Ankebût 24–26: Ateş, Sahte Sevgiler ve Hicret Bilinci
Değerli dostlar…
Ankebût Suresi’nde Hz. İbrahim’in kavmiyle mücadelesini görüyoruz.
Önceki ayetlerde Hz. İbrahim kavmine çok açık bir hakikati söyledi:
Allah’a kulluk edin.
Rızkı Allah katında arayın.
O’na şükredin.
Sonunda O’na döndürüleceksiniz.
Sonra Allah bize yaratılışı düşünmemizi söyledi.
Yeryüzünde gezin, bakın, görün, ibret alın dedi.
Ardından şu büyük hakikat geldi:
Allah’tan kaçış yok.
Ne yerde ne gökte Allah’ı aciz bırakabilirsiniz.
Allah’tan başka gerçek dost ve yardımcı yoktur.
Şimdi 24, 25 ve 26. ayetlerde Hz. İbrahim’in kavmi bu hakikat karşısında nasıl tepki veriyor, bunu görüyoruz.
Ayetler bize şunu anlatıyor:
Hakikat söylendiğinde herkes hemen teslim olmaz.
Bazen insanlar hakikate cevap veremez, ama hakikati söyleyeni susturmaya çalışır.
24. Ayet: Hakikate Cevap Veremeyenler Ateşe Başvurur
Ankebût 24. ayette Allah şöyle buyuruyor:
“Kavminin cevabı sadece şu oldu: ‘Onu öldürün veya yakın.’ Fakat Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda iman eden bir toplum için ibretler vardır.”
Dikkat edin…
Hz. İbrahim ne yaptı?
Kavmini düşündürmeye çalıştı.
Sahte ilahları sorgulattı.
Rızkı Allah katında aramaya çağırdı.
Yaratılışa bakın dedi.
Allah’a döneceksiniz dedi.
Ama kavminin cevabı ne oldu?
“Onu öldürün.”
“Onu yakın.”
Yani fikirle cevap veremediler, şiddete başvurdular.
Delille cevap veremediler, baskıya başvurdular.
Hakikati çürütemediler, hakikati söyleyeni yok etmeye çalıştılar.
Bu sadece eski bir kıssa değildir. Bugün de aynı şey farklı şekillerde devam ediyor.
Bugün de insan bazen doğruyu söylediğinde hemen susturulmak isteniyor.
Birisi faizin yanlış olduğunu söyler, ona “geri kafalı” derler.
Birisi ailede sadakatten bahseder, ona “çağı yakalayamamış” derler.
Birisi israfa karşı çıkar, ona “hayatı bilmiyor” derler.
Birisi çocuklara sadece başarı değil, ahlak da öğretilmeli der, ona “abartıyorsun” derler.
Birisi sosyal medyanın gösteriş ve kıyas hastalığını artırdığını söyler, ona “negatif düşünüyorsun” derler.
Birisi kul hakkını, yalanı, hileyi, adaleti anlatır, ona “bu devirde böyle şeyler olmaz” derler.
Yani ateş bazen odunla yakılmaz.
Bazen alayla yakılır.
Bazen dışlamayla yakılır.
Bazen iftirayla yakılır.
Bazen linçle yakılır.
Bazen sosyal medya baskısıyla yakılır.
Bazen işinden etmekle yakılır.
Bazen aile baskısıyla yakılır.
Ama ayet bize çok büyük bir teselli verir:
“Allah onu ateşten kurtardı.”
Demek ki ateşi yakanlar güçlü görünebilir ama ateşin hükmü Allah’ın elindedir.
İnsanlar seni zor durumda bırakabilir.
Seni baskı altına alabilir.
Seni yalnız bırakabilir.
Seni susturmaya çalışabilir.
Ama Allah dilemezse onların ateşi seni yakamaz.
Burada çok büyük bir iman dersi var:
Hak yolda yürüyen insan, ateşten değil Allah’tan korkar.
İnsanların tehdidinden değil, Allah’ın hesabından korkar.
Çünkü insan bilirse ki Allah var, Allah görüyor, Allah hükmediyor, Allah kurtarıyor; o zaman kalbi daha sağlam durur.
Ateş İmtihanı Bugün Nasıl Yaşanıyor?
Bugün herkesin bir ateş imtihanı var.
Kimisi ailesinin baskısıyla yanıyor.
Kimisi iş yerindeki haksızlıkla yanıyor.
Kimisi geçim sıkıntısıyla yanıyor.
Kimisi sosyal medyanın kıyas ateşiyle yanıyor.
Kimisi çocuklarının geleceği kaygısıyla yanıyor.
Kimisi eşinin ilgisizliğiyle yanıyor.
Kimisi insanların sözüyle yanıyor.
Kimisi içinde taşıdığı hasetle, öfkeyle, kibirle yanıyor.
Ama Hz. İbrahim’in ateşi bize şunu öğretir:
Her ateş insanı yok etmek için gelmez.
Bazı ateşler insanın imanını ortaya çıkarmak için gelir.
Ankebût Suresi’nin başında Allah ne diyordu?
“İnsanlar iman ettik demekle bırakılacaklarını ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar?”
İşte Hz. İbrahim’in ateşi bu ayetin canlı örneğidir.
İman sadece sözle değil, ateş karşısında belli olur.
Bir insan rahatken “Allah’a güveniyorum” diyebilir.
Ama işler zorlaşınca ne yapacak?
Ailesi karşı çıkınca ne yapacak?
Müşteriyi kaybetme korkusu gelince ne yapacak?
Faiz kapısı açılınca ne yapacak?
Yalan söylemeden iş alamayacak gibi görünce ne yapacak?
Toplum onu dışlayınca ne yapacak?
İşte imtihan burada başlar.
25. Ayet: Sahte Sevgiler ve Dünya Menfaati
- ayette Hz. İbrahim kavmine şöyle diyor:
“Siz dünya hayatında aranızda sevgi bağı olsun diye Allah’ı bırakıp putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinizi inkâr edecek ve birbirinize lanet edeceksiniz. Varacağınız yer ateştir ve sizin hiçbir yardımcınız olmayacaktır.”
Bu ayet çok sarsıcıdır.
Çünkü burada putların sadece inanç meselesi olmadığı anlatılıyor. Aynı zamanda toplum düzeni, çıkar ilişkisi, sahte sevgi ve dünya menfaati meselesi olduğu gösteriliyor.
İnsanlar bazen Allah’ı bırakıp sahte şeylerin etrafında birleşirler.
Para etrafında birleşirler.
Makam etrafında birleşirler.
Güç etrafında birleşirler.
Menfaat etrafında birleşirler.
Aile baskısı etrafında birleşirler.
Siyasi çıkar etrafında birleşirler.
Sosyal medya algısı etrafında birleşirler.
Şöhret ve gösteriş etrafında birleşirler.
Dışarıdan bakınca aralarında sevgi var gibi görünür.
Birbirlerine destek olurlar.
Birbirlerini alkışlarlar.
Birbirlerinin yanlışlarını örterler.
Birbirlerine “sen haklısın” derler.
Birbirlerine “bir şey olmaz” derler.
Ama o sevgi Allah için değilse, hak için değilse, adalet için değilse, mizan için değilse, o sevgi ahirette düşmanlığa dönüşür.
Bugün bunu çok görüyoruz.
Bir arkadaş grubu düşünün.
Birbirlerini harama teşvik ediyorlar.
“Boş ver, hayatını yaşa.”
“Bir kereden bir şey olmaz.”
“Herkes yapıyor.”
“Yakalanmadıktan sonra sorun yok.”
“Günahı benim boynuma.”
“Bu devirde böyle.”
Dünyada birbirlerine dost gibi görünüyorlar.
Ama kıyamet günü ne olacak?
Ayet diyor ki:
Birbirinizi inkâr edeceksiniz. Birbirinize lanet edeceksiniz.
Yani insan o gün diyecek ki:
“Beni sen kandırdın.”
“Sen beni bu yola soktun.”
“Sen bana normal gösterdin.”
“Sen bana cesaret verdin.”
“Sen bana ‘bir şey olmaz’ dedin.”
Diğeri de diyecek ki:
“Ben seni zorlamadım.”
“Sen kendin seçtin.”
“Benim peşimden gelmeseydin.”
İşte dünya menfaatiyle kurulan sahte dostlukların ahiretteki hali budur.
Bugünün Putları: Sadece Taş Değil
Bu ayette geçen putları sadece taş heykeller olarak düşünmeyelim.
Bugünün putları daha modern olabilir.
Marka putlaşabilir.
Telefon putlaşabilir.
Para putlaşabilir.
Ev putlaşabilir.
Araba putlaşabilir.
Güzellik putlaşabilir.
Sosyal medya putlaşabilir.
Takipçi sayısı putlaşabilir.
Başarı putlaşabilir.
Çocuk putlaşabilir.
Eş putlaşabilir.
Makam putlaşabilir.
Bir şey Allah’ın önüne geçiyorsa, insan onun için Allah’ın hududunu çiğniyorsa, orada tehlike başlamıştır.
Bir insan “Bu makamı kaybetmemek için yalan söylerim” diyorsa, makam putlaşmıştır.
Bir insan “Bu evi almak için faize girerim, ne yapayım mecburum” diyorsa, ev ölçüyü bozmuştur.
Bir insan “Çocuğum başarılı olsun da ne olursa olsun” diyorsa, çocuk emanet olmaktan çıkıp egonun projesine dönüşmüştür.
Bir insan “İnsanlar beni beğenmezse ben değersizim” diyorsa, insanların beğenisi kalpte büyümüştür.
Bir insan “Eşim giderse ben yaşayamam” diyorsa, sevgi bağımlılığa dönüşmüştür.
Kur’an bize şunu öğretiyor:
Emaneti sev ama emanet sahibini unutma.
Nimeti kullan ama nimetin sahibine isyan etme.
İnsanları sev ama Allah’ın önüne koyma.
Sahte Dostluklar Ahirette Dağılır
- ayetin en ağır tarafı şudur:
Dünyada beraber olanlar, ahirette birbirini inkâr edecek.
Bu, çok düşündürücü bir şeydir.
Dünyada aynı masada oturanlar, aynı günaha gülenler, aynı haramı normalleştirenler, aynı iftirayı yayanlar, aynı zulme destek verenler, aynı haksızlığı savunanlar ahirette birbirine düşebilir.
Bir patron çalışanına yalan söylettirir.
“Böyle söyle, işi alalım.”
Dünyada beraber kazanırlar.
Ama ahirette çalışan der ki:
“Bana sen söyledin.”
Patron der ki:
“Sen de kabul etmeseydin.”
Bir aile haksız miras paylaşımı yapar.
Dünyada “aile içinde hallettik” derler.
Ama ahirette kardeş kardeşten davacı olur.
Bir arkadaş diğerini harama sürükler.
Dünyada “dostum” derler.
Ama ahirette o dostluk düşmanlığa döner.
Bir sosyal medya hesabı iftira yayar, insanlar da paylaşır.
Dünyada birlikte linç ederler.
Ama ahirette herkes sorumluluğu birbirine atar.
İşte bu yüzden doğru dostluk çok önemlidir.
Seni Allah’a yaklaştıran dost, gerçek dosttur.
Seni harama alıştıran değil.
Seni mizanlı olmaya çağıran dost, gerçek dosttur.
Seni “boş ver” diye gevşeten değil.
Seni kul hakkından koruyan dost, gerçek dosttur.
Seni günaha cesaretlendiren değil.
26. Ayet: Lut’un İmanı ve İbrahim’in Hicreti
- ayette Allah şöyle buyuruyor:
“Bunun üzerine Lut ona iman etti. İbrahim de dedi ki: Ben Rabbime hicret ediyorum. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
Bu ayet çok güzel bir kapı açıyor.
Koca bir toplum Hz. İbrahim’e karşı çıkıyor. Onu susturmaya çalışıyor. Yakmak istiyor. Ama bir kişi iman ediyor:
Lut.
Bu çok önemlidir.
Bazen insan doğruyu anlatır ama herkes hemen değişmez.
Bazen bir ailede bir kişi uyanır.
Bir arkadaş grubunda bir kişi uyanır.
Bir toplumda bir kişi hakikati duyar.
Bir genç kalabalığın içinde doğruyu fark eder.
Bir insan bütün baskılara rağmen “ben bu hakikate teslim oluyorum” der.
O yüzden insan tebliğ ederken sayı hesabı yapmamalı.
Bir kişi bile uyanabilir.
Bir kalp bile değişebilir.
Bir insanın hayatı bile kurtulabilir.
Peygamberlere düşen apaçık tebliğdir. Bizim görevimiz de hakikati güzelce, mizanla, samimiyetle anlatmaktır.
Sonucu Allah’a bırakırız.
Hicret Sadece Şehir Değiştirmek Değildir
Ayetin devamında Hz. İbrahim diyor ki:
“Ben Rabbime hicret ediyorum.”
Bu cümle çok derindir.
Hicret sadece bir şehirden başka bir şehre gitmek değildir.
Hicret bazen kalbin yön değiştirmesidir.
Batıldan hakka hicret.
Yalandan doğruluğa hicret.
Faizden helal rızka hicret.
Hileden dürüstlüğe hicret.
Gösterişten ihlasa hicret.
Kibirden tevazuya hicret.
Hasetten şükre hicret.
Bağımlılıktan kulluğa hicret.
Dünya merkezli hayattan Allah merkezli hayata hicret.
Bir insan kötü arkadaş ortamından ayrılıyorsa, bu da bir hicrettir.
Bir insan haram kazançtan vazgeçiyorsa, bu da bir hicrettir.
Bir insan sosyal medyada gösteriş ve kıyas bataklığından çıkıyorsa, bu da bir hicrettir.
Bir insan “herkes yapıyor” sözünden kurtulup “Allah ne diyor?” diye sormaya başlıyorsa, bu da bir hicrettir.
Bir insan geçmişte yaptığı yanlışlardan tövbe edip salih amele yöneliyorsa, bu da bir hicrettir.
Hz. İbrahim’in “Ben Rabbime hicret ediyorum” sözü, aslında her müminin kalbinde yankılanması gereken bir sözdür.
Çünkü insan bazen mekân değiştirmeden de hicret eder.
Evinde otururken hicret eder.
İş yerinde hicret eder.
Aile içinde hicret eder.
Telefon ekranının başında hicret eder.
Kalbinin içinde hicret eder.
“Rabbime Hicret Ediyorum” Ne Demek?
Bu cümle şunu demektir:
Ben insanlardan Allah’a dönüyorum.
Ben sahte ilahlardan gerçek Rabbe dönüyorum.
Ben toplum baskısından Allah’ın hükmüne dönüyorum.
Ben menfaat ilişkilerinden hakka dönüyorum.
Ben ateş tehdidinden Allah’ın rahmetine dönüyorum.
Ben dünya korkusundan ahiret bilincine dönüyorum.
Ben kalabalıkların alkışından Allah’ın rızasına dönüyorum.
Bu cümle büyük bir teslimiyet cümlesidir.
Hz. İbrahim kavmini terk ederken sadece bir yeri terk etmiyor. Batılın düzenini terk ediyor. Sahte sevgileri terk ediyor. Putların gölgesini terk ediyor. Menfaatle kurulmuş toplumu terk ediyor.
Ve diyor ki:
Ben Rabbime gidiyorum.
Ne kadar güzel bir söz.
İnsan hayatında bazen şunu diyebilmeli:
Ben artık bu yalana devam etmeyeceğim.
Ben artık bu haram kazanca devam etmeyeceğim.
Ben artık bu haksız ilişkiye devam etmeyeceğim.
Ben artık bu iftiraya ortak olmayacağım.
Ben artık bu gösteriş yarışına devam etmeyeceğim.
Ben artık bu kıyas hastalığıyla kendimi yakmayacağım.
Ben artık Rabbime hicret edeceğim.
Allah Aziz ve Hakîm’dir
Ayetin sonunda iki önemli isim geliyor:
Aziz ve Hakîm.
Aziz: Mutlak güç sahibi, yenilmeyen, galip olan.
Hakîm: Her işi hikmetli olan, hükmünde isabet olan, boş iş yapmayan.
Hz. İbrahim hicret ederken Rabbini bu isimlerle anıyor.
Çünkü hicret eden insan bazen korkar.
“Ya yalnız kalırsam?”
“Ya geçimim bozulursa?”
“Ya insanlar beni dışlarsa?”
“Ya işlerim ters giderse?”
“Ya ailem karşı çıkarsa?”
“Ya herkes beni suçlarsa?”
İşte ayetin sonu insana güven verir:
Allah Aziz’dir. Güç O’nundur.
Allah Hakîm’dir. O’nun hükmünde hikmet vardır.
Sen doğru yola hicret ettiğinde, belki bazı şeyleri kaybedersin ama Allah’ı kazanırsın.
Bazı insanlar gider ama rahmet kapısı açılır.
Bazı sofralar kapanır ama helal rızık kapısı açılır.
Bazı dostlar uzaklaşır ama gerçek dostluk başlar.
Bazı alışkanlıklar biter ama kalp rahatlar.
Çünkü Allah için bırakılan şey, insanı eksiltmez; arındırır.
Bu Ayetler Bugün Bize Ne Söylüyor?
Bu üç ayet bize çok güçlü bir mesaj veriyor:
Hakikati söyleyenler bazen ateşe atılmak istenir.
Ama ateşin hükmü Allah’ın elindedir.
Dünya menfaatiyle kurulan sahte sevgiler ahirette düşmanlığa dönüşebilir.
Gerçek dost, seni Allah’a yaklaştırandır.
Ve insan bir noktada hicret etmeyi bilmelidir.
Yanlıştan doğruya.
Batıldan hakka.
Zulümden adalete.
Faizden helale.
Kibirden tevazuya.
Hasetten şükre.
Gösterişten ihlasa.
Dünya bağımlılığından Allah’a kulluğa.
Kapanış Soruları
Şimdi bu ayetlerin bize bıraktığı sorularla bitirelim.
Ben hakikati duyduğumda ne yapıyorum?
Düşünüyor muyum, yoksa hemen savunmaya mı geçiyorum?
Bana ağır gelen bir ayet olduğunda teslim mi oluyorum, yoksa onu susturmaya mı çalışıyorum?
Bugün benim ateşim ne?
Aile baskısı mı?
Toplum baskısı mı?
Para korkusu mu?
İş kaybı korkusu mu?
Sosyal medya linci mi?
Yalnız kalma korkusu mu?
Ben bu ateşlerden korkup hakkı terk ediyor muyum?
Hayatımdaki dostluklar beni Allah’a mı yaklaştırıyor, yoksa harama mı alıştırıyor?
Bana “bir şey olmaz” diyen insanlar mı daha yakın, yoksa beni mizanla uyaran insanlar mı?
Dünya menfaati için kurduğum sahte sevgiler var mı?
Bugün ahirette düşmanlığa dönüşecek hangi ilişkiyi devam ettiriyorum?
Benim hicret etmem gereken şey ne?
Bir haram kazanç mı?
Bir yalan mı?
Bir ilişki mi?
Bir bağımlılık mı?
Bir kibir mi?
Bir haset mi?
Bir gösteriş yarışı mı?
Bir korku mu?
Ve en önemlisi:
Ben gerçekten “Rabbime hicret ediyorum” diyebiliyor muyum?
Rabbim bizi hakikate karşı ateş yakanlardan değil, hakikate teslim olanlardan eylesin.
Rabbim bizi sahte sevgilere aldananlardan değil, Allah için seven ve Allah için yaşayanlardan eylesin.
Rabbim bize batıldan hakka, haramdan helale, gafletten bilince, dünyadan Allah’a doğru hicret etmeyi nasip etsin.
Rabbim bizi mizanı koruyan, salih amelle yaşayan ve Rabbine yönelen kullarından eylesin.
Âmin.
