Faiz: Sadece Para Meselesi Değil, Mizan Meselesidir

Faiz konusu bugün insanların zihninde en çok karışan konulardan biridir. Çünkü konu aslında zor değildir; zorlaştırılmıştır. Üzerine yıllarca öyle çok bahane, gerekçe, ihtiyaç, sistem, piyasa, enflasyon, “herkes yapıyor” düşüncesi ve modern hayat baskısı konmuştur ki insan artık hak ile batılı ayırt etmekte zorlanır.

Bir insan der ki:

“Ben faiz yemiyorum ki, sadece kredi çekiyorum.”

Bir başkası der ki:

“Benim eve ihtiyacım var.”

Bir diğeri der ki:

“İşimi büyütmem lazım. Kredi çekmezsem nasıl büyüyeceğim?”

Bir başkası da şöyle der:

“Bankaya para yatırıyorum, param değer kaybetmesin diye faiz alıyorum.”

İşte mesele tam burada başlar. Çünkü faiz sadece “para alıp para vermek” meselesi değildir. Faiz, insanın emekle, sabırla, alın teriyle, zamanla ve Allah’ın koyduğu mizanla kurduğu ilişkinin bozulmasıdır.

Faiz Neden Haramdır?

Allah bir şeyi haram kılmışsa, bu Allah’ın ihtiyacı olduğu için değildir. Allah’ın bizim paramıza, ibadetimize, övgümüze ihtiyacı yoktur. Haram olan şey, eninde sonunda insana zarar verdiği için haramdır.

Ateşe çıplak elle dokunmak insanı yakar. Bunu bildiğimiz için ateşe yaklaşırken dikkat ederiz. Ama bazı günahların zararı hemen görünmez. Faizin zararı da çoğu zaman ilk anda görünmez. Hatta ilk başta insana kolaylık gibi görünür.

Kredi çekersin, ev alırsın. İlk gün mutlusundur.

Kredi çekersin, araba alırsın. İlk gün sevinirsin.

Kredi çekersin, işini büyütürsün. İlk gün kendini güçlü hissedersin.

Ama sonra her ay ödeme günü yaklaşır. Korku başlar. Stres başlar. İşten çıkarılma korkusu başlar. Müşteri kaybetme korkusu başlar. Patronun haksızlığına ses çıkaramazsın. Çünkü borcun vardır. Banka arar, akraba arar, alacaklı arar. Bir gün mutlu olmak için aldığın şey, yıllarca seni içeriden yemeye başlar.

İşte faiz budur: İlk anda tatlı gelen, sonra insanın huzurunu, özgürlüğünü, onurunu ve dengesini bozan bir sistem.

“Alışveriş de Faiz Gibidir” Yanılgısı

Kur’an’da faiz yiyenlerin söylediği en temel savunmalardan biri şudur:

“Alışveriş de faiz gibidir.”

Bugün de aynı cümle başka şekillerde söyleniyor:

“Adam arabayı 100 bine alıp 150 bine satıyor, bu helal oluyor. Peki banka bana 100 bin verip 150 bin istese neden haram olsun?”

Bu soru dışarıdan mantıklı gibi görünür. Ama hak ile batıl arasındaki fark bazen dış görünüşte değil, işin özündedir.

Alışverişte mal vardır. Emek vardır. Risk vardır. Üretim vardır. Taşıma vardır. Bekleme vardır. Müşteri bulma vardır. Zarar etme ihtimali vardır.

Faizde ise para, paradan para kazanır. Bir taraf emek harcamadan garanti gelir ister. Diğer taraf da henüz hak etmediği bir şeye hemen sahip olmak ister. İki taraf da aslında kısa yolu seçer.

Biri der ki:

“Ben çalışmadan param artsın.”

Diğeri der ki:

“Ben çalışıp biriktirmeden hemen sahip olayım.”

İşte burada mizan bozulur.

Emek, Bedel ve Alın Teri Neden Önemlidir?

Allah’ın yarattığı düzene bakarsak hiçbir şey bir anda olmaz.

Çocuk anne karnında dokuz ayda gelişir.

Tohum toprağa düşer, sulanır, güneş görür, zamanla filiz verir.

Bir usta yıllarca çalışarak ustalaşır.

Bir öğrenci çalışarak öğrenir.

Bir iş adamı müşteri müşteri dolaşarak büyür.

Bir insan parayı biriktirerek, sabrederek, israf etmeyerek ev veya araba sahibi olur.

Hayatta değerli olan şeylerin arkasında emek, zaman, sabır ve bedel vardır. İnsan emek verdiği şeye kıymet verir. Kolay gelen kolay gider. Bedelsiz gelen insanı olgunlaştırmaz. Hazır gelen nimet, çoğu zaman insanın nefsini büyütür ama karakterini büyütmez.

Faiz ve kredi sistemi insana şunu fısıldar:

“Bekleme. Sabretme. Biriktirme. Çalışıp hak etmeyi bekleme. Hemen al.”

Oysa Kur’an bize aceleci nefsin değil, sabırla yürüyen aklın yolunu öğretir.

Faiz İnsanı Sadece Borçlandırmaz, Karakterini de Zayıflatır

Kredi çeken insan başta “Ben bunu öderim” der. Ama hayat garanti değildir.

Yarın işten çıkmayacağımızın garantisi yoktur.

Hastalanmayacağımızın garantisi yoktur.

Piyasanın bozulmayacağının garantisi yoktur.

Müşterinin ödeme yapacağının garantisi yoktur.

Ömrümüzün bile beş dakika sonrası garanti değildir.

Ama insan krediye girince geleceğini ipotek eder. Henüz yaşamadığı ayların, yılların parasını bugünden harcar. Sonra o gelecek geldiğinde elinde özgürlük kalmaz.

Borç büyüdükçe insanın omzu düşer. Önce bankaya mahkûm olur. Sonra patrona mahkûm olur. Sonra müşteriye mahkûm olur. Sonra akrabaya mahkûm olur. Sonra kendi yalanlarına mahkûm olur.

Bir gün gelir, borcu kapatmak için başka bankadan kredi çeker. Sonra başka akrabadan borç ister. Sonra söz verir, tutamaz. Sonra utanır, kaçar. Sonra aile içinde güven bozulur. Akrabalar birbirine düşer. Eşler birbirine kırılır. Çocuklar huzursuz olur.

O ev huzur için alınmıştı ama huzursuzluğun sebebi olur.

O araba mutluluk için alınmıştı ama stresin sebebi olur.

O iş büyüsün diye kredi çekilmişti ama sonunda iş de, aile de, sağlık da zarar görür.

Faiz Alan mı Daha Suçlu, Faiz Ödeyen mi?

Bu sorunun cevabı şudur: İkisi de bu düzenin parçasıdır.

Faiz alan kişi, parasını emeksiz büyütmek ister.

Faiz ödeyen kişi, henüz hak etmediği şeye hemen sahip olmak ister.

Biri “param artsın” der.

Diğeri “isteğim hemen olsun” der.

Biri üretmeden kazanmak ister.

Diğeri beklemeden sahip olmak ister.

Bu yüzden mesele sadece bankaya para yatırmak veya bankadan kredi çekmek değildir. Mesele, insanın Allah’ın koyduğu emek, zaman, sabır ve mizan düzenini bozmasıdır.

Bir sigara fabrikası müşterisi olmazsa ayakta kalamaz. İçki satanın müşterisi olmazsa o düzen devam etmez. Aynı şekilde faizli kredi kullananlar olmazsa faiz sistemi de ayakta kalamaz.

Bu yüzden insan “Ben sadece kredi çektim” diyerek kendini temize çıkaramaz. Çünkü o sistemin müşterisi olduğu sürece o çarkın dönmesine katkı sağlar.

“Ev Almam Gerekiyor” Bahanesi

Allah bize ev sahibi olmayı yasaklamıyor.

Allah bize araba sahibi olmayı yasaklamıyor.

Allah bize iş kurmayı, ticaret yapmayı, kazanmayı, büyümeyi yasaklamıyor.

Yasaklanan şey, bunlara faizle, zulümle, aceleyle, haksızlıkla, mizanı bozarak sahip olmaktır.

Kiralık evde oturabiliyorsan bu da nimettir.

Otobüse binebiliyorsan bu da nimettir.

Sağlığın varsa bu da nimettir.

Çocuğun güvendeyse bu da nimettir.

Savaşın, açlığın, işkencenin, can korkusunun olmadığı bir yerde yaşıyorsan bu büyük bir nimettir.

Ama insan elindekine şükretmediği zaman gözünü hep daha fazlasına diker. Daha iyi ev, daha iyi araba, daha lüks hayat, daha büyük şirket, daha gösterişli düğün, daha pahalı tatil…

Sonra ne olur?

Şükür azalır, istek artar. İstek artınca sabır azalır. Sabır azalınca faiz normal görünmeye başlar.

Taksit, Vade Farkı ve Aldatma

Bir insana iyilik için vadeli ödeme kolaylığı yapılabilir. Bir esnaf müşterisine “Paran yoksa yarısını şimdi ver, kalanını sonra ver” diyebilir. Bu iyilik olur.

Ama fiyatı gizlice artırıp sonra “Peşin fiyatına taksit” demek dürüstlük değildir.

Peşin fiyat başka, taksitli fiyat başka ise bu açıkça söylenmelidir. İnsan kandırılmamalıdır. Çünkü ticarette asıl mesele sadece para kazanmak değildir; sıddık olmak, doğru olmak, güvenilir olmak ve Allah’ın huzurunda hesabını verebilmektir.

Bir ticaret, insanı yalana mecbur bırakıyorsa orada bereket olmaz.

Bir kazanç, insanı kandırmaya götürüyorsa orada temizlik olmaz.

Bir alışveriş, bir tarafı belirsizliğe, baskıya ve zulme sokuyorsa orada mizan bozulmuş demektir.

Faizin Toplumsal Zararı

Faiz sadece bireyi bozmaz, toplumu da bozar.

İnsanlar birbirine borç vermez hale gelir.

Akrabalık zayıflar.

Komşuluk zayıflar.

Yardımlaşma azalır.

Herkes “Benim kârım ne?” diye düşünmeye başlar.

Eskiden bir insan sıkıştığında akrabasına, dostuna, komşusuna giderdi. İnsanlar geri alamasa bile yıkılmayacakları kadar yardım ederdi. “Ne zaman elin genişlerse verirsin” derdi.

Şimdi insan bankaya gidiyor. Çünkü kimseye minnet etmek istemiyor. Bu da kibri büyütüyor. İnsanları birbirinden koparıyor. Sonra aynı evin içinde bile yalnız insanlar oluşuyor.

Faiz toplumu yardımlaşmadan uzaklaştırır, çıkar ilişkisine yaklaştırır.

Çözüm Nedir?

Çözüm önce zihinde başlar.

İnsan şunu kabul edecek:

“Ben her istediğime hemen sahip olmak zorunda değilim.”

“Param yoksa almayabilirim.”

“Kirada oturabilirim.”

“Otobüse binebilirim.”

“Daha küçük yaşayabilirim.”

“Daha az tüketebilirim.”

“Çalışırım, çabalarım, biriktiririm; nasip olursa alırım.”

Bu cümleler insanı küçültmez. Tam tersine olgunlaştırır.

Çünkü insanın gerçek gücü, her istediğini alabilmesinde değil; nefsine “dur” diyebilmesindedir.

Tövbe Kapısı Açık

Bir insan geçmişte faize girmiş olabilir. Kredi çekmiş olabilir. Faizle ev, araba, iş kurmuş olabilir. Dokuz bankaya borcu olabilir. Akrabalarına borcu olabilir.

Bu durumda yapılacak şey ümitsizliğe düşmek değildir.

Yapılacak şey şudur:

Durmak.

Düşünmek.

Hatayı kabul etmek.

“Rabbim, ben kendime zulmettim” diyebilmek.

Bir daha aynı çarka girmemeye niyet etmek.

Elinden geldiği kadar borçlarını temizlemek.

Faizle alınmış mallar konusunda cesur kararlar verebilmek.

Allah’ın rahmeti geniştir. Ama tövbe sadece dille “tövbe ettim” demek değildir. Tövbe yön değiştirmektir. Aynı yola devam edip “Allah affeder” demek tövbe değil, nefsi kandırmaktır.

Son Söz: Faiz Huzuru Alır

Faiz insana ilk anda ev verir, ama huzuru alır.

Araba verir, ama özgürlüğü alır.

Para verir, ama bereketi alır.

İş büyütür gibi görünür, ama insanın içini küçültür.

Bugün insanın en çok sorması gereken soru şudur:

“Ben buna nasıl sahip oldum?”

Çünkü neye sahip olduğumuz kadar, nasıl sahip olduğumuz da önemlidir.

Eğer bir şeye Allah’ın koyduğu ölçüyle, emekle, sabırla, alın teriyle, dürüstlükle sahip olmuşsak onda bereket vardır.

Ama aceleyle, faizle, yalanla, baskıyla, başkasının hakkına girerek sahip olmuşsak o şey ilk gün nimet gibi görünür; zamanla imtihana, sıkıntıya ve zulme dönüşür.

Bu yüzden faiz meselesi sadece ekonomik bir mesele değildir.

Faiz; iman meselesidir.

Faiz; ahlak meselesidir.

Faiz; mizan meselesidir.

Faiz; insanın nefsine mi, Allah’ın ayetine mi teslim olacağını gösteren büyük bir imtihandır.

Allah bize hakkı hak olarak görmeyi, batılı batıl olarak görmeyi nasip etsin. Bizi faizin, haksız kazancın, kolay paranın, acele isteğin ve mizanı bozan her yolun şerrinden korusun. Elimizdekine şükreden, olmayan için sabreden, kazandığını temiz kazanan ve Allah’ın rızasını dünya menfaatinin önüne koyan kullarından eylesin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir