Duamız, Kulluğumuz ve Teslimiyetimiz Olmasa Ne Kıymetimiz Kalır?

İnsan bazen dünyaya öyle dalıyor ki neden yaratıldığını unutuyor. Sabah kalkıyor, işe gidiyor, para kazanıyor, borç ödüyor, ev derdi, araba derdi, gelecek kaygısı, geçim sıkıntısı, çocuk derdi, aile derdi derken bir ömür geçiyor.

Ama Kur’an bize çok temel bir soruyu hatırlatıyor:

“Ben neden yaratıldım?”

Bu sorunun cevabı Zâriyât Suresi 56. ayette çok açık veriliyor:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

Demek ki insan başıboş yaratılmadı. İnsan sadece yiyip içmek, gezmek, kazanmak, tüketmek ve ölmek için dünyaya gelmedi. İnsan Allah’ı tanımak, O’na yönelmek, O’na teslim olmak ve O’nun razı olacağı bir hayat yaşamak için yaratıldı.

Ama kulluk sadece sözle olmaz. “Ben inanıyorum” demek yetmez. Kulluk; dua ile, tövbe ile, şükür ile, emek ile, doğru niyet ile ve haramdan uzak durmakla kendini gösterir.

Dua Yoksa Bağ da Zayıflar

Furkan Suresi 77. ayette çok sarsıcı bir ifade vardır:

“Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?”

Bu ayet sadece “dua edin” demiyor. Daha derin bir şey söylüyor.

Dua, kul ile Allah arasındaki bağdır. Dua sadece “Allah’ım bana şunu ver” demek değildir. Dua; yalvarmaktır, şükretmektir, tövbe etmektir, acziyetini bilmektir, Allah’a muhtaç olduğunu kabul etmektir.

Bir insan dua etmiyorsa aslında şunu demiş gibi olur:

“Ben kendime yeterim.”

İşte tehlike burada başlar. Çünkü insan kendini yeterli gördüğü anda kibir başlar. Kibir başlayınca tövbe zayıflar. Tövbe zayıflayınca günah normalleşir. Günah normalleşince kalp kararır.

Allah kuluna kapıyı kapatmıyor. Ama kul Allah’a dönmüyorsa, yalvarmıyorsa, şükretmiyorsa, tövbe etmiyorsa kendi eliyle bağını zayıflatıyor.

Dua insanın yönünü belli eder.

Kime güveniyorsun?
Kimden yardım istiyorsun?
Kime sığınıyorsun?
Kimin rızasını istiyorsun?

İşte dua bu soruların cevabıdır.

Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Öğrettiği Niyet

Bakara Suresi 127. ayette Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Kâbe’nin temellerini yükseltirken şöyle dua ettikleri bildirilir:

“Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur. Şüphesiz sen işitensin, bilensin.”

Burada çok büyük bir ders var.

Hz. İbrahim ve Hz. İsmail Allah yolunda çok büyük bir iş yapıyorlar. Kâbe’nin temellerini yükseltiyorlar. Ama buna rağmen “Biz yaptık, tamamdır” demiyorlar.

Ne diyorlar?

“Rabbimiz, bizden kabul et.”

Çünkü mesele sadece bir şey yapmak değildir. Mesele o yaptığın şeyin Allah katında kabul edilmesidir.

Namaz da böyledir.
Sadaka da böyledir.
Kurban da böyledir.
Yardım da böyledir.
İlim öğrenmek de böyledir.
Bir insana iyilik yapmak da böyledir.

Allah’ın bizim ibadetimize ihtiyacı yoktur. Allah bizim namazımıza, kurbanımıza, sadakamıza muhtaç değildir. Zaten sahip olduğumuz her şeyi veren Allah’tır. Biz Allah’a bir şey veriyor değiliz. Biz aslında niyetimizi gösteriyoruz.

“Rabbim, ben senin kulunum.”
“Rabbim, ben senin rızanı istiyorum.”
“Rabbim, ben sana teslim olmak istiyorum.”

İşte ibadetin özü budur.

“Temiz Kalpliyim” Demek Yetmez

Bugün bazı insanlar şöyle diyor:

“Benim kalbim temiz. Namaza ne gerek var?”
“Ben zaten iyi insanım. Kurban kesmeye ne gerek var?”
“Ben kimseye kötülük yapmıyorum. Duaya ne gerek var?”

Ama insan sadece içinden geçenle ölçülmez. Niyet, amelle görünür hale gelir.

Bir insan sevdiğini sadece sözle değil, davranışla da gösterir. Allah’a olan kulluk da böyledir. İnsan Rabbine olan teslimiyetini namazıyla, duasıyla, tövbesiyle, sadakasıyla, haramdan uzak durmasıyla gösterir.

Maûn Suresi’nde gösteriş için namaz kılanlardan bahsedilir. Demek ki namazın kendisi kadar niyet de önemlidir. Aynı namaz bir insanı Allah’a yaklaştırabilir; başka bir insan için sadece gösteriş olabilir.

Bu yüzden her hayırlı işten sonra insan şöyle demeli:

“Rabbim, bunu benden kabul et.”

Çünkü kabul kapısı Allah’ın elindedir.

Müslüman Olmak Teslim Olmaktır

Bakara Suresi 128. ayette Hz. İbrahim ve Hz. İsmail şöyle dua eder:

“Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan kıl. Soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet yollarımızı göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz sen tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametlisin.”

Burada “Müslüman” kelimesinin özü ortaya çıkıyor.

Müslüman, sadece adı Müslüman olan kişi değildir. Müslüman; teslim olan kişidir.

Allah için gerektiğinde nefsinden vazgeçebilen kişidir.
Haram kazançtan vazgeçebilen kişidir.
Yalandan vazgeçebilen kişidir.
Zinadan, faizden, hileden, kul hakkından uzak durabilen kişidir.
Gerekirse zarar etmeyi göze alıp harama girmeyen kişidir.

Hz. Yusuf’u düşünelim. Günaha düşmektense zindanı tercih etti. Çünkü teslimiyet budur. Müslümanlık sadece rahat zamanda “inandım” demek değildir. Zor zamanda da Allah’ın sınırlarını koruyabilmektir.

Hz. İbrahim’in duasında bir başka güzellik daha var: Sadece kendisi için dua etmiyor. Soyu için, gelecek nesiller için, ümmet için dua ediyor.

Biz çoğu zaman sadece kendimiz için dua ediyoruz:

“Rabbim borcumu ödet.”
“Rabbim bana iş ver.”
“Rabbim bana ev ver.”
“Rabbim sıkıntımı gider.”

Bunlar da dua elbette. Ama Hz. İbrahim’in duası bize daha geniş bir bilinç öğretiyor.

Ailemize dua edeceğiz.
Çocuklarımıza dua edeceğiz.
Kardeşlerimize dua edeceğiz.
Komşularımıza dua edeceğiz.
Ümmete dua edeceğiz.
Mazlumlara dua edeceğiz.
Gelecek nesillere dua edeceğiz.

Çünkü dua sadece istemek değil, tarafını belli etmektir.

Dua Bencil Olmamalı

Bugün dünyada zulüm gören nice mazlum var. Filistin’de, Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Yemen’de, Afrika’da, dünyanın birçok yerinde insanlar acı çekiyor.

Bir Müslüman sadece kendi sofrasını, kendi evini, kendi çocuğunu, kendi parasını düşünemez.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyemez.

Çünkü zulüm bir yerde büyürse, gün gelir başka yerlere de ulaşır. Mazluma dua etmek, zalimin zulmüne karşı durmak, insanın yönünü belli etmesidir.

Hz. İbrahim’in duası bize şunu öğretiyor:

Büyük insan sadece kendini düşünen insan değildir.
Büyük insan, daha doğmamış nesiller için bile hayır isteyen insandır.

Kitap, Hikmet ve Temizlenme

Bakara Suresi 129. ayette Hz. İbrahim şöyle dua eder:

“Rabbimiz! Onlara kendi içlerinden bir elçi gönder. Onlara senin ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin, onları temizlesin.”

Burada üç önemli kavram var:

Ayet, kitap ve hikmet.

Ayet bize işaretleri gösterir.
Kitap bize ölçüyü öğretir.
Hikmet ise sebep-sonuç ilişkisini anlamamızı sağlar.

İnsan başına bir şey geldiğinde üç soru sorar:

“Bu nedir?”
“Neden başıma geldi?”
“Bundan nasıl kurtulurum?”

İşte hikmet bu soruların cevabını aramaktır.

Allah her şeyi bir ilim ve hikmetle yaratmıştır. Hiçbir şey başıboş değildir. Güneşin doğuşunda bile ölçü vardır. Bedenimizde ölçü vardır. Hücrelerimizde, organlarımızda, nefesimizde, saçımızda, tırnağımızda bile bir düzen vardır.

Eğer her şey tesadüf olsaydı, mizan olmazdı. Düzen olmazdı. Ölçü olmazdı. Ama her şeyde bir nizam var. Bu da bize Allah’ın ilmini, hikmetini ve kudretini gösterir.

Hz. İbrahim’in Yolundan Kim Yüz Çevirir?

Bakara Suresi 130. ayette şöyle buyrulur:

“Kendini bilmeyenden başka kim İbrahim’in dininden yüz çevirir?”

Bu çok ağır bir uyarıdır.

Hz. İbrahim’in yolu teslimiyet yoludur. Allah’a güvenme yoludur. Putları kırma yoludur. Sadece taştan putları değil; insanın içinde büyüttüğü putları da kırma yoludur.

Para put olabilir.
Makam put olabilir.
Güzellik put olabilir.
Marka put olabilir.
Şöhret put olabilir.
Nefis put olabilir.
Heva ve heves put olabilir.

İnsan Allah’a teslim olmazsa, mutlaka başka bir şeye teslim olur. Ya parasına teslim olur, ya arzusuna teslim olur, ya korkusuna teslim olur, ya insanların beğenisine teslim olur.

İşte insanın asıl sınavı burada başlar.

Asuman’ın Hikâyesi: Hevanın Peşinden Giden Bir Hayat

Bunu anlamak için hayali bir örnek düşünelim.

Asuman fakir bir ailede doğmuştu. Ailesi inançlı insanlardı. Ama Asuman’ın kalbi daha küçük yaşlardan itibaren lükse, gösterişe, pahalı markalara, güzel görünmeye ve zengin olmaya takılmıştı.

Onun için hayatın anlamı güzel giyinmek, pahalı arabalara binmek, dikkat çekmek ve zengin insanların arasında olmaktı.

Zamanla bu istekleri büyüdü. Babasını borca soktu. Daha fazlasını istedi. Sonra zengin insanlara yaklaşmanın yollarını aradı. Kendi değerini, bedenini ve güzelliğini kullanarak elde etmeye çalıştı.

Bir süre istediği şeylere ulaştı. Para gördü. Lüks gördü. Pahalı eşyalar gördü. Ama bu yolun sonu huzur olmadı.

Çünkü batılın üzerine kurulan şey kalıcı olmaz.

Güzelliği azalmaya başlayınca, onu güzelliği için tercih eden insanlar da uzaklaştı. Parası için yaklaştığı insanlar, daha güzeline ve daha yenisine yöneldi. Asuman yaşlandıkça yalnızlaştı. Geride sağlam dostluklar, hayırlı ameller, alınmış dualar, temiz bir hayat kalmadı.

Bu örnek sadece bir kadını anlatmaz. Bu örnek insanın hevasını anlatır. Aynı hata bir erkekte de olur. Bir iş adamı da hileyle, faizle, yalanla, kul hakkıyla para kazanır; bir süre büyür, sonra bir yerde çöker. Çünkü haram üzerine kurulan kazanç bereket getirmez.

İnsan neyin peşinden giderse, sonunda onun bedeliyle karşılaşır.

Haram Sadece “Yasak” Değildir, Zarar Vermektir

Haramı bazen sadece dini bir kelime gibi düşünüyoruz. Oysa haram çoğu zaman zarar vermektir.

Faiz zarar verir.
Zina ailelere zarar verir.
Yalan güvene zarar verir.
Gıybet kalplere zarar verir.
Kul hakkı topluma zarar verir.
Sigara bedene, çevreye ve başkasına zarar verir.
Trafikte haksızlık yapmak başkasının hakkına zarar verir.

Mesela bir insan arabada sigara içip izmariti camdan dışarı atıyor. Ona göre basit bir şey. Ama o izmarit bir arabanın üstüne düşebilir, doğaya zarar verebilir, hayvana zarar verebilir, yangına sebep olabilir.

Sonra insan diyor ki:

“Ben ne yaptım ki?”

İşte mesele burada. İnsan bazen küçük gördüğü davranışlarla büyük zararlar oluşturuyor. Haramın özü de budur: zarar vermek, hakkı çiğnemek, emanete ihanet etmek.

Sonucu Değiştirmek İstiyorsan Sebepleri Değiştir

Hayatta herkes iyi bir sonuç ister.

Huzur ister.
Bereket ister.
Sağlık ister.
Mutluluk ister.
İyi bir aile ister.
İyi bir gelecek ister.

Ama sonuçların değişmesi için sebeplerin de değişmesi gerekir.

Bir araba 300 kilometre hız yapsın istiyorsan motorunu, lastiğini, sistemini ona göre hazırlaman gerekir. Sadece “hızlı gitsin” demekle olmaz.

Hayat da böyledir.

Bereket istiyorsan haramdan uzak duracaksın.
Huzur istiyorsan gıybeti bırakacaksın.
Dua istiyorsan sen de başkasına dua edeceksin.
Affedilmek istiyorsan tövbe edeceksin.
Allah’ın yardımını istiyorsan yönünü Allah’a çevireceksin.

Sebep yanlışsa sonuç doğru gelmez.

Sadakada Bile Niyet ve Bilinç Lazım

İyilik yaparken bile bilinç gerekir. İnsan bazen yardım ettiğini zanneder ama kandırılabilir. Sadaka vermek güzeldir ama niyet kadar hikmet de önemlidir.

Birine yardım ederken gerçekten muhtaç mı, verdiğimiz yardım doğru yere gidiyor mu, bu iyilik bir hayra mı vesile oluyor, bunları da düşünmek gerekir.

Çünkü Müslüman saf olmak zorunda değildir. Merhametli olmak başka, kandırılmaya açık olmak başkadır. Kur’an bize hem merhameti hem hikmeti öğretir.

Her Gün Tövbe, Her Gün Yeni Bir Başlangıç

İnsan hata yapabilir. Günaha düşebilir. Yanlış kararlar verebilir. Ama kapı kapanmış değildir.

Allah Tevvab’dır.
Allah Rahim’dir.
Allah Gafur’dur.

Yeter ki insan fark etsin. Yeter ki yönünü çevirsin. Yeter ki “Rabbim ben hata ettim” diyebilsin.

Tövbe sadece dil ile söylenen bir kelime değildir. Tövbe, insanın kendini uyarmasıdır. Aynı hataya tekrar düşmemek için bilinç açmasıdır.

Bugün bir hata yaptıysan bugün tövbe et.
Bugün yanlış söylediysen bugün düzelt.
Bugün birine zarar verdiysen bugün helallik iste.
Bugün harama yaklaştıysan bugün geri çekil.

Çünkü insan tövbe ettikçe diri kalır.

Sonuç: Duamız, Niyetimiz ve Teslimiyetimiz Bizim Değerimizi Gösterir

Furkan Suresi 77 bize duanın değerini hatırlatıyor.
Zâriyât Suresi 56 bize yaratılış gayemizi hatırlatıyor.
Bakara 127-130 bize Hz. İbrahim’in teslimiyetini, duasını, niyetini ve yolunu gösteriyor.

Bu ayetler bize şunu söylüyor:

Duasız hayat kuru bir hayattır.
Tövbesiz kalp ağırlaşır.
Şükürsüz nimet bereketsizleşir.
Niyetsiz amel boşalır.
Teslimiyetsiz iman eksik kalır.

Müslüman olmak, sadece “ben Müslümanım” demek değildir. Müslüman olmak; Allah’a teslim olmaktır. Nefsine rağmen doğruyu seçmektir. Haramdan vazgeçmektir. Dua ile bağını diri tutmaktır. Kendin için istediğin hayrı başkaları için de istemektir.

Rabbimiz bizi kendisine teslim olanlardan eylesin.
Duası diri, niyeti temiz, ameli salih kullarından eylesin.
Bizi kendimize bırakmasın.
Bizi heva ve hevesimizin peşinden sürüklenenlerden değil, Hz. İbrahim’in teslimiyet yolundan yürüyenlerden eylesin.

Âmin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir