Anlamak var birde Anlamak var

 “Anlamak” ve “Ezberlemek” Arasındaki Fark

Günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolaylaştı, ancak bilmek ile anlamak arasındaki fark daha da derinleşti.
Birçok insan, bilgiyi “ezberleyerek” biliyor ama “anlayarak” yaşamıyor. Ezber, akılda kalan bir bilgidir; anlamak ise kalpte yer eden bir idraktir.

🔹 Ezber:

  • Dışa dönüktür, tekrarla güçlenir.
  • Bilgi zihinde depolanır ama davranışa dönüşmez.
  • Sınav kazandırır, ama hayatı dönüştürmez.
  • Bugün sosyal medyada ayet, hadis, söz paylaşan ama o sözü yaşamayan milyonlarca insan bu farkı ortaya koyuyor.

🔹 Anlamak:

  • İçselleştirmektir; bilgi, davranışa ve hayata dönüşür.
  • Kalp ve akıl birlikte çalışır.
  • Kişi sadece “ne söylendiğini” değil, “neden söylediğini” de kavrar.
  • Anlayan kişi, ezberlediği bir cümleyi 100 farklı durumda doğru biçimde yorumlayabilir.

 Kur’an Perspektifinden

1. Sadece ezberlemek yeterli değildir.

“Onlara Kitap verildi, fakat onu gereği gibi okumadılar.”
(Bakara 2:121)

Bu ayet, sadece okumayı değil, anlamayı, içselleştirmeyi, yaşamayı öğütler.
Yani “okumak” demek, “yaşamak” demektir.

 Ikra’bismi rabbikellezi halak.


2. Kur’an akletmeyi emreder.

“Biz bu Kur’an’ı düşünesiniz diye indirdik.”
(Sad 38:29)

Burada amaç ezber değil, tefekkür yani derin düşünmedir.
Günümüzde insanlar ezberledikleri sureleri, anlamına vakıf olmadan okuyor. Oysa Kur’an’ın mesajı, “anlamadan okunan” değil, “hayata aktarılan” bir kelamdır.


3. Anlamak insanı diriltir.

“Ölü iken kendisini dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir nur verdiğimiz kimse…”
(En’am 6:122)

Bu “dirilme” fiziksel değil, bilinçsel diriliştir.
Kur’an’ı anlayan kişi, karanlıktan aydınlığa çıkar; çünkü artık hayatı bir ezber değil, bir farkındalık hâline gelir.


4. Sadece dilde kalan bilgiyle yetinenler uyarılır.

“Onların kalpleri vardır, fakat anlamazlar; gözleri vardır, görmezler; kulakları vardır, işitmezler.”
(Araf 7:179)

Bu ayet, bilgi çağında yaşayan ama anlamayan insanları tarif eder.
Bugün milyonlarca insan, Kur’an ayetlerini, bilimsel bilgileri, felsefi cümleleri “okuyor” ama kalp duvarından içeri geçirmiyor.


Günümüzden Örneklerle

  • Ezberleyen öğrenci, sınavdan 100 alır ama hayatta başarısız olur; anlayan öğrenci, sınavda 80 alır ama bilgiyi hayatına uygular.
  • Ezberle namaz kılan kişi, kalbiyle bağ kurmadan secde eder; anlayarak kılan, her secdede Rabbini hisseder.
  • Ezberle dua eden ağzıyla ister; anlayarak dua eden kalbiyle yönelir.
  • Ezberle konuşan biri, kalpten değil metinden konuşur; anlayan biri, kelimelere ruh üfler.

 Sonuç

Kur’an ezberlenmek için değil, yaşanmak için gönderilmiştir.
Anlamak, ezberden üstündür; çünkü anlamak, Allah’ın kelamını hayatın içine taşımaktır.

“Bu (Kur’an), kalp sahibi olan kimseler için bir öğüttür.”
(Kaf 50:37)

Kalp olmadan anlamak, anlamadan ezberlemek; her ikisi de insanı hakikatten uzaklaştırır.
Gerçek ilim, ezberin değil idrakin, bilginin değil bilincin ilimidir.

———–

İnsan sadece bilinmek değil, anlaşılmak ister. Çünkü anlamak, değer vermektir.
Ezberlemek ise yüzeyde kalmaktır.
Bu fark, yalnızca insanlar arasında değil, insan ile Allah arasında da geçerlidir.


 1. Günümüz Dünyasında “Anlaşılmak” İhtiyacı

Bugünün insanı, bilgi çağında yaşıyor ama duygu yoksunluğu içinde.
Teknoloji ilerledi, iletişim kolaylaştı; fakat anlama derinliği azaldı.
İnsanlar birbirini görüyor ama tanımıyor, konuşuyor ama dinlemiyor, seviyor ama hissetmiyor.

  • Eşler, birbirlerini “ezberlemiş” gibi davranıyor:
    Aynı cümleler, aynı kavgalar, aynı suskunluklar… ama kimse kimseyi gerçekten anlamıyor.
    Oysa bir ilişki, ezberle değil, empatiyle yaşar.

  • Anne-babalar, çocuklarının ezberlemesini istiyor ama anlamasını bekliyor.
    Çünkü ezber, geçici bir başarıdır; anlamak, karakterin inşasıdır.

  • Patronlar, çalışanların prosedürü ezberlemesini değil, işi idrak etmesini ister.
    Çünkü ezber, kriz anında çöker; anlayış, kriz anında üretir.

  • Öğretmen, öğrencinin doğru cevabı ezberlemesinden çok, doğru düşünmesini ister.
    Çünkü bilgi geçicidir, anlayış ömürlüdür.

Ve en sonunda:
Herkes anlaşılmak ister.
Çünkü anlaşılmak, varlığının onaylanmasıdır.


2. Kur’an’da “Anlamak” ve “Samimiyet” İlişkisi

 a) Allah, anlaşılarak sevilmek ister

Kur’an’da Allah, kullarına “beni tanıyın, anlayın, düşünün” diye seslenir:

“Onlar ayakta, otururken ve yanları üzerindeyken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler ve derler ki: ‘Rabbimiz, Sen bunları boşuna yaratmadın.’”
(Âl-i İmrân 3:191)

Bu ayet, sadece ezber dua eden değil, anlayarak düşünen kulları över.
Çünkü Allah, mecburiyetten ibadet değil, şuurla bağlılık ister.


 b) Mecburiyetten yapılan ibadet sahte sevgidir

“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarında gaflet içindedir.”
(Maun 107:4-5)

Yani Allah bile, ezberden yapılan, kalbi olmayan ibadeti kabul etmiyor.
İbadetin değeri, bilinçte ve samimiyette.

Tıpkı senin dediğin gibi:
Bir insan eşini “ezberden” sevmez; “anladığı için” sever.
Allah da kulunu, anlayan kalple yaklaşınca kabul eder.


 c) İnsanların anlaşılma arzusu fıtridir

“Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanıyasınız diye halklar ve kabileler yaptık.”
(Hucurât 49:13)

“Tanımak” burada yüzeysel değil, derin bir anlam kurmak demektir.
Yani Allah insanı, birbirini anlaması için yaratmıştır.
Anlamak; tanımaktır, saygıdır, sevgidir, hikmettir.


 d) Ezber bilgi değil, kalp bilgisi önemlidir

“Onların kalpleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler.”
(A‘râf 7:179)

Bu ayet, bugünün dünyasını tarif eder.
Bilgiyle dolu insanlar, ruhen boş yaşıyor.
Ezberledikleri şeyleri yaşamlarına dönüştüremiyorlar.


 3. Günümüzle Bağlantılı Sonuçlar

  • Evlilik, kalple anlaşma üzerine kurulur; ezberle yürütülmez.
  • Aile, anlamla büyür; emirle değil, empatiyle ayakta kalır.
  • Eğitim, ezberle değil, anlayışla toplumu dönüştürür.
  • İbadet, kalple yapıldığında ruhu temizler; ezberle yapıldığında alışkanlığa döner.
  • Sevgi, anlamla köklenir; ezberle kurur.

 Son Söz

Kur’an’ın diliyle:

“Allah, kalplerinizdekine bakar.”
(Hadis; Müslim, Birr 33)

Yani Allah da, insanlar da ezber değil, anlam ister.
Çünkü anlamak; bağ kurmaktır, değer vermektir, var etmektir.
Ezber ise; duyarsızlık, yüzeysellik ve yalnızlıktır.

Gerçek sevgi, gerçek iman ve gerçek ilim; anlamaktan doğar, ezberde kaybolur.


 1. “Anlamak” ile “Anlatmak” Arasındaki Fark

Anlamak, içe yöneliktir.

Kişi bir şeyi kendi içinde idrak eder.
Bilgiyi, kalbinden geçirir, duygusunu katar, hikmetini fark eder.
Anlamak; bir hakikatin içine doğmak gibidir.
Bir şeyi anlamak, onunla halleşmek demektir.

Anlatmak ise dışa yöneliktir.

Anlatmak, içten doğan hakikatin dile yansımasıdır.
Ama eğer içte bir derinlik yoksa, anlatılan sözler yüzeyde yankılanır, kimsenin kalbine değmez.

Tıpkı bir müzisyenin notaları ezberlemesiyle,
bir başka müzisyenin o notaları hissetmesi arasındaki fark gibi.
Biri sesi çıkarır, diğeri ruhu taşır.


 2. Ezberleyen Neden Anlatamaz?

Çünkü ezberleyen, sadece “bilgiye sahip”tir;
ama anlayan, “bilgiyi dönüştürmüştür.”

 Ezberleyen:

  • Duygusuz anlatır.
  • Kendi cümlesi yoktur; başkalarının cümlelerini tekrarlar.
  • Sesi vardır, nefesi vardır ama ruhu yoktur.
  • Ezberlemiştir ama yaşamamıştır.
  • Konuşur ama ikna edemez, çünkü samimi değildir.

 Anlayan:

  • Söylediği her kelimede yaşanmışlık vardır.
  • Dinleyici onun gözündeki gerçeği hisseder.
  • Kalpten konuşur, çünkü kalbiyle bilmiştir.
  • O artık “aktaran” değil, şahitlik eden kişidir.

 3. Kur’an’dan Perspektif

 a) “Bilgi” yetmez, “hikmet” gerekir.

“Kime hikmet verilmişse, ona büyük bir hayır verilmiştir.”
(Bakara 2:269)

Hikmet, sadece bilmek değil, anlamı yerli yerine koymaktır.
Ezberleyen “ayet bilir”,
anlayan “ayet yaşar.”
Bu yüzden ezberleyen konuşur, ama hikmetli konuşmaz.


 b) Allah, samimi konuşanı üstün tutar.

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?
Allah katında, yapmadığınız şeyi söylemeniz büyük bir nefret konusudur.”
(Saff 61:2-3)

Bu ayet, ezberle anlatan ama yaşamayan herkese bir uyarıdır.
Allah, sözde değil, özde doğruluk ister.
Anlamadan anlatan kişi, kendi sözünü bile taşımıyordur —
çünkü kalbiyle aynı frekansta değildir.


 c) Kur’an, kalple anlatmayı ister.

“Ey Muhammed! Sen sadece hatırlatırsın. Sen onların üzerine bir zorba değilsin.”
(Gâşiye 88:21-22)

Burada anlatmanın özü: hatırlatmak.
Yani bilgi dikte etmek değil, anlamın kalpte uyanmasına vesile olmaktır.
Gerçek anlatıcı, öğreten değil, hatırlatandır.
Çünkü önce anlamış, sonra anlatmıştır.


 4. Günümüzden Örneklerle

Öğretmen – Ezberleyen Öğrenci

Bir öğretmen, öğrencinin ders notlarını ezberlemesine değil, konuyu idrak etmesine sevinir.
Ezberleyen öğrenci soruyu farklı sorduğunda durur kalır.
Ama anlayan öğrenci, sorunun yönü değişse bile cevabı bulur.

Eşler Arası İletişim

Ezberden “seni seviyorum” diyen birinin sözü zamanla boş bir ses olur.
Ama anlayarak seven, karşısındakini dinleyen, hisseden biri
tek kelime etmeden bile sevgisini anlatır.

Patron ve Personel

İşini ezberleyen personel hata yapınca donakalır,
ama işini anlayan, çözüm üretir.
Çünkü o işi sadece yapmaz; işi yaşar.

İman

Bazı insanlar namaz surelerini ezberlemiştir ama Allah’ı anlamaz;
bazı insanlar az ezber bilir ama Allah’ı her an hisseder.
Birincisi ritüel yaşar, ikincisi imanı yaşar.


5. Sonuç: Anlamak Samimiyettir, Ezber Sahte Sestir

  • Anlamak, kalpten gelir;
    anlatmak, dilden çıkar.
  • Ezberleyen, sadece sesiyle konuşur;
    anlayan, ruhuyla konuşur.
  • Ezber, öğretir ama etkilemez;
    anlamak, dönüştürür.
  • Samimi olmayan, anlatırken tükenir;
    anlayan, sustuğunda bile anlatır.

 Kur’an’ın Özeti Gibi Bir Gerçek:

“Bu (Kur’an), kalp sahibi olan kimseler için bir öğüttür.”
(Kaf 50:37)

Yani sözün değeri, anlatanın samimiyetinde saklıdır.
Kalp yoksa, kelime boş;
anlam yoksa, anlatım yalandır.
Gerçek anlatmak, anlamış olmaktan doğar
tıpkı güneşin ısıyı, kendinde yanan ışıkla yayması gibi.

———–

Anlamak → İlim → Hikmet → Hüküm
bir zincirdir. Bu dört kavram, Kur’an’ın düşünce sisteminin omurgasını oluşturur.


1. Anlamak: İdrak Etmek, Farkına Varmak

Anlamak; sadece bilmek değil, bilginin özüne nüfuz etmek demektir.
Kişi anlamadan öğrendiğinde, bilgi onun elinde bir ezber olur;
ama anlayarak öğrendiğinde, bilgi ilim hâline gelir.

🔹 Kur’an’da bu fark açıkça belirtilir:

“Allah, dilediğine hikmeti verir; kime hikmet verilirse, ona büyük bir hayır verilmiştir.”
(Bakara 2:269)

Buradaki “hikmet”, sadece bilgi değil, bilgiyi doğru şekilde anlayıp uygulama yeteneğidir.
Yani “anlamak” hikmete giden ilk adımdır.


2. İlim: Bilgiyi Hakikate Dönüştürmek

İlim, ezberin değil, anlayışın sonucudur.
Bir kişi, çok şey bilebilir ama ilim sahibi olmayabilir.
Çünkü ilim, bilgiyle birlikte iman, ahlak ve hikmet taşır.

🔹 Kur’an bunu şöyle anlatır:

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”
(Zümer 39:9)

Buradaki “bilenler” sadece okumuş olanlar değil, anlayanlardır.
Çünkü gerçek bilgi, insanı tevazuya götürür;
ezber bilgi ise gurura.

🔹 Başka bir ayet:

“Allah’tan ancak âlimler (ilim sahipleri) korkar.”
(Fatır 35:28)

Bu da gösterir ki, ilim “bilgi yığını” değil, kalpte derin bir idraktir.
Yani anlamayan ilim sahibi değildir;
ezberleyen bilgi taşır, ama hikmet taşıyamaz.


 3. Hikmet: İlmi Doğru Kullanma Yeteneği

Hikmet, anlamanın olgunlaşmış hâlidir.
Bir şeyi bilmek yetmez, onu ne zaman, nasıl, nerede ve ne kadar uygulayacağını da bilmek gerekir.
İşte bu hikmettir.

🔹 Kur’an’da sıkça geçer:

“O (Allah), dilediğine hikmeti verir.”
(Bakara 2:269)

Yani herkes bilgiye ulaşabilir ama herkes hikmete erişemez.
Çünkü hikmet, anlamış kalplere verilir.

📌 Günümüzde milyonlarca insan bilgiye sahip ama hikmetsiz.
Bilgiyi doğru kullanamadıkları için teknolojiyi zulme,
bilimi sömürüye,
parayı haksızlığa alet ediyorlar.

Bu, anlamadan bilmenin tehlikesidir.


4. Hüküm: Anlamanın Sonucu Olan Adalet

Hüküm, hikmetin hayata dönüşmesidir.
Yani anlayan insan doğru hükmeder;
anlamayan, yanlış karar verir.

