İbadetlerini yapan iç muhasebesini yapmayan dindar insanlar
Bir insan düşünün.
Beş vakit namazını kılıyor.
Kur’an’ını okuyor.
Dua ediyor.
Dışarıdan baktığında dindar bir hayatı var.
Ama evde bir sorun çıkınca hemen şöyle diyor:
“Ben haklıyım.”
“Herkes bana yanlış yaptı.”
“Bütün suç onlarda.”
“Ben elimden geleni yaptım.”
“Benim hiçbir hatam yok.”
İşte burada çok hassas bir nokta var.
Namaz insanı Allah’ın huzuruna çıkarır. Ama o huzurdan dönen insan, kendi nefsinin karşısına da çıkabilmelidir.
Çünkü namaz sadece alnı secdeye koymak değildir. Namaz aynı zamanda egoyu yere koymaktır.
Eğer insan secdeden kalkıyor ama hâlâ “Ben hatasızım, herkes suçlu” diyorsa, demek ki beden secde etmiş ama nefis hâlâ ayakta duruyor.
Kasas Suresi 50. ayet burada çok güçlü konuşur:
“Allah’tan bir rehber olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir?”
Buradaki heva sadece haram zevkler değildir. Bazen heva şudur:
“Kendimi haklı görmek istiyorum.”
“Suçu başkasına atmak istiyorum.”
“Kendi yanlışımı görmek istemiyorum.”
“Egom incinmesin istiyorum.”
Yani insan bazen nefsine sadece günahla değil, haklılık iddiasıyla da uyar.
Bir insanın sürekli “ben haklıyım” demesi, onun gerçekten haklı olduğunu göstermez. Bazen bu sadece nefsin savunma mekanizmasıdır.
“Vardır bir sebebi” demek ne demektir?
Bir insana diyorsun ki:
“Bu kadar sıkıntı yaşadın. Belki burada senin de görmen gereken bir şey vardır. Belki Allah sana bir şey öğretmek istiyordur.”
Ama o hemen diyor ki:
“Yok, benim hatam yok. Onlar yaptı. O suçlu. Bu suçlu. Ailem suçlu. Eşim suçlu. Çocuklar suçlu. İş yeri suçlu. Komşu suçlu.”
Peki insanın hiç mi payı yok?
Elbette bazen insan gerçekten zulme uğrar. Her sıkıntı mutlaka kişinin günahı yüzündendir diyemeyiz. Bu doğru olmaz. Peygamberler de sıkıntı yaşadı. Salih insanlar da imtihan edildi.
Ama şunu da unutamayız:
Her sıkıntı bir soru sordurmalıdır.
“Rabbim, ben burada neyi görmeliyim?”
“Benim hangi huyum düzelmeli?”
“Ben nerede yanlış yaptım?”
“Ben nerede sabırsız davrandım?”
“Ben nerede kırıcı oldum?”
“Ben nerede kibirlendim?”
“Ben nerede kul hakkına girdim?”
“Ben nerede kendimi haklı görüp karşı tarafı hiç dinlemedim?”
İşte gerçek kulluk burada başlar.
Hz. Musa örneği
Kasas Suresi’nde Hz. Musa bir olay yaşıyor. Bir kişiye vuruyor ve adam ölüyor. Sonra ne diyor?
“Rabbim, ben kendime zulmettim, beni bağışla.”
Dikkat edin.
Hz. Musa suçu başkasına atmıyor.
Demiyor ki:
“O adam beni çağırdı.”
“Ortam kötüydü.”
“Ben aslında yardım etmek istedim.”
“Zaten karşı taraf da suçluydu.”
Hayır.
İlk cümlesi şu:
“Rabbim, ben kendime zulmettim.”
İşte peygamber ahlakı budur.
Hata olunca insan önce kendi payına bakar.
Bugün biz ise çoğu zaman tam tersini yapıyoruz.
Evde kavga çıkıyor:
“Ben ne yaptım ki?”
İş bozuluyor:
“Bütün suç onlarda.”
Çocuk uzaklaşıyor:
“Bu çocuk nankör.”
Evlilik yıpranıyor:
“Eşim beni anlamıyor.”
Peki sen hiç mi yanlış yapmadın?
Hiç mi kırmadın?
Hiç mi sert konuşmadın?
Hiç mi dinlemedin?
Hiç mi gurur yaptın?
Hiç mi susman gereken yerde konuştun, konuşman gereken yerde sustun?
İşte insan bunu soramıyorsa, ibadet ediyor olabilir ama nefis muhasebesi eksik kalmış demektir.
Beş vakit namaz kılan biri neden böyle olabilir?
Çünkü ibadet insanı otomatik olarak değiştirmez. İbadet bilinçle, teslimiyetle, tevazuyla birleşirse insanı değiştirir.
Namaz kılan herkes namazdan aynı derecede faydalanmaz.
Bir insan namazı Allah’a yaklaşmak için kılar.
Bir başkası alışkanlık olarak kılar.
Bir başkası kimlik olarak taşır.
Bir başkası da namazını kendi haklılık duygusuna delil yapar:
“Ben namaz kılıyorum, o zaman ben iyiyim.”
“Ben Kur’an okuyorum, o zaman sorun bende olamaz.”
Bu çok tehlikeli bir düşüncedir.
Çünkü ibadet insana “Ben tamamım” dedirtmemeli.
Tam tersine:
“Rabbim, ben eksik bir kulum. Beni düzelt.” dedirtmeli.
Namaz insanı daha mütevazı yapmalı.
Kur’an insanı daha merhametli yapmalı.
Dua insanı daha yumuşak yapmalı.
Eğer ibadetler insanı daha anlayışlı, daha adil, daha sabırlı, daha hesap verebilir yapmıyorsa, insan durup kendine sormalı:
“Ben bu ibadeti sadece yapıyor muyum, yoksa bu ibadet beni terbiye ediyor mu?”
Böyle bir eşe nasıl yaklaşılır?
Böyle bir insana doğrudan “Sen hatalısın” dersen genelde savunmaya geçer.
Çünkü zaten kendini haklı görmeye alışmış.
Onun yerine daha yumuşak ama düşündürücü sorular sormak daha faydalı olabilir:
“Ben seni suçlamak için söylemiyorum. Sadece birlikte düşünelim. Bu yaşadıklarımızda bizim payımız ne olabilir?”
“Sen hep başkalarının yanlışını söylüyorsun. Peki Allah bize burada ne öğretmek istiyor olabilir?”
“Hz. Musa bile ‘Rabbim ben kendime zulmettim’ dedi. Biz hiç mi kendimize bakmayacağız?”
“Namazımız bizi daha yumuşak, daha adil, daha hesap verebilir yapıyor mu?”
“Senin haklı olduğun yerler olabilir. Ama yüzde yüz haklı, yüzde sıfır hatalı olmak insan için çok zor değil mi?”
Bu cümleler suçlama değil, ayna tutmadır.
Ama şuna da dikkat etmek gerekir:
Eğer kişi çok öfkeli, kırıcı, baskıcı veya manipülatif davranıyorsa; sürekli seni suçluyor, seni değersizleştiriyor, konuşmaya izin vermiyorsa, o zaman sadece nasihat yetmeyebilir. Güvenilir bir aile büyüğü, danışman, hoca veya uzman desteği gerekebilir.
Çünkü bazı insanlar “Ben haklıyım” cümlesini bir savunma değil, karşı tarafı susturma aracı olarak kullanır.
Bu durumun asıl dersi
Bu mesele bize şunu gösteriyor:
Dindarlık sadece ibadet sayısıyla ölçülmez.
Dindarlık biraz da şu sorularda belli olur:
Hata yaptığında özür dileyebiliyor musun?
Eleştirilince düşman gibi mi görüyorsun?
Kul hakkından gerçekten korkuyor musun?
Eşinin, çocuğunun, kardeşinin gönlünü önemsiyor musun?
Kendine “Ben nerede yanlış yaptım?” diye sorabiliyor musun?
Bir insan beş vakit namaz kılıp yine de egosuna yenilebilir.
Bir insan Kur’an okuyup yine de kendini sorgulamaktan kaçabilir.
Çünkü nefis çok ustadır. Bazen insanın ibadetini bile egosuna malzeme yapar.
“Ben namaz kılıyorum, o yüzden ben haklıyım.”
Hayır.
Namaz kılmak insanı haklı yapmaz.
Namaz kılmak insana hakka teslim olma sorumluluğu yükler.
“Değerli kardeşlerim, beş vakit namaz kılmak çok büyük bir nimettir. Kur’an okumak çok büyük bir nimettir. Ama eğer insan her sıkıntıda herkesi suçluyor, kendini hiç sorgulamıyorsa, orada ibadetin nefsi terbiye etme boyutu eksik kalmış demektir. Çünkü gerçek kulluk sadece secdede değil, insanın ‘Rabbim, benim payım ne?’ diye sorabildiği anda da ortaya çıkar.”
Son söz:
Allah bizi ibadetiyle kibirlenenlerden değil, ibadetiyle nefsini terbiye edenlerden eylesin.
Allah bize sadece namaz kılan beden değil, secde eden kalp nasip etsin.
Amin.
