice almak da eksik vermektir.

Bugün insanlar sadece tartıda hile yapmıyor.
İnsanlar sevgide hile yapıyor.
Dürüstlükte hile yapıyor.
Sözünde hile yapıyor.
Ticarette hile yapıyor.
Dindarlıkta bile hile yapıyor.

Dışarıdan Müslüman görünüp içeride kul hakkı yiyen insan, aslında mizanı bozuyor.

Mizan Sadece Ticaret Değil, Hayatın Tamamıdır

Bir baba düşünelim. Çocuğuna her istediğini alıyor. Çocuk hiç bedel ödemiyor, hiç beklemiyor, hiç emek vermiyor. Sonra çocuk şımarıyor, nankörleşiyor, sabırsızlaşıyor.

Baba zannediyor ki iyilik yapıyor.
Ama aslında mizanı bozuyor.

Bir patron düşünelim. Çalışanına emeğinin karşılığını vermiyor. Sürekli daha fazla iş istiyor, ama hakkını eksik ödüyor.

Patron zannediyor ki kâr ediyor.
Ama aslında helake giden bir düzen kuruyor.

Bir kardeş düşünelim. Miras paylaşımında diğer kardeşlerinin hakkını yiyor. “Ben daha çok emek verdim” diyor, “Ben daha çok hak ettim” diyor.

Ama Allah’ın terazisinde mesele kimin ne dediği değil, kimin hakkı neyse odur.

Mizan bozulduğunda sadece para kaybolmaz.
Güven kaybolur.
Muhabbet kaybolur.
Aile kaybolur.
Bereket kaybolur.
Vicdan kaybolur.

Ve en sonunda insan kendini kaybeder.

Dinde Zorlama Yoktur: Özgürlük de Bir Haktır

Bu dersin önemli noktalarından biri de şudur:

Allah insana özgür irade vermiştir.

Bir insan namaz kılabilir ya da kılmayabilir.
İman edebilir ya da inkâr edebilir.
Şükredebilir ya da nankörlük edebilir.
Doğruyu seçebilir ya da yanlışı seçebilir.

Bu seçimlerin elbette sonucu vardır.
Ama seçim hakkını Allah vermiştir.

O zaman bir insan başka bir insana zorla iman ettiremez.
Zorla namaz kıldıramaz.
Zorla şükrettiremez.
Zorla teşekkür ettiremez.

Çünkü zorla yapılan teşekkür teşekkür değildir.
Zorla yapılan ibadet ibadet bilinci taşımaz.
Zorla yapılan iman iman olmaz.

Bir insan karşısındakine nasihat eder, doğruyu anlatır, örnek olur, dua eder.
Ama kendini Allah’ın yerine koyup insanları yargılamaya, ezmeye, zorlamaya kalkarsa bu da başka bir zulüm olur.

Çünkü insanın özgür seçim hakkını elinden almak da onun hakkını eksik vermektir.

Bozgunculuk Nedir?

Bozgunculuk sadece savaş çıkarmak değildir.

Bir ailede adaleti bozmak da bozgunculuktur.
Bir iş yerinde emeği sömürmek de bozgunculuktur.
Bir toplumda yalanı normalleştirmek de bozgunculuktur.
Faizi, hileyi, kul hakkını, iftirayı, kibri, hasedi normal göstermek de bozgunculuktur.

Allah yeryüzünü belli bir düzen, ölçü ve denge ile yaratmıştır.
İnsan bu dengeye uyarsa huzur bulur.
Bu dengeyi bozarsa önce kendi iç dünyasında yıkılır.

Bugün insanların çoğu huzursuzsa, bunun sebebi sadece ekonomik sıkıntılar değildir.
Sebep mizan kaybıdır.

Evde mizan yok.
İşte mizan yok.
Ticarette mizan yok.
Sevgide mizan yok.
Öfkede mizan yok.
Harcamada mizan yok.
Konuşmada mizan yok.

İnsan haddi aştıkça denge bozuluyor.
Denge bozuldukça bilinç kapanıyor.
Bilinç kapandıkça insan hak ile batılı, gerçek ile sahteyi, doğru ile yanlışı ayırt edemez hale geliyor.

“Eğer İnanıyorsanız Bu Sizin İçin Daha Hayırlıdır”

Ayetin sonunda çok derin bir ifade var:

“Eğer inanıyorsanız bu sizin için daha hayırlıdır.”

Allah neden böyle buyuruyor?

Çünkü iman sadece “Ben inanıyorum” demek değildir.
İman, Allah’ın söylediğinin benim için en hayırlı olduğuna güvenmektir.

Bir insan sıkışabilir.
Paraya ihtiyacı olabilir.
İş yerinde zorlanabilir.
Maaş ödemesi gerekebilir.
Borç baskısı altında kalabilir.
Ailesiyle sorun yaşayabilir.

Tam o anda insanın karşısına iki yol çıkar:

Birinci yol:
“Ne olursa olsun Allah’ın ölçüsünden çıkmayacağım.”

İkinci yol:
“Bu seferlik yapayım, sonra düzeltirim.”

İşte imtihan burada başlar.

İman eden insan bilir ki Allah’ın yasası değişmez.
Bugün hileyle kazandığın şey yarın huzurunu alabilir.
Bugün kul hakkıyla aldığın mal yarın evladının kalbine yük olabilir.
Bugün mizanı bozarak elde ettiğin kazanç yarın bereketini götürebilir.

Çünkü Allah’ın adaleti vardır.
Ve Allah’ın yasaları kimseye göre değişmez.

Sonuç: Mizanı Korumak, Salih Amelin Temelidir

Bu ayet bize şunu öğretiyor:

Salih insan sadece namaz kılan insan değildir.
Salih insan sadece dua eden insan değildir.
Salih insan sadece güzel konuşan insan değildir.

Salih insan; ölçüyü koruyan, hakkı gözeten, emeğe saygı duyan, kimsenin hakkını eksik vermeyen, özgür iradeye saygı duyan, bozgunculuk yapmayan insandır.

Mizan yoksa salih amel eksik kalır.
Adalet yoksa dindarlık görüntüye dönüşür.
Hak yoksa bereket olmaz.
Özgürlük yoksa samimiyet olmaz.
Bedel yoksa olgunluk olmaz.
Emek yoksa değer bilinmez.

Şuayb Peygamber’in kavmine söylediği söz bugün bize de söyleniyor:

Ölçüyü tam yap.
Tartıyı doğru tut.
İnsanların hakkını eksik verme.
Yeryüzünde bozgunculuk yapma.
Mizanı bozma.
Haddini bil.
Hakkı hak bil.
Batılı batıl bil.

Çünkü mizanı bozan insan sadece başkasına zarar vermez.
Önce kendi ruhunu, kendi ailesini, kendi toplumunu ve kendi ahiretini bozar.

Ve insanın en büyük kurtuluşu şudur:

Allah’ın ölçüsüne teslim olmak.
Hak edene hakkını vermek.
Haddi aşmamak.
Mizanı korumak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir