Ankebût Suresi 67–68–69. Ayetler
Güven İçinde Yaşayıp Hakikati İnkâr Etmek
65 ve 66. ayetlerde insanın denizde tehlikeye düşünce yalnız Allah’a yöneldiğini, karaya çıkınca ise yeniden nankörlüğe döndüğünü gördük.
67, 68 ve 69. ayetler bu konuyu tamamlıyor.
Ayetler adeta şöyle soruyor:
Sizi korkudan kurtaran, güvenli bir hayat veren, nimetlerle çevreleyen Allah olduğu hâlde neden sahte değerlere inanıyor, hakikati reddediyor ve Allah’ın yolunda çaba göstermiyorsunuz?
67. Ayet
“Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken, bizim güvenli bir bölge meydana getirdiğimizi görmediler mi? Buna rağmen batıla inanıyor ve Allah’ın nimetine karşı nankörlük mü ediyorlar?”
Bu ayette iki önemli konu var:
Güven ve nankörlük.
Güven nimeti
Ayetin ilk muhatapları, çevrelerinde savaşların, baskınların ve can güvenliği problemlerinin bulunduğunu görüyorlardı. Buna rağmen Mekke’deki harem bölgesinin güven içinde tutulduğuna şahit oluyorlardı.
Yani Allah onlara sadece yemek, mal veya ticaret vermemişti. Aynı zamanda güvenli bir hayat alanı vermişti.
Bugün biz de çoğu zaman güven nimetini fark etmiyoruz.
Sabah evimizden çıkıyoruz.
Çocuğumuzu okula gönderiyoruz.
İşyerimizi açıyoruz.
Aracımıza biniyoruz.
Gece yatağımıza yatıyoruz.
Bunları sıradan şeyler zannediyoruz.
Fakat savaş, deprem, yangın, hastalık veya büyük bir toplumsal karışıklık olduğunda anlıyoruz ki güven, satın alınabilecek basit bir şey değildir.
Bir insanın çok parası olabilir ama evinde huzuru olmayabilir.
Büyük bir şirketi olabilir ama yarınından emin olmayabilir.
Güçlü bir ülkede yaşayabilir ama sokakta güvende hissetmeyebilir.
Demek ki güven de Allah’ın büyük nimetlerinden biridir.
“İnsanlar kapılıp götürülürken”
Ayette geçen anlam, insanların çevrelerinden çekilip alınması, saldırıya uğraması, mallarının veya canlarının elinden alınmasıdır.
Bugün bunu farklı şekillerde görebiliriz.
Bir insanın sağlığı bir anda elinden alınabilir.
Bir şirket kısa sürede iflas edebilir.
Bir aile birkaç yanlış karar yüzünden dağılabilir.
Bir ülkenin yıllarca kurduğu düzen kısa sürede bozulabilir.
Bir sosyal medya hesabı kapanabilir ve insan bütün kazancını oraya bağlamışsa bir anda çaresiz kalabilir.
İnsan kendisini çok güçlü zannederken, hayatındaki bir şey bir anda elinden alınabilir.
Ayet bize şunu söylüyor:
Çevrenizde hayatların nasıl değiştiğini görüyorsunuz. Buna rağmen size verilen güveni neden kalıcı ve kendi gücünüzün sonucu zannediyorsunuz?
Batıla inanmak
Ayetin devamında insanlar, Allah’ın verdiği güven içinde yaşadıkları hâlde batıla inanmakla eleştiriliyor.
Batıl, gerçeğe dayanmayan şeydir.
Bugün batıl sadece taştan yapılmış putlar değildir.
İnsan:
“Param varsa güvendeyim.”
“Çevrem güçlüyse bana bir şey olmaz.”
“Teknoloji bütün sorunları çözer.”
“İnsan kendi kendine yeter.”
“Güçlü olan her zaman haklıdır.”
diye düşünüyorsa, bunlar da batıl güvenlerdir.
Para önemlidir ama mutlak güven vermez.
Teknoloji önemlidir ama ölümü durduramaz.
Devlet, hukuk ve kurumlar önemlidir ama kusursuz değildir.
İnsan tedbir alır fakat bunları Allah’tan bağımsız güçler hâline getirmez.
Allah’ın nimetine nankörlük
Nankörlük, nimeti kullanıp nimetin sahibini unutmak demektir.
Allah insana güven vermiş…
Sağlık vermiş…
Bir ev vermiş…
Çalışma imkânı vermiş…
Aile vermiş…
Ama insan bu nimetlerin içinde Allah’ın sınırlarını çiğniyor.
Ticaretinde yalan söylüyor.
Kul hakkı yiyor.
Faizle büyümeye çalışıyor.
Eşine, çocuğuna veya çalışanına zulmediyor.
Sonra da:
“Allah bana neden yardım etmiyor?”
diye soruyor.
Ayet bize şunu gösteriyor:
Nimete şükür, sadece “çok şükür” demek değildir. Nimeti Allah’ın koyduğu sınırlar içinde kullanmaktır.
68. Ayet
“Allah hakkında yalan uydurandan veya kendisine gelen hakikati yalanlayandan daha zalim kim vardır? İnkârcılar için cehennemde bir yer yok mudur?”
- ayette batıla inanmak anlatıldı.
- ayette ise bunun nasıl oluştuğu açıklanıyor:
İnsan ya Allah hakkında yalan söylüyor ya da kendisine gelen hakikati reddediyor.
Allah hakkında yalan uydurmak
Allah hakkında yalan söylemek, Allah’ın söylemediği bir şeyi O’na söylettirmektir.
Bugün insanlar bazen kendi isteklerini din gibi sunuyorlar.
“Allah kalbe bakar, ne yaparsan yap önemli değil.”
“Bu zamanda faizsiz yaşanmaz, Allah da bunu bilir.”
“Ben iyi insanım, ibadete veya kurallara gerek yok.”
“Allah kimseyi yaptıklarından dolayı hesaba çekmez.”
Bunlar kula hoş gelebilir. Fakat bir sözün hoşumuza gitmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez.
İnsan bazen kendi hevasını Allah’ın hükmü gibi anlatır.
Kendi yanlışını meşrulaştırmak için dini değiştirir.
Ayet buna çok ağır bir ifade kullanıyor:
Zulüm.
Çünkü insan hem hakikate zulmediyor hem kendisini kandırıyor hem de başkalarını yanlış yönlendiriyor.
Hakikat geldiğinde yalanlamak
Ayetin ikinci kısmı şunu söylüyor:
Hakikat kendisine geldiği hâlde onu reddeden kişi de zalimdir.
Bir insan bir şeyi hiç bilmiyorsa, öğrenmesi gerekir. Fakat doğruyu gördükten sonra:
“Bu benim işime gelmiyor.”
“Bunu kabul edersem hayatımı değiştirmem gerekir.”
“Çevrem ne der?”
“Para kaybederim.”
“İnsanlar beni eleştirir.”
diye reddediyorsa, mesele artık bilgisizlik değildir.
Mesele çıkar, kibir ve hevadır.
Bugün insan hakikati bazen neden reddediyor?
Çünkü hakikat sorumluluk getiriyor.
Kul hakkını kabul ederse borcunu ödemesi gerekir.
Faizin yanlış olduğunu kabul ederse kazanç düzenini değiştirmesi gerekir.
Yalanın günah olduğunu kabul ederse ticaret tarzını düzeltmesi gerekir.
Ahiretin gerçek olduğunu kabul ederse hayatının hesabını yeniden yapması gerekir.
Bu yüzden bazı insanlar delil istemiyor; aslında değişmek istemiyor.
Dijital çağda Allah hakkında yalan söylemek
Bugün bir insan yanlış bir dini bilgiyi saniyeler içinde binlerce kişiye ulaştırabiliyor.
Bir ayeti bağlamından koparıyor.
Kendi düşüncesini Allah’ın hükmü gibi sunuyor.
İzlenme almak için korku yayıyor.
İnsanların duygularını kullanıyor.
Doğruluğunu araştırmadan paylaşım yapıyor.
Eskiden yanlış bir söz birkaç kişiye ulaşırdı. Şimdi milyonlara ulaşabiliyor.
Bu nedenle bugün sözün sorumluluğu daha da büyüktür.
Bir şeyi Allah’a, Kur’an’a veya dine nispet ediyorsak çok dikkatli olmalıyız.
Bilmiyorsak:
“Bilmiyorum.”
demek, Allah hakkında yanlış konuşmaktan daha doğrudur.
69. Ayet
“Bizim uğrumuzda gayret gösterenleri elbette yollarımıza ulaştırırız. Şüphesiz Allah iyilik yapanlarla beraberdir.”
- ayette hakikati reddeden insan anlatıldı.
- ayette ise hakikate ulaşmak isteyen insanın ne yapması gerektiği söyleniyor:
Gayret göstermek.
“Câhedû fînâ” — Bizim uğrumuzda çaba gösterenler
Buradaki kelime, cehd ve cihad kökünden gelir.
Temel anlamı:
- Bütün gücünü kullanmak,
- Zorluk karşısında mücadele etmek,
- Emek vermek,
- Direnmek,
- Gayret göstermek.
Bu ayeti yalnızca savaş anlamında düşünmek eksik olur.
İnsanın en büyük mücadele alanlarından biri kendi nefsidir.
Doğruyu biliyor ama uygulamak zor geliyor.
Sabah kalkmak zor geliyor.
Öfkesini tutmak zor geliyor.
Haksız kazancı bırakmak zor geliyor.
Kul hakkını ödemek zor geliyor.
Yanlış ilişkiden çıkmak zor geliyor.
Alışkanlığını değiştirmek zor geliyor.
İşte Allah yolunda mücadele tam burada başlar.
Hakikati bilmek bir aşamadır.
Hakikat uğruna bedel ödemek ise başka bir aşamadır.
Hidayet ve emek ilişkisi
Ayet:
“Onları yollarımıza ulaştırırız.”
diyor.
Burada çok önemli bir ölçü var.
İnsan hiçbir çaba göstermeden:
“Allah bana hidayet versin.”
diyemez.
Bir öğrenci:
“Allah’ım bana yüksek not ver.”
deyip kitap açmıyorsa, duasının gereğini yapmıyordur.
Bir insan:
“Allah’ım evliliğimi düzelt.”
deyip tavrını değiştirmiyorsa, çaba göstermiyordur.
Bir esnaf:
“Allah’ım işimi bereketlendir.”
deyip yalan söylemeye devam ediyorsa, hidayet yoluna yönelmiyordur.
Allah insandan önce bir adım ister:
Samimi niyet…
Emek…
Mücadele…
Yanlıştan dönme cesareti…
Sonra yollar açılır.
Tek yol değil, “yollarımız”
Ayette “yolumuza” değil, “yollarımıza” anlamı vardır.
Bu çok anlamlıdır.
Allah’a ulaşan hayırlı yollar çoktur.
Bir insan dürüst ticaretle yaklaşır.
Biri ilim öğrenerek…
Biri anne babasına iyilik ederek…
Biri mazluma yardım ederek…
Biri borcunu ödeyerek…
Biri öfkesini yenerek…
Biri insanlara doğruyu anlatarak…
Ama bütün bu yolların ölçüsü aynıdır:
Allah’ın rızası ve salih amel.
“Allah muhsinlerle beraberdir”
Muhsin, yaptığı işi güzel, doğru ve bilinçli yapan kişidir.
İhsan sadece iyilik yapmak değildir.
İşi hakkıyla yapmak…
Kimse görmese de doğru davranmak…
Karşılık beklemeden iyilik etmek…
Allah’ın kendisini gördüğü bilinciyle yaşamak demektir.
İnsan mücadele ederken yalnız değildir.
Doğruyu seçtiğinde Allah’ın yardımı onunla beraberdir.
Fakat bu beraberlik, insanın hiç sıkıntı yaşamayacağı anlamına gelmez.
Bazen doğru yolda olduğunuz için zorlanırsınız.
Haram kazancı bıraktığınız için geliriniz azalabilir.
Doğruyu söylediğiniz için çevreniz daralabilir.
Kul hakkını ödediğiniz için malınız azalabilir.
Fakat insanın malı azalırken vicdanı, değeri ve ahiretteki karşılığı büyüyebilir.
65–69. Ayetlerin Bütünlüğü
Bu beş ayet bir insanın hayatını adım adım anlatıyor.
65. ayet:
İnsan tehlikeye düşünce yalnız Allah’a yönelir.
66. ayet:
Kurtulunca nimeti unutur ve geçici dünya menfaatine dalar.
67. ayet:
Allah’ın kendisine verdiği güveni görmez; batıla inanır ve nimete nankörlük eder.
68. ayet:
Kendi yanlışını meşrulaştırmak için Allah hakkında yalan söyler veya gelen hakikati reddeder.
69. ayet:
Buna karşılık, Allah uğrunda samimiyetle çaba gösteren kişiye doğru yollar açılır ve Allah onunla beraber olur.
Yani ayetler iki insan tipini karşılaştırıyor.
Birinci insan:
Sıkıntıda dua eder, rahatlıkta unutur.
Nimeti kullanır, sahibini tanımaz.
Batıla inanır.
Hakikati reddeder.
İkinci insan:
Sıkıntıda da rahatlıkta da Allah’a bağlı kalır.
Nimete şükreder.
Hakikati kabul eder.
Doğru yolda emek ve bedel verir.
İşte Allah bu kişiye yollarını açar.
Günümüze Seslenen Konuşma Metni
Şimdi düşünelim…
İnsan denizin ortasında fırtınaya yakalandığında Allah’a yalvarıyor. Sonra Allah onu karaya çıkarıyor.
Fakat karaya çıkmak yalnızca denizden kurtulmak değildir.
Hastaneden çıktınız; karaya çıktınız.
Borçtan kurtuldunuz; karaya çıktınız.
İşiniz düzeldi; karaya çıktınız.
Evinizdeki büyük bir sorun çözüldü; karaya çıktınız.
Peki sonra ne yaptınız?
Allah’ı hatırlamaya devam ettiniz mi?
Yoksa tehlike geçince eski hayatınıza mı döndünüz?
- ayet bize diyor ki:
“Çevrenizde insanların sahip oldukları şeylerin nasıl ellerinden alındığını görmüyor musunuz?”
Bugün zengin olan yarın iflas edebiliyor.
Sağlıklı olan bir anda hasta olabiliyor.
Mutlu görünen aile bir anda dağılabiliyor.
Güçlü görünen ülkeler karışabiliyor.
Bütün bunları görüyoruz.
Buna rağmen:
“Bana bir şey olmaz.”
diyoruz.
Bu, insanın en büyük yanılgılarından biridir.
Sonra Allah’ın verdiği güvenin içinde batıla inanıyoruz.
Parayı mutlak güç zannediyoruz.
Teknolojiyi kurtarıcı zannediyoruz.
Makamı dokunulmazlık zannediyoruz.
Sosyal medyada çok takip edilmenin, insanı değerli yaptığını zannediyoruz.
Oysa takipçi sayısı insanın haklı olduğunu göstermez.
Zenginlik insanın Allah katında değerli olduğunu göstermez.
Güçlü olmak haklı olmak değildir.
- ayet bize çok ciddi bir uyarı yapıyor:
Allah hakkında yalan söylemeyin.
Kendi isteğinizi din diye anlatmayın.
İşinize gelmeyen ayeti yok saymayın.
“Bu zamanda böyle yaşanmaz.” diyerek sınırları değiştirmeyin.
Çünkü hakikat bizim hayatımıza göre değişmez. Biz hayatımızı hakikate göre değiştirmek zorundayız.
Ve sonra 69. ayet geliyor.
Sanki bütün bu ağır uyarıların ardından bize umut veriyor:
“Allah uğrunda mücadele edenleri yollarımıza ulaştıracağız.”
Demek ki yanlışlarımız çok olabilir.
Alışkanlıklarımız güçlü olabilir.
Çevremiz bizi yanlış yöne çekebilir.
Ama samimi bir mücadele başlatırsak yol açılır.
Her şeyi bir günde değiştiremeyebiliriz.
Ama bugün bir yalanı bırakabiliriz.
Bir kul hakkını ödeyebiliriz.
Bir haram kazanç kapısını kapatabiliriz.
Bir insandan özür dileyebiliriz.
Bir kötü alışkanlığımıza karşı mücadele başlatabiliriz.
Hidayet sadece oturup beklemek değildir.
Hidayet, doğruya doğru yürümektir.
Sen yürürsen Allah yolu gösterir.
Sen samimi bir adım atarsan Allah önüne başka yollar açar.
Sen nefsinle mücadele edersen Allah seni yalnız bırakmaz.
Bu ayetlerin bugün bize verdiği mesaj şudur:
Güven içinde yaşarken Allah’ı unutma.
Nimeti kullanırken sahibine nankörlük etme.
Kendi arzularını Allah’ın hükmü gibi anlatma.
Hakikat geldiğinde çıkarın için onu reddetme.
Doğru yol için emek ver, bedel öde ve mücadele et.
Çünkü fırtınada dua etmek başlangıçtır.
Karada sadık kalmak ise imanın ispatıdır.
Ve Allah, kendi yolunda samimiyetle mücadele edenleri mutlaka doğru yollara ulaştırır.
