Ahkâf ve Neml Ayetleri
Kur’an’da Anne-Baba Sevgisi, İtaatin Sınırı ve Hz. İbrahim’in Örneği
Bismillahirrahmanirrahim.
Değerli kardeşlerim…
Ahkâf Suresi’nin 13–17. ayetlerini, Ankebût Suresi’nin 8. ayetini ve Neml Suresi’nin 19. ayetini birlikte okuduğumuzda Kur’an’ın anne-baba konusunda çok dengeli bir ölçü koyduğunu görüyoruz.
Kur’an bize ne anne-babayı değersizleştirmeyi öğretiyor ne de anne-babayı Allah’ın önüne geçirmeyi…
Bir tarafta sevgi, saygı, şükür, vefa ve hizmet vardır.
Diğer tarafta Allah’a karşı sorumluluk, hak ile batılı ayırmak ve yanlışta kimseye itaat etmemek vardır.
“Rabbimiz Allah’tır” demek ve istikamet üzere yaşamak
Ahkâf Suresi’nin 13. ayetinde şöyle buyrulur:
“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
Burada yalnızca “Allah’a inanıyorum” demek yeterli görülmüyor.
“Rabbimiz Allah’tır” diyorsak hayatımızdaki en üst ölçünün Allah olması gerekir.
Anne-babamızı severiz, eşimizi severiz, çocuklarımızı severiz; fakat hiç kimseyi Allah’ın yerine koyamayız.
Çünkü Rabbimiz Allah’tır.
İşte Ankebût Suresi’nin 8. ayeti tam bu noktada devreye girer:
“Biz insana anne ve babasına güzel davranmasını emrettik. Fakat onlar, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır.”
Ayet “Anne-baban kötü düşünüyorsa onları terk et” demiyor.
“Onlara kötü davran” demiyor.
“Onları aşağıla” demiyor.
Önce:
“Anne-babana güzel davran.”
diyor.
Ardından:
“Seni Allah’a karşı bir yanlışa zorlarsa itaat etme.”
diyor.
Demek ki iyilik başka, itaat başkadır.
Anne-babaya iyilik devam eder; fakat Allah’a isyan olan konuda itaat sona erer.
Kur’an anne-babaya iyiliği Allah’a kulluktan hemen sonra zikreder
İsrâ Suresi’nin 23. ayetinde Allah şöyle buyurur:
“Rabbin, yalnızca kendisine kulluk etmenizi ve anne-babaya iyilik etmenizi emretti.”
Dikkat edin…
Önce Allah’a kulluk, hemen arkasından anne-babaya iyilik geliyor.
Bu, anne-babanın hakkının büyüklüğünü gösterir. Fakat sıralama da çok önemlidir:
Önce Allah…
Sonra anne-baba…
Çünkü anne-baba bizi dünyaya getirmemize vesile oldu; bizi asıl yaratan ise Allah’tır.
İsrâ Suresi devam eder:
“Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara ‘öf’ bile deme, onları azarlama ve onlara güzel söz söyle. Merhametle tevazu kanadını indir ve ‘Rabbim! Küçüklüğümde beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et’ de.”
Burada yalnızca anne-babaya para vermek anlatılmıyor.
Ses tonumuz bile terbiye ediliyor.
“Öf” bile deme…
Yüzünü ekşitme…
Kendini onlardan üstün görme…
Yaşlandıklarında yavaş yürümelerine, aynı şeyi tekrar tekrar sormalarına, bazı ihtiyaçlarını kendileri giderememelerine sabret.
Çünkü sen küçükken onlar da sana sabrettiler.
Ahkâf 15: Annenin ödediği bedeli unutma
Ahkâf Suresi’nin 15. ayetinde insanın anne-babasına iyilik yapması emredilir ve özellikle annenin emeği hatırlatılır:
“Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu.”
Kur’an neden özellikle annenin hamileliğini ve doğumunu hatırlatıyor?
Çünkü insan çoğu zaman bugün gördüğü anneye bakıyor; geçmişte ödenen bedelleri unutuyor.
Bugün yaşlanmış, güçten düşmüş bir anne görüyor ama o annenin kendisini aylarca karnında taşıdığını, doğum sancısı çektiğini, geceleri uyumadığını, hastalandığında başında beklediğini unutuyor.
Kur’an insana şöyle diyor:
“Bugüne bakıp hüküm verme. Arkadaki emeği gör.”
Lukmân Suresi’nin 14. ayeti de aynı gerçeği hatırlatır:
“Annesi onu güçsüzlük üstüne güçsüzlükle taşımıştır. Bana ve anne-babana şükret.”
Burada Allah kendisine şükür ile anne-babaya teşekkürü birlikte zikrediyor.
Fakat yine dönüşün Allah’a olduğu hatırlatılıyor.
Yani anne-babaya şükür vardır ama kulluk yalnızca Allah’adır.
Şükür yalnızca söz değildir
Ahkâf 15. ayette insan kırk yaşına ulaştığında şöyle dua eder:
“Rabbim! Bana ve anne-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Benim neslimi de ıslah et.”
Bu dua ile Neml Suresi’nin 19. ayetinde Hz. Süleyman’ın duası birbirine çok benzer:
“Rabbim! Bana ve anne-babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Rahmetinle beni salih kullarının arasına kat.”
Her iki duada da iki şey birlikte isteniyor:
Şükür ve salih amel…
Çünkü şükür yalnızca “Elhamdülillah” demek değildir.
Anne-babana verilen nimete şükrediyorsan onların emeğini boşa çıkarmazsın.
Sana helal lokma yedirdilerse haramla hayat kurmazsın.
Seni okutmak için çalıştılarsa ilmini kibir için kullanmazsın.
Sana güzel ahlak öğretmeye çalıştılarsa insanlara zulmetmezsin.
Gerçek şükür, nimeti Allah’ın razı olacağı yerde kullanmaktır.
Hz. Süleyman çok büyük bir güce ve mülke sahipti. Fakat karıncanın sözünü duyduğunda:
“Ben ne büyük bir hükümdarım!”
demedi.
“Rabbim, bu nimetin şükrünü yerine getirmemi nasip et.”
dedi.
Demek ki nimet büyüdükçe kibir değil, sorumluluk büyümelidir.
Anne-babaya itaatin sınırı: Lukmân 15
Lukmân Suresi’nin 15. ayetinde de Ankebût 8’deki ölçü tekrarlanır:
“Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla güzel geçin.”
Bu ayet dengeyi son derece açık kuruyor:
Yanlışta itaat etme…
Ama güzel geçinmeye devam et.
Bugün anne-baba çocuğundan yalan söylemesini isteyebilir.
“Herkes yapıyor, sen de yap.”
diyebilir.
Haram bir kazanca yönlendirebilir.
“Bu zamanda faizsiz iş mi olur?”
diyebilir.
Haksız bir evliliğe zorlayabilir.
“Biz karar verdik, sen bunu yapacaksın.”
diyebilir.
Akraba arasında zulme ortak olmasını isteyebilir.
“Bizim tarafımızı tutacaksın.”
diyebilir.
Mümin burada saygısını kaybetmeden şöyle der:
“Anneciğim, babacığım, size kötülük yapmam. Hizmetinizi bırakmam. Fakat Allah’a karşı yanlış olan bir şeyi de yapamam.”
İtaat etmemek, hakaret etmek değildir.
Sınır koymak, anne-babayı terk etmek değildir.
Kur’an’ın istediği şey; saygılı, merhametli ama bilinçli bir evlattır.
Ahkâf 17: Anne-babasına “öf” diyen evlat
Ahkâf Suresi’nin 17. ayetinde ise anne-babasının iman çağrısını küçümseyen bir evlat anlatılır:
“Anne-babasına ‘Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmişken siz bana yeniden diriltileceğimi mi söylüyorsunuz?’ diyen kimse…”
Anne-babası ona yalvararak:
“Yazık sana, iman et! Allah’ın vaadi gerçektir.”
der.
Burada anne-baba hakka çağırıyor, çocuk ise kibirle reddediyor.
Ankebût 8’de anne-baba batıla çağırırsa itaat edilmez.
Ahkâf 17’de ise anne-baba hakka çağırdığı hâlde çocuk kibirle karşı çıkar.
Demek ki her meselede aynı hüküm verilmez.
Önce şu soruyu soracağız:
Anne-baba neye çağırıyor?
Hakka mı, batıla mı?
Adalete mi, zulme mi?
Allah’ın ölçüsüne mi, nefsinin isteğine mi?
Kur’an körü körüne ne itaat ne de isyan öğretir.
Kur’an insana aklını, vicdanını ve vahyin ölçüsünü kullanmayı öğretir.
Hz. İbrahim’in babasıyla ilişkisi
Bu dengeyi Hz. İbrahim’in babasıyla olan ilişkisinde çok açık görüyoruz.
Hz. İbrahim’in babası putlara bağlıydı. Hz. İbrahim onun inancını kabul etmedi. Fakat onunla konuşurken çok edepli ve merhametliydi.
Meryem Suresi’nde babasına tekrar tekrar:
“Ey babacığım…”
diye hitap eder.
“Ey babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan şeylere neden kulluk ediyorsun?”
der.
“Ey babacığım! Bana sana gelmeyen bir ilim geldi. Bana uy ki seni düzgün bir yola ileteyim.”
der.
“Ey babacığım! Şeytana kulluk etme.”
der.
Dikkat edin…
Yanlışını açıkça söylüyor ama hakaret etmiyor.
Babasını memnun etmek için putlara da boyun eğmiyor.
İşte Kur’an’ın öğrettiği denge budur:
Üslupta merhamet, ilkede tavizsizlik.
Babası ise ona:
“Ey İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Vazgeçmezsen seni taşlarım. Uzun süre benden uzaklaş!”
diyor.
Buna rağmen Hz. İbrahim:
“Selam sana! Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim.”
diyor.
Bu söz Meryem Suresi’nin 47. ayetindedir.
Hz. İbrahim babasına karşı kinle hareket etmiyor. Onun hidayetini ve bağışlanmasını umut ediyor.
Hz. İbrahim neden babası için dua etti?
Tevbe Suresi’nin 114. ayeti bunu açıklar:
“İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir sözden dolayıydı.”
Yani Hz. İbrahim daha önce babasına:
“Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim.”
diye söz vermişti.
Babasının düzelebileceğini, iman edebileceğini umut ediyordu.
Çünkü insan hayattayken dönüş ihtimali vardır.
İnsan bugün inkâr eder, yarın tövbe edebilir.
Bugün düşmanlık yapar, yarın hakikati görebilir.
Hz. İbrahim de babasından tamamen ümidini kesmemişti.
Neden sonra dua etmeyi bıraktı?
Tevbe 114. ayetin devamında şöyle buyrulur:
“Fakat onun Allah’ın düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca ondan uzaklaştı.”
Burada çok önemli bir sınır konuluyor.
Hz. İbrahim babasını seviyordu.
Onun kurtulmasını istiyordu.
Onun için dua etmişti.
Fakat gerçek kesinleştiğinde, Allah’a karşı düşmanlığı açıkça ortaya çıktığında artık bağışlanma dilemedi.
Çünkü akrabalık bağı, Allah’ın hükmünün önüne geçemez.
Sevgi, hakikati değiştirmez.
“Bu benim babamdır, o hâlde ne yaparsa yapsın kurtulmalıdır.”
demedi.
İşte “Rabbimiz Allah’tır” sözünün istikameti burada ortaya çıkıyor.
İnsan bazen en sevdiği kişiyle ilgili bile Allah’ın hükmüne teslim olmak zorundadır.
Mümtehine Suresi’ndeki istisna
Mümtehine Suresi’nin 4. ayetinde Hz. İbrahim ve beraberindekiler örnek gösterilir. Onlar kavimlerinin şirkinden uzak durmuşlardır.
Fakat ayette Hz. İbrahim’in babasına:
“Senin için bağışlanma dileyeceğim.”
demesi örnek alınacak tavrın dışında tutulur.
Çünkü bu söz, babasının durumu tamamen açığa çıkmadan önce verilmişti.
Babasının Allah düşmanı olduğu kesinleşince Hz. İbrahim ondan uzaklaşmıştır.
Bu bize şunu öğretir:
Bir insanın hidayeti için dua ederiz.
Onu güzel bir dille uyarırız.
Ona zaman tanırız.
Ona kötülükle karşılık vermeyiz.
Fakat onun yanlışını doğru ilan etmeyiz.
Akrabamız diye şirkine, zulmüne, kul hakkına veya inkârına onay vermeyiz.
Hz. İbrahim’in başka duası
İbrahim Suresi’nin 41. ayetinde Hz. İbrahim şöyle dua eder:
“Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, anne-babamı ve müminleri bağışla.”
Bu duanın, babasının durumu kesinleşmeden önce yapılmış olması veya “ebeveyn” ifadesinin iman eden aile büyüklerini kapsaması konusunda farklı değerlendirmeler yapılmıştır.
Fakat Tevbe 114 kesin ölçüyü verir:
Babasının Allah’ın düşmanı olduğu açıkça belli olduktan sonra Hz. İbrahim ondan uzaklaşmıştır.
Dolayısıyla kesin olan şudur:
Hz. İbrahim akrabalık bağını korudu, güzel konuştu, hidayetini istedi; fakat babasının yanlışını hiçbir zaman kabul etmedi.
Nuh Peygamber’in evladı üzerinden aynı ölçü
Benzer bir ölçüyü Hz. Nuh’un oğluyla ilişkisinde de görürüz.
Tufan sırasında Hz. Nuh oğluna:
“Yavrucuğum! Bizimle beraber bin, inkârcılarla birlikte olma.”
diye seslenir.
Burada baba şefkati vardır.
Oğlu kabul etmeyince boğulur.
Hz. Nuh:
“Rabbim! Oğlum benim ailemdendir.”
der.
Allah ise onun salih olmayan bir amel içinde olduğunu bildirir ve bilmediği şeyi istememesi konusunda onu uyarır.
Hz. Nuh hemen teslim olur:
“Rabbim! Hakkında bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım.”
Demek ki peygamberler bile çocuklarını ve anne-babalarını severler; fakat Allah’ın adaletinin önüne akrabalığı koymazlar.
Anne-babaya iyilik, günaha ortaklık değildir
Kur’an’ın diğer ayetlerinde de anne-babaya iyilik tekrar edilir.
Bakara Suresi’nin 83. ayetinde:
“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anne-babaya iyilik edin.”
Nisâ Suresi’nin 36. ayetinde:
“Allah’a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın; anne-babaya iyilik edin.”
En‘âm Suresi’nin 151. ayetinde:
“Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayın ve anne-babaya iyilik edin.”
Bu ayetlerde de aynı sıralama vardır:
Önce tevhid…
Sonra anne-babaya iyilik…
Bu sıralama bize şunu öğretir:
Anne-babaya iyilik Allah’ın emridir. Fakat anne-babayı Allah’a ortak hâle getirmek Allah’ın emri değildir.
Anne-babamıza hizmet ederiz ama onların yanlışlarına hizmet etmeyiz.
Onları severiz ama onlar için hak ile batılın yerini değiştirmeyiz.
Onlara dua ederiz ama Allah’ın kesin hükmüne karşı kendi duygumuzu öne geçirmeyiz.
Anne-babanın da sorumluluğu vardır
Bu ayetler yalnızca çocuklara görev yüklemez.
Anne-babaya da büyük bir sorumluluk verir.
Anne-baba çocuğunu kendi malı gibi görmemelidir.
Çocuk Allah’ın emanetidir.
Anne-baba:
“Ben okuyamadım, sen doktor olacaksın.”
“Benim istediğim kişiyle evleneceksin.”
“El âlem ne der?”
“Yeter ki para kazan, helal haram önemli değil.”
“Bizim aile ne yapıyorsa sen de onu yapacaksın.”
dediğinde çocuğu Allah’a değil, kendi hevasına çağırıyor olabilir.
Anne-babanın görevi çocuğu kendisine kul etmek değil, Allah’a karşı sorumlu bir insan olarak yetiştirmektir.
Çocuğunun mesleğini değil, önce ahlakını düşünmelidir.
Ne kadar kazandığını değil, helal kazanıp kazanmadığını sorgulamalıdır.
İnsanların yanında itibarını değil, Allah’ın yanında değerini önemsemelidir.
Bu ayetlerin kurduğu büyük denge
Bütün bu ayetleri bir araya getirdiğimizde Kur’an bize şu ölçüleri verir:
Ahkâf 13–14: “Rabbimiz Allah’tır” de ve bu sözün gereği olarak istikamet üzere yaşa.
Ahkâf 15: Anne-babanın, özellikle annenin ödediği bedeli unutma. Sana ve onlara verilen nimetlere şükret. Şükrünü salih amelle göster.
Neml 19: Güç, ilim ve nimet arttıkça kibirlenme. Nimeti vereni hatırla ve salih kullardan olmayı iste.
Ankebût 8 ve Lukmân 15: Anne-babana güzel davran; fakat seni şirk, haram veya zulme çağırırlarsa itaat etme. Buna rağmen dünyada onlarla güzel geçin.
İsrâ 23–24: Onlara “öf” bile deme. Yaşlandıklarında merhametle davran ve onlar için dua et.
Ahkâf 17: Anne-baban seni hakka çağırıyorsa kibirlenerek onları küçümseme.
Hz. İbrahim’in örneği: Baban yanlışta olsa bile onunla güzel konuş, hidayetini iste; fakat yanlışına boyun eğme. Allah’ın hükmü kesinleşince akrabalığı hakikatin önüne geçirme.
Sonuç
Kardeşlerim…
Kur’an’ın istediği evlat körü körüne itaat eden bir evlat değildir.
Kur’an’ın istediği evlat, başına buyruk ve vefasız bir evlat da değildir.
Kur’an’ın istediği evlat:
Anne-babasının emeğini bilen,
Onlara hizmet eden,
Onlarla güzel konuşan,
Yaşlandıklarında merhamet gösteren,
Fakat Allah’a isyan konusunda kimseye itaat etmeyen,
Hak ile batılı ayırabilen,
Akrabalık sevgisini adaletin önüne geçirmeyen,
Şükrünü salih amelle gösteren bilinçli bir evlattır.
Ve Kur’an’ın istediği anne-baba da çocuğunu kendi hevasına değil, Allah’ın rızasına yönlendiren anne-babadır.
Sonunda hepimizin duası şu olmalıdır:
“Rabbim! Bana ve anne-babama verdiğin nimetlere şükretmeyi, onlara iyilik ve merhametle davranmayı, senin razı olmayacağın hiçbir konuda kimseye itaat etmemeyi, hak ile batılı birbirinden ayırmayı ve razı olacağın salih ameller işlemeyi bana ilham et. Beni, anne-babamı ve neslimi salih kullarının arasına kat.”