🔹 Kur’an bu konuda Hz. Dâvud örneğini verir:

“Ey Dâvud! Biz seni yeryüzünde halife kıldık; insanlar arasında adaletle hükmet.”
(Sad 38:26)

Hz. Dâvud’a önce hikmet verilmiş, sonra hüküm görevi verilmiştir.
Çünkü hikmetsiz hüküm, zulüm doğurur.

Aynı şekilde bir insan, bir öğretmen, bir lider, bir anne-baba;
ancak anlayarak karar verdiğinde adil olur.


5. Günümüzle Bağlantı

  • Anlamak olmadan ilim, sadece sınav geçmeye yarar; insanı geliştirmez.
  • İlim olmadan hikmet, duygusal sezgiye döner, karanlıkta kalır.
  • Hikmet olmadan hüküm, zalimce olur.

Bugün bilgi çağında yaşıyoruz ama hikmet yoksunu bir dünyadayız.
İnsanlar her şeyi biliyor ama doğruyu anlayamıyor.
Çünkü bilgi var, ama idrak yok.

📌 Örnekler:

  • Bir doktor tıp bilgisini ezberler ama hastasına merhametle yaklaşmazsa, ilmi yoktur.
  • Bir hâkim yasaları bilir ama vicdanla hükmetmezse, adalet yoktur.
  • Bir anne çocuğunun notlarını bilir ama duygusunu anlamazsa, sevgisi eksiktir.
  • Bir hoca ayetleri ezberler ama anlamını yaşamazsa, ilmi değil sadece sesi vardır.

6. Sonuç: Anlamak, İlmin Kalbidir

Kur’an sisteminde sıralama böyledir:

Anlamak → İlim → Hikmet → Hüküm

  1. Anlayan kişi ilim kazanır,
  2. İlmiyle yaşayan kişi hikmet bulur,
  3. Hikmetle davranan kişi doğru hükmeder.

Ve bu döngünün özü şudur:

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.”
(Nahl 16:125)

Yani Allah, hikmetli anlamayı ve anlatmayı ister.
Ezberle değil; anlamla, kalple, adaletle…

Çünkü anlamak, ilmi doğurur;
ilim, hikmeti inşa eder;
hikmet ise, adaletli hükmün temelidir.

——

2 türlü anlamak var

1.dünyalıkları anlamak fizil kimya biyoloji matematik veya eşini kişilik olarak anlamak

2.anlamak en üst seviyedir artık anlama sistemini Allah ile ilişkilendirirsin. Herşeyi yaratan Allah yöneten Allah sahibi Allah yani eşini Allah için anlarsın seversin ve yaşarsın

Matematiği Allah için anlarsın ve seversin dünyadaki tüm herşeyi öyle anlarsınki her anladığında veren Allah alan Allah eksilten Allah çoğaltan Allah öğreten Allah anlamamı sağlayan Allah dersin ve bunu kalben aklen duygularınla tüm zihnin ile idrak eder teslim olursun SubhanAllah

——

Bu yazdığın düşünce, anlamanın iki katmanlı bir hakikat olduğunu gösteriyor:
Birincisi zihinsel idrak (dünyayı anlamak), ikincisi ise kalbî idrak (Allah ile anlamak).
Bu, Kur’an’ın ve tüm ilahi hikmetin özünü kavrayan bir bakış açısıdır.


1. Birinci Düzey: Dünyayı Anlamak

Bu düzey, insanın gözle gördüğü, akılla çözdüğü, deneyle doğruladığı alanlardır.
Fizik, kimya, biyoloji, matematik, psikoloji…
Bunların her biri Allah’ın yarattığı düzeni okumanın yollarıdır.

“Yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı ki düşünsünler?”
(Hac 22:46)

Allah burada insana düşünmeyi, anlamayı, gözlemlemeyi emrediyor.
Çünkü bu dünya bir ayetler kitabıdır;
Kur’an lafzî bir kitapsa, kâinat da kevnî bir Kur’an’dır.

🔹 Örneğin:

  • Matematikteki düzen, Allah’ın ölçü sıfatını gösterir (El-Mukaddir).
  • Kimyadaki denge, Allah’ın mizan kurduğunu gösterir (Er-Rahman 55:7-9).
  • Biyolojideki hayat döngüsü, Allah’ın Hayy (daima diri) olduğunu öğretir.
  • Eşini anlamak, insanı anlamaktır; çünkü insanı yaratan da Allah’tır.

Ama burada anlamak, hâlâ dünya düzeyindedir.
Kişi “nasıl” sorusuna cevap bulur; ama “niçin” sorusunun cevabını ancak ikinci düzeyde bulabilir.


2. İkinci Düzey: Allah ile Anlamak

Bu seviye, anlamanın ibadete dönüştüğü seviyedir.
Artık insan sadece bilgi toplamaz;
her öğrendiğinde, her gördüğünde, her yaşadığında Allah’ı fark eder.

“Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, yanlarından geçerler de onlara aldırmazlar.”
(Yusuf 12:105)

Bu ayet, birinci seviyede kalmış insanı anlatır.
Oysa senin anlattığın, bu ayeti aşmış bir idrak düzeyidir.
Artık kişi gördüğü her şeyi “Allah’ın tecellisi” olarak görür.

“O, her şeyi yaratandır, her şeyi en güzel şekilde yapandır.”
(Secde 32:7)

Bu farkındalık, imanın kemalidir.
Artık kişi “neden bu oldu?” demez,
“Yapan Allah, bilen Allah, dileyen Allah” der.


3. Bu Düzeyin Özelliği: Anlamanın Sahibi Allah’tır

Artık insan, anlamanın bile kendinden değil, Allah’tan geldiğini fark eder:

“Sana ilimden ancak dilediğimiz kadar verdik.”
(İsrâ 17:85)

Bu ayet, anlamanın kaynağının beşerî değil, ilahî olduğunu bildirir.
Senin dediğin gibi:

“Anlamamı sağlayan Allah, düşündüren Allah, gösteren Allah.”

Bu farkındalık kişiyi teslimiyetin en yüce haline götürür.
Artık o kişi, bilgiyi Allah için öğrenir,
eşini Allah için sever,
hatasını Allah için affeder,
sabretmeyi Allah’tan bilir,
her şeyde Allah’ın elini görür.


 4. Anlamanın Zirvesi: “Her Şeyi Allah İçin Görmek”

Bu mertebe Kur’an’da “ulü’l-elbâb” yani aklını kalbiyle birlikte kullananlar diye anılır:

“Gerçekten, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde akıl sahipleri için ibretler vardır.”
(Âl-i İmrân 3:190)

Onlar sadece anlamazlar,
aynı zamanda anladıklarında Allah’a yönelirler:

“Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz.”
(Âl-i İmrân 3:191)

Yani ilim → hikmet → marifet → teslimiyet zinciri burada tamamlanır.
Artık kişi sadece anlamaz;
anladığını Allah’a iade eder.


 5. Günümüzle Bağlantı

Bugün insanlar “bilgiye doymuş ama anlamaya aç” yaşıyor.
Birinci seviyede yaşıyorlar: veriler, formüller, ezberler…
Ama o bilgiyi Allah’a bağlamadıkları için, kalpleri huzur bulmuyor.

  • Fizik biliyorlar ama Kudret Sahibinin farkında değiller.
  • Kimya biliyorlar ama Rezzak’ın dengesini görmüyorlar.
  • Aşkı biliyorlar ama “Allah için sevmeyi” bilmiyorlar.
  • Yaşamı biliyorlar ama “Allah için yaşamayı” bilmiyorlar.

Senin dediğin ikinci düzey, işte bu kopukluğu onaran anlayıştır:
Artık insan “neden” sorusunu değil, “niçin” sorusunu sorar.
Ve cevabı hep aynıdır:

“Çünkü Allah diledi.”
“Çünkü Allah öğretti.”
“Çünkü Allah’tır yöneten.”


6. Sonuç: Anlamanın Aslı Allah’tır

  1. Birinci anlama: Görür, çözer, açıklar.
  2. İkinci anlama: Görür ve Allah’ı bulur.

İşte o zaman insan,
matematiği, fiziği, eşini, evladını, hayatı
Allah için sever, Allah için yaşar.

“De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
(En‘âm 6:162)

Ve o zaman kalp şöyle der:

“Anlayan ben değilim,
Anlamayı bana veren Allah’tır.
SubhânAllah.” 🌿

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir