Başörtüsü Sadece Bir Kültür Değil: Kur’an, Dil ve İnsanlık Tarihi Açısından Örtünme
Başörtüsü meselesi bugün çoğu zaman yalnızca “gelenek”, “kültür”, “siyaset” veya “kişisel tercih” başlıkları altında konuşuluyor. Oysa konuya Kur’an’ın diliyle, tarihî kaynaklarla ve insanlığın yüzyıllara yayılan tecrübesiyle baktığımızda çok daha geniş bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Örtünme yalnızca İslam toplumlarında ortaya çıkmış bir uygulama değildir. Yahudilikte, Hristiyanlıkta, eski toplumlarda ve uzun yüzyıllar boyunca Avrupa’da kadınların başlarını örtmeleri; mahremiyet, iffet, vakar, toplumsal statü veya ibadet ciddiyetiyle ilişkilendirilmiştir.
Fakat Müslüman açısından meselenin asıl dayanağı tarih değildir.
Asıl ölçü Kur’an’dır.
Nûr Suresi Başta Hükmün Ciddiyetini Bildirir
Nûr Suresi’nin ilk ayeti dikkat çekici bir ifadeyle başlar:
“Bu, indirdiğimiz ve farz kıldığımız bir suredir. Düşünüp öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.”
Nûr Suresi 1
Bu giriş, surenin yalnızca genel ahlak tavsiyeleri vermediğini; zina, iftira, mahremiyet, aile hayatı, iffet ve toplumsal ilişkiler hakkında bağlayıcı hükümler içerdiğini göstermektedir.
Bu sebeple Nûr Suresi 31. ayetteki örtünme emrini de sıradan bir kültürel tavsiye gibi okumak doğru değildir.
Nûr 31: Baş mı Örtülüyor, Göğüs mü Kapatılıyor?
Nûr Suresi 31. ayetin ilgili bölümünde şöyle buyrulur:
“Başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar…”
Arapça ifade şöyledir:
وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّ
Okunuşu:
“Ve’l-yadribne bi-humurihinne alâ cuyûbihinne.”
Burada özellikle iki kelime önemlidir:
Humur: “Hımar” kelimesinin çoğuludur. Klasik Arapçada kadının başına aldığı örtü için kullanılan bir kelimedir. Kelimenin bağlı olduğu خمر kökü örtmek, kapatmak ve gizlemek anlam alanıyla ilişkilidir.
Aynı kökten gelen hamr kelimesinin içki için kullanılması da dikkat çekicidir; çünkü sarhoşluk insanın aklını ve sağlıklı muhakemesini örter.
Cuyûb: “Ceyb” kelimesinin çoğuludur. Elbisenin boyun, yaka ve göğüs açıklığına işaret eder.
Dolayısıyla ayet kadınların kullandıkları başörtülerini yalnızca başlarının arkasına bırakmamalarını; boyun, gerdan ve göğüs açıklığını da örtecek şekilde kullanmalarını istemektedir.
Bu nedenle:
“Ayet sadece göğsü kapatmayı emrediyor; başın örtülmesini söylemiyor.”
şeklindeki yorum, ayette kullanılan hımar kelimesinin tarihî ve dilsel kullanımını dikkate almadığında eksik kalmaktadır.
Hamr ve Hımar Aynı Kökten Gelir
Kur’an’da hamr içki anlamında kullanılır. Hımar ise başı örten örtünün adıdır.
Her iki kelimenin ortak anlam alanında “örtmek” vardır.
İçki insanın aklını örter.
Hımar ise bedeni örter.
Fakat burada yalnızca kelime benzerliğinden hüküm çıkarmamak gerekir. Başörtüsünün anlamını belirleyen asıl unsur, kelimenin Arapçadaki yerleşik kullanımı ve ayetin bağlamıdır.
Örtünme meselesi böylece yalnızca bir kumaş meselesi olmaktan çıkar; mahremiyet ve insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin bir parçası hâline gelir.
Başörtüsü Yalnızca İslam’a Ait Değildir
Başın örtülmesi insanlık tarihinde çok eski dönemlerden beri farklı biçimlerde karşımıza çıkar.
Hristiyanlıkta Baş Örtüsü
Pavlus’un Korintlilere Birinci Mektubu’nun 11. bölümünde kadınların dua ve ibadet sırasında başlarının örtülmesi konusu ayrıntılı biçimde ele alınır.
Erken dönem Hristiyan yazarlarından Tertullian da De Virginibus Velandis yani Bakirelerin Örtünmesi Üzerine adlı eserinde kadınların örtünmesini uzun biçimde tartışır.
Bu durum, kadınların başlarını örtmelerinin yalnızca İslam’ın ortaya çıkmasından sonra başlayan bir uygulama olmadığını açık biçimde göstermektedir.
Yahudi Geleneğinde Baş Örtüsü
Yahudi geleneğinde de özellikle evli kadınların saçlarını örtmesi uzun dönemler boyunca önemli bir dinî ve toplumsal uygulama olarak kabul edilmiştir.
Mişna’nın Ketubot bölümünde kadının kamusal alanda başı açık dolaşması, dönemin Yahudi toplumsal-dinî kuralları bağlamında ele alınır.
Avrupa’da Kadınların Başlarını Örtmesi
Orta Çağ Avrupa’sına ait resimlere, heykellere ve el yazmalarına bakıldığında da kadınların saçlarını örten çeşitli başlık ve örtü biçimleri görülür.
Bunlardan biri İngilizcede wimple olarak adlandırılan örtüdür. Bu örtü yalnızca saçı değil; kimi biçimlerinde boyun ve çene çevresini de kapatmaktaydı.
Dolayısıyla başın örtülmesi tarih boyunca yalnızca “Arap kültürü” ile açıklanabilecek bir uygulama değildir.
Farklı toplumlarda farklı gerekçelerle ortaya çıkmıştır:
İbadet.
Mahremiyet.
Evlilik.
Toplumsal statü.
İffet.
Vakar.
Gelenek.
Avrupa’da Ne Değişti?
Avrupa’da kadınların başlarını örtmesi yüzyıllar boyunca son derece yaygındı. Daha sonraki dönemlerde şehirleşme, sanayileşme, moda anlayışının değişmesi, sekülerleşme ve toplumsal yaşamın dönüşmesiyle kadın kıyafetleri de değişmeye başladı.
Örtüler giderek farklı şapka ve başlık biçimlerine dönüştü. Daha sonra birçok toplumda günlük hayatta başı açık gezmek normalleşti.
Bu yüzden bugünün görüntüsüne bakıp:
“Kadınların başını örtmesi zaten yalnızca Müslümanlara ait bir gelenektir.”
demek tarihsel açıdan doğru değildir.
Daha doğru ifade şudur:
Baş ve saç örtme gelenekleri insanlık tarihinde birçok toplumda vardı; modern dönemde bunların önemli bir kısmı zayıfladı veya terk edildi.
Kur’an’ın Getirdiği Sistem
Kur’an örtünme konusunu tek başına ele almaz.
Nûr Suresi 30. ayette önce erkeklere hitap edilir:
“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar…”
Ardından kadınlara:
“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini sakınsınlar, iffetlerini korusunlar…”
denilir.
Bu sıralama son derece önemlidir.
Kur’an bütün sorumluluğu kadının üzerine bırakmaz.
Erkeğe:
Bakışını koru.
Kadına ve erkeğe:
İffetinizi koruyun.
Kadına:
Zinetini teşhir etme ve örtünü düzenle.
mesajı verir.
Yani sistem yalnızca:
“Kadın örtünsün.”
değildir.
Kur’an önce insanın bakışını, sonra bedenini, sonra da toplumsal ilişkileri terbiye etmektedir.
Başörtüsü Farz mıdır?
Nûr Suresi 31. ayetteki ifade emir niteliğindedir ve ayette kullanılan humur kelimesi klasik Arapçada başa alınan örtüyü ifade etmektedir.
Bu sebeple İslam hukukunun ve klasik tefsir geleneğinin ana çizgisinde Müslüman kadının mahrem olmayan erkeklerin yanında saçını ve ilgili mahremiyet bölgelerini örtmesi dinî bir yükümlülük olarak kabul edilmiştir.
Ancak burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır:
Bir hükmün farz olduğunu söylemek başka şeydir; o farzı yerine getiremeyen insanı aşağılamak başka şeydir.
Bir kadın örtünmenin Allah’ın emri olduğuna inanabilir ama bunu hayatına geçirmek konusunda nefsiyle, ailesiyle, çevresiyle veya kendi alışkanlıklarıyla mücadele ediyor olabilir.
Bu insanın eksikliği hükmü değiştirmez.
Ama hükmün varlığı da bize o insanı hor görme hakkı vermez.
Başörtüsü Bir Kumaştan Fazlasıdır
Başörtüsü yalnızca saçın üzerine konulan bir kumaş değildir.
Doğru anlaşıldığında bir bilinç taşır:
“Ben bedenimden ibaret değilim.”
“Ben insanların bakışlarının tüketim nesnesi değilim.”
“Mahremiyetimin bir değeri var.”
“Rabbimin emrini hayatımda önemserim.”
Fakat burada da dengeyi kaybetmemek gerekir.
Başını örten bir insan otomatik olarak üstün veya kusursuz olmaz.
Örtülü bir kadın da dilinden, ahlakından, kul hakkından, kibrinden, davranışlarından ve niyetinden sorumludur.
Aynı şekilde başı açık bir kadını yalnızca kıyafetinden hareketle “ahlaksız”, “imansız” veya “değersiz” ilan etmek de büyük bir haksızlıktır.
Çünkü biz insanların bütün hikâyesini bilmiyoruz.
Toplumun da İmtihanıdır
Örtünme yalnızca kadının imtihanı değildir.
Kadın örtüsüyle imtihan olabilir.
Erkek bakışıyla imtihan olur.
Toplum ise insanlara nasıl davrandığıyla imtihan olur.
Bir insanı kıyafetinden dolayı aşağılamak, dışlamak veya siyasi ve toplumsal bir kimliğe hapsetmek doğru değildir.
Başı açık olan kadına:
“Sen dinsizsin.”
demek ne kadar yanlışsa;
başı örtülü olan bir kadına sırf örtüsünden dolayı belirli bir siyasi kimlik yüklemek de o kadar yanlıştır.
İnsan, bir kıyafetten ibaret değildir.
Sonuç
Başörtüsü tarih boyunca farklı toplumlarda ve dinlerde farklı biçimlerde karşımıza çıkmıştır.
Yahudi geleneğinde vardır.
Hristiyan geleneğinde vardır.
Orta Çağ Avrupa’sında vardır.
Farklı toplumların mahremiyet ve vakar anlayışlarında vardır.
Fakat Müslüman açısından başörtüsünün asıl dayanağı bunların hiçbiri değildir.
Asıl dayanak Kur’an’dır.
Nûr Suresi 31. ayette kullanılan hımar kelimesi ve ayetin emir yapısı, örtünmenin yalnızca sonradan ortaya çıkmış kültürel bir gelenek olmadığını göstermektedir.
Ancak Allah’ın emrini savunmak adına Allah’ın kullarını aşağılamak da doğru değildir.
Bu nedenle dengeyi korumamız gerekir:
Hakikati gizlemeyelim.
İnsanı da ezmeyelim.
Allah’ın emrini küçültmeyelim.
Allah’ın kulunu da küçümsemeyelim.
Çünkü doğruyu güzel bir dille anlatmak da kulluğun bir parçasıdır.
Başörtüsü yalnızca bir kültür değildir.
Fakat başörtüsünü anlatmanın yolu da insanı yargılamak değil; Kur’an’ı, dili, tarihi ve hikmeti birlikte ortaya koymaktır.

