a person drawing on a tablet

ANKEBÛT 63 İLE KALEM 17–35. AYETLERİN İLİŞKİSİ

Hamd edilirse ne olur, edilmezse ne olur?

Kalem Suresi 17–35. ayetlerde bir bahçe sahipleri kıssası anlatılır.

Bu insanlar sabah erkenden bahçelerine giderek ürünleri toplamak ve ihtiyaç sahiplerine hiçbir şey vermemek isterler.

Kendi aralarında:

“Bugün hiçbir yoksul yanımıza girmesin.”

diye karar verirler.

Bahçe onların gözünde Allah’ın emaneti olmaktan çıkmış, kendi mutlak mülkleri hâline gelmiştir.

Gece bahçeye bir afet gelir. Sabah geldiklerinde bahçelerini tanıyamazlar. Önce yanlış yere geldiklerini düşünürler. Sonra nimetten mahrum bırakıldıklarını anlarlar.

İçlerinden daha dengeli olan kişi onlara şöyle der:

“Ben size Rabbinizi tesbih etmeniz gerektiğini söylememiş miydim?”

Onlar da:

“Rabbimiz her türlü eksiklikten uzaktır; gerçekten biz zalimmişiz.”

derler.

Kalem kıssasında doğrudan “hamd” kelimesi geçmez. Fakat hamd bilincinin zıddı ve tesbih bilinci anlatılır.

Ankebût 63’te ne oluyor?

Yağmuru kimin indirdiği sorulunca insanlar:

“Allah.”

diyorlar.

Ardından:

“Elhamdülillah de.”

buyruluyor.

Yani nimeti tanımak yetmez; nimeti gerçek sahibine bağlamak gerekir.

Kalem kıssasında ne oluyor?

Bahçe sahipleri ürünü görüyorlar ama ürünü vereni görmüyorlar.

Bahçe bizim…
Ürün bizim…
Plan bizim…
Kimseye vermeyiz…

diyorlar.

Tam da burada hamd kayboluyor.

Hamd yalnızca dil ile:

“Elhamdülillah.”

demek değildir.

Gerçek hamd şunları içerir:

  • Nimeti Allah’tan bilmek,
  • Kendini mutlak malik görmemek,
  • Haddi aşmamak,
  • İhtiyaç sahibinin hakkını gözetmek,
  • Nimetle kibirlenmemek,
  • Nimeti Allah’ın sınırları içinde kullanmak.

Bahçe sahipleri bunları yapmayınca nimet, şükür vesilesi olmaktan çıkıp kibir ve cimrilik aracına dönüşüyor.

Hamd edilince ne olur?

Hamd eden insan nimetin sahibinin Allah olduğunu bilir.

Bu bilinç insanı:

  • Kibirden,
  • Cimrilikten,
  • Hırstan,
  • “Her şeyi ben kazandım.” düşüncesinden,
  • İhtiyaç sahibini küçümsemekten korur.

Hamd nimetin mutlaka hiç kaybolmayacağına dair büyülü bir cümle değildir. Hamd eden insan da imtihan yaşayabilir.

Fakat hamd, nimet varken insanın ahlakını korur; nimet gittiğinde de insanın Rabbine karşı isyana düşmesini engeller.

Hamd edilmeyince ne olur?

İnsan nimeti kendi gücüne bağlar.

Sonra şunlar başlar:

“Ben yaptım.”
“Ben kazandım.”
“Kimseye vermek zorunda değilim.”
“Bunun tek sahibi benim.”

Bunun sonucunda sınır aşılır, paylaşım biter ve kul hakkı doğar.

Kalem kıssasında bahçenin kaybı, yalnızca maddi bir kayıp değildir. Asıl problem, bahçe sahiplerinin nimeti verenle bağlarını koparmalarıdır.

Ankebût 63’te:

“Çoğu akletmez.”

denir.

Kalem kıssasında da insanlar ancak bahçeleri yok olduğunda bağlantıyı kurarlar.

Demek ki hamd, nimeti kaybetmeden önce uyanmaktır.


ANKEBÛT 63 İLE EN‘ÂM 1. AYETİN İLİŞKİSİ

En‘âm Suresi 1. ayet:

“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve nuru var eden Allah’a aittir.”

Ankebût 63’te ise gökten su indirerek ölü toprağı dirilten Allah’a hamd edilmesi emredilir.

En‘âm 1, ilk yaratılışın hamdini öğretir.
Ankebût 63, hayatın devam ettirilmesinin hamdini öğretir.

En‘âm’da:

  • Gökler,
  • Yer,
  • Karanlıklar,
  • Nur vardır.

Ankebût’ta:

  • Gökyüzünden inen su,
  • Ölü toprak,
  • Yeniden hayat vardır.

Biri büyük kâinatı, diğeri gözümüzün önündeki günlük dirilişi gösterir.

Her ikisindeki mesaj şudur:

Varlığı doğru kaynağa bağla.
Nimeti sebeplere değil, sebepleri yaratan Allah’a nispet et.

En‘âm 1’in sonunda insanların bütün bu yaratılışa rağmen Allah’a eşler koştukları anlatılır.

Ankebût 63’ün sonunda ise insanların çoğunun akletmediği söylenir.

Yani her iki ayette de problem Allah’ın varlığını hiç bilmemek değil, bildikleri hakikatin sonucunu yaşamamaktır.


ANKEBÛT 63 İLE A‘RÂF 43. AYETİN İLİŞKİSİ

A‘râf 43. ayette cennet ehli şöyle der:

“Bizi buraya ulaştıran Allah’a hamdolsun. Allah bize hidayet etmeseydi biz doğru yolu bulamazdık.”

Ankebût 63’te hamd, ölü toprağın diriltilmesi üzerine söylenir.
A‘râf 43’te hamd, insanın hidayete ermesi ve cennete ulaşması üzerine söylenir.

Ankebût 63’te toprak dirilir.
A‘râf 43’te insanın kalbi ve hayatı dirilir.

Yağmur toprağı nasıl diriltiyorsa, vahiy de insanın ruhunu ve bilincini diriltir.

Ankebût 63 dünyadaki hamddir:

“Bize hayat veren, rızık veren Allah’a hamdolsun.”

A‘râf 43 ahiretteki hamddir:

“Bizi doğru yola ulaştıran ve cennete yerleştiren Allah’a hamdolsun.”

Böylece hamd insanın bütün yolculuğunu kapsar:

Yaratılışta hamd…
Rızıkta hamd…
Hidayette hamd…
Kurtuluşta hamd…

A‘râf 43 aynı zamanda Ankebût 64 ile de birleşir. Çünkü gerçek hayat olan ahirete ulaşan insanlar, başarının yalnızca kendi güçlerinden kaynaklanmadığını itiraf ederler.

“Allah hidayet etmeseydi biz yolu bulamazdık.”

Bu söz, kibri kıran en güçlü hamd ifadelerinden biridir.


ANKEBÛT 64 İLE ANKEBÛT 1–13. AYETLERİN İLİŞKİSİ

Ankebût Suresi’nin ilk ayetlerinde:

“İnsanlar, ‘İman ettik.’ demekle sınanmadan bırakılacaklarını mı zannettiler?”

diye sorulur.

  1. ayet ise neden imtihan edildiğimizi anlamamız için dünya hayatının gerçek konumunu gösterir:

Dünya kalıcı yurt değil, imtihan alanıdır.
Gerçek hayat ahiret hayatıdır.

1–3. ayetlerle ilişkisi: İman sözünün imtihanı

İnsan dünyayı asıl hayat zannederse, iman uğruna bedel ödemek istemez.

Para kaybetmekten korkar.
Çevresini kaybetmekten korkar.
İnsanların eleştirisinden korkar.
Makamını kaybetmekten korkar.

Fakat ahiretin gerçek hayat olduğunu bilen insan şunu anlar:

Geçici rahatlık için ebedî hayat feda edilmez.

Bu nedenle iman sözü imtihanla ortaya çıkar.

4–7. ayetlerle ilişkisi: Allah’tan kaçamayacağını anlamak

İlk ayetlerde kötülük yapanların Allah’ı aşabileceklerini zannetmemeleri gerektiği anlatılır.

  1. ayet, dünyanın kısa ve geçici olduğunu bildirerek bu yanlış güveni yıkar.

Bir insan dünyada cezadan kurtulabilir.
Hukuku kandırabilir.
İnsanlardan gerçeği saklayabilir.

Fakat dünya son durak olmadığı için hesap bitmiş değildir.

İyilik yapan da kendisi için yapar. Çünkü kazancı gerçek hayatta karşısına çıkacaktır.

8. ayetle ilişkisi: Anne-baba baskısı ve kulluk sınırı

  1. ayette anne-babaya iyilik emredilir fakat onlar insanı Allah’a ortak koşmaya zorlarsa itaat edilmemesi gerektiği bildirilir.

Neden?

Çünkü anne-babayla dünya ilişkisi geçicidir. Allah’a dönüş ise kaçınılmazdır.

Dünyanın geçici olduğunu bilmek, sevgiyi yok etmez; sevgiyi doğru sınırda tutar.

Anne-babayı seversin ama onları Allah’ın önüne geçirmezsin.

Bu, bizim derslerimizde konuştuğumuz mizan ve hudut meselesidir.

10–11. ayetlerle ilişkisi: İnsan baskısını Allah’ın azabı gibi görmek

Bazı insanlar, insanlardan gördükleri baskıyı Allah’ın azabı gibi değerlendirir ve inançlarından geri dönerler.

Çünkü dünya hayatını ve insanların verebileceği zararı gözlerinde büyütürler.

  1. ayet ise şöyle der:

İnsanların vereceği sıkıntı geçicidir.
Asıl hayat ve asıl hesap ahirettedir.

Bu bakış, insana sabır ve direnme gücü verir.

12–13. ayetlerle ilişkisi: Başkasının günahını üstlenme vaadi

İnkâr edenler iman edenlere:

“Bizim yolumuza uyun, günahlarınızı biz taşıyalım.”

derler.

Fakat hiç kimse başkasının sorumluluğunu yüklenemez.

İnsan dünyayı oyun zannederse şöyle düşünebilir:

“Herkes böyle yapıyor.”
“Büyüklerimiz böyle söyledi.”
“Liderimiz sorumluluğu üstlenir.”
“Patron emretti, benim suçum yok.”

  1. ayet gerçek hayatın ahiret olduğunu bildirerek kişisel sorumluluğu hatırlatır.

O gün herkes kendi tercihinin hesabını verecektir.


ANKEBÛT 64’E BENZER AYETLER

En‘âm 32

Dünya hayatının oyun ve oyalanma olduğu, ahiret yurdunun takva sahipleri için daha hayırlı olduğu bildirilir.

Bu ayet Ankebût 64’e çok yakındır.

En‘âm 32’nin sonunda:

“Akletmeyecek misiniz?”

anlamında bir soru vardır.

Ankebût 63’te de insanların çoğunun akletmediği söylenir.

Demek ki dünya ile ahiretin değerini doğru belirlemek bir akletme meselesidir.

Hadîd 20

Bu ayette dünya hayatı:

  • Oyun,
  • Eğlence,
  • Süs,
  • Aranızda övünme,
  • Mal ve çocukları çoğaltma yarışı

olarak açıklanır.

İnsan çocukken oyunla, gençken eğlenceyle, sonra gösterişle, makamla ve mal çoğaltma yarışıyla oyalanabilir.

Hadîd 20, Ankebût 64’teki “oyun ve eğlence” ifadesini ayrıntılı biçimde açıklar.

Muhammed 36

Dünya hayatının oyun ve eğlence olduğu; iman edip takvalı davrananlara karşılıklarının verileceği bildirilir.

Bu ayet dünyadan tamamen kaçmayı değil, dünya hayatını iman ve takvayla yaşamayı öğretir.

Kur’an’ın söylediği:

“Çalışmayın, ev kurmayın, ticaret yapmayın.”

değildir.

Asıl mesaj şudur:

Bunları amaç değil araç yapın.

A‘lâ 16–17

“Siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”

Ankebût 64’teki problemin adı burada açıkça konur:

Tercih problemi.

İnsan ahireti tamamen inkâr etmese bile kararlarında sürekli dünyayı öne geçiriyorsa fiilen dünyayı tercih etmiş olur.

Mü’min 39

“Bu dünya hayatı geçici bir yararlanmadır. Ahiret ise kalıcı yurttur.”

Ankebût 64’teki “gerçek hayat” ifadesi, burada “kalıcı yurt” olarak açıklanır.

Dünya otel gibidir; insan burada bir süre kalır.
Ahiret ise dönüş yapılmayacak kalıcı yurttur.

Kasas 60

Size verilen şeyler dünya hayatının geçici yararı ve süsüdür. Allah katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

Bu ayet dünyadaki nimetlerin kötü olduğunu söylemez.

Nimetlerin:

  • Geçici,
  • Sınırlı,
  • Emanet

olduğunu söyler.

Mizan tam olarak budur:

Dünyayı kullan ama dünyaya kul olma.
Mala sahip ol ama mal sana sahip olmasın.

Âl-i İmrân 185

Her nefis ölümü tadacaktır ve dünya hayatı aldatıcı bir yararlanmadan ibarettir.

Bu ayet Ankebût 57 ile 64’ü birleştirir:

Her nefis ölümü tadacak.
Dünya hayatının geçici görüntüsüne aldanma.


BÜTÜN AYETLERİN ORTAK MESAJI

  1. ayet:

Seni ve kâinatı yaratan Allah’tır.

  1. ayet:

Sana ulaşan rızkın miktarını bilen Allah’tır.

  1. ayet:

Ölü toprağı dirilten Allah’tır; nimeti doğru sahibine bağla ve hamd et.

  1. ayet:

Bütün bu nimetleri dünyanın geçici oyununda tüketme; gerçek hayata hazırlan.

Kalem kıssası ise şu uyarıyı yapar:

Nimeti Allah’tan koparırsan nimet seni kibirli ve zalim yapabilir.

En‘âm 1:

Yaratılışın başlangıcında hamd vardır.

Ankebût 63:

Rızık ve diriliş sürecinde hamd vardır.

A‘râf 43:

Hidayetin ve kurtuluşun sonunda hamd vardır.

Yani müminin hayatı hamd ile başlar, hamd ile devam eder ve hamd ile tamamlanır.

Hamd etmeyen insan nimeti kendinden bilir.
Kendinden bilen kibirlenir.
Kibirlenen paylaşmaz.
Paylaşmayan sınırı aşar.
Sınırı aşan nimeti imtihana, imtihanı da felakete dönüştürebilir.

Hamd eden insan ise şöyle der:

“Bu benim mutlak mülküm değil, bana verilen bir emanettir. Ben çalıştım ama imkânı veren Allah’tır. O hâlde bu nimeti Allah’ın koyduğu mizan ve sınırlar içinde kullanmalıyım.”

İşte 61–64. ayetlerin insanı ulaştırmak istediği bilinç budur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir