CoronaVirüsü hücre neden kabul ediyor ?
CoronaVirüsü hücre neden kabul ediyor ?
Hak–Batıl, Hücre–İnsan, Aile–Toplum Üzerine Bir Ders**
Corona virüsü herkese bulaşmıyor.
Bulaştığı herkesi de öldürmüyor.
Aynı şehirde, aynı binada, aynı ailede…
Kimi ağır geçiriyor, kimi hafif atlatıyor.
Kimi hasta bile olmuyor.
Aynı sofradan yiyen insanlar arasında bile test sonucu birine pozitif, diğerine negatif çıkıyor.
Peki neden?
Neden bazı bedenler virüse yeniliyor?
Neden bazıları ayakta kalıyor?
Cevap basit: Bağışıklık sistemi.
Ama bağışıklık sistemi dediğimiz şey sadece tıp kitaplarında anlatılan bir mekanizma değil.
Bu bir hayat yasasıdır.
Nasıl bir hücre savunmasını kaybedince virüs içeri giriyorsa,
insan da savunmasını kaybedince günah içeri giriyor.
Aile de kaybedince fitne içeri giriyor.
Toplum da kaybedince zulüm içeri giriyor.
İstersen gel, bir hücreyi, bir insanı, bir aileyi ve bir toplumu yan yana koyalım.
Göreceksin ki bozuluşun yasası her yerde aynıdır.
**1. Neden İnsanlar Haddi Aşar?
Nasıl Hücreler Sınırını Kaybederse…**
Bir insanın arabası vardır;
ama “daha iyisini” ister, krediye girer, ömrünü borca ipotek eder.
Bir ev vardır;
ama “daha büyüğünü” ister, faize girer, kendi yuvasını kendi eliyle yakar.
Bir eşi vardır;
ama içindeki tat hırsı doymak bilmez, gözünü karartır, yuvasını çökertir.
Bir şirketi vardır;
iyi yürürken gereksiz riskler alır, kredi yüklenir, stres çökünce işini batırır.
Bir aile vardır;
ama küçük kırgınlıklar büyür, iletişim kopar, sevgi azalır;
misafirlikler biter, sofralar soğur.
Bir toplum vardır;
ama insanlar birbirine güvenmez, kardeşlik yok olur, herkes kendinin derdine düşer.
Ve sonra diyoruz ki:
“Ne oldu bize?”
Aynı soru hücre için de geçerli.
Bir hücre neden normal glikoz, normal protein varken gider bir virüsü içeri alır?
Neden sahte şekerle gerçek şekeri ayırt edemez hale gelir?
Neden kapılarını, sınırlarını böyle kolay teslim eder?
Cevap aynı:
Bozulma birden olmaz.
Bozulma sessizce, yavaş yavaş başlar.
**2. Hücre Nasıl Çürür?
İnsan Nasıl Yoldan Çıkar?**
Hücre önce küçük kaçaklarla başlar.
Sahte şeker kabul edilir.
Sonra GDO’lu yiyecekler…
Sonra her tür pisliği içeri almaya başlar.
Öyle bir noktaya gelir ki artık önüne geleni ayırt etmez.
Lezzet için yaşar, kalite için değil.
Sonra virüs gelir.
Hücre artık sorgulamaz;
“Gel” der, kapıyı açar.
Çünkü hücre, sınırlarını kaybetmiştir.
İnsan da böyledir.
Kalbine düşen ilk küçük siyah damlayı önemsemez.
Bir yalan…
Bir faiz…
Bir haram bakış…
Bir kirli kazanç…
Bir küçük ihanet…
Sonra bir bakarsın o ilk siyah damla çoğalmış.
Beyaz siyaha dönmeye başlamış.
Toplum da aynı yasaya tabidir.
Bir iş adamı, bir esnaf, bir yönetici haramla tanışır.
Sonra o haram yayılır.
Tıpkı beyaz boyaya düşen bir siyah damla gibi…
Önce gri, sonra daha koyu gri, sonra simsiyah.
Faiz normalleşir.
Zina normalleşir.
Borç ödememek marifet olur.
Kul hakkı önemsizleşir.
Gösteriş ibadet gibi yaşanır.
Sadaka adı altında vicdan ticareti yapılır.
Ve herkesin cümlesi aynıdır:
“Ben iyi bir insanım. Sorun başkalarında.”
Hücre nasıl kendini kandırıyorsa, insan da kendini öyle kandırır.
Toplum da öyle.
**3. Virüs – Fitne – Yoldan Çıkış
Aynı Sistem, Aynı Saldırı**
Virüs tek başına çoğalamaz.
Başka virüsle birleşemez.
Mutlaka bir hücreye ihtiyaç duyar.
Niye?
Çünkü yapısı bozulmuş olanı hedef alır.
Güçlü hücreye işlemiyor.
Virüs hücrenin reseptörüne yapışır.
İçeri yanlış bilgi aktarır.
Hücreye şöyle fısıldar:
“Ben sensin. Benim kodumu çalıştır.”
Bu bir fitnedir.
Aynı şeyi şeytan yapar.
Şeytanın da tek başına gücü yoktur.
Bir insanın kapısını çalıp içeri bilgi sızdırması gerekir.
HAK olanı BATIL yapmaya çalışır.
Beyazı siyah gösterir.
Helali haram gibi…
Harami helal gibi…
Hücre bu fısıltıyı kabul ettiğinde:
• proteinleri değişir,
• üretimi bozulur,
• kişiliği dönüşür,
• sonunda kendini yok eder.
İnsan da şeytanın fitnesini kabul ettiğinde:
• helali terk eder,
• harama yönelir,
• aileyi yıkar,
• güveni yok eder,
• toplumu çürütür,
• sonunda kendine zulmeder.
Hücre ölür.
İnsan helak olur.
Toplum çöker.
Yasa aynıdır.
**4. Suçlu Kim?
Virüs mü? Şeytan mı? İnsan mı?**
Kolay bir cevap yok.
Ama kesin bir ayet var:
Fâtır Suresi 35/18:
“Hiçbir günahkar bir başkasının günahını yüklenmez.”
Kimse kimsenin yükünü taşıyamaz.
Yani kimse suçu virüse, şeytana, dış güçlere, topluma atamaz.
Hücre kendi savunmasını zayıflattıysa,
insan kendi kalbini bozduysa,
toplum kendi mizanını yıktıysa…
Kimseyi suçlayamaz.
Virüs fitne verir.
Şeytan vesvese verir.
Ama kararı veren biziz.
**5. Sonuç:
Bozulmanın sebebi dışarıda değil, içerdedir.
İyileşmenin kapısı da içerdedir.**
Eğer hücre seçmeyi bilseydi virüs içeri giremezdi.
Eğer insan nefsi yönetebilseydi şeytan fitne veremezdi.
Eğer aile değerlerini korusaydı fitne yuva bulamazdı.
Eğer toplum hakkı üstün tutsaydı batıl yayılmazdı.
Öyleyse mesele virüs değil.
Mesele şeytan değil.
Mesele hayatın her alanında mizanı kaybetmek.
Ne zaman ki HAK’la BATIL’ı karıştırdık,
beyazla siyahı birbirine kattık,
helalle haramın sınırlarını bulanıklaştırdık…
İşte o gün bozulma başladı.
Ve şifa yine aynı yerde duruyor:
Sınırlarımızı geri kurmakta.
Mizanı toparlamakta.
Hak olanı seçmekte.
Kalbi temiz tutmakta.
Hücrenin yolu nasıl düzelirse insanın yolu da öyle düzelir.
Bu dersin resimli sunum pdf dosyasını indirmek için tıklayınız.

.png)